Kukla

Klasik Kemençe ve Kuklanın Genç ve Yetenekli Ustası: Şeyda Hacızâde

  • #


Yazı: Zeynep OZANCALI

Şeyda Hacızade, Beyoğlu’ndaki küçük bir atölyede kendini kuklalarına ve "Sesine vuruldum" dediği klasik kemençe yapımcılığına adamış, işinin hakkını vererek yapan ülkemizin birkaç kadın enstrüman yapımcısından biri. Sanatındaki yolculuğu üniversite yıllarında ahşap oymacılığına duyduğu ilgiyi fark etmesiyle başlamış. Sanatkâr,15 yıldır devam ettiği mesleğindeki başarısının sırrını, kabiliyetleri doğrultusunda iş seçimi ve bunu tutkuyla yapması olarak açıklıyor. Genç nesil ahşap kukla ve klasik kemençe yapım ustası, acem kızı Şeyda Hacızade ile sanatı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Galata’dan Tophane’ye doğru dar sokaklardan yürüdüğümüzde küçük, giriş katı bir atölyede buluyoruz kendimizi. Üzerinde 61 numara yazan tarihin parmak izlerini üzerinde taşıyan bir kapıyı aralıyoruz. İçeride kulağa hoş gelen bir müzik eşliğinde sıcak gülümsemesi ile hem de tam da iş üzeri kemençe yayı yapan genç bir kadın karşılıyor bizi. Tezgâhının üzerindeki aletleri onun kullandığını görünce şaşırıyoruz biraz. Başlarda yalnız olduğunu zannediyor ve bir göz atıyoruz etrafa. Sonradan anlıyoruz ki ona pek çok yarenlik edeni var. Duvarda asılı duran birkaç çift göz bizi izliyor gibi geliyor. Ardından tezgâhın üzerinde cilalanmak üzere sırasını bekleyen klasik kemençeler dikkatimizi çekiyor. Bir de iri gözleriyle bize bakan, biraz da konukluğumuzdan rahatsız olan Alaca isimli kedisi.


Şeyda Hacızade, genç yaşına rağmen tabiri caizse bir koltuğa iki karpuz sığdıranlardan. 17 yaşında kazandığı Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Dekorları ve Kostümleri bölümünde okurken tanıştığı ahşabı işlemenin, ne kadar zevkli olduğunun farkına varmış. Okulda çeşitli malzemelerin nasıl kullanılması gerektiğini öğrendikleri atölyelerinde ahşap kukla üzerine uzmanlaşmaya karar vermiş, malum çok farklı malzemelerde ve türlerde kukla yapımı söz konusu. Bu zamanla onda bir tutku haline dönüşmüş. Son dönemlerinde yaptığı kuklalar arasında yer alan “Tellak Aziz” ve “Vecihi” genç ustanın kıymetlileri. Sanatkarın, kukla yapımı ile başladığı yolculuğu yine üniversite yıllarında başladığı enstrüman çalma sevdası ile hayatına giren klasik kemençe yapımı ile birlikte devam ediyor.

“Kuklalarım Benim İçin Çok Önemli”

Sanatkâr, atölyesinin duvarlarını süsleyen karakterler için, “Onları seyretmek, benim yanımda, bana yol arkadaşlığı yapıyor olmalarını bilmek bana yetiyor, benim için çok önemliler.” diyor.

Çok farklı tür ağaçtan kukla yapılabileceğini ancak iş küçüldükçe malzemeyi oymanın zorlaşacağı için ağacın suyunun iyi takip edilmesi gerektiğini anlatan kukla yapımcısı, “Kuklanız eğer tiyatroda bir oynatıcının elinde olacaksa, makbul olan kuklanın hafif bir ağaçtan yontulmuş ve ağırlık merkezi bakımından da dengeli olmasıdır.” şeklinde konuşuyor.

Hacızade, karakter tasarlamanın, onu tahayyül etmenin insanı besleyen bir olgu olduğunu düşünürken sipariş üzerine kukla yapmaktan da çok memnun olmadığını, ancak iyi bir proje olduğunda ve kendisini istemediği bir şekilde yönlendirmeyecek bir alıcıysa söz konusu, yer alabileceğini sözlerine ekliyor.

Sanatkâr, biz de kuklacılığın önemli bir yer bulmamasını İslam’daki üç boyutlu tasvir yasağına bağlıyor. Yine bu yüzden Türklerin İslamiyet’i kabulünden çok eski dönemlere uzanan şaman geleneğinin etkisinde gelişen gölge oyunu yani Karagöz ve Hacivat oyunlarının asıl bizim kuklacılık tarihimizi oluşturduğunu belirtiyor. Tasarım yaparken zihnini dinlendirdiğini bazen de sadece sevdiklerine hediye edebilmek için tezgâhın başına geçtiğini anlatıyor.

Üç Tel Bir Ömür

Esnaflık yapan İranlı bir babanın kızı olan Hacızade, yine o yıllarda keman çalmak istemiş ve ders almaya başlamış. Sanatkâr, kemanını tamirat amacıyla götürdüğü atölye için “Adeta vuruldum” tabirini kullanıyor. Gördüğü manzara karşısında bir gün kendi enstrümanını kendisi yapmaya karar veren usta, üniversite 3. sınıftayken bir enstrüman yapım atölyesinde çalışmaya başlamış. Sanatkâr, “Aslında ben klasik kemençeyi tanıyarak seçmedim.” diyor ve anlatıyor: “Çalıştığım atölyede önüme bir saz geldi. ‘Bunun teknesini oyabilir misin?’ dediler. Ben de, zaten okulda ahşabı oymak için gerekli aletleri kullanmayı bildiğim için ‘Yaparım’ cevabını verdim. Oydum ancak atölyede klasik kemençenin yapımında kullanılan ve kapak ağacı dediğimiz malzemeden kalmayınca benim yaptığım ilk saz yarım kaldı. O süreçte bana beklemek yerine yine o atölyede üretilen rebap yapımıyla uğraşabileceğimi söylediler, ben de bir süre denedim. Fakat rebap yapımında o beni meftun eden ağaç oymacılığı diğer sazlarla kıyaslandığında çok az olduğu için aklım yapmaya başladığım ama sesini bir türlü duyamadığım kemençede kaldı. O üç telden çıkacak güzel sese bir ömür vermeye hazırdım.”


Faruk Hoca: “Aramıza Hoşgeldin”

Hacızade, bir süre sonra arkadaşının vasıtasıyla tanıştığı Türkiye ve dünyadaki en iyi ud yapımcıları arasında gösterilen Faruk Türünz ve Suat Çetincan’ın atölyesinde çalışmaya başlamış. TRT kemençe sanatçısı Fikret Karakaya ile burada tanışmış ve o içinde ukde kalan kemençe yapma sevdasını anlatmış. Sesini radyoda dinlediği günden beri klasik kemençe yapmayı arzularken, bu enstrümanın diğer sazlardan çok farklı olarak tırnakla çalındığından bile bihabermiş.

Sanatkâr, Faruk ustanın yanında çalıştığı zamanlarda gündüzleri ud yapımında, mesai bitiminde ise kemençe yapımıyla uğraşmaya başlamış. Bir akşam ilk yaptığı saz bitip de sazı çalmaya başladıklarında büyük bir hayretle, “Fikret Hoca, tellerin üzerine basmıyor, telleri tırnağıyla iterek çalıyordu. Meğer bu sazın bir adı da tırnak kemençesi imiş. Herkes kemençenin sesinden o kadar etkilenmişti ki Faruk Hocam uzandı ve "Aramıza yeni bir yapımcı katıldı, hayırlı olsun." diyerek elimi sıktı. Sonrasında da ud yapımını rafa kaldırarak Faruk Türünz’ün atölyesinde, onun imkânlarından faydalanarak tüm vaktimi klasik kemençe yapmaya adadım.” diyor.



Hem Kuklada Hem de Klasik Kemençede Usta

Kukla ve klasik kemençe yapımcısı Hacızade, iki yıl Faruk Türünz atölyesinde çalıştıktan sonra İtalya’da öğrenim bursu kazanarak Venedik Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde yüksek lisans öğrenimine başlamış. Oradaki eğitimini tamamladığında “Benim bütün sitemlerim, hayallerim, eksikliklerim, sorunlarım ve üretebileceğim çözümler buraya dair şeyler.” diyen Hacızade, ardından uluslararası kukla festivalini organize eden Cengiz Özek ile çalışmış. Bir süre de, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda çalışan usta, artık sevdasını kendi atölyesinde sürdürmeye karar vermiş.

"Faruk Usta ile çalışmaya başladığımda enstrüman yapımcılığının ne kadar itibarlı bir iş olduğunu anladım." diyen sanatkâr, 2006’dan beri Beyoğlu’ndaki atölyesinde kukla ve klasik kemençe yapım ustalığına devam ediyor.

Klasik Kemençe Bu Coğrafyaya Ait Bir Enstrüman

Sanatkâr, klasik kemençenin, halkımız tarafından pek bilinmediğine, yörelere göre farklılıklar gösteren bir saz çeşidi olduğunu belirtiyor. Bu sazın kemençe ailesinin bir üyesi olduğuna dikkatleri çeken Hacızade, klasik kemençenin tarihsel sürecini bilmek için Osmanlı minyatürlerine bakmak gerektiğini söylüyor. Usta klasik kemençenin, ney, tambur veya udun atası olan şehrud gibi hiçbir zaman bir saray sazı olmadığını, dönemin düğün ve törenlerinin resmedildiği, minyatürlerde rastlanmadığını ancak İstanbul’da yaşayan Rum azınlıkların bu sazı yapmaları ve icracılarını yetiştirmeleriyle gündeme geldiğini belirtiyor.


Sanatkâr, klasik kemençenin, 20. yüzyıl başında Tanburi Cemil Bey’in icrasındaki üslup ile bambaşka bir ekol oluşturduğunu ve yine bu sayede fasıl müziğinden incesaz heyetine geçerek itibar kazandığını belirtiyor.

Hacızade, klasik kemençenin tarihçesini ise şöyle açıklıyor: “Yapılan araştırmalar bize klasik kemençenin bu coğrafyaya ait olduğunu söylüyor. Yunanlılar ise bu sazın antik bir enstrüman olan ‘Lir’den türediğine inanıyor. Ancak bunu onlar dışında kimse kabul etmiyor. Çünkü araştırmalar, kiliselerdeki bir takım rölyefler, seyahatnameler, minyatürler bize gösteriyor ki klasik kemençe rebek dediğimiz kemanın da atası olan bir enstrümandan günümüzdeki formuna ulaşmış.”

Klasik kemençenin içinde bulunduğu coğrafyaya göre değişiklikler gösterdiğini aktaran sanatkâr, bu sazın türevleri olan Kastamonu ve Karadeniz kemençesi dışında yurt dışında da birtakım benzerlerine rastladığını dile getiriyor. Sanatkâr, “Bulgaristan’daki ‘Gadulka’, Adana ve çevresindeki ‘Hegit’, İtalya’nın güneyinde çalınan ‘Kalabriya Lirası’ hep aynı orijinden gelen sazlardır.” diyor.



İyi Bir Sanatkâr Tutkulu Olmalıdır

Sanatın herhangi bir dalında ustalaşmak için öncelikle iyi bir araştırmacı olmak gerektiğinin altını çizen sanatkâr, “Bu işte fizik kuralları, ses fiziği, mekanik, ağaç ve akustik bilgisine sahip olmanız ve az da olsa yaptığınız sazı çalabiliyor olmanız gerek.” diye konuşuyor. Bir saz için asıl sürecin icracının elinde başladığını söyleyen usta, “İcracının yapısal olarak sanatını layıkıyla icra etmek istemesi için sazın güzelliklerini perçinleyip, kusurlu taraflarını örtmeyi bilmesi gerekir.” şeklinde anlatıyor.


Ekolojik dengenin yerinde olduğu, kendi doğal seyrinde büyümüş, uygun şekillerde kesilip stoklanmış her türlü nitelikli ağaçtan enstrüman yapılabileceğini kaydeden Hacızade, iyi bir enstrümanı belirleyen bir sürü parametreden birinin de ağaç seçimi olduğu dile getiriyor.

Dut, kiraz, kestane gibi her türlü meyve ağacından klasik kemençenin gövdesinin yapılabileceğini belirten Hacızade, “Ancak kemençenin o puslu ve derin tonunu oluşturan asıl malzemelerden biri de kapak ağacında kullanılan selvi veya sedirdir.” diyor. Ağaçların kesim işlemlerinin bile bir kriter oluşturduğuna dikkat çeken sanatkar, bunu, “Ağaç homojen olmayan bir malzemedir, her kesim hattı aynı görüntü ve ses kalitesini vermez. Kullanım alanına göre bazen freze dediğimiz ağacın yıl halkalarına dik, bazen de desen dediğimiz yıl halkalarına paralel kesimi kullanırız.” şeklinde açıklıyor.

"Benim Müşterim En İyisine Layık"

Hacızade, “Yay yapımında bütün keman ailesinde ideal olan ağaç türü kendine has öz ağırlığa sahip olan pernambuco (pernanbuk) ağacı kullanılır.” diyerek ekliyor: “Bütün enstrümanların klavyesi dediğimiz parmakların üzerinde gezindiği bölüm ile tellerin üzerine bağlandığı burgu dediğimiz parçalar çok yağlı ve sık bir dokuya sahip, sürtünmeye karşı direnç gösteren abanoz, pelesenk gibi egzotik ağaçlardan yapılır. Kemençenin tellerinin üzerinden geçtiği köprü veya eşik denilen kısımda akçaağaç veya çınar kullanılır. Sazda hem kapağın hem de teknenin rezonansa gelip ses çıkartmasını sağlayan can direğinde ise ladin ağacının kullanılması uygundur.”

Usta, kemençe yayında kullanılan en iyi malzemenin Moğol veya Sibirya at kılı olduğunu çünkü bu ırkın saçları için özel beslendiklerini belirtiyor. “Siz kendinize neyi layık görüyorsanız, karşınızdakine de onu layık görürsünüz. Ben kendime en iyisini, en güzelini layık görüyorum. O yüzden buradan saz alanlar da en iyisini hak ediyorlar.” diyen sanatkâr, sazda cilalama işleminin de büyük önem teşkil ettiğini söylüyor. Sanatkâr, tüm parçalar bir araya getirilip tutkalladıktan sonra tellerinin gerilmesi ile birlikte kapakta ciddi bir basınç oluştuğunu, ağacın da bu basınca direnç göstermesiyle sazın sesinin ilk günkü gibi kalmadığını ve sazın gösterebileceği en yüksek performansa ulaştığına inandığında cilaya aldığını anlatıyor. Cilanın kuruması ve çökmesi için ortalama bir ay geçmesi gerektiğini belirten usta, sazda ağacın nefes almasına müsaade eden, sert bir tabaka oluşturmayan gomalak denilen el yapımı çok değerli bir cilanın kullanılması gerektiğini aktarıyor.

Biz Henüz Küçük Bir Aileyiz

Saz yapım ustası, son yıllarda klasik kemençenin enternasyonal bir kimlik kazanmaya başladığı söylüyor. Hacızade, 35 yıldır Girit’te yaşayan ve ud, kemençe, çello, kanun ve tarhu gibi pek çok enstrümanı çalabilen Ross Daly’nin Houdetsi’de açtığı Labyrinth (Labirent) isimli müzik okulundan ve orada yetişen pek çok yabancı kemençe sevdalısından bahsediyor. Bu okula klasik kemençeye hevesli Hindistanlı, Almanyalı, İsrailli, Amerikalı birçok öğrencinin katıldığını belirten sanatkar, Türkiye’den de Derya Türkan, Erkan Oğur, Murat Aydemir gibi müzisyenlerin orada workshop düzenlediğini anlatıyor.




İSMEK, Klasik Kemençenin Bilinirliğini Arttırdı

Hacızade, farklı dönemlerde İSMEK’in klasik kemençe ve Arapça kurslarına katılmış. “İSMEK’e şükranlarımı sunuyorum çünkü usta öğreticilerini işinin ehli insanlar arasından seçiyor.” diyen sanatkâr, İSMEK’te verilen klasik kemençe eğitimleri ile birlikte bu saza duyulan ilginin arttığını söylüyor. Genç usta, klasik kemençenin bilinirliğinin artmasında ayrıca ‘Babaevi’, ‘Ekmek Teknesi’, ‘İkinci Bahar” gibi geniş kitlelere hitap eden dizilerin müziklerinin yapımcısı İncesaz grubunun etkisi olduğunu düşünüyor. Sanatkâr bu duruma, “İnsanlar bu dizileri takip ederken klasik kemençe ve tambur gibi unutulmuş sazlarımızı da yeniden hatırlamış oldular.” sözleriyle açıklık getiriyor. İSMEK’te bu sazın eğitiminin başlamasıyla hem Asya hem de Avrupa yakasında klasik kemençe seven kitlelerin oluştuğunu söyleyen Hacızade, “Gönüllüler oluşunca eğitimciler de arttı ve dolayısıyla yapımcılar oluştu. Şimdi klasik kemençe sevenler, tabiri caizse üç tele bir ömür adayanların sayısı artıyor.” diyor.

Bu İşi Sevmeyen Yapamaz

Sanatkâr, bir kadın olarak kuvvet isteyen bu işin zahmetli yanlarını, “Mesela tırnaklarım kirleniyor, parmaklarım kalınlaştı. Avuçlarımda nasırlar oluştu, kol kaslarım git gide artıyor.” diye anlatıyor. Hacızade, bu sektörde kendi kuşağının en iyi temsilcisi olmak istediğini, insanların onu, “Sazlarıyla icracıları yüreklendirecek ve yeni icracılar oluşturacak kadar iyiydi.” diyerek anmalarını istediğini dile getiriyor.

Kukla ve saz yapım ustası Şeyda Hacızade, “Biz neyin, kimde, neye vesile olacağını bilemeyiz. Hayata dair bir şeyler yapmak, bir ihtiyacın gideriliyor olduğunu bilmek iyi hissetmemi sağlıyor.” diyerek kuklalarıyla ve klasik kemençe ile ilgili önümüzdeki yıllarda değişik çalışmalarının da olacağını ekleyerek sözlerini noktalıyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 2148 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK