Kukla

Sanatın Gizemli Yüzü Kukla ve Maskeler

  • #


Yazı: İlhan SEFA

Kukla denildiğinde aklınıza ilk ne geliyor? Yaşı biraz geçmiş olanların “İbiş” dediğini, 80’li yıllarda çocuk olanlarınsa donemin klasik televizyon yapımlarından olan“Susam Sokağı”nın kahramanları “Edi ile Budu” ve “Kurabiye Canavarı”nı saydığını duyar gibiyim. Geçmişi çok eskilere dayanan bu sanat artık eskisi kadar rağbet görmese de bu işe gönül vermiş birkaç sanatçı sayesinde hala varlığını koruyor.

Tahta, alçı, mukavva veya bezden yapılmış; elle, iple veya sopayla oynatılan, şehirlerde ‘kukla’, köylerde ise ‘bebek’, ‘çömce’, ‘gelin’ ve ‘karaçör’ gibi adlar verilen kuklaların tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskilere dayanıyor. Eski Türk geleneklerinde de yer alan kukla, belli bir amaca yönelik anlatım için çeşitli tiplerin, şekillerin ve cisimlerin oyunlaştırılması sanatı olarak tanımlanıyor. Kimi kaynaklara göre kökleri eski Yunan felsefesine dayanan, kimi kaynaklara göre ise ilk defa Çin’de ortaya çıkan kukla sanatının nasıl ve hangi yollarla Türklere geldiği konusunda da çok değişik görüşler bulunuyor. Bunların içindeyse kuklanın Orta Asya’da Türkler arasında yaygın olarak oynatıldığı ve göçler sırasında Anadolu’ya getirildiği görüşü ağırlık kazanıyor. Anadolu topraklarından Osmanlı İmparatorluğu’na geçen ve asıl gelişimini bu dönemde gösteren kuklacılık, günümüzde birkaç sanatçı sayesinde yaşamını sürdürüyor. Bu sanatçılardan biri de Atölye Curcunabaz’ın sahibi Candan Seda Balaban…

Esasında eczacılık fakültesi mezunu olan 39 yaşındaki sanatçı Candan Seda Balaban’ın maske ve kuklalarla ilk tanışması bir Venedik seyahati sayesinde olmuş. Orada gördüğü maske ve maske atölyelerinden çok etkilenen sanatçı 1996 yılından itibaren maske koleksiyonu oluşturmaya başlamış ve bir yandan da işin mutfağına girebilmek için 2 yıl seramik, 2 yıl da heykel dersleri almış. İlk birkaç yıl sadece maske yapımı ile ilgilenen 2002 yılından bu yana ise profesyonel olarak hem maskeler hem de kuklalar yapan sanatçı Balaban, 2004 yılından beri çalışmalarını Curcunabaz adını verdiği kendi atölyesinde sürdürüyor. Sanatçıya kulağa hayli ilginç gelen Curcunabaz adının nereden geldiğini sorarak başlıyoruz sohbetimize.

Balaban bu sorumuzu, “Bu sanatla profesyonel olarak ilgilenmeye başladıktan sonraki ilk iki yıl çalışmalarımı evimde sürdürmeyi denedim. Ancak zamanla ev bana yetmemeye başladı ve bir atölye açmaya karar verdim. Atölyemin adını belirlerken ise Osmanlı şenlikleriyle ilgili araştırmalarım sırasında rastladığım ve o şenliklerde ortalığı şenlendiren maskeli soytarılara verilen isim olan Curcunabaz isminden esinlendim. Hem yaptığım işle uyumlu olması hem de bizim kültürümüze ait olması sebebiyle bu isim çok hoşuma gidiyor” şeklinde yanıtlıyor.

Henüz 4-5 yaşlarındayken klasik bale ile başlayan sanat yaşantısına Latin dansları, klasik gitar, solistlik, resim ve çeşitli elişleri ile devam ettiğini anlatan Balaban, “Gösteri sanatlarına olan bu ilgimin kuklalarla buluşması şimdi baktığımda bana kaçınılmaz gibi geliyor” derken yaptığı ilk kukla çalışmalarınınsa Commedia dell’Arte maskelerini araştırırken karşılaştığı karakterler sayesinde oluştuğunu belirtiyor.
Kukla yapımında kullanılan malzemeler konusunda bir sınırının olmadığını anlatan sanatçı Balaban, “Bu sadece benim için geçerli değil tabi. Bugün dünyadaki modern kukla anlayışı malzemede sınır tanımamaktadır. Yine de en sık kullanılan malzemeler arasında ahşap, strafor, kumaş, sünger, kağıt, lateks ve polyesteri sayabiliriz. Bazen malzeme bizi yönlendirse de genellikle kukla hangi teknikte hazırlanacaksa malzemenin ona göre seçilmesi daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Örneğin ipli kuklaların genellikle ahşaptan yapılmasının nedeni; hareketli eklemlerin kolay yıpranmaması ve malzemenin ağırlığının kuklanın oynatımına hizmet etmesidir. Mesleğimin içinde özel olarak ilgi duyduğum bir konu ise günlük kullandığımız objelerin kuklaya uyarlanmasıdır. Benim için bir saat, huni, süpürge de kuklaya dönüşebilir” diyor.

Sanatçı Balaban, bir kuklanın oluşum sürecinde sürdürdüğü çalışmaları ise şu sözlerle özetliyor bizler için: “Çalışmalarımda önce karakterimin detaylarını belirlerim. Kukla daha tasarım (çizim) aşamasındayken benim için yaşam öyküsü oluşmaya başlar. Karakter özellikleri, geçmişine ait detaylar ve bazen ismi... Aynı süreçte daha çizerken kuklayı hangi teknikte yapacağıma da karar verir ve ilk tasarım bittikten sonra birebir ölçekli teknik çizime ve yapım sırasında kullanacağım gövde ve baş kalıplarının hazırlığına geçerim. Ondan sonra işin zanaat kısmı başlar; yontma, boyama, eklemlerin birleştirilmesi ve her parçada, sonradan kuklanın oynatımında problem olmaması için tekrar tekrar kontrol. Son olarak kuklaya giydirmek istediğim kostümün dikişi ve aksesuarların hazırlanmasıyla kuklamız artık tamamlanmış demektir. Bir kuklanın tamamlanması ise seçilen kukla tekniğine göre bir hafta ile bir ay arasında değişen bir çalışmaya mâl oluyor.”

Kuklalarda en önemli detaylardan birinin ifade olduğunu söyleyen sanatçı, kuklalarda tek bir ifadeyle bütün hikâyenin anlatılması gerektiğini vurguluyor. Bunu başarabilmek için kukla yapımıyla uğraşan kişinin iyi bir gözlem yeteneğine sahip olması gerektiğinin altını çizen Balaban, “Yaptığım kuklaya doğru ifadeyi verebilmek için öncelikle karakteri çok iyi benimsemeye çalışırım. Yaşam içerisinde karşılaştığım yüzleri değerlendirir ve haylimdekiyle harmanlarım. Çoğu zaman kendi duygulanımlarımın da işlerime yansıdığını fark ediyorum” şeklinde konuşuyor.

Yaptığı kuklaların tiyatrolar, çeşitli televizyon programları, çocuk eğitim programları ve kliplerde kullanıldığını anlatan Balaban, bunların yanı sıra kimi zaman insanların atölyesine gelerek kendi kuklalarını yaptırmak istediklerini de söylüyor. Balaban, uzunca bir süre bu isteklerini yerine getirdiğini fakat artık bu tarz çalışmalara ara verdiğini belirtirken bunun gerekçesini ise şu sözlerle açıklıyor: “Kişi kuklaları dünyada birçok kuklacının yaptığı bir iş ve insanları kuklaya yakınlaştırmanın çok iyi bir yolu. Atölyemi açmaya karar verdiğimde, bu atölyenin masraflarını nasıl karşılayacağım benim için büyük bir sorundu. Çünkü o dönemlerde kukla oyun ve programlarının sayısı çok sınırlıydı ve sadece tiyatrolara hizmet vererek ayakta durmak mümkün değildi. Ben de dünyada olan bu uygulamayı ülkemde denemeye karar verdim. Yoğun bir ilgi gördüm ve Türkiye’nin her yerine, hatta yurt dışına kişiye özel kuklalar hazırladım. Fakat bir müddet sonra artık kişiye özel kuklalardan yapmaktan başka hiçbir şey yapmaya vaktim kalmadığını görünce kendi tasarımlarımı gerçekleştirebilmek için bu çalışmama son verdim.

Sanatçı Candan Seda Balaban, atölyesinde kendi tasarımları olan kukla ve maskelerin yapımı dışında bu sanata merak saranlara da işin inceliklerini öğretiyor. Bildiklerini başkalarıyla paylaşmaktan büyük haz aldığını vurgulayan Balaban, Curcunabaz’da devam eden kurslarla ilgili olarak,“Benim ders programlarımın bir başlangıç ve bitiş tarihi yoktur. Çünkü standardize edilmiş sınıf tarzı çalışmaların, kişilerin yaratıcılıklarını sınırladığına inanıyorum. Sınıfımda herkes başka tekniklerde işleri bir arada çalışır ve kendi kukla veya maske karakterlerini oluştururlar. Hem kendi çalışması üzerinde yoğunlaşırken hem de yanında çalışanların öğrendikleri işlere ve kullandıkları malzemelere aşina olurlar. Öğrencilerimden istediğim tek şey; yaratıcılıklarını aktifleştirmeleridir. Onun dışında benim onlara verebileceğim ancak malzeme ve teknik bilgiler olabilir.

Son olarak sanatçı Balaban’dan kuklacılık sanatının Türkiye’deki ve dünyadaki durumunu değerlendirmesini istiyoruz. Bir sanatçı alçakgönüllülüğü ile söze, “Ben hala bu sanatta söz söylemek için çok yeni sayılırım ama Türkiye’de ve dünyada yapılan işlerin iyi bir takipçisiyim” diyerek başlayan sanatçı görüşlerini bizlerle paylaşıyor: “Türkiye’de benim başladığım yıllarda neredeyse sınırlı olan kukla çalışmaları bugün memnun edici bir şekilde artmaktadır. Ülkemizde yapılan kukla festivallerinin sayılarının artması bunun önemli bir göstergesidir. Aynı şeklide her gün kuklaya ilgi duyan insanlar çoğalmakta, bugün İstanbul’da birçok kukla atölyesi ve tiyatrosu bulunmaktadır. Geleneksel kukla anlayışımız devam etmekle birlikte modern kukla çalışmaları da giderek artmaktadır. Tabii ki dünyaya göre hala çalışmalarımız sınırlı olsa da güzel bir başlangıçtayız diye düşünüyorum. En büyük dileğim ülkemiz üniversitelerinde kukla bölümlerinin açılmasıdır.”

İSMEK El Sanatları Dergisi 9 İNDİR

Bu yazı 1251 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK