Makale

Fatih’in Hoşgörüsü ve Adaleti

  • #


Yazı: Nermin TAYLAN

Fethin ardından yaptığı konuşmada Fatih, Bizans halkına hitaben, “Kaldırın başlarınızı! Şu andan itibaren benim tebaamsınız. Artık kimse size zarar veremeyecektir. Dininizde, dilinizde, iş ve ticaretinizde tamamen serbestsiniz. Kiliseleriniz acık kalacak, ibadetlerinizi kendinize göre yaparsınız, ancak can çalmayacaksınız. Burada kalmak istemeyen, kurtuluş akçesi vererek istediği yere gidebilir. İstanbul’da kalacaklar, eskisinden daha çok rahat edecekler.” diyerek hoşgörüsünü ve adaletini dünyaya bir kez daha ispatlamıştır. Fatih’in hoşgörüsünün en büyük delillerinden biri de, Galata Cenevizlilerinin sulh teklifi ne karşı verdiği ahitnamedir. Ahitname, günümüzde geleneksel sanatlarla uğraşan sanatçıların ellerinde geleceğe ışık saçıyor.  İstanbul’u almak, yüzyıllar boyu birçok komutan ve devlet adamının hayallerini süslemiştir. Romalılar devrinde bu güzel şehri elde etmek isteyen kavimler, bu emellerine ulaşmak sevdasıyla dört bir yandan ordularını buraya sevk etmişlerdir.

İstanbul’un fethi, Fatih’e kadar, Müslümanlar için de önemli bir gaye olmuştur. Hz Muhammed (s.a.s)’in “İstanbul bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” hadisi bu gayeyi hep canlı tutmuştur. Daha ilk devirlerden itibaren birçok Müslüman komutan ve devlet adamı, İstanbul’u fethetmek için gayret sarf etmiştir. Müslümanlar 100 yıla yakın süre İstanbul’un fethinin peşinde koşmuş, ancak bu idealin gerçekleştirilmesi Fatih’e nasip olmuştur…

Fethin Arifesinde Bizans

Fatih Sultan Mehmed, babası II. Murat'ın vefatından sonra (Şubat 1451) tahta geçer geçmez İstanbul’un fethine yönelir. İlk işinin Bizans’ın fethi olacağı şayiası daha şehzadeli ği zamanından beri bilinmektedir. Bunun için de ilk önemli adım olarak Boğaziçi’nde, şehrin hemen dibine Rumelihisarı’nı inşa ettirir.

O sıralarda Bizans’ta ciddi mezhep kavgaları hüküm sürmektedir. İstanbul’un sukut edeceği bilindiği halde, mezhep ihtilafı sönmemiştir. Ayasofya’ya mağara ve Rafızîlerin mezbahı (kurban kesim yeri) adı verilmiştir. İçinde kiliselerin birleşmesini isteyenler tarafından ruhani ayin icra olunduğundan, Dukas’a göre kirlenmemek için hiçbir Bizanslı bu mabede girmemektedir. Bizans Devleti’nin en saygın kişilerinden Leon Notaras, “İstanbul’un içinde Türk sarığını görmek, latin serpuşunu görmekten daha iyidir” demiştir.

İstanbul’un fethinden bir gün önce, Ayasofya’da imparator ile bütün devlet ve saray erkânının gözyaşlarıyla katıldığı büyük bir ayin yapılmıştır. Alphonse de Martine, fetihten bir gün önce halkın duygularını şöyle anlatır: “Son günün korkunç şafağını gören bütün Bizans o geceyi ayakta, dua ederek ve ağlayarak geçirdi. Rahipler, rahibeler, kadınlar ve her sınıftan halk, ‘Tanrım bizi kurtarmak için gel’ ilahisini hıçkıra hıçkıra söylüyor, Akropel’e giderek cesaretlerinden fazla medet umdukları Bakire’nin ortaya çıkması için yalvarıyorlardı. Gelenler Bakire’nin ayaklarına yüzlerini sürüyorlar, günahlarını itiraf ederek affını kazanmak istiyorlardı.”

Galata Zimmilerine Verilen Ahidname

(Galata zimmîlerin ahidnâmesidir. Ebül-Feth Sultân Muhammed Hân İstanbul'u feth eyledükde vermiştir. Rumca yazılub üzerine tuğra çekilmiştir)

“Ben Ulu Padişâh ve ulu şehinşâh Sultan Muhammed Hân bin Sultân Murâd'ım. Yemin ederim ki, yeri göğü yaradan Perverdiğar hakkı içün ve Hazret-i Resûlün-Aley'is-Salâtü Ve's-Selâm-pâk, münevver, mutahhar ruhu içün ve yedi Mushaf hakkı içün ve yüz yirmi dörtbin peygamberler hakkı içün, de-dem ruhîçün ve babam ruhîçün, benim başım içün ve oğlanlarım başîçün, kılıç hakkîçün, şimdiki hâlde Galata'nın halkı ve merdüm-zâdeleri atebe-i ulyâma dostluk içün Babalan Pravizin ve Markizoh Frenku ve tercümanları Nikoroz Baluğu ile Kal'a-i mezkûrenin miftâhın gönderüb bana kul olmağa itâat ve inkıyâd göstermişler. Ben dahi;

  1. Kabul eyledim ki, kendülerin âyinleri ve erkânları ne vechile câri ola-gelirse, yine ol üslûb üzere âdetlerin ve erkânların yerine getüreler. Ben dahi üzerlerine varub kal'alarını yıkub harâb etmeyem.
  2. Buyurdum ki, kendülerin malları ve rızıkları ve mülkleri ve mahzenleri ve bağları ve değirmenleri ve gemileri ve sandalları ve bilcümle metâ'ları ve avretleri ve oğlancıkları ve kulları ve câriyeleri kendülerin ellerinde mukarrer ola, müte'ârız olmayam ve üşendirmeyem.
  3. Anlar dahi rençberlik edeler. Gayrı memleketlerim gibi deryâdan ve kurudan sefer edeler, kimesne mâni ve müzâhim olmaya, mu'âf ve müsellem olalar.
  4. Ben dahi üzerlerine harâc vaz’ edem, sâl be-sâl edâ edeler gayrılar gibi. Ve ben dahi bunların üzerlerinde nazar-ı şerifim dirîğ buyurmayub koruyam gayrı memleketlerim gibi.
  5. Ve kiliseleri ellerinde ola, okuyalar âyinlerince. Ammâ çan ve nâkûs çalmayalar. Ve kiliselerin alub mescid etmeyem. Bunlar dahi yeni kilise yapmayalar.
  6. Ve Ceneviz bâzirgânları deryâdan ve kurudan rençberlik edüb geleler ve gideler. Gümrüklerin âdet üzere vereler. Anlara kimesne te'addî etmeye.
  7. Ve buyurdum ki, yeniçerliğe oğlan almayam ve bir kâfiri rızâsı olmadan müslüman etmeyeler ve kendüleri aralarında kimi ihtiyâr ederlerse maslahatları içün kethüdâ nasbedeler.
  8. Ve buyurdum ki, evlerine doğancı ve kul konmaya ve kal'a-i mezkûre halkı ve bâzirgânları angaryadan mu'âf ve müsellem olalar.
Şöyle bileler, alâmet-i şerife i'timâd kılalar.

Tahrîren Fî Evâhir-i Cemâziyelûlâ sene seb'in ve hamsîn ve semâne-mi'ete”


“Şu Andan İtibaren Benim Tebaamsınız”

Nihayet fetih gerçekleşmiş, (29 Mayıs 1453) İstanbul alınmıştı. Osmanlılarda bir gelenek olarak devam eden, asırlardır tatbik edilen bir kural vardı. Bu kural bir memleket veya kale fethedildiği vakit, ordu içeriye girip burçlara bayrak çekerken, surların üstünde ezan sesi yükselir ve şehrin en büyük kilisesi derhal camiye tahvil edilir, sonra ilk Cuma namazı burada kılınırdı. Fatih de vakit geçirmeden Ayasofya’yı camiye çevirmek gayesi ile buraya yönelmiştir. Fatih, Ayasofya’ya girince şükür secdesine kapanmış, iki rekât namaz kılmış, rivayetlere göre ilk ezan da bu sırada okunmuştur. Fatih müezzinlerden birine ezan okumasını emretmiş, müezzin ezan okuduktan sonra, maiyeti ile beraber ilk namazı kılmış ve camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfetmiştir.

Türklerin Ayasofya’da bir katliam veya mabede karşı bir hürmetsizlik ve tecavüz yapmaları söz konusu değildir. Devrin şahitlerinden Nestore Iskinder’in naklettiğine göre, Fatih’in Ayasofya’da yaptığı şu konuşma dikkate değerdir:“Patrik, ruhban ve halk gözyaşları ve iniltilerle hüzünlerini belirttiler ve ayaklarına kapandılar. Sultan eli ile bir işaret yapıp durmalarını istedi ve onlara şunu dedi: ‘Atanasios sana söylüyorum, senin yanındakiler ve halkına da yöneliyorum. Bu günden itibaren kızgınlığımdan korkmayın.’ Paşalar ve sancakbeylerine dönüp dedi ki: ‘Bütün askerleri ve ordumdaki her kademede bulunanları, şehir halkına, kadınlara ve çocuklara karşı her türlü katil, esir etmek veya düşmanca bir davranışta bulunmayı engelleyin. Eğer bir kişi bile benim emrimi çiğnerse öldürülecek.’ Daha sonra herkesin çıkıp evlerine gitmelerini emretti.”

Türkler, genel kabule göre 29 Mayıs 1453 günü Bizans’ı zapt ettikleri zaman, müdafaasız halk, gökten inecek bir meleğin kendilerini kurtaracağı beklentisi ile Ayasofya’ya sığınmıştı. Fakat Türkler mabedin kapılarını açarak içeri girmişler ve orada korkudan birbiri üzerine yığılmış olan erkek ve kadınlardan istedikleri kadar esir almışlardır. Cebren içeri girmek mecburiyetinde kalan Türk askerleri, hiç kimsenin hayatına dokunmamış, yalnız esir almakla yetinmişlerdir. Türk ordusu, değil Ayasofya’ya sığınanları öldürmek, Bizans’a girdiği vakit, Fernand Gernard’ın ifadesiyle yalnız silahla mukavemet gösterenleri ve vaziyetleri şüpheli görünenleri öldürmüşler, mütebakisini esir etmişlerdir. Bizans Rumları, katliama maruz kalmamıştır.

Bizans halkı Fatih’ten “Vurun şunların kellelerini!” emrini, başları önlerinde bekliyor ve korkudan da tir tir titriyorlardı. Fatih, “Kaldırın başlarınızı! Şu andan itibaren benim tebaamsınız. Artık kimse size zarar veremeyecektir. Dininizde, dilinizde, iş ve ticaretinizde tamamen serbestsiniz. Kiliseleriniz açık kalacak, ibâdetlerinizi kendinize göre yaparsınız, ancak çan çalmayacaksınız. Burada kalmak istemeyen, kurtuluş akçesi vererek istediği yere gidebilir. İstanbul’da kalacaklar, eskisinden daha çok rahat edecekler.” diyerek hoşgörüsünü ve adaletini dünyaya bir kez daha ispatlamıştır.

Fatih’in hoşgörüsüne ve adaletine en büyük delillerden biri de, Galata Cenevizlilerinin sulh teklifine karşı verdiği ahitnamedir. Evvela Rumca hazırlanarak, Osmanlı kumandanı Zağanos Paşa tarafından imzalanmıştır. Sonra padişah bunu te’yiden şimdi zikredeceğimiz ahitnameyi vermiştir. Bu hukuki düzenlemenin meşruiyet dayanağı, fıkıh kitaplarının kitab’üs-siyer bölümünde bütün tafsilatıyla anlatılan İslam devletler hukukunun hükümleridir.

İslam hukukunun zimmet akdi çerçevesinde gayri Müslimlere tanıdığı bütün hak ve hürriyetler, aynen bu belgede de tanınmış ve garanti altına alınmıştır. Bu hak ve hürriyetler belgesini, ne 1789 tarihli Fransız hak ve hürriyetler belgesi ile ne de diğer beyannamelerle kıyaslamak mümkün değildir. Ayrıca Osmanlı Devleti hak ve hürriyetleri, Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla başlatanlar için de bu belge susturucu bir cevaptır…

Dipnotlar:

Tarih ve Düşünce Dergisi, Mayıs 2006, sayı; 66, İstanbul İlk İslam ordularının İstanbul kuşatmaları hakkında bilgi veren kaynaklardan birkaçı için bkz. Muhammed bin cerir et-taberi, tarihü’l-ümem ve’le-mülük c, bir- I-X, Beyrut ts; ibnü’l-esir, el-kamilü fi’te-tarih, c.I-XIII, Beyrut, 1399;ebü’l-fida el-hafız ibn kesir ed- damışkı, el-bidaye ve’n-nihaye, c.I-X, Beyrut 1418 (1997); İslam ve Osmanlı devri İstanbul kuşatmaları hakkındaki bir değerlendirme için ayrıca bkz. Ömer Faruk Yılmaz, Belgelerle Osmanlı Tarihi, İstanbul 1998 c.1 s.281-283 ismail Kandemir, Ulu Mabet Ayasofya, İstanbul 2004, s.24,40
  • Dukas, Bizans Tarihi, s.179
  • Dukas, Bizans tarihi, s. 158 Alponse de Martine, Osmanlı Tarihi, çev. Serhat Bayram, İstanbul 1991, s.253
  • İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.1 s.260; ilhan Akçay, Ayasofya Camii, s.23
  • Dukas, Bizans Tarihi, s. 184; Tursun Bey, Tarih-i Ebu’l Feth, s.64; Semavi Eyice, Ayasofya s.207 İsmail Hakkı Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.1 s. 260
  • Alponse de Martine, Osmanlı Tarihi, s.259
  • K. Süssheim-Arif Müfid Mansel, “Ayasofya”, s.49
  • Agostino Pertusi, İstanbul’un Fethi, s.261-262.
  • Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 11/6-7.
  • Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 11/7.
  • Beldiceanu, Recherche Sur La Ville Ottomane, 153-154, 423-424;
  • Uzunçarşılı, Osmanlı tarihi, II/7-8; TOEM, sene 5, sh. 52.
*Araştırmacı, yazar

İSMEK El Sanatları Dergisi 9 İNDİR

Bu yazı 715 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK