Mimari

Batı Anadolu’da Üç Ayrı Dönemin ve Sanatın Başkenti Efes

  • #


Yazı: Yrd. Doç. Dr. Mustafa BÜYÜKKOLANCI*- Fotoğraflar: Yrd. Doç. Dr. Mustafa BÜYÜKKOLANCI, Ömer VEFA

Batı Anadolu Bölgesi’ne üç kez başkentlik yapmış olan Efes’te; Roma dönemi cephe mimarisine önemli bir örnek oluşturan Celsus Kütüphanesi ve Aydınoğulları Dönemi’ne ait olan ve Beylikler Dönemi’nde nadir görülen iki minareli İsabey Camii, cephe süslemeleriyle mermer işçiliğinin doruklarındadır.

Son yıllarda yapılan araştırma ve kazılar Efes’in ilk yerleşmecilerinin Efes Körfezi çevresindeki höyüklerde (Tarih öncesi dönemin tepe şekline gelen yerleşmeleri) MÖ 6. Binde yerleşik hayata geçtiğini göstermiştir. Çukuriçi ve Arvalya höyüklerinde MÖ 6000’lerde başlayan yaşam MÖ 2000’li yıllara kadar yine buralarda devam etmiş ve daha sonra korunaklı tepe yerleşmeleri tercih edilmeye başlanmıştır.

MÖ 1900-547 yılları arasında Efes çevresindeki en önemli yerleşim yeri şimdiki Selçuk ilçesinin merkezinde yer alan Ayasuluk tepesindeki kent veya kaledir. Çünkü Efes çevresinde bu döneme ilişkin buluntular şimdilik sadece burada ve yakınındaki önemli kült merkezi olan Artemis Tapınağı’nda bulunmaktadır.

Hitit imparatorluk döneminde Hititlere yarı bağımlı Arzawa krallığının MÖ 1400’lerde bağımsızlığına kavuştuğu ve Arzawa-Mira bölgesinin başkentinin Apasas kenti olduğu ve Ephesos adının Apasas’tan geldiği (Apasas, Apa (a) ssa “Akarsu kenti” öğelerinden türetilmiştir) kabul edilmektedir.

Sonuçta; Tunç çağlarından (MÖ 3000) itibaren yerleşilen Ayasuluk tepesi, Arzawa-Mira krallığı döneminde (MÖ 1400-1200) başkent konumundaydı ve adı Apasas’dı. MÖ 1050 yıllarında buraya Atina’dan göçmenler geldi ve yerli halkla birlikte yaşamaya başladılar. Bu dönemde “Apasas” adı “Ephesos” olarak değişime uğradı. MÖ 7. Yüzyıldan itibaren başkenti Sardes olan Lydia krallığı bölgeye hakim oldu ve ünlü kralı Kroisos (Karun) Efes’i alıncaya kadar (MÖ 560) Ayasuluk tepesi, Efes’in anakenti konumundaydı.

Kroisos’un zorlamasıyla Artemis tapınağı çevresindeki yeni yerine taşınan II. Efes, Artemis tapınağı çevresinde şu anda 4.00 derinlikte kazılmayı beklemektedir. Bu kent MÖ 300 yıllarında İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından Bülbül dağı ile Panayır dağı arasına taşınmıştır. Bunun nedeni bir liman ve ticaret kenti olarak kalabilme isteğidir. Çünkü Küçük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlar eski limanı doldurmuş ve batıda yeni bir limana gereksinim doğmuştur.
Yeni kurulan Hellenistik dönem kenti (Şimdi gezilen Efes) Roma çağında gelişmiş ve MÖ 29 yılından itibaren Romalı bir karakter kazanarak Roma’nın Batı Anadolu’yu (Asia’yı) idare eden genel valisinin yeni görev yeri “Asia eyaletinin başkenti” olmuştur.

Barış döneminde MS 2. yüzyılda gelişmesinin doruk noktasına ulaşan ve nüfusu 250 bin kişiyi bulan yeni Efes, döneminin dördüncü büyük metropolü konumuna ulaşmıştır. Ancak Efes kenti, zenginliğini borçlu olduğu limanını kullanılır halde tutabilmek için çaba harcadıysa da liman ancak MS 7. yüzyıla kadar kullanılmıştır.

Bu tarihten sonra kent ilk kurulduğu Ayasuluk tepesine taşınmıştır. Çünkü burası hem bataklıktan uzak hem de İsa’nın en sevdiği genç havarisi St. Jean’ın mezarını saklayan büyük bir kiliseye sahiptir. Bu dönemde yeni kent“Efes” adının yerine St. Jean’la ilgili olarak “Hagios Thelogos” olarak anılmaya başlamıştır.

Aydınoğulları tarafından 1304 yılında ele geçirilen ve “Ayasuluk” adını alan kent 1350-1390 yılları arasında beyliğin başkenti olmuştur. Erken Osmanlı döneminde eski önemini koruyan kent 17. yüzyıl sonunda bir köy haline gelmiştir. 1870’ te İzmir-Aydın demiryolunun yapımı, Artemision ve Efes kazılarıyla tekrar canlanan turistik ilçe şimdi “Selçuk”adıyla yaşamını sürdürmektedir.


Efes’te Roma Dönemi (MÖ 133 - MS 395)

MÖ 133 yılında Bergama Krallığı’nın son bulması ile tüm Batı Anadolu Roma’nın kontrolüne geçmiştir. Roma bu geniş toprakları idare etmek için Asia eyaletini kurmuş ve Efes, Roma İmparatoru Augustus döneminden (MÖ 29 yılında) itibaren bu eyaletin başkenti olmuştur. Aynı yıl Efes’e gelen meşhur Amasyalı tarihçi Strabon, “Efes’in gün geçtikçe zenginleşen önemli bir liman ve ticaret kenti” olduğunu yazmaktadır.

Bu şekilde “Asia’nın İlk ve En Büyük Metropolisi” ünvanına da sahip kentin büyük sorunu limanı olmuştur. Küçük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla sürekli olarak dolduğu için gemilerin giriş ve çıkışı zorlaşan liman, birkaç kez temizlenmişse de sorun devam etmektedir.

Efes’i Roma İmparatoru Traian (113) ve Hadrian (124 ve 129’da) iki kez ziyaret etmişlerdir. İmparator Traian ve Hadrian’la başlayan barış döneminde kentin şöhreti daha da artmıştır. Artemis tapınağından başka iki imparator tapınağına sahip kentte beş gymnasion (okul-hamam) ve bir kütüphane olması aynı zamanda bilim yuvası haline geldiğinin göstergesidir.


Roma’nın Asia Eyalet Merkezi Efes ve Celsus Kütüphanesi Cephesi’nin Mermer İşçiliği

Efes kent merkezinde, kazısı ve restorasyonu tamamlmış ve Roma çağı cephe mimarisine önemli bir örnek oluşturan Celsus kütüphanesi sadece Efes’in değil Türkiye’nin turizm amblemlerinden biridir.

106-107 yıllarında Asia eyaletinin prokönsülü (bölge valisi) olan Tiberius Julius Celsus Polemaeanus adına inşa edilmiştir. İnşa yazıtında, Celsus’un oğlu ve 110 yılının könsülü olan C. Julius Aquila’nın kütüphaneyi babası için (117 yılından önce) bir “Heroon-Mezar Anıtı” olarak inşa ettiği yazılıdır.

Büyük bir olasılıkla oğul Aquila, öncelikle babasının vasiyetini yerine getirmek amacıyla kütüphane yerine heroon (mezar anıtı) yaptırmak istediyse de kent merkezinde bir mezaran anıtı yapımı için izin alamadığı için kütüphane yaptırmak zorunda kalmıştır. Önce yapının merkezine babasının lahti (mezarını) yerleştirilmiş sonra inşaat devam etmiştir.

Yapının en ilgi çeken kısmı restore edilmiş olan iki katlı ve çok süslü cephesidir. 21 m. genişlik, 16 m. yükseklikte ve dokuz basamak merdivenle çıkılan hareketli cephede eksene simetrik olarak yerleştirilmiş üç kapı yer alır. Üst kattaki pencerelerle uyumlu olan bu kapılardan kütüphane salonuna girilmektedir. Cephenin girintili ve çıkıntılı mimari bölümleri (aedikulalar) alt ve üst katların birbiri üstüne gelmeyecek şekilde planlanmıştır. Böylece hareketli fakat düzgün bir cephe düzenlemesi oluşmuştur.

Alt katta postamentler üzerinde yükselen pembe renkli, koyu damarlı ve yivsiz sekiz sütun ikişerli olarak dört aedikula oluştururken üst katta yine benzer ama daha ince olan sütunlardan üç aidikula meydana getirilmiştir. Alt katta kompozit sütun başlıkları yazıtlı arşitrav (sütun baş tabanı), kıvrık dal frizi ve diş kesimli geisonları (korniş) taşır. Üst kattaki korint düzenli sütun başlıkları daha sade görünümlü üst yapı elemanları ile ortasında meduza kabartmaları olan üçgen ve yarım yuvarlak alınlıkları taşımaktadır.

Alt katın dört aedikulasında dekoratif çerçeveli nişler içinde, Celsus’un erdemlerini sembolize eden heykeller yer alır. Orjinalleri Viyana Efes Müzesi’nde sergilenen heykellerden Sophia, bilgelik ve akıl; Arete, erdem ve karakter; Ennoia, kader ve muhakeme; Episteme de bilimi temsil eder.

Mermer cephenin süslemelerini yapan mermer ustaları bazı bilim adamlarına göre hem Roma’daki yapılarda hem de Efes’te çalışmışlardır. Bu ustalar sadece Celsus kütüphanesinin cephesini değil Efes’te “Hadrian Tapınağı” olarak bilinen cadde üzerindeki anıt cephesinde de çalışmışlardır.
Kütüphanenin en önemli özelliklerinden biri mimarların inşaat sırasında aldatıcı bir perspektif yaratarak cepheyi olduğundan daha geniş gösterme becerisidir.

Ön cephenin iki katlı görünümüne karşın yapının içi üç katlıydı. Ortada ana ekseni oluşturan yarım yuvarlak nişin hakim olduğu salon dikdörtgen bir plana sahiptir (11.00x16.70 m.). Kitaplar (rulolar halindeki el yazmaları) üst iki kattaki dolap nişlerinde saklanıyordu. Bu nişlere önündeki ahşap balkonlardan ulaşılabilirdi. Salonun duvarları ve tabanı çeşitli renklerdeki mermer levhalarla kaplıydı.

Kütüphane, kent merkezinde bina cephelerden oluşan büyük meydan düşüncesinin bir parçasıdır. Ticaret Agorası’nın güney kapısına güneybatı taraftan birleşen kütüphane binası 262 yılının korkunç depreminde yanıp yıkılmış ve daha sonra hiçbir şekilde kullanılmamıştır. Bir süre daha sağlam kalabilen cephe, Geç Antik dönemde (4. yüzyıl) önüne yapılan büyük çeşmenin arka duvarı haline getirilmiştir. Burası da Orta Çağ’da tamamen yıkılmış ve 1905/6 yıllarındaki kazılarda öylece bulunmuştur. Kazılar sonunda yüzde 70 oranında bulunan cepheye ait mimari blokları 1970-1978 yıllarında Mimar Prof. Dr. F. Hueber ve Prof. Dr. V. M. Strocka yönetiminde gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları sonunda tümüyle ayağa kaldırılmıştır.

Aydınoğulları’nın Başkenti Ayasuluk ve İsabey Camii Cephesindeki Mermer İşçiliği

Ayasuluk, Menteşe Beyliği’nin kurucusu Emir Menteşe’nin damadı Sasa Bey tarafından 1304 yılında Türk egemenliğine girmiştir. 1308 yılında Aydınoğlu Mehmed Bey tarafından Beylik topraklarına katılan kent zamanla çok gelişmiştir. Mehmed Bey’in oğlu Umur Bey zamanında beyliğin Ege Denizi’nde güçlenmesi Aydınoğulları’nın ve Ayasuluk’un Küçük Menderes nehri aracılığıyla ticari önemini yeniden kazanmasını sağlamıştır.

Ayasuluk’ta (Selçuk) Aydınoğulları dönemine ait anıtlar halen ayaktadır. Bunlar içinde en önemlisi İsabey Camii’dir. İsa Bey, Hızır Bey’den sonra beyliğin başına geçerek 42 yıl hüküm sürmüş (1348-1390) ve başkenti Birgi’den Ayasuluk’a taşımıştır.

13 Mart 1375 tarihinde inşaatı tamamlanan İsabey Camii’nin mimarı Suriyeli Ali ibn el Dımışki’dir. Ayasuluk kent merkezinde kalenin güneybatısında 50x55 m’lik alanı kaplayan cami, çapraz sahınlı veya transept tipli camiler sınıfına girmektedir.

Harimde kıble yönüne dik uzanan çapraz sahının orta kısmı iki kubbeyle örtülüdür. Enine planlı olan bu tip camiler Harran Ulu Camii ve Şam Emeviye Camii gibi Hristiyanlık bazilikalarından camiye çevrilmiş yapılardır. Artuklu döneminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sıkça görülürler (Harran Ulu Camii ve Diyarbakır Ulu Camii).

Emevi, Fatimi, Eyyübi ve Memlük Devri mimari süsleme özelliklerinin, Akdeniz ve Ege Denizi yoluyla Suriye’den Batı Anadolu’ya ulaşması sonucu bu şemanın başkent Ayasuluk’ta Aydınoğulları döneminde İsabey Camii’nde (1375) de uygulandığı görülür.

Harimin ortasındaki kubbelerin kasnakları ve pandantifleri üzerindeki çini süslemeler dönemin ilginç eserlerindendir. Yan sahınlar ahşap kırma çatılıdır.

Yapının taç kapısında ve özellikle harim kısmının batı cephesinde bulunan dört pencere birbirinden farklı yapıları ve süslemeleriyle gerçek bir sanat harikası olarak kabul edilir. Bunların dış yüzlerindeki güzellik iç kısma da yansımıştır.

Bu pencerelerde görülen renkli mermer işçiliğinin benzerlerine Suriye mimarisinde rastlanmaktadır. Bu durumda taç kapıyı ve pencereleri işleyen ustaların mimarla beraber Suriye’den geldiği şeklinde bir görüş kabul edilse de yerli ustaların da burada çalıştığı kesindir.
Ayasuluk İsabey Camii, beylikler döneminde nadir görülen iki minareli (biri çok önce yıkılmıştır) camilerden biridir. Harimin kuzeyinde yer alan ve kalan izlerden üç kenarı revaklarla çevrili olduğu anlaşılan avlu, bu şemanın Osmanlı öncesi dönemdeki ilk örneğidir.

Yapının yine mermerden yapılmış gerçek el sanatı harikası olan mihrabı ve minberi, geçen yüzyıllarda harap olmuştur. Mihrap parçaları ve kitabesi 1988 yılında yapılan mihrap restorasyonu sırasında yerine yerleştirilmiştir.

Sonuç olarak bin yıllık aralıklarla üç ayrı dönemde Batı Anadolu Bölgesi’ne üç kez başkentlik yapmış olan Efes’te, Roma çağı ve Aydınoğulları dönemine ait iki önemli anıt yapı cephelerinin süslenmesi bakımından ele alınmıştır. Biri kütüphane diğeri cami olarak inşa edilen bu iki yapı, mermer işçiliğinin doruklarından sayılabilir.

Celsus kütüphanesinin cephesinde kullanılan mermer bloklar büyük olasılıkla Efes çevresindeki mermer ocaklarından getirilmiştir. Ocaktan çıkarılıp ham blok veya yarı işlenmiş olarak yapı alanına ulaşan taşların yapı elemanına dönüştürülüp yerine yerleştirilmesi için son bir aşamadan geçmesi ve yanına konulacak diğer elemanlarla birleşecek yüzeylerin düzeltme ve perdahlama gibi işlemlerinin yapılması gerekir.Bundan sonra yerine yerleştirilen mermer bloklarda geri kalan yüzeyler murç ve tarakla düzeltilip profiller ince bezemeler için hazır hale getiriliyordu.

Bundan sonra blokların (mimari elemanların) görünecek yani açıkta kalacak yüzlerinin son işlemlerinin yapılması aşaması, yapının bitiş aşamasıdır. Bazı yapılarda bu işlem yarım kaldığı için aşamaları izlemek kolaylaşmıştır.Bitmiş bir yüzey pürüzsüz bir görüntü verirken bitirilmemiş bir yüzeyin çeşitli işlemlerden geçeceği bellidir.

Yüzeylere uygulanacak bezemeler daha önceden taşın yüzeyine çizilip taslak oluşturulur. Bundan sonra bezemeleri yapacak ustaların iskeleler üzerinde çalışması başlar. Bu çalışma tamamen mali kaynaklarla ilişkilidir. Ustaların ücretleri düzenli verildiği takdirde çalışma en ince detayına kadar tamamlanır ve yapı teslim edilir.
Celcus kütüphanesinde bu işlerin iyi gittiği ve yapının eksiksiz tamamlandığı gözlenmektedir. Çünkü Celsus, ölümünden önce 25.000 denarius miras bırakmış ve bununla kütüphane yapılmasını ve kalan para ile kitap alınmasını vasiyet etmiştir.

Buna karşın Aydınoğlu İsa Bey, kendinden önce savaş dolu yılların getirdiği ganimetler, verimli topraklardan gelen gelirler ve Venediklilerle yapılan ticaret antlaşmaları sonunda artan gümrük gelirlerinin büyük bir kısmını dini, toplumsal işlevli anıtların yapımına harcamıştır. Bunlardan en önemlisi halen ayakta kalabilen Ayasuluk’taki İsabey Camii’dir.

İsabey Camii’nin cephesi, Anadolu Beylikler mimarisi içinde önemli bir yere sahiptir. Cephede kullanılan mermerlerden bir bölümünün harabe halindeki Artemis Tapınağı’ndan getirildiği kesindir. Bir bölümünün ise St. Jean Kilisesi çevresinden ve olasılıkla camiden önce burada var olan Apollon Tapınağı ve Hristiyanlık bazilikasına ait olduğu daha önce tarafımızdan ilk kez öne sürülmüştür.

İki yapıda benzer ve ilginç olan taraf yapı mimarları ve olasılıkla ustaların farklı yerlerden gelip burada inşaatlar gerçekleştirmeleridir. Celcus kütüphanesinde çalışanları daha önce Roma’da çalıştığı öne sürülürken, İsabey Camii mimarının daha önce Suriye’de ve olasılıkla Konya’da çalıştığı öne sürülmektedir. Demek ki daha önceden beri bilinen mimar ve usta grupları günümüz inşaat müteahhitlerinin grupları gibi ekonomik bakımdan güçlü işlerin yoğun olduğu yerlere gidip belli yapılarda çalışıyorlardı.

*Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi, Ayasuluk Tepesi ve St. Jean Anıtı Kazı Başkanı

İSMEK El Sanatları Dergisi 9 İNDİR

Bu yazı 945 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK