Minyatür

Uzak Doğu’nun Minyatürlerine Yakın Bakış

  • #


Yazı:  Mehmet K. SATUK

Antik Mısır’dan bu yana geçen yaklaşık 5 bin yıllık bir hikâyesi olan minyatür sanatının Uzak Doğu medeniyetlerindeki tezahürleri, ülkemizde hak ettiği ilgiyi henüz görememiştir. Oysa bu medeniyetlerin dini, sosyal, kültürel ve sanatsal tarihlerine ilişkin pek çok veri barındırması bakımından hayli önemli olan bu minyatürler, Uzak Doğu’da kimi zaman Batılılaşmadan duyulan rahatsızlığa tercüman olmuş, kimi zaman şehirlerin görkemli tasvirlerine zemin oluşturmuş.

Rönesans devri ile Avrupa’da önemini arttıran tuval ressamlığının temelini minyatür sanatı oluşturmaktadır. Minyatürün tarihte ilk defa ne zaman kullanıldığı hakkında birçok iddia ortaya atılmış ve bu iddialara hâlâ net bir yanıt bulunamamıştır. Genel kanı odur ki; minyatür sanatı ilk defa Teb merkezli kurulan Antik Mısır Birliği döneminde, takribi olarak M.Ö. 3 bin ila 2 bin yılları arasında parşömenler üzerinde uygulanmıştır. Günümüz minyatürlerinin aksine bir diyalog aracı olarak kullanılan minyatürler, zaman içerisinde değişime uğramış ve özellikle Doğu Roma İmparatorluğu devrinde bugünkü işlevini kazanmıştır. Ülkemizde ise 16. yy.'da kemale eren minyatür sanatının Uzak Doğu medeniyetlerindeki tezahürleri ise hayli ilgi çekicidir. Uzak Doğu medeniyetlerinin tarihine ışık tutan bu minyatür numuneleri ne yazık ki ülkemizde hak ettiği ilgiyi bir türlü görememiştir. Uzak Doğu minyatürleri hakkında kaleme aldığımız ve bir özet mahiyetindeki bu yazımızdan muradımız; minyatürün bugünkü ve müstakbel muhibbanın dahi ilgilerini bu konuya çekmek ve konu hakkında önemli olduğunu düşündüğümüz bir takım bilgileri arz etmektir.


Ad majorem Dei Gloriam!(Tanrı’nın İhtişamı ve Uluhiyeti İçin)

Tarih içerisinde Cizvit cemaati ve günümüzde de Chicago Üniversitesi tarafından kullanılan bu düstur (=motto) aslında bütün sanat dallarının erken devri için geçerli olan ortak düsturdur. Erken dönem Uzak Doğu minyatürlerinde de sık olarak dini motiflerin kullanılması bu meyanda düşünülmelidir. Her ne kadar yukarıda kısaca beyan ettiğimiz üzere erken devir minyatürlerinde dini motifler sık olarak kullanılsa dahi, 17. asrın ilk çeyreğinde Japonya’nın mihmandarlığında başlayan Uzak Doğu Rönesansı ve nihayet 18. asrın sonlarında başlayan modernleşme faaliyetleri sonucunda dini motifler yerine gündelik hayat, portre, topografik haritalar vb. konular sık olarak işlenmeye başlanmıştır. Bu devrin en ilgi çekici minyatürleri ise Avrupalı insan tiplerinin tasvir edildiği eserleridir.
Utagawa Kuniyoshi’nin talebelerinden Yoshikazu Utagava’ya ait ve 1861 tarihli Gaikoku Jinbutsu adlı eserde bulunan 23 nolu minyatür, bu tip minyatürlere güzel bir örnektir. Fransa başta olmak üzere daha birçok Avrupa ülkesinin Japon devleti ile gerçekleştirdiği ticari anlaşmalar sonrasında değişen sosyal yapıyı ve farklı giyim tarzlarını göstermek amacı ile oluşturulan minyatürde var olan figürlerin üzerinde durduğu sathın belirtilmemesi göze çarpar ki bu uygulama Japon minyatürlerinin kahir ekseriyetinde görülmektedir. Eserin en tepesinde mavi rengin tonları ile tasvirlenen yer ile neyin anlatılmak istediği muallaktadır. Gökyüzünün anlatılmak istendiği düşünülebilir. Diğer Japon minyatürlerine oranla oldukça realist bir üsluba sahiptir. Resimde durağanlıktan ziyade Avrupa Rönesans sanatında görülen hareketlilik söz konusudur.

Batılılaşmanın Hicvinde Kullanılmış

Japonya’nın ilk günlük gazetesi olan Nichi-Nichi Gazetesi tarafından tekrar tekrar yayınlanarak meşhur edilen 1861 tarihli bir başka eserde ise Yoshikazu Utagava’nın eserindeki Fransız askerlerinin giydiği elbisenin bir Japon tarafından giyildiği görülmektedir. Japon kültüründeki yozlaşmayı anlatmak için Ochiai Yoshiiku tarafından oluşturulan eserde dikkati çeken bir başka konu ise oturur vaziyetteki Avrupalının elinde tuttuğu kadehtir. Sakalından ve giyinişinden Fransız olduğu anlaşılan bu zatın elinde tuttuğu kadeh ise Fransız kültürünün ayrılmaz bir parçası olan L'Absinthe adındaki alkollü içecek ile doludur. Fransızların bugün dahi sabah-akşam tükettikleri bu içecek, içindeki az alkol oranından dolayı özellikle Fransızlar tarafından bizdeki çay gibi tüketilmektedir. İşte bu kadehte bulunan içki Fransız kültürünün Japon kültürüne galebe çaldığının en büyük göstergelerinden biridir. Bu tarihten sonra Japon nakkaşların eserlerinde L'Absinthe’in sıklıkla kullanılması bu içeceğin yaygınlık alanının ne kadar yüksek oranlara ulaştığını ve dolayısıyla Fransız kültürünün ne kadar etkili olduğunu göstermesi açısından oldukça önemlidir.

Utagawa Kuniyoshi tarafından oluşturulan Bankoku Jinbutsu No Uchi adlı albümde yer alan bir minyatür ise diğerlerinden farklı olarak figürlerin arasında hiçbir Japon bulunmamaktadır. Verdiğimiz diğer örnekler gibi 1861 tarihli olan bu minyatürün üst kısmında elbiselerinden Fransız olduğu anlaşılan iki figür, atın üzerinde resmedilmiştir. Atların anatomik yapılarında görülen oran mükemmele yakın olmakla birlikte, atların Fransa’dan getirildiği muhakkak olup yukarıda da bahsettiğimiz yozlaşma sürecine işaret etmektedir.
Kobayashi Kiyochika tarafından oluşturulan Nihon Banzai Hyakusen Hyakusho adlı albümde yer alan ve Çar II. Nicholas’a ait bir tasvir ise Japon minyatür sanatının Avrupa tarafından tanınmasına vesile olması hasebiyle oldukça önemlidir. Tüm cesameti(!) ile düşman üzerine yürüyen bir komutan şeklinde resmedilen çar, bir elinde tabanca diğer elinde kılıcını tutar vaziyette olup başında çarlık tacı bulunmaktadır. Batmak üzere olan bir gemiden kara üzerine dikilmiş silahlar arasında gerilmiş ip üzerinde resmedilen çarı aşağılamak için vücuda getirilen   birçok minyatürden sadece biridir ki bu ve benzeri eserler Japonların Rus düşmanlığını sarih bir şekilde ortaya koymaktadır. 1904-1905 Japon-Rus savaşının propagandasını yapmak için oluşturulan bu eserde batılı boyama teknikleri kullanılmıştır. Illustrated London News namıyla günümüzde dahi yayımlanan gazetenin 1904 tarihli birçok nüshasında bu eser birçok kez kullanılmıştır. Mezkûr gazete ile Kobayashi Kiyochika arasındaki bağın bilinmesi konunun daha iyi anlaşılması için şarttır. Charles Wirgman isimli bir İngiliz gazeteci -ki o sıralarda Illustrated London News adına çalışıyordur- Japonya’ya da bulunduğu vakitlerde Japon sanatlarına merak salmış ve bu vesile ile Kobayashi Kiyochika’nın atölyesine gelerek sanatkar ile tanışmıştır. Bu tanışıklık yaklaşık 2-3 sene sürmüş ve bu sure zarfında Charles Wirgman mezkûr gazetede Japon sanatları hakkında bir yazı yollamış ve bu yazıda Kobayashi Kiyochika’dan uzun uzun bahsetmiştir.
Wirgman’ın vefatından sonra vuk’u bulan Rus-Japon savaşları için görsel malzeme fıkdanı çeken gazetenin başvurduğu ilk kişi Kobayashi Kiyochika olmuş ve bu suretle Japon sanatkârları ve sanatı kendisini Avrupalılara tanıtma fırsatı bulmuştur. Nihon Banzai Hyakusen Hyakusho adlı albümünde, Rus generali Aleksei Nikolaevich Kuropatkin, doktor Vassily Dmirta gibi 1904-1905 Japon-Rus savaşında yer alan bir çok Rus general, doktor, hemşire ve askerin tasvirleri bulunmaktadır.  Avrupalıların resmedildiği diğer eserlerin bir kısmını, ileride konu hakkında araştırma yapacak olan araştırmacılar veya konunun muhibleri için belirtmekte yarar olduğu muhakkak. Avrupalı figürlerin görüldüğü diğer örnekleri görmek isteyenlere Utagawa Hiroshige, Utagawa Kuniyoshi, Nishimori Takeki’nin eserlerine müracaat etmeleri tavsiye olunur.

Görkemli Şehir Tasvirleri

Uzak Doğu minyatürleri arasında şehir tasvirlerini en güzel betimleyen eserler Çinli sanatkârlar tarafından ortaya konulmuştur. Bu eserlerin arasında öne çıkan iki eser, gerek şehrin detaylı tasviri gerek topografi ilmine bağlı kalınması açısından oldukça önemlidir. Bu şehir tasvirli eserlerden 1882 tarihli olan oldukça önemlidir. Çin minyatürünün özellikle üzerinde durduğu şehir tasvirlemesinin en güzel örneklerinden biri olan bu eser, Çinli nakkaş Li Liankun imzalıdır. Tayland adasının belki de en güzel tasvirini veren bu eserde dikkati çeken en önemli unsur topografik verilerin mükemmel şekilde kullanılmasıdır. Akarsuların yeşil renk ile belirtilmesi bir alüvyon anlatımını akla getirmektedir. Adanın etrafı dahi aynı renk ile boyanmış ve adadan uzaklaştıkça yeşilin rengi kademeli bir şekilde açılmaya başlayıp kısa bir mesafenin sonunda renk ortadan kaybolur ki bu uygulama ile sığ sular belirtilmiş olmaktadır. Adada bulunan yerleşim birimleri çeşitli geometrik formlar marifetiyle oluşturulan kartuşlara derc edilen isim ve nüfus sayıları ile belirtilmiştir. Gerek Tayvan adasının hemen yanında bulunan Pescarodes adasının küçük ölçekli olmasına rağmen özenle resmedilmesi, gerek oldukça önemli bilgilerin yazı vasıtası ile belirtilmesi sanatkarın bu eserini birilerini bilgilendirmek için yaptığı zannını uyandırmaktadır.
1368 tarihli bir başka şehir tasviri ise oldukça önemli tarihi bilgiler taşımaktadır. Eserin ve nakkaşın adı bilinmemektedir. Bir adet dünya haritasının yanı sıra on üç adet de çeşitli ülkelerin tasvirlerini ihata eden bu eserin orijinal hali günümüze kadar ulaşamamıştır. Bugün bu eseri görebildiğimiz tek kaynak 1654 tarihli bir kopyasıdır. Çin, Japonya, Tayland, Kore adalarının da içinde bulunduğu birçok ülkenin tasvir edildiği eserde sadece siyah mürekkep kullanılmıştır. Mezkûr eser 1368 tarihinde Çin medeniyetinin dünya ile olan irtibatı, diğer kıtalarda bulunan insanları tanımaları gibi çok değerli bilgiler vermektedir. Ayrıca uzak doğu ülkelerinin en eski tasvirleri olmaları hasebiyle de oldukça önemlidir.

Dinlerin Hayvanata Bakışı Minyatürlere de Yansıyor

1787 tarihli bir başka şehir tasvirli eser ise Alman nakkaş Arthur W. Hummel imzasını taşısa dahi Çin tasvir üslubundadır. Hai Quo Wen Jian Lum namındaki albüm altı adet haritadan oluşmaktadır. Üç nolu eserde özellikle vurgulanan Zhu Jiang deresinin taşıdığı önem hakkında hiçbir malumatımız yoktur. Mezkûr eserde kalelerle çevrili bir şehrin içinde görülen bazilika ise şehirdeki Hıristiyan nüfusun yoğunluğuna işaret etmektedir. Aydınlık pencereleri bulunan bazilika kapısız olarak resmedilmiştir. Bazilikanın naos kısmına (ana ibadet alanı) giriş, yuvarlak bir kemere sahip ana giriş kapısı ile birlikte sağında ve solunda bulunan küçük kapılar vasıtası ile yapılıyor olsa gerek.

Uzak Doğu medeniyetlerinin kahir ekseriyetinde var olan dinler, hayvanata büyük önem vermiştir. Bu durumun doğal bir getirisi olarak minyatür sanatında hayvan üslubu denilen bir üslup gelişmiş ve sıkça kullanılmıştır. Özellikle Edo devri Japonya’sında kaleme alınan epik romanlarda kullanılan bu üslubun en güzel örnekleri Takizawa Bakin tarafından kaleme alınan Nanso Satomi Hakkenden adlı roman için Yanagawa Shigenobu isimli nakkaş tarafından oluşturulan minyatürlerdir. Yirmi sayfalık bu epik romanın her varağı birbirinden bağımsız olarak oluşturulmuş levhalar şeklindedir ki bu durum bu eserin birden çok sanatkârın ortak çalışması sonucunda ortaya çıktığını düşündürmektedir. Siyah bir fon üzerine beyaz ve beyazın tonları kullanılarak resmedilen hayvan tasvirleri realist üsluba uymaz. Bu eserde yoğun olarak hayvan tasvirlerinin görülmesine karşın Zümrüd-ü Anka tasviri, gerek üslup gerek ışık ve gölge tekniklerinin ustaca kullanılması ile bu albümde bulunan en önemli minyatürdür.
Japon halkı için önemli bir destan olan, Minamoto Yoshitsune Destanı’nın 1607 tarihli bir nüshası için adı bilinmeyen bir nakkaş tarafından oluşturulan minyatürler ise Japon mimarisi, sanatı, insan tipleri ve giyim-kuşam gelenekleri hakkında oldukça önemli bilgileri ihata etmektedir. Otuz sayfadan oluşan bu eserde kullanılan üslup daha sonraları Somatka üslubu olarak adlandırılacak ve Japon edebi eserlerinin resimlendirilmesinde en sık kullanılan üslup olacaktır.

Mu Hanedanı Tarihi Minyatürlerde Resmedilmiş

Shanhai Jing adlı eser ise adı bilinmeyen bir Çinli nakkaş tarafından oluşturulmuş olup 1644 tarihlidir. Eserin dördüncü sayfasında bulunan yedi basil Zümrüd-ü Anka tasviri ile Çinli nakkaşlar Farsi nakkaşlar ile yarışabilecek yetenek ve donanıma sahip olduklarını göstermişlerdir. Menşei Hindistan olan ve Japonlar tarafından Homyo Doji  olarak adlandırılan halk destanının resim kullanılarak zenginleştirildiği eserde fantastik canavarlar dikkati çeker. 1768 tarihli bu eser elli sayfa olup sadece yedi sayfasında minyatür bulunmaktadır. Bu minyatürlerde tasvir edilen ejderha ve benzeri fantastik canavarların yanı sıra Japon aile ve şehir hayatını tasvir eden minyatürler oldukça önemlidir. 1931 yılında kaleme alınan ve Mu hanedanının portrelerine havi Ji MuHwguinas Kamuto namındaki eser Uzak Doğu portreciliğinin ulaştığı en yüksek mertebeyi göstermesi açısından önemlidir. Mu hanedanının ilkinden otuz üçüncüsüne kadar olan bütün kralların kısa biyografilerinin de bulunduğu bu eserde kullanılan renk ve Batılı boyama teknikleri ilk bakışta göze çarpan özelliklerdir. Oldukça realist bir üslupta ortaya konan kralların üzerlerinde bulunan kaftan, hırka, serpuş ve benzeri tekstil ürünlerinin oldukça detaylı bir şekilde tasvirlenmesi, dönemin giyim-kuşam zevkini anlamamız için oldukça önemli ipuçlarıdır.
Hina Matsuri namındaki eser ise 1726 tarihli olup sadece siyah mürekkep ile oluşturulmuştur. Perspektif kullanımında yeni tekniklerin denendiği anlaşılan, 1726 tarihinde Japon kadınlarının gündelik hayatlarını tasvir eden eser Sukenobu Nishikawa tarafından resimlendirilmiştir. Mezkûr eser Girl's Day adıyla 1996 senesinde Oxford Press tarafından basılmıştır. Yakın bir tarihte Amerika’da Girl's Day adıyla gösterime giren film baştan aşağıya bu eseri anlatmaktadır.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1345 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK