Mimari

Menteşoğulları'nın Yadigarı 1600 Yıllık Bir Abide'nin Taş Tezyinatına Dair

  • #


Yazı: Prof. Dr. Çiçek DERMAN

Geleneksel mimarimizde yer alan eserler, tarihi belgeleyen kitabelerle ve dantelcesine işlenmiş tezyinatıyla ayrı bir zenginliktir. Batı Anadolu Türkmen Beylikleri'nden Menteşoğulları'nın yadigarı olan İlyas Bey Camii ve külliyesi gibi eserlerin tezyinatı ve kitabeti bu sanatkarane rafineliğin birer delilidir. 1004'de inşa edilen cami ve külliyesi bizlere devrinin desen özelliklerini aksettirir. Caminin banisi olan Menteşoğlu İlyas Bey (ö. 1421), sanata ve ilim adamlarına değer veren, sarayını kültür merkezi haline getiren bir Anadolu Türkmen beyidir. Anadolu'da benzeri az görülen bir örnek olan cami ile külliyenin günümüzde yenilenerek yeniden hayata kazandırılması ile isabetlidir. yapının kitabelerine ve tezyinatına yakından bakmayı denedik.


Batı Anadolu Türkmen Beylikleri’nden Menteşeoğulları’nın eseri olan İlyas Bey Câmii, yakın tarihde Söktaş A.Ş. ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tâmir edilip kurtarıldı ve hakkında “Balat İlyas Bey Külliyesi” isimli bir kitap yayımlandı (Ed: Prof. Dr. Baha Tanman ve Leyla Kayhan Elbirlik, İstanbul 2011). Bu restorasyon ve kitap faaliyeti meraklılarını memnun etti. Emeği geçenlere – sanat tarihimiz adına- teşekkür ederiz. Balat (Milet) bölgesinde bulunan ve sanat değeri çok yüksek olan İlyas Bey Câmii (resim 1), medrese ve imâret binasıyla birlikte 1404 tarihinde İlyas Bey tarafından yaptırılmıştır. İlyas Bey Külliyesi’nde bulunan tek kitâbe, caminin kuzey cephesindeki, orta kemer alınlığında yer alır. Mermer üzerine üç satır celî sülüs hatla yazılı olan kitâbede, yapının inşâsına Zilkade 806 (Mayıs 1404) tarihinde başlandığıbelirtilmiştir. Tahmînî 18x18 metre boyutlarındaki kare plânlı ve tek mekânlı câmi, 14 metre çapında kiremit kaplı bir kubbeyle örtülüdür. Bânisi Menteşeoğlu İlyas Bey (ö.1421), sanata ve ilim adamlarına değer veren, sarayını kültür merkezi hâline getiren bir Anadolu Türkmen beyidir. Bu câmîyi 28 Mayıs 2006 günü, Söke’de oturan dostumuz Hasan Âli Göksoy’u (1939-2010) ziyâret ettiğimizde gidip görmüş ve bütün harap hâline rağmen, mimârisine ve özellikle taş işçiliğine hayran kalmıştık. Dışardan ve içerden çektiğim resimleri İstanbul’a dönüşde bir daha inceleyince bu fotoğrafları bastırıp o yıllarda yüksek lisans öğrencilerim olan Füsûn Oker Karagöz ve Ebrû Karahan ile düzenlemeye karar verdik. 2007 yılı başlarında, iki ay süren çalışma sonunda, kırık yerlerdeki desenler tamamlanıp kağıt üzerinde eksik parçalar ilave edildi. Taş işçiliğinin asırlardır mâruz kaldığı tabiat şartları ve bakımsızlık neticesinde, aralarda biten otların da verdiği zararla epey aşınan desenler düzeltilerek kâğıda geçirildi. Dosyalayıp arşivime kaldırdığım bu çalışmayı, yukarda bahsettiğim kitabı görünce tekrar hatırladım ve bir makale talebi karşısında bu desenleri meraklılarıyla paylaşmak üzere kalemi elime aldım.


Mermer üzerine yapılan taş işçilik, asırlara meydan okuyarak günümüze kadar gelebilmiş ve bizlere devrinin desen özelliklerini aksettirebilmiştir. Desenlerde, rumî motifine nazaran hatayî gurubu motiflere daha az yer verilmiştir. Mahallî desen anlayışının hâkim olduğu taş işçiliğinde, bu günden çok farklı bir rumî üslûbu görülmektedir. Taş üzerinde rumî motifiyle desen ortaya çıkartmak, hatayî motifine nazaran daha kolaydır; bu sebeple, kullanılan motifler içinde rumî, çoklukla tercih edilmiştir. Bezemeler, cami giriş kapısı ve mihrapda yoğunlaşmıştır. Ayrıca doğu, güney ve batı cephelerinde yer alan iki sıra hâlindeki 12 adet percereüstü taş tezyinat, sanatlı hazırlanmış örneklerdir. Caminin kuzey cephesinde bulunan ve girişin iki tarafında yer alan rumîli kenarsuyu, sağ ve soldan katlanarak devam eden simetrili bir desendir. Eksenlerdeki ortabağ ve tepelik motifleriyle hazırlanmış olan ince taş işçiliği, çok sanatlı bir pervaz örneğidir. Girişin sağ ve solunda bulunan bu kuşak şeklindeki bordür, ilk bakışta aynıymış gibi görünse de hem genişlik, hem de desen olarak farklı hazırlanmıştır (resim 2-3). Yine kuzey cephesinin sağında yer alan mermer niş üst deseni simetrili olup rumî motifleriyle işlenmiştir (resim 4). Cami girişinin orta kısmı üstünde duran, uzun dikdörtgen ½ simetrili mermer parçası üstünde, hatayî motifleriyle hazırlanmış zarif bir taş işçiliği yer almaktadır.


Hatayî gurubu motiflerin yoğun olduğu bu kısım, ancak başımızı kaldırıp baktığımız zaman görülebilmektedir. Desen içinde orta eksen üzerinde sıralanan iri hatayîler, rumî helezonu arasında ufak yapraklar ve gonca motifleriyle pek güzel hakkedilmiştir. Fotoğraf yardımıyla alınan desen, düzeltilip simetrili şekliyle yeniden çizilmiştir (resim 5).


Cami mihrabında görülen tezyînat, dış tesirlere karşı daha korunaklı olduğu için motifler belirgindir ve parça parça incelendiği zaman, nefes kesen bir sanat mahsulü olduğu hemen fark edilir (resim 6). Mihrabı dört kenarından çevreleyen rumîli kenarsuyu pek zarif olup ustalıkla yerine işlenmiştir. Yükseklerde yer alan desenlere maalesef ulaşılamamış, buralardaki tezyinatın, fotoğraflarla tesbîtine gayret edilmiştir. Cami içi, doğu duvarında yer alan pencerenin tavan bezemesi geçmeli olarak hazırlanmış olup bu bezemeden alınan bir parça düzeltilerek yeniden çizilmiştir (resim 7).

Yapının diğer cephelerinde bulunan 12 adet pencere, dış kenarlıkları ve alınlıklarıyla birbirinden farklı desenlere sahiptir. Bu desenler orijinal şekline sadık kalınarak, ancak hatâlı köşe dönüşleri düzeltilip yeniden çizilmiştir (resim 8-9-10-11-12). Geometrik bezemenin de ihmâl edilmeyerek gerek mihrabda, gerekse pencere alınlıklarında farklı şekilleriyle uygulandığı görülmektedir.


Taş tezyînatında kullanılan renkli taş işçiliğini de belirtmeliyiz. Bilhassa dış cephe pencere alınlıklarında ve kuzey cephesi giriş bölümündeki kemerlerde görülen kırmızı-yeşil ve mavi renkli taşlarla cami adeta cazibe kazanmıştır. Balat İlyas Bey Camii (1404) ile Milâs Fîruz Bey Camii (799/1396), aynı bölgede bulunan yakın tarihli iki eserdir. Bu camilerdeki taş tezyînatında yer alan rumî motifleri, tek tek ele alınarak incelendiği zaman, yakın benzerlik hatta bazı motiflerin aynı olduğu görülür. Bu benzer özellik, yazı arası boşluk doldurmak için konulan motiflerde de fark edilmektedir.

Şu farkla ki; İlyas Bey Camii'nin kitâbesi içinde, tek tek olan motifler, Milâs Fîruz Bey Camii'nde bir helezon üzerine yerleştirilmiştir (resim 13 -14). İlyas Bey Camii mihrap kitâbesinde adı verilen Nâsıreddin Altana’nın mimar mı yoksa taş işçiliğini yapan usta mı olduğu, tartışmalı bir konudur. Ancak, zengin taş işçiliğiyle tanınan ve ünlenen bu caminin kitâbesinde, sanatkârın imzasının bulunması daha kuvvetli ihtimaldir. Ayrıca, XIV. yy sonlarıyla, XV. yy başlarında Batı Anadolu’da yer alan mimârî eserlerde sanatkâr imzasının mihrap kitâbesinde görülme geleneği daha akla yakın gelmektedir (bkz. M.Baha Tanman; Balat İlyas Bey Külliyesi, İstanbul 2011, sh.87-92). Taş tezyînatı açısından Balat / İlyas Bey Camii, Anadolu’da benzeri az görülen bir örnektir ve günümüzde yenilenerek yeniden hayata kazandırılması isâbetli olmuştur.




KAYNAKLAR: 1) Balat İlyas Bey Külliyesi / ed. M. Baha Tanman-Leyla Kayhan Elbirlik, İstanbul 2011. 2) Aynur DURUKAN; Balat İlyas Bey Camii, Ankara 1988.

İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 1108 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK