Tezhip

Tezhip Sanatının Duayen ÇİÇEK’i

  • #


Yazı: İrem GÜVEN

Tezhip sanatının duayenlerinden olan Çiçek Derman, “Kaybetmek, kazanmaktır kimi zaman” sözünün en güzel örneği belki de. Liseden sonra uzun yıllar akademi ve iş hayatından uzak kalan Derman, en büyük özlemi olan üniversite diplomasını, yirmi yıl aradan sonra aldı.  Akademik kariyerinde hızla ilerleyen sanatçı, 57 yaşındayken alanında ilk kadın profesör unvanına sahip oldu. Çiçek Derman ile sabırla, muhabbetle, sanata adanmışlıkla ve hepsinden önemlisi şükürle geçen hayatını ve tezhip sanatını konuştuk.

Her daim ışıldayan o derin mavi gözlerde yaş vardı o gün. Alışık olmadığı başarısızlık karşısında şaşkın, bir o kadar da mahcuptu. Nasıl olabilirdi bu? Üstelik ailesi, yakınları, herkes sabırsızlıkla başarı haberini beklerken, sınıfını her daim iftiharla geçen bir öğrenci olarak nasıl olur da üniversite sınavını kazanamazdı? Gülleri soldu o gün Çiçek Ayan’ın. Günlerce üzerinden atamadı yenilginin hüznünü, gri bulutlar kapladı deniz gözlerini. Ta ki İnci ablası (Dr. İnci A. Birol), derslerine devam ettiği Süheyl hocasıyla tanıştırana dek.
Çiçek Derman, hayatını geleneksel Türk süsleme sanatlarının yaşatılmasına vakfeden Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’le tanıştığı o günü anlatırken bugün bile gözleri ışıldıyor, o ânı yeniden yaşıyor âdeta. ‘Kaybetmek, kazanmaktır kimi zaman’ diye bir söz vardır. Tezhip sanatçısı Derman, bu sözün doğruluğuna çok güzel bir örnek… O yıl üniversite sınavını kazanamaması, hayatının akışını tümüyle değiştirmiş, bambaşka bir kapı açılmış önünde. Üniversite sınavındaki tercihlerinden birini kazansaydı, şimdi bir eczacı veya botanik bilimcisi olacaktı. Belki de pek az insan tarafından tanınacaktı. Çiçek Ayan, Çiçek Derman olmayacaktı her şeyden önce. Zira soyadını aldığı, üç erkek evladının babası olan eşi Uğur Derman ile de sınavı kazanamadığı o sene derslerine gittiği Süheyl Ünver’in atölyesinde tanıştı.

Yolu Süheyl Ünver ile Kesişti

Tezhip sanatının duayenlerinden Çiçek Derman ile gönül verdiği tezhip sanatını, tezhipte yetişmesinde büyük emeği geçen hocalarını, liseyi bitirdikten 20 yıl sonra üniversiteden mezun oluşunu ve daha pek çok konuyu konuştuk. Ümraniye yakınlarında bulunan bahçe içindeki, insana huzur veren evine konuk olduğumuz Çiçek Derman, sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

Söze 1945 doğumlu olduğunu belirterek başlayan Derman,  “Yaşanmış yıllar bana çok keyif veriyor. Geriye dönüp baktığım zaman boşa gitmemiş, kazanılmış bir hayat görüyorum. Bundan müthiş bir huzur duyuyorum.” diyor. Parlak geçen ilköğretim ve lise yıllarının ardından, üniversite sınavında yaşadığı hayal kırıklığı, onun için hayırlara vesile olur. Yolu, geleneksel süsleme sanatlarımız denince akla ilk gelen, “hocaların hocası” Ord. Prof. Süheyl Ünver ile kesişir. Tıp Tarihi ve Deontoloji Ana Bilim Dalı’nda geleneksel sanatlarla ilgili derslere devam ederken Süheyl Hoca’nın yardımcılığı kısmet olur Derman’a. Burada geçirdiği 22 aylık sürenin kendisini değiştirdiğini söyleyen Derman, “Tarihimizi, milli değerlerimizi, sanatlarımızı, tezhip sanatını ve pek çok şeyi orada gördüm. Hayatıma yön veren bir süreç oldu benim için.” diyor. İki cümlesinden birinde rahmet dilediği hocası Süheyl Ünver’in, son derece tertipli, programlı, tam bir İstanbul beyefendisi olduğunu da ekliyor.
Prof. Ünver’in yardımcılığını yaptığı 22 aylık zaman diliminin, ufkunu geliştirdiğini, hayata bakışını değiştirdiğini ifade eden Derman, o yıl üniversite sınavında yaptığı tek tercihle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nü kazanır. Üniversiteyi kazandığı için Prof. Ünver’den müsaade ister Derman, ancak hoca memnundur öğrenmeye meraklı çalışkan asistanından. O da, birinci sınıfta okulu ve işi bir arada götürür. Okurken aynı zamanda çalışıyor olmanın avantajını, “Okuduğum bölüm sebebiyle Tıp Tarihi Enstitüsü, benim için bir laboratuar oldu.” sözleriyle anlatıyor Çiçek Derman.

20 Yıl Sonra Gelen Mezuniyet

Usta müzehhibe, üniversiteye başladığı 1964 senesinde, Süheyl Hoca’nın yanında Uğur Derman ile tanışır, 1965'te evlenirler ve aynı yıl ilk çocuğu dünyaya gelir. Anne olunca üniversiteyi bırakmak zorunda kalan Çiçek Derman’ın çalışma hayatı da, tahsil hayatı da böylece yarım kalır. Evlenip çoluk çocuk sahibi olunca eşi üniversiteyi okumasını da, çalışmasını da istemez. Hayat yoldaşının bu duruşunu saygıyla karşılar o da ve dile kolay tam yirmi yılını evde, çocuklarıyla geçirir.

“Kadının yeri evidir” diye düşünen eşinin rızası dışına çıkmayışını anlatırken, “Ailemizde her konuda birbirimizin rızasını alırız. Uğur Bey’in rızası benim için önemlidir. Bu bir güzellik, değer vermedir.” diyor. Evde olduğu yirmi yılda üç erkek evlat dünyaya getiren Çiçek Derman “Her iş bırakılır, çocuk bırakılmaz” diye düşünerek onların bakımı ve ilk eğitimleriyle bizzat kendisinin ilgilendiğini anlatıyor.

Oğlak burcu olduğunu söyleyen usta müzehhibe, burcunun temel özelliklerini taşıyor gibi. Evcimen olmasının yanı sıra başladığı her işi tamamlamayı seviyor. Yirmi yıl boyunca evde olmuş dedik, fakat bu süre içinde aklından hiç çıkarmamış yarım bıraktığı tahsilini. Bir yandan tezhipten de kopmayan Derman, eğitimini tamamlama isteğini hiç kaybetmediğini söylüyor. Eşinin öğrenci kartlarını, kütüphane kartlarını bile sakladığını gören Uğur Derman bir gün, “Görüyorum, arzu ediyorsun. Okulu tamamlayabilirsin ama çalışmanı hiç istemiyorum.” der. Yıl 1974’tür. Üniversite öğrencileri için af çıkar. Çiçek Derman için büyük bir fırsattır bu. Ne var ki tam kayıt için başvuracakken Kıbrıs Harekâtı olur ve eczacı olduğundan eşine sefer görev emri gelir. Uğur Bey ikinci kez askere gidince, Çiçek Derman’ın tahsil hayatı yine geri plana atılır, ta ki birkaç sene sonra yeniden af çıkıncaya kadar. Aftan yararlanarak iki, üç ve dördüncü sınıfları tamamlayan sanatçı, bu arada en küçük oğlunu da dünyaya getirir. “Liseden mezuniyet yılım 1962, üniversite ise 1982. Tam 20 yıl sonra üniversiteden mezun oldum. Yaşım ilerlemişti, ama not almak için değil, öğrenmek aşkıyla derslere katıldığım için çok keyifli bir talebelik dönemi geçirdim.” diyen Derman, bu dönemin kendisi için hiç kolay geçmediğini de söylemeden edemiyor.

“40 Yaşında Yeniden Doğdum”

Liseden sonra fen bilimleri tahsili yapmayı arzularken gönlünü geleneksel süsleme sanatımız tezhibe kaptıran usta sanatçının bu anlattıklarından, azmin ve sabrın insan hayatında ne denli önemli sonuçlar doğurabildiğini anlıyoruz.
Çiçek Derman, üniversiteden mezun olduktan sonra çalışmak konusunda ısrarcı olmaz. Eşine söz vermiştir çünkü. Derman, “Söz namustur bizim için. İki sene hiç ağzımı bile açmadım, evde oturdum. Ama Allah bir şeyi nasip ettiyse muhakkak karşınıza çıkarır.” diye konuşurken, Arapça “Nasiybuke, yusiybuke, ve lev kâne taht-el cebel” yani “Nasibin dağın altında bile olsa gelip seni bulur” sözünü hatırlıyoruz.

Üniversiteden mezun olduktan yaklaşık üç yıl sonra bir gün eve bir telefon gelir. Çiçek Derman 40 yaşına varmıştır o sıralar. Telefonu Uğur Bey açar ve karşıdaki sesi dinler bir süre. Telefonu kapatırken de, “Kendisine ileteyim, o sizi arar.” der. Arayan, Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nin dekanıdır ve Çiçek Derman’a okulda hocalık teklif etmektedir. Endişe ve merakla Uğur Bey’in verdiği cevabı öğrenmek için “Peki sen ne dedin?” diye sorar. O gün, yirmi yılını evde geçiren Çiçek Derman için hayatının dönüm noktası olur desek yanlış söylemiş olmayız.

Aldığı teklifle ilgili şunları söylüyor Derman: “Hiçbir işe talip olmadım ben. Bize talep gelir, o talebi de Hakk’tan bilir reddetmeyiz. Talip olmak, insanda bir gizli benlik olduğunun delilidir. Ama talebi Hakk’tan bilip, eğer gücünüz varsa faydalı olmaya çalışırsanız benlikten sıyrılmış olursunuz. Üniversite de böyle oldu benim için. Uğur Bey, çocukları, evi ve kendisini ihmal etmemek şartıyla çalışabileceğimi söyledi. Böylece o yaşta hocalık hayatım başlamış oldu. 40 yaşımda yeniden doğdum yani.”

Geleneksel süsleme sanatlarımızdan söz edilirken isminin muhakkak anıldığı Ord. Prof. Süheyl Ünver’in asistanlığını yapmış, onun rahle-i tedrisinden geçmiş olan Çiçek Derman, ‘ev hanımı’ olarak geçirdiği o yirmi yıllık sürede tezhip sanatından hiç kopmaz. Aldığı özel derslerle kendisini sürekli geliştirir. Bu sebepledir ki, üniversitede hocalık için teklif alır ve 14 Kasım 1984’te uzman olarak çalışmaya başlar. 1985 yılında kadrosu gelen Çiçek Derman, bölümünün ilk kadrolu hocası olduğunu gururla ifade ediyor. Çiçek Hoca, yıllardır içinde biriktirdiği çalışma aşkıyla önce doktorasını tamamlar. Ardından da doçentlik ve profesörlük gelir. Tabii biz bunları şimdi bir çırpıda söyleyiveriyoruz, ama onun için hiç de öyle kolay olmaz profesörlüğe kadar yükselmek. Derman, 57 yaşında aldığı profesörlük unvanıyla on yıl boyunca hizmet verir. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde bölüm başkanlığı ve dekanlığa kadar yükselen Çiçek Derman, idareci olmanın zor, fakat bir o kadar da keyif verici olduğunu belirtiyor. Derman’ın, dekanlık görevini 7 Ocak 2012 tarihinde tamamladığını öğreniyoruz.

İcazetini Rikkat Kunt’tan Aldı

Akademik yaşamından bahsettikten sonra sözü tezhip sanatına getiriyoruz. Çiçek Derman’ın tezhip eğitiminde Süheyl Ünver’in yanı sıra Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt da önemli bir yere sahip. “Benim üç hocam var. Süheyl Bey, ilk hocamdır. Hayatıma yön vermek anlamında büyük emeği geçmiştir. Sanatı bana tanıtıp sevdiren odur. Bana babalık etmiştir.” diyor Derman, rahmetle andığı Ünver için.
Günümüzde pek çok tezhip sanatçısının ustası olan Muhsin Demironat ile 1974 yılında tanışır Derman. Emin Barın’ın Cağaloğlu’ndaki atölyesinin üst katında Demironat’tan özel dersler alan Derman, hocanın sağlık durumu el vermediği için derslerin yalnızca bir yıl sürdüğünü anlatıyor. “Ama ziyaretlerimiz devam etti. Vefatından sonra da hanımı, Muhsin Hoca’nın bütün kalıplarını bana verdi. Ben de onları yayınlayarak değerlendiriyorum.” diye konuşuyor.

Tezhip hayatında çok önemli bir yer tutan Rikkat Kunt ile tanışmasını ise şöyle anlatıyor Derman; “1976 yılında Necmeddin hocamızın vefat ettiği gün başsağlığı dilemek üzere Rikkat Kunt’un Beylerbeyi’ndeki evine gittik. Orada duvardakileri görüp tezhibe olan ilgimden bahsedince derslere tekrar başlamama izin verdi Rikkat Hanım. Her Pazartesi günü sabah 10:30’da giderdim ve Beylerbeyi Camii’nde öğlen ezanı okununcaya kadar sürerdi ders. Hocamın vefatına kadar 10 yıl boyunca, bu şekilde teke tek devam etti dersler.” Tezhipte icazetini Rikkat Kunt’tan aldığını belirten usta müzehhibe, şimdilerde Rikkat Kunt için bir kitap hazırladığını, hatta kitabın basım aşamasında olduğunu ifade ediyor.

Sanatkâr Eserini Satar, Sanatını Satmaz

Çiçek Derman’ın gözleri, üzerinde emeği bulunan hocalarından muhabbetle bahsederken ışıldıyor, onların vefatlarından söz ederken de buğulanıyor. “Şimdilerde kalmadı artık böyle muhabbet.” diyor Derman. Tezhipte, samimiyete dayalı bir usta-çırak ilişkisiyle yol kat eden sanatçıdan, geleneksel sanatlardaki usta-çırak ilişkisini değerlendirmesini istiyoruz. “Gelenekli sanatlarımızda usta-çırak usulü verilen dersler, sadece Allah’ın rızasını kazanmak gayesiyle verilir. Maddi alışveriş söz konusu olmaz. Hocasından vaktiyle öğrendiği sanatı talebesine öğreten hoca, öğretme zamanı geldiğinde kendisi de öğrencilerinden ücret talep etmez. Bu yolla hem hocasına olan borcunu ödemiş olur, hem de öğrencisinin ileride bu sanatı aynı şekilde öğretmesini sağlamış olur. Elbette resmi müesseseler bu konunun dışındadır.” diyen Çiçek Derman, hoca ile talebe veya usta ile çırak arasına maddiyat girdiği zaman ortada muhabbet diye bir şeyin kalmayacağını vurguluyor ve ekliyor: “Sanatkâr, eserini satar, sanatını satmaz.” Yine rahmet dileyerek andığı Süheyl Ünver’in, hoca-talebe ilişkisine dair sözünü hatırlatıyor sanatçı: “Bir çocuğu gökyüzünden anne-baba yeryüzüne indirir, ama onun elinden tutup tekrar yükselten hocadır.”
İşin ruhuna varabilen sanatkârlar bilirler, sanat insanın kendi varlığını bezemesi için bir vasıtadır aynı zamanda. Tezhibi “Parıltılı, saltanatlı bir kitap sanatı” diye nitelendiren Çiçek Derman da sanatta gayenin, insanın kendisini bezeyebilmesi olduğuna inanıyor. “Kâğıt üzerine tezhip yapmak çok kolay, iş ki kendinizi bezeyebilesiniz.” diyen Derman, hocası Rikkat Kunt’un “Sanatınızı üzerinizde taşıyın.” sözünü hatırlatarak şunları söylüyor; “Bir topluluğa girdiğiniz zaman sizin yürüyüşünüz, davranışınızla sanatla meşgul olduğunuz siz söylemeden fark edilebilmeli. İnsan, içinde iyi huylar da kötü huylar da taşıyabilir. O kötü huylarımızı güzel yönlere çevirebiliyorsak işte o zaman sanatla kendimizi bezemiş oluruz. Sanatın en zor tarafı da ahlakı bezeyebilmek sanırım.”

Tezhibe başlarken, bu sanatta kullanılan renklerin, altının ışıltısının kendisini cezbettiğini söyleyen Çiçek Derman, “Elbette o parıltı çok güzel bir şey ama gizli bir güzellik var tezhipte.  Bağıran güzellik hoş değildir. Herkesin göremeyeceği, gizli güzelliği yakalamaktır gaye. Onun için altını bile mat parlatırız.” diyor. Madeni parıltının, esas güzelliği alıp götürdüğünü düşünüyor sanatçı. Tezhipte renk ve ahengin önemini vurgularken de, “Kullanacağınız altının da bir sınırı olmalı. Renk de altının yanında ölçülü bir şekilde yer almalı güzelliği sağlayabilmesi için. Her ikisinde de çokluk, eksiye dönüşür.” diye konuşuyor.

Sanat “İnsan” Olmak İçin Vasıta

Çiçek Derman’a, bu sanatta gelenekçi mi, yoksa modernist mi olduğunu soruyoruz. Çok modernist olmadığı gibi, katı bir gelenekçi de olmadığını ifade ediyor usta müzehhibe. İyi bir tezhip sanatçısının, sağlam bir temele sahip olması gerektiğini söyleyen Derman’a göre müzehhibin, muhakkak surette eğitim alıp bu sanatın klasik kaidelerine vakıf olması gerekiyor.

Çiçek Derman, günümüz sanatçısının, temel kaideleri koruyarak ama yaşadığı çağa uygun, kendi sanat algısını yansıtan eserler vermesi gerektiğini düşünüyor. Derman, “Kuralları yok ettiğiniz zaman sanatın kendini yok etmiş oluyorsunuz. Onları yok etmek, bozmak, yenilik değildir. Temeli koruyarak, bugüne adapte etmektir zor olan.” diyor klasik ile modern arasındaki o ince çizgiyi anlatırken.
İyi bir tezhip sanatçısının, yalnızca bu sanatla ilgili temel bilgiye sahip olmasının yeterli olmadığı üzerinde duran Çiçek Derman’a, “Sanatçı nasıl olmalı sizce?” diye soruyoruz. Bakın nasıl cevaplıyor sorumuzu usta müzehhibe: “Bir kere bu sanatın edebine sahip olmalı. Muhsin hocamız derdi ki, ‘Sanat ahlakın tasfiyesidir.’ Sanatla uğraşan insan ahlakını da temizlemelidir, kötülüklerden tasfiye etmelidir. Zaten hedefimiz o değil mi, insan olmaya çalışmıyor muyuz? Sanat çok güzel bir vasıta insan olmak için.”

Fakat sanatın tuzakları da olduğuna vurgu yapan Derman, sanatçının kendisini başkalarından farklı görmesinin, yaptığı eserlerle aşırı gurur duymasının kibre yol açabileceğini ifade ederek, “Kibirden Allah’a sığınırım. Yaratmak kelimesini de hiç sevmem ben. Yaratıcı tektir ve esas sanatkar O’dur. Biz kendimizi adam etmek için sanatımızdan faydalanmalıyız, o tuzaklara kapılmamalıyız. Benlik korkunç bir şey. Neye sahibiz ki biz, hiçbir şeye. Gözümüz Allah’a emanet, elimiz yine öyle. Kabiliyet bize bir zaman dilimi için verilmiştir ve her an geri alınabilir, emanettir bize. Onu edebimizle taşımalıyız.” diye konuşuyor. Sanatkârın, sanatını reklam aracı olarak kullanmaması gerektiğine de değinen Derman, hocası Süheyl Ünver’in söylediği bir sözü hatırlatıyor yine; “Sen bir kiraz ağacının gelip geçenlere bağırdığını duydun mu hiç? Gelin bakın, ne güzel çiçeklerim açtı, meyvelerim oldu diye bağırdığını duydun mu? İşte bir sanatkâr da eserini böyle sessiz vermeli. Reklam bize yakışmaz.”

Sanatta sürekliliğin de önemli olduğuna vurgu yapan Çiçek Derman, “Sanat sürekli olmalı, tıpkı ibadet gibi. Devam eden sanattan verim alınır. Fasıla verdiğiniz zaman hep geri adım oluyor.” diyor. Derman’a göre, tezhip sanatı ibadet eder gibi yapılmalı. Nasıl ki hazırlıksız namaz kılınamıyor ve abdest almak, niyet etmek, kıbleye yönelmek gibi ön hazırlıklar gerekiyor, tezhip için de aynı şey gerekli. Fırçayı elinize aldığınız zaman artık dış dünyaya ile bütün irtibatınızı kesmelisiniz. Bütün gönlünüzle o esere eğildiğinizde, bu iş için memur edildiğinizin şükrü ile başladığınızda ortaya kötü bir şey çıkmaz.

Derman Koleksiyonu Emrine Âmâde

Tezhip yapmak için bugüne kadar hiç dışarıya hat siparişi vermediğini belirten Derman, “O kadar zengin bir hat koleksiyonu vardı ki zevcimin elinde. Bundan dolayı o eserleri bezemeyi tercih ederek dışarıya çalışmadım. Bir müzehhip için, verdiği emeğe, göz nuruna layık hatlar bulması ne büyük bir şanstır. Çok şanslıyım bu konuda.  Bir de tezhip ile hat birbirine uygun olmalı. Çok bozuk bir tezhip, güzel bir hat eserini mahvedebileceği gibi tersi de kaybolmuş emek demektir.” diye konuşuyor.  Genelde yaptığı bezemelerin hat eserini boğmayacak şekilde olduğunu anlatan Derman, bezeme ikinci planda kalacak şekilde çalıştığını söylüyor. Sanatçı, serbest çalışmalarda ise hiçbir şeye tabi olmadan rahatlıkla eser verme imkânına sahip olunduğunu söylüyor.  Tezhipte ayrı ayrı her üslubu sevdiğini belirten Derman, “Her üslubun kendine göre güzelliği var. Mesela bir saz yolu Şahkulu var ki, hayran olmamanız mümkün değil. 19. yüzyılda Ataullah Efendi var, son derece iyi bir müzehhip. Sonra Ali Üsküdari, nasıl yetişmiş, ne eserler vermiş diyorsunuz. Bugün dahi hayran kalıyorsunuz onların yaptıklarına ve onlara yetişemiyorsunuz bugünün imkânlarıyla bile.”

Hayat Kısa, Sanat Uzun

Tezhip sanatında arzu ettiği yere ulaşıp ulaşmadığını soruyoruz Çiçek Derman’a. Sanata adanmış bu kadar yıla rağmen “Ben bu sanatın her şeyini biliyorum. Ben artık oldum” demeyecek olgunluğa sahip olan Derman, öğrenme aşkını hep canlı tutmayı başarmış. Öyle ki, bugün hâlâ yaşıyor olsalardı, her hafta hocalarının önünde oturur, suallerinin cevaplarını almak, onların engin bilgi ve tecrübelerinden faydalanmak isterdi.
Bezeme sanatına yıllarını vermiş olan Derman, “Hayat kısa, sanat uzun. Hakikaten sonsuz. Bunu çok iyi hissettim ve yaşadım. Yapmayı arzu ettiğim çok şey var önümde. Allah ne kadarını nasip edecek bilemem. Kalan ömrümü faydalı şeylerle, dolu dolu geçireyim istiyorum. Hocalarım hakkında kitaplar yazmak, onları tanıtmak, sanatımla ilgili neşriyat yapmak çok isterim.” diye konuşuyor.

Duvarlarında asılı, tezhiple bezenmiş hat eserleri, levhaları ile âdeta bir sanat galerisini andıran evinde Çiçek Derman ile yaptığımız söyleşide sanatçının samimiyetine dayanarak, sanat hayatında pişmanlıkları olup olmadığını, yapmak isteyip de yapamadığı şeyleri de sormayı ihmal etmiyoruz. İçtenlikle cevaplıyor sorumuzu tezhip ustası: “Geç de olsa, istediğim pek çok şeyi yapabilmenin şükrü içindeyim. Pişmanlığım yok, hakikaten lütuflar içinde yaşadım. Çok kıymetli hocalar nasip etti Rabbim. Faydalı olabilmem için imkân verdi. Bütün bunların şükründen acizim.

Gelenekli sanatlarla uğraşanlar için kulağa küpe olacak pek çok cümleyle bezediği söyleşimizde Çiçek Derman’a son olarak, “Genç sanatçı adaylarına öğütleriniz neler olacak?” diye soruyoruz. Derman, şu öğüdü veriyor tezhip sanatını geleceğe taşıyacak olan genç nesile: “Sanatı edebinizle uygulayın ve kâğıt üzerinden kurtarıp kendinizi bezemeye çalışın. Sanatın kaidelerini koruyarak günümüzün anlayışı ile bugüne uygun eserler verin.”

İnsan eğer çok istediği bir şeyde azmederse, tutkusunu her daim diri tutarsa, samimiyet de varsa muhakkak elde eder istediğini. Anlattıklarından yola çıkarak, bu sözün en canlı ispatı olduğunu düşündüğümüz Çiçek Derman’a, bize zaman ayırdığı için teşekkür ederek ayrılıyoruz yanından.

ÇİÇEK DERMAN KİMDİR?

07 0cak 1945 tarihinde Ankara’da dünyaya geldi. İstanbul Kız Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun olan Derman, 1985’ten 2012 yılına kadar Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Geleneksel Türk Sanatları Bölümü ve Tezhip-Minyatür Ana Sanat Dalı başkanlıklarını üslendi.

M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 1987 yılında doktorasını tamamlayıp 1992 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent, 2002 yılında da profesör oldu. Konusunda bu unvanı ilk kazananlardan olan Derman, Ocak 2012 tarihinde Dekanlık görevindeyken yaş haddinden emekli olmuştur. Halen lisans ve lisansüstü dersleri vermekte, birçok öğrencinin yüksek lisans ve sanatta yeterlik tez danışmanlığını yürütmektedir.
İlk kişisel sergisini 1987 yılında, Kanuni Sultan Süleyman Sergisi kapsamında Chicago’da açmış, Bağdat (1988), İslâmâbâd (1994), İstanbul (1991), Frankfurt (1996), Tunus (1997), Tokyo (2003), Saraybosna (2005), Cezayir (2007) ve Sofya (2009) şehirlerinde kişisel veya karma sergileri olmuştur. Yurtdışı sergilerinin bazılarında konferanslar verip uygulama yaparak sanatını meraklılarına tanıtmaya çalışmıştır. Tezhip sanatıyla ilgili uluslararası (Türk Sanatı, CIEPO- (Comıte Internatıonal d'Etudes Pre-Ottomanes et Ottomanes) ve millî (Türk Kültürü, Mevlana) kongrelere, ayrıca sempozyum ve panellere katılarak tebliğler sunmuştur. Türkçe

ve bazı yabancı dillerde yüzü aşkın makalesi ve Dr. İnci A.Birol’la beraber hazırladıkları “Türk Tezyînî Sanatlarında MOTİFLER / Motıfs ınTurkısh Decoratıve Arts" ve M.Uğur Derman’la “Kadıasker Mustafa İzzet Efendi Hilyesi” başlıklı iki kitabı vardır.

Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen Devlet Türk Süsleme Sanatları Seçici Kurulu’nda 1990 tarihinden itibaren yer alan Prof. Derman, Japonya’da Türk Yılı olarak ilan edilen 2003 senesinde eşi Prof. Uğur Derman’la birlikte East Asia (Toua) Üniversitesi tarafından davet edilmiş, burada sergi ve konferanslarla sanatlarını tanıtmışlardır. Hayatının 48 yılını tezhip sanatını öğrenmek ve öğretmekle geçiren Derman'ın, üç oğlu ve üç torunu vardır.

 

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 2157 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK