Derin Dalgalar Kıyıya Vurunca!

  • #


Yazı: A. Ulvi AKIN

Hat sanatımızda klâsik anlayışın yanı sıra, öteden beri yapılan yeni denemelere ne isim verileceği zihinleri meşgul etmiştir. Modern, çağdaş, dekoratif, güncel gibi tanımlamalar, hat sanatında yeni desen ve kompozisyon arayışlarının isimlendirilmesine yetmedi. “Bir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan” anlamlarına gelen “özgün” sıfatı, bir hat sanatı ıstılahı olarak kabul görecek gibi duruyor. Tamamı hattat olan 23 sanatkârın eserlerinin yer aldığı “Özgün Hat Sergisi”,  kompozisyon biçimleri, malzemesi ve dekoratif unsurları ile farklı bir hat sanatı anlayış ve arayışının sonuçlarını ortaya koyuyor.

İslam sanatlarının güneşi hat sanatımız, ilâhi mesajı zikrettirir inananlara asırlardır. O güneşin yıkadığı gönüller, damla damla derya olurlar, ummâna varmanın hasretiyle…
Hattatlar güneş şuâlarını işlerler âharlı kağıtlara asırlardır. Zaman içinde billurlaşır, sanatkârın saf ellerinde, çileli ve insan üstü bir gayretle. Ve bilirler tecelliyâtta tekrar yoktur; yazdıkları âyetten okurlar: “O, her an bir iş üzeredir.” Her dem yeni şeyler gösterirler hasretle bekleyen gözlerimize, kendileri başka diyarlara göçse de ısıtır yüreklerimizi nurlu çizgiler…

Her sanatkâr kendi devrinden seslenir. Sesinin asırları aşması ve gür aks-i sadâlar oluşturması sanatkârın vüs’atine, iç sâiklerinin çok kuvvetli bir örgüye sahip olmasına bağlıdır. Sanat denilen bediî ifade dili, sanatkârın iç dinamiklerinin tezahürü olarak, belirli kalıplarda ortaya çıkar. Sanatkârın iç dinamiklerini, yaratıcı tarafından kendisine bahşedilen ibda’ kabiliyeti, sanatı öğrenme sürecinde müktesebâtına aldıkları ile yaşadığı zaman ve cemiyetin medeniyet algısı yönlendirmektedir.

Sanatkâr, yaradılışı itibariyle derin bir sezgi, engin bir gönül, diğer insanlardan daha hassas bir duygu dünyası ve üstün yetenek sahibidir. Sanatkâr, kendisine eserler üretecek becerileri kazanma safhası olan talebelikte gözünü ve gönlünü inancına, anlayışına ve değer yargılarına bağlı olarak üretilmiş eserleri müşahedeyle geçirir. Bu arada içinde yaşadığı cemiyet ona şekil verir. Gelenekler, kabuller ve yerleşik hayat tarzı ile belirli olgunluğa ulaşır. İşte bu zaman diliminden sonra sanatkâr, verdiği eserlerle yaşadığı topluma ayna tutmaya başlar. Kadim medeniyetimizin yüksek değerlerini, hassasiyet ve rikkatini en gür sadasıyla tüm sanat âlemine terennüm etmekte olan hüsn-i hat sanatımız,  batı sanatının bugün dahi tam olarak ulaşamadığı seviyede soyut bir sanattır.

Batının XX. asrın başlarında geleneğe ve klâsik anlayışa başkaldırı olarak ortaya attığı “Modernizm” felsefesi ve bu anlayışın yönlendirdiği modern sanat, ilk temsilcilerinden günümüz “Contemporary” sanatçılarına varana kadar geçen sürede dış dünyaya bağlı kalmadan sanat üretebilme gayretinde olmuşlardır. Bu sebepten modern sanatın seyrine baktığımızda somuttan soyuta doğru bir yol izlendiği görülmektedir. Oysa hat sanatımız, dış dünyaya bağlı kalmadan ve çoğu zaman renge dahi ihtiyaç duymadan yalın ve güçlü bir soyut sanat zevki sunmaktadır. Arap alfabesinin kendine has yapısından kaynaklanan ve zaman içinde özellikle İstanbul’da sâfiyet kazanan estetik özellikleri sayesinde, çok geniş imkanlara kavuşarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu açıdan bakıldığında modern sanatlarda gelişen grafik anlayışla beraber zaman zaman hat sanatımıza nazire yapar eserlerin üretildiğini görmek bizleri şaşırtmaktadır. Günümüzde hat sanatkârlarımız klâsik eserlerinin yanında zamanımızın insanının idrakine yönelik yeni yorumlar da üretmektedir.


Yeni Denemeleri İsimlendirme Gayretleri

Günümüz Türkçe'sinde yenilik anlamında kullanılan “modern” kelimesinin bir sanat terimi olarak kullanılması, klâsiğin reddedilmesi anlamına geldiğinden “Modern Hat” tanımlamasının tam oturmadığını görmekteyiz. Bu anlamda hat sanatımızın “modernleşmeye” ihtiyacı olmadığı açıktır. Tam aksi modern sanatın hat sanatımızın seviyesine çıkmasını beklemek daha doğrudur. Bu sebepten hat sanatımızda klâsik anlayışın yanında öteden beri yapılan yeni denemelere ne isim verileceği zihinleri meşgul etmiştir. Modern, çağdaş, dekoratif, güncel vb. Ancak 24 Kasım-9 Aralık 2012 tarihleri arasında açılan, hat sanatında yeni desen ve kompozisyon arayışlarının sergilendiği bir sergi, eserleri kadar adıyla da dikkat çekti; “Özgün Hat Sergisi”. Sanıyorum sergiyi gezenler de benim gibi, "özgün" adının bu sergiye çok yakıştığını düşünüyorlardır. Bir buluş sonucu olan, nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan anlamlarına gelen “özgün” sıfatı, bir hat sanatı ıstılahı olarak kabul görecek gibi duruyor. Sergiye verilen isimle birlikte günümüz hat sanatında yeni bir sınıflandırma da kendiliğinden oluşmuş oldu: “Klâsik ve Özgün Hat”.

İstanbul Sultanahmet’te tarihî Buhara Özbekler Tekkesi binasında faaliyet gösteren İstanbul Tasarım Merkezi‘nde açılan sergide, tamamı hattat olan 23 sanatkârın eserleri yer aldı. İSMEK’ten Zümre Başkanı Hattat Savaş Çevik, Zümre Başkanı Hattat Ömer Faruk Dere, Usta Öğreticileri Hattat Menaf Nam ve Hattat Mustafa Cemil Efe’nin de eserleriyle katıldığı ve Ensar Vakfı’nın himayesinde güzel bir katalogla da taçlandırılan sergide yer alan diğer sanatçılar şu isimlerden oluşmaktaydı: Abdurrahman Depeler, Ahmet Bursalı, Ahmet Tuğaç, Ali Toy, Davut Bektaş, Efdaluddin Kılıç, Fatih Özkafa, Fatih Yaşar, Fatma Dağlı, Gülnihal Gül, Gürkan Pehlivan, Hüsrev Subaşı, Levent Karaduman, Mesut Dikel, Orhan Dağlı, Osman Özçay, Sami Naddah, Seyit Ahmet Depeler ve Turan Sevgili.

Serginin sanat danışmanı ve aynı zamanda katılımcı sanatçı Yrd. Doç. Savaş Çevik sergi hakkında şunları söylemekte: “Ülkemizde oldukça köklü bir geleneğe sahip olan hat sanatımız, her geçen gün ilgilenenleri ve sanatçılarıyla önemli bir gelişim sürecine girmiş bulunuyor. Tarih boyunca bu konuda İslam âlemine liderlik yapmış olan hattatlarımız, bu günde bu liderliklerini sürdürmektedirler. Hat sanatının klâsik ekolleri devam ederken, bir süreden beri klâsiğin dışında farklı yorum arayışları gözlenmektedir. Her sanat dalında zamanla çağın getirdiği değişimin sanata da yansıması doğal karşılanmaktadır. Türk ve diğer ülke sanatçıları geleneksel yazı anlayışının dışında çalışmalar da sergilemektedirler. Kompozisyon biçimleri, malzemenin farklılığı ve dekoratif unsurların da yer aldığı yeni yazı denemeleri ile farklı bir hat sanatı anlayışının veya arayışının sonuçları bu sergide sanatseverlere tanıtılmaktadır.
Günümüz hat sanatçılarının yalnızca özgün, modern veya çizgi dışı diyebileceğimiz bu arayışlarının toplu halde sunulduğu bu sergi, hat sanatımızın bugün geldiği noktayı da bilerlemesi açısından önemlidir. Geçmiş yüzyıllarda da zaman zaman hattatların, klasiğin dışında çeşitli arayış ve yorumlara yöneldiklerini görmekteyiz. 16. yüzyılda meşhur hatattımız Ahmet Karahisari’nin, çok tanınmış “Müselsel Besmele”si ülkemizdeki hat sanatında modern ve özgün anlayışın çıkış noktaları ve ilk örneklerinden sayılmaktadır.

Plastik sanatlarda özgün anlayışın kalite sınırları oldukça farklılıklar gösterir. Klâsik kuralların dışında uygulanan bu anlayışın sınırları belirsiz olduğundan, bu konuda dejenerasyon tehlikesi de her zaman bulunmaktadır. Ancak, sanat çeşitlerinin ortaya çıkmasında her devirde bu hassas çizgi var olmuştur. Savaş Bey’in de vurguladığı gibi özgün çalışmalarda en büyük risk, yozlaşma ya da batıdaki adıyla “kitsch art”tır. Bu tehlike temel sanat bilgisine sahip sanatçılar için çok azdır. Sergi, hat sanatkârlarımızın yozlaşmaya düşmeden özgün eserler ortaya koyabileceğini göstermesi bakımından da önemli bir sergi olmuştur.

Sanatta yeni denemeler yapmak, cesaretin ürünüdür. Tarih cesurları kahraman olarak kaydeder; cesaret ise bedel ister. Zamanında bu bedeli ödeyenler önde giden atlılar oldular. Tasarladığı olağanüstü stilize ve grafik değeri yüksek özgün yazılarıyla Kanunî devrinin büyük hattatı Ahmed Şemseddin Karahisarî, özgün hat vadisinin kapısını aralayan çağlar üstü bir sanat kahramanıdır. Cumhuriyet Türkiye’sinde Karahisarî’nin araladığı bu kapıyı hatırlayarak o kapıdan girme cesaretini gösteren Merhum Emin Barın bu serginin açıldığını görebilseydi keşke. Heyhât….


Gelecek Benzer Sergilere Temel Oldu

Yaşayan hattatlarımız arasında mümtaz bir yeri olan Yüksek Mimar Ali Toy ve bu serginin gerçekleşmesini sağlayan merhum Emin Barın’ın talebelerinden Savaş Çevik’le devam eden bu sanat arayışlarının, artık günümüzde hat sanatımızın yerleşik bir kolu haline dönüşme arefesinde olduğunu bu sergi ortaya koymuştur.

İçinde grafik kompozisyonları, değişik kadraj ve sergileme tekniklerini barındıran Özgün Hat Sergisi'nde, klâsik hat sanatımızın öğelerinden faydalanılarak farklı kompozisyonların denendiği, makılî hattından ilhamla yeni formların tasarlandığı veya ibarelerin farklı formlara sokularak yazılma çabaları müşahede edildi. Bunların yanında hiç görülmemiş yepyeni tasarımlar da biz sanat severlerde coşku ve hayranlık uyandırdı. Bu serginin, bundan sonra açılacak özgün hat sergilerine temel teşkil edeceğinden kuşkumuz yok. Bu tür arayışların diğer Türk-İslam sanatlarında da var olduğu bilinmekte. Umarız onlar da bir araya gelerek böyle sergiler açar ve sanatlarımızın ilerlemelerine katkıda bulunurlar.


‘Özgün Hat’ Geleneğini Oluşturacak mı?

Allah’ın kelamını ve Hz. Peygamber’in sözlerini en güzel yazma endişesiyle ortaya çıkan hat sanatımızda formlar, asırlar boyu insan eliyle denenerek, yapılarak, yapıldıktan sonra estetik değerlendirmeye tabi tutulup daha da güzelini yapma gayretiyle yeniden çalışılarak geliştirilmiştir.

Hat sanatında kıymetli hattatlar eliyle, görkemli mazisini temsil edecek seviyede eserler üretilecek ve geleneksel yapı geliştirilerek sürdürülecektir. Günümüze ulaşmış olan pek çok sanat dalının çeşitli değişimler neticesinde olgunlaştığını unutmamalıyız. Kim bilir? Özgün Hat adı altında toplanan bu arayışlar ilerleyen zaman diliminde hiç görülmemiş başka formlar ortaya koyacak ve bir zaman sonra da klâsik ölçülerine kavuşarak kendi geleneğini ihdas edecektir.

Serginin sanat danışmanı Yrd. Doç. Savaş Çevik de sergi ile ilgili benzer bir temennide bulunuyor: “İnanıyoruz ki hat sanatı, devasa sanat geçmişiyle geleneksel yapısını geliştirerek sürdürecektir. Günümüze ulaşan birçok sanat dalının böyle bir değişimden geçerek oluştuğu gerçeğini bir kez daha burada vurgulamalıyız. Umut ediyoruz ki bu görkemli yapı, zaman içerisinde zenginleşerek, her çağın beklentisi olan yeni sanat yorumlarına da zemin hazırlayacaktır.”

Formlar değişebilir ancak hat sanatımızı var eden ve medeniyetimizi meydana getiren “öz”ün kaybolmaması önemlidir. Bu özün ne olduğunu idraklerinize havale ediyor, istikbal için ümidimizin, cesaretimizin ve revnaklı hayallerimizin arttığını sizlerle paylaşmaktan bir hüsn-i hat aşığı olarak mutluluk duyuyorum. Vesselam…  

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1141 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK