Kuyumculuk

Gümüşün Sabır Hali Telkâri İSMEK'te Emin Ellerde

  • #


Yazı: Mutia SOYLU

İncecik gümüş teller, yetenek ve sabırla âdeta dantel gibi, iğne oyası gibi işlenerek birbirinden şık motiflere dönüşüverir. Kimi zaman göz alıcı bir takı, kimi zaman fincan zarfı veya sigara ağızlığı, kimi zaman da tütün kutusu olarak çıkar karşımıza. Telkâriyle işlenen her bir üründe zarafettir göze ilk çarpan. Tarihi M.Ö. 3000’li yıllara dayanan telkâri tekniği denince akla ilk olarak Mardin Midyat gelse de, Ankara Beypazarı ve Trabzon da telkâri sanatının hayat bulduğu merkezlerin başında anılır. Geleneksel sanatlarımız arasında önemli bir yere sahip olan telkâri, bu sanata gönül veren ustalar tarafından yaşatılmaya çalışılıyor.

Varoluşundan bu yana hep bir ‘yaşamı anlamlandırma çabası’ içerisinde olan insanoğlu, bunun en iyi yolu olarak sanatı keşfetmiştir. Sanatını icra etmek için de çeşit çeşit malzemeler kullanagelmiştir. Kendisini ifade etme biçimi olarak seçtiği alanda kimi zaman yalnızca bir kurşun kalem ve kâğıt olur malzemesi sanatçının, kimi zaman ise paha biçilmez kıymetli taşlar… Bazen bir ağaç parçasıdır, bazen cam, bazen de altın, gümüş, bakır gibi madenlerdir maharetli ellerde yoğrulup birer sanat eseri olarak vücuda gelen.

“Telkâri” sanatında da incecik gümüş veya altın teller, ustasının maharetiyle göz kamaştıran sanat eserlerine dönüşüverir. Tel işleme sanatı olan telkârinin tarihi çok eskilere dayanır. Arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara göre telkâri tekniği, M.Ö. 3000’li yıllarda Mezopotamya’da kullanılmıştır. İnce gümüş tellerin birleştirilmesiyle yapılan telkârinin, Anadolu’daki ilk örneklerine ise M.Ö. 2500’lü yıllardan itibaren rastlanır.
Telkârinin Anadolu’daki merkezi; tarihsel süreçte pek çok uygarlığa, farklı din, etnik grup ve mezhebe ev sahipliği yapmış olan Mardin şehridir. Kim bilir nice telkâri ustaları gelip geçmiştir hoşgörü ve kardeşliğin diyarından. İncecik tellerin ilmek ilmek işlendiği bu sanat da diğer geleneksel sanatlarımız gibi ayakta kalmaya, deyim yerindeyse zamana yenik düşmemeye çalışıyor şimdilerde. Teknolojik kolaylıkların gelmesiyle kuyumculuk alanındaki yeri giderek daralan telkârinin ustaları, bu tekniği bugüne taşımayı başardı. Bugünkü ustaların tek dileği ise, bu sanatın yok olmaması, gelecek nesillere aktarılması…

Mardin Midyat kadar, Ankara Beypazarı ve Trabzon da telkâri sanatının hayat bulduğu merkezlerin başında gelir. Fakat geleneksel el sanatlarımız arasında yer alan telkârinin, Mardin Midyat’ta ifade ettiği anlam bir başka. Telkâri, bu bölgede öncelikli sanat dalı olarak kabul edilir. Daha çok Süryani ustaların geleneksel sanatı olarak bilinir. Bunun nedeni ise en ünlü telkâri ustalarının hep Süryaniler arasından çıkıyor olması... İşin erbaplarının ilham kaynağı Mezopotamya, desen kaynağı ise geçmiş medeniyetler.

Gümüşten Danteller Göreni Cezbediyor

Tümüyle el işçiliğine dayalı bir sanat olan telkâri için gümüşten iğne oyası da denebilir. Neredeyse saç teli kadar ince gümüş teller, yetenek ve sabırla örülerek birbirinden şık motiflere dönüşüverir. Telkâri, “vav işi” olarak da adlandırılır. Arap alfabesindeki “vav” harfinin motif olarak çok sık kullanılmasından ötürü bu ismi alır. Erbabının hünerli ellerinde şekil alan incecik teller, zarif takılar olarak karşımıza çıkar.

Telkâri tekniği yalnızca takı üretiminde kullanılmaz elbette.  Sigara ağızlıklarından tütün kutularına, kemerlerden fincan zarflarına, tepsilerden aynalara kadar pek çok objenin telkâri tekniği ile yapılması mümkün. Bu teknikle işlenen ürünlerdeki zarafet göz kamaştırır, göreni hayran bırakır. Âdeta danteli andıran eserlerde, vücuda getirirken ruhundan güzellikler katan ustalarının imzasını görmek ise pek mümkün değil. Zira telkâri çalışmalarda düz bir alan mevcut değildir. Bu nedenle çalışırken onca emek harcayan telkâri ustası, eserine imza koyamaz. Ancak telkâriler, kendilerini var eden ustaların ruhundan aldığı tecrübeyi, mahareti ayna gibi yansıtır. Ustası, kimi zaman geleneksel Osmanlı motiflerinden ilham alır tasarımlarını yaparken, kimi zaman da modern dünyadan esinlenir.

İşlenen her bir motifin, üzerindeki işçiliği yansıtan bir ismi vardır. Söz gelimi kişniş, papatya, mekik, kız saçı örgüsü, ay takımı, başak, yonca, pres tipi kişniş, süpürge küpe-sarı çiçek, sinekli model, haydari, çift mekik, takılarda en çok kullanılan telkâri motifleridir.

Hem Sabır, Hem Beden Gücü İstiyor

Telkâri ustaları, kullanacakları malzemeyi bizzat kendileri üretir. Malzemenin üretimi; tel çekme, model hazırlama, tavlama, kesim, şekil verme, birleştirme, kaynak ve ağartma aşamalarından oluşur. Önce tel çekme aşaması gerçekleştirilir. Saç teli kadar ince teller, atölyelerde işin erbapları tarafından sabırla vücuda getirilir. Telleri üretmek için işe ilk olarak, kullanılacak gümüşün (bazen de altın olabiliyor kullanılacak malzeme), pota içerisinde, yüksek ısıda eritilmesiyle başlanır. Elde edilen eriyik, çubuk haline getirilmek üzere kalıplara dökülür.
Daha sonra çubuklar haline gelen malzeme, üzerinde geniş delikleri olan çelikten mamul bir aletten geçirilir. Bu alete “hadde” denilir. Bu işlem yapılırken hadde sağlam bir yere sabitlenmelidir. Haddenin üzerinde bulunan geniş delikten geçen çubuk, ince delikten çıkartılır. Bu işlemler madenin sertleşmesine yardımcı olur. Sertleşen maden kor haline gelinceye kadar ateşte bekletilir ve haddeden kolaylıkla geçebilmesi için bal mumuna daldırılır.

Çubuk halindeki malzemeyi haddeden çekmek için özel penseler kullanılır. Maden penselerle çekilemezse, telkâri ustası bu iş için tasarlanmış, üzerinde demir halkalar bulunan, manda derisinden kemerini takar. Daha sonra haddeden çıkan madenin bir ucunu belindeki kemere bağlar ve beden gücü kullanarak incelmiş madeni haddeden çıkartır. Bu işlemlerden önce kalınlığı yaklaşık 0,5 cm olan maden çubuk, 1 mm’lik incecik bir tel halini alır.

İş bununla da bitmiyor elbette. Tellerin hazırlanmasının ardından ilk olarak telkârinin ana iskeleti olan “muntaç” yapılır. Daha sonra sıra, muntaç içine yerleştirilen farklı biçimlerdeki motiflere gelir. Ana iskelette kullanılan tel, motiflerin yapıldığı telin iki katı kalınlığında olmalıdır. Muntaç yapımı ceviz ağacından kesilmiş bir tahta üzerinde gerçekleştirilir. Sonrasında ise ağır demir levhalar altında birkaç gün bekletilerek hazır hale getirilir.

Telkâri tekniği ile yapılan her ürünün tamamı telden yapılır. Bunun için bir ürün binlerce parçadan bükülerek ve birleştirilerek oluşturulur. Lehim gümüşü çürüteceğinden, teller lehimle değil, kaynakla birleştirilir. Bu nedenle telkâri sanatında kaynak önemli bir aşamadır. Tellerin kaynakla birleştirilmesi de öyle kolay bir iş değildir. Aksine bir hayli güç ve sabır ister. Kaynak materyali olarak gümüş ve  pirinç karışımı bir alaşım kullanılır.

Bütün parçaları birleştirilmiş bir ürün, son şeklini aldığı zaman ısıtma, kaynak ve diğer işlemler nedeniyle kirlenmiş, kararmış ve oksitlenmiş durumdadır. Ürünün doğal parlak rengini alabilmesi için ağartma işlemi uygulanır. Bu aşamada bütün ürünler bir bakır kap içine konur ve üzerlerine nitrik asitli su ilave edilir. Ürünler doğal renklerini alıncaya kadar birkaç dakika süreyle kaynatılır. Daha sonra bol su ile durulanır ve kurutulur. Son olarak ağartılan ürünler deterjanlı (eskiden deterjan yerine çöven kullanılırdı) su ile tekrar yıkanır ve ince telli bir fırça ile iyice fırçalanır. Yüzeydeki fazlalıklar ve kaynak artıkları temizlenir, ürünlerin yüzeyi düz bir çelik parçası ile parlatılır.

Her Bölgede Farklı Bir Çeşidi Var

Dudey, kake, güverse, tırtıl, gül, vav gibi motif çeşitleri bulunan telkâri tekniğinin “hasır telkari”, “kafes telkâri” ve “kakma telkâri” olmak üzere üç ayrı çeşidi var. Hasır telkâri, “Örgü işi” veya “Trabzon işi” olarak da bilinir. Bu teknikte teller tek tek örülür. Daha çok Trabzon yöresinde uygulanan bu teknikte altın ve gümüş teller 8 cm. ene kadar örülerek şeritler haline getirilir. Daha sonra silindirler arasından geçirilen bu örgüler, ezilerek tam bir örgü şerit halini alır. Bu şeritler uygun uzunlukta kesilerek bilezik ve kolye yapılır.
Kakma telkâri tekniğinde ise değerli veya yarı değerli bir taş, maden veya ağaç yüzey üzerine kazınan oyukların içine tel yerleştirilir. Tel kakma yapılacak yüzey üzerine çizilen şekil, kazıma veya asitle oyma tekniği ile yüzey üzerinde çukurlaştırılır. Bu çukura yerleştirilen genellikle köşeli tel, çekiçle vurularak sıkıştırılır ve şekil içerisine gömülür. Yüzeyden taşan kısımlar alınır, eğelenir, perdahlanıp parlatılır. Bu teknikle silah kabzaları, bıçak sapları, şemsiye sapları, zarf açacakları, yazı takımları, kaşık sapları, tespihler, nalınlar, ağızlıklar, baston sapları, şamdanlar süslenir.

Kafes telkâri tekniğinde de tellere şekil verildikten sonra kaynakla birleştirilerek bir ana iskelet oluşturulur. Bu iskeletin içi daha ince tellerle doldurulduktan sonra yine kaynak yapılır ve gerekirse ürün minik kürelerle süslenir. Kül tablaları, çakmak kılıfları, sigara ve mücevher kutuları, şamdanlar, tepsiler, şekerlikler, vazolar, ağızlıklar, nargile uçları, çiçekler, sigara tabakaları, fincan, bardak, sürahi kılıfları, abajurlar, çeşitli tabaklar, düğmeler, kol düğmeleri, küpeler, tepelikler, kolyeler, broşlar, bilezikler, kemerler ve yüzükler genellikle bu teknikle üretilir.

İSMEK’te Telkâri Eğitimi

Geleneksel el sanatlarımız arasında önemli bir yere sahip olan telkâri, geleneksel değerlerimizi geleceğe taşımayı amaçlayan ve bu doğrultuda eğitimler veren İSMEK’in de branş yelpazesinde yer alıyor. Takı Tasarımı Gümüş Telkâri Sim Örücülüğü Zümre Başkanı Fatma Fisunoğlu, İSMEK’te verilen telkâri eğitimlerinin, haftada iki gün olmak üzere toplamda 120 saat olduğunu belirtiyor. Kadın kursiyerlerin ağırlıkta olduğunu belirten Fisunoğlu, bu yıl erkek kursiyerlerin de bu sanata ilgi gösterdiğini söylüyor.
Fisunoğlu’nun belirttiğine göre, kuyumculuk teknolojisini bitiren iki yıllık mezunlar da kendilerini geliştirmek amacıyla telkâri kurslarına geliyor. İSMEK Takı Zümre Başkanı Fatma Fisunoğlu’na, iyi bir telkâri ustası olmak için ne kadar sürelik bir eğitim almak gerektiğini soruyoruz. Tüm geleneksel sanatlarımızda olduğu gibi telkâride de kişinin el becerisinin, yatkınlığının elbette önemli olduğunu belirten Fisunoğlu, bu sanatta az çok bir yere gelmek için en az iki yıl eğitim almak gerektiğini vurguluyor.  İSMEK’te Avrupa ve Anadolu yakasındaki dört ayrı kurs merkezinde verilen telkâri eğitimlerinde “alaşım metalleri ve kimyasallar, yarı mamul, kuyumculukta kaynak, telkari, kuyumculukta sipariş formu, takının müşteriye teslimi” konu başlıkları işleniyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1528 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK