Makale

Naturalist Üslûpta Çiçekler

  • #


Yazı: Atilla Yusuf TURGUT

Naturalist üslûbun Türk tezhip sanatındaki yeri 17. yy.’ın ikinci yarısı ile başlamıştır. Bu yüzyılda tezhipte Batı etkisi görülür. Çiçek buketleri ile naturalist üslûbun başladığı ve 18. yy. sonlarına kadar süren dönemin en ünlü tezhip sanatçısı ve lake ustası Ali Üsküdâri’dir. Mekke ve Medine tasvirleri de tezhipte bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır (1).

Bilhassa 18. yy.’da çok rastlanan ve Avrupa tesiriyle resmedilerek, tabiattaki şekliyle süsleme sanatımıza giren çiçekler de vardır. Eski tabiriyle şükûfe denilen bu çiçekler, stilize edilmedikleri için klasik tarzın dışında kalarak, teknik bakımdan resim sanatının ürünleri sayılabilir. Hattâ bu sanatkârlar, sanat tarihimizde çiçek ressamları olarak anılmaktadır(2).

18. yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlı tezhip sanatında Batı etkisi yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. 18. yy. sonlarına kadar süren bu süreç içerisinde Türk tezhip sanatında naturalist çiçeklerin kullanıldığı üslûp etkili olmuştur. 18. yy. sonlarına doğru başlayıp, 19. yy. sonlarına kadar süren; çiçek sepetlerinin, uzun palmet ve kurdelelerin ve naturalist çiçeklerin kullanılıp çok renkli uygulamaların yapıldığı tarza tezhip sanatında “Türk Rokokosu” adı verilir(3).

18. yüzyılda Batı sanatının etkisi altında süsleme sanatımızda büyük değişiklik olmuş ve yeni bir üslûp meydana getirilmiştir. 17. yy.’ın 2. yarısı ile başlayan ve 18. yy.’ın sonlarına kadar süren bu Batı etkisi, çiçek buketleri ile naturalist bir üslûbu başlatmıştır(4).

Şükûfe diye adlandırılan ve çiçekler buketler halinde, tek, vazolu, vazosuz, bereket boynuzunda, sepette, saksıda çalışılmışlardır. Tezhipte, ciltte, lake tarzında pek çok eserlerde yer alır. Doğadaki çiçeklerin oldukça naturalist çalışıldığı örnekler olup gül, lâle, sümbül, karanfil çok kullanılan çiçeklerdir.
Çiçek motifleri süsleme amacıyla uygulandığı gibi, zaman zaman metinle ilgili olarak da çalışılmışlardır. “Çiçek bezemeler, Umumi İslam Tarihi, Mushaflar, Albümler, İslam Dini, Bilimler, Filoloji, Divanlar, Gayri İslâmi Dinler” gibi değişik konulu eserlerde bulunmaktadırlar.

19. yy.’da da etkisini sürdüren naturalist üslûp, bu yüzyıllarda bozulan klasik tezhibimizin yanında önemli bir yer teşkil eder. Yapılan buketlerin tarama usulü gölgesi, zarif kompozisyonları ilgi çekmektedir.

Bitkiler bildiğimiz ve bilmediğimiz yönleri ile pek çok faydaları olan canlılardır. Bu faydalarının yanında taşıdıkları binlerce çeşitte ve renkteki çiçekleri ile büyüleyici güzelliktedirler. Türklerde tabiat sevgisinin kökü çok eskiye dayanır. Süsleme sanatında kullanılan zengin çiçek motifi, Türklerin doğa sevgisinin bezemeye yansımasıdır.

Tezhip sanatımızda ve diğer süsleme sanatlarımızdan tanıdığımız ve süslemede tespit edilen çiçeklerden bazıları şunlardır:

1. a) Gül (Rosa): Osmanlı sanatında naturalist akımın başından itibaren görülen gül, en yaygın ve en sürekli çiçek çeşidi olmuş Hz. Muhammed’in sembolüdür, sevgilinin yüzü veya endamıdır. Osmanlı bezeme sanatının her dalında, tekniğin gerektirdiği stilizasyon ve sadeleştirmelere rağmen ana hatlarını ve kişiliğini kaybetmeden kullanılmıştır(5).

Fatih Sultan Mehmed tanınmış portresinde naturalist tarzda bezenmiş gül koklamaktadır.

18. yy.’ın ilk yarısından itibaren Ali Üsküdâri’nin çok güzel güllerini tanıyoruz. Ayrıca Abdullah Buharî’nin biri imzalı iki gülü yine bu yüzyılda yapılış ve naturalist tarzdaki çiçek taramalarına örnektir.

b) Lâle (Tulipa): Türklerin Avrupa’ya tanıttığı bu çiçek, zamanla gerek Osmanlı İmparatorluğu’nda, gerekse çeşitli Batı ülkelerinde çok sevilmiş, ekonomik ve sosyal hayatı etkilemiş Batı'da lâle çılgınlığı (tulipomania) adı verilen bir dönemi, bizde ise sonradan (Lâle Devri) adı takılan bir akımı doğurmuştur(6).

Lâle, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, bilhassa 16. Ve 18. yüzyıllar arasında, süs bitkisi ve süsleme motifi olarak çok büyük bir önem kazanmıştır. Sultan 3. Ahmed (1673-1736)’in sanatının son yıllarında, bu ilgi doruk noktasına çıkmış ve bu dönem bazı tarihçiler tarafından “Lâle Devri” olarak isimlendirilmişti(7).
Naturalist üslûpta kullanılan çiçekler arasında en çok gül ile birlikte lâle çiçeğinin bezeme unsuru olarak kullanıldığını görmekteyiz. 18. yy.’da aşırı uzun kadehler şeklinde çizilen lâle, 19. yy.’da “Rokoko üslûbu” ile birlikte, yerini güle bırakarak yavaş yavaş kaybolmuştur.

c) Karanfil (Dianthus Cariophillus): Karanfil çiçeğinin kitap sanatlarında yeteri kadar yer almadığını görmekteyiz.

18. yy.’ın ilk yarısında Ali Üsküdâri’nin çok kıvrak hatlarla çizdiği karanfiller, bu çiçeğin Osmanlı sanatındaki en güzel örnekleridir (İÜK. T. 5650). 18. yy. ortasında altın şemse üzerinde, 19. yy. ortasındaki bir eserde ise tek dal olarak ve vazo içinde karanfil yalnız başına tasvir edilmiştir.

Yine bu dönemde Osmanlı sanatında görebileceğimiz karanfillerden çok farklı bir karanfil motifi de, divan süslemelerinde diğer çiçeklerin yanında yer alır. Bu motif, yalın katlı küçük bir çiçek olduğundan, ilk bakışta kolaylıkla bir karanfil olduğu farkedilmez. Tek başına ele alınmayan, diğer çiçeklerin yanında görülen karanfiller, yatay dikdörtgen süsleme alanlarında, lâlelerle ve minelerle birlikte gösterilmiştir. Lâle ve selvilerle birlikte düzenlenen karanfiller küçük boyutlu olduklarından, ilk bakışta algılanamayan ince ayrıntılarıyla gerçekten de naturalist bir yaklaşımla tasvir edilmiştir(8).

d) Sümbül (Hyacinthus Orientalis): Lâlenin demode olmaya yüz tuttuğu tarihlerde gerek Avrupa’da bilhassa Hollanda’da, gerekse Osmanlı İmparatorluğu’nda ön plana geçmiş Naturalist çiçek akımının sanatımıza girmesiyle sümbülün örnekleri de hemen ortaya çıkar. Bunlar sadece yalın kat çiçeklerdir ve çok basit çizgilerle bütün özelliklerinin yansıtıldığı formlardadırlar. 1727 yılında Ali Üsküdâri’nin fırçası, çok zarif yalın kat sümbül minyatürlerini sanatımıza katmıştır. 1736 yılında yazılmış olan ve Topkapı Müzesi’nde muhafaza edilmekte olan “Sümbülname” isimli çiçek kataloğu mahiyetindeki el yazması, sadece sümbül çiçeklerini konu etmesi ile bilinir(9).

Yukarıda belirttiğimiz gibi naturalist bir yaklaşımla ele alınan çiçek bezemelerinde gül, lâle, karanfil ve sümbül çiçeklerinin yanı sıra, tezhip sanatında görülen daha birçok çiçekler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: leylak, süsen, bileşikgiller, erguvan, çiğdem ve safran, bahçe açelyası, gelincik, düğün çiçeği, haseki küpesi, şebboy, menekşe, Peygamber düğmesi (vb.)…

Türk sanatının eser sayısına oranla eseriyle tanıdığımız sanatçı sayısının en az olduğu bir kolu tezhip ve kitap süslemesidir. Saray nakışhanesinin bütün elemanlarının bulunduğu listeler günümüze gelmiştir. Ancak bunlar genellikle eserlerini imzalamamışlardır. Bunun sebebinin ne olduğu kesinlikle bilinmemesine karşın, tezhibin bir grup çalışması olduğu hususu rol oynamış olsa gerek. Buna karşılık eserlerinde tanıdığımız ustayı da kaynaklarda bulmak pek mümkün olmuyor(10).
18. yy. ve Batılılaşma döneminde stilizasyon azalmış, bitkilerin doğadaki görünüşlerine daha yakın, bezemeden çok resim sanatı çerçevesine giren çiçek minyatürlerine daha çok yer verilmiştir. Tezhip sanatındaki gerilemeye karşılık 18. yy. çiçek resimlerinin en parlak devri olmuştur. Avrupa sanatının bu dönemin çiçek ressamlığındaki etkileri inkâr edilemez. 17. yy.’da lâle, 18. yy.’da sümbül ön plandadır. Rokoko bezemelerinin sevilen çiçeği olan gülün, peygamberimizin sembolü oluşu, en çok tasvir edilen çiçek olmasını teşvik etmiştir(11).

Bu dönemdeki hemen hemen tüm sanatçılar,“Sümbülname”de de gördüğümüz gibi Batı etkisinde eserler vermekle kalmamıştır. Karamemi’den sonra benimsenip bir bakıma geleneksel hale gelen naturalist çiçek üslûbunu sürdürmüşlerdir.

Yine bu dönemde içinde çeşitli çiçeklerin tasvir edildiği çok sayıda eser verilmiştir. İçinde 17. ve 18. yy.’lara ait eserlerin bir araya getirildiği Murakka’daki gelincik bunlardan biridir. Her ne kadar Karamemi ve onu izleyenler bir natüralizm akımı getirmişlerse de, bu gelincikteki gölgeleme, 18. yy.’da Osmanlı sanatında görülen Batı etkisine bağlanmalıdır(12).

Naturalist Üslûpta Çiçek Motifleri:

Naturalist çiçekler, Osmanlı sanatında ilk kez 18. yy.’da görülen çok naturalist çiçek resimleri, çiçeklerin tanıtılmasını ön plana alan pek az sayıda örneği dikkate almazsak, daha çok süsleme alanında kullanılmıştır. Naturalist çiçek resimleri yerine ve zamanına göre Barok ve Rokoko stillerinin damgalarını taşımakla beraber Türk zevkini yansıtacak niteliğe ulaşmışlardır. Türk sanatçıları tarafından benimsendikleri ve yaygın bir biçimde kullanıldıkları görülür. Genel anlamda “şükûfe” tarzı olarak tanımlansalar da birçok gruba ayrılabilirler. Demet, buket, tek çiçek, vazolara, kaplara yerleştirilmiş şekilleri ile doğaya yakın görünüşlerde yapılmışlardır. 18. ve 19. yy.’ların en başarılı Türk süsleme örnekleridir denilebilir(13).

Bilhassa 18. yy.’da çok rastlanan ve Avrupa tesiriyle resmedilerek, tabiattaki şekliyle süsleme sanatımıza giren çiçekler de vardır. Eski tabiriyle şükûfe denilen bu çiçekler, stilize edilmedikleri için klasik tarzın dışında kalarak, teknik bakımdan resim sanatının ürünleri sayılabilir. Hattâ bu sanatkârlar, sanat tarihimizde “Çiçek ressamları” olarak anılmaktadırlar(14).

17. yy.’ın ortalarından itibaren Osmanlı tezhip sanatında Batı etkisi yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. 18. yy. sonlarına kadar süren bu süreç içerisinde Türk tezhip sanatında naturalist çiçeklerin kullanıldığı üslûp etkili olmuştur. 18. yy. sonlarına doğru başlayıp 19. yy. sonlarına kadar süren çiçek sepetlerinin, uzun palmet ve kurdelelerin ve natüralist çiçeklerin kullanılıp çok renkli uygulamaların yapıldığı tarza tezhip sanatında “Türk Rokokosu” adı verilir(15).

Şükûfe tarzındaki çiçekler, buketler halindeki çiçekler, tek, vazolu, vazosuz, bereket boynuzunda, sepette, saksıda çalışılmışlardır. Tezhipte, ciltte, lake tarzında pek çok eserde yer alırlar. Doğadaki çiçeklerin oldukça naturalist çalışıldığı örnekler olup, en çok; gül, lale, karanfil, sümbül çiçekleri kullanılmıştır.

Naturalist tarzdaki çiçek motiflerinin kullanım alanlarını sıralayacak olursak; cilt kapakları, el yazması kitapların iç süslemeleri, levhalar, hilyeler, fermanlar, tuğralar, albümler ve serbest çalışmalardan oluştuğunu ve tezhip sanatında oldukça geniş bir yelpazeye yayıldığını görüyoruz.

Naturalist çiçek motifleri 16. yy.’da Karamemi ile başlayan ve 18. yy.’da Ali Üsküdâri ile devam eden süreçte gelişimini devam ettirmiş ve halen günümüz beğeni ve ihtiyaçları doğrultusunda varlığını tezhip sanatının uygulandığı her alanda devam ettirmektedir.
18. yy.’da naturalist çiçek ressamları olarak döneme damgasını vuran ve ekol olmuş Ali Üsküdâri’nin yanı sıra, Çakeri, Abdullah Buharî ve Şeyhî’yi gösterebiliriz(16).

Ali Üsküdâri: 18. yy.da çiçek ressamlığı alanında en büyük ustalardan birinin, tezhip ve lake ustası olarak da tanınan Ali Üsküdâri olduğu muhakkaktır. 1727 yılında (İÜKT.5650) “Gazeller” albümündeki çiçek minyatürleri, natüralist üslûplarıyla sanatımıza ilk defa çeşitli çiçekleri getirmiştir. Ali Üsküdâri, çok yönlü sanatçılığı, doğa gözlemindeki gücü, fırçasının ustalığı ile şüphesiz sanatçılar tarihimizin güzide isimlerinden biri olarak her zaman anılacaktır(17).

Sultan III. Ahmed zamanında eser vermiş olan Ali Üsküdâri, çiçek resimlerinin yanısıra, lake, cilt ve lake kubur, yani silindirik kutuları ile de ünlüdür. 1727 tarihli ve her biri tek başına bir sayfada yer alan çeşit çeşit 30 çiçek resmi içeren bir şiir kitabı, ustanın naturalist çiçek üslûbunu yansıtan son derece zarif eseridir. Bu eser sadece çiçek tasvirleri açısından, yalnızca üslûbuyla değil, ele aldığı çiçeklerinçeşitliliği açısından da önemlidir(18).

Sanatçının ayrıca, Aliyyül Üsküdâri, Üsküdâri Çelebi, Rugâni Çelebi, Rugâni Üsküdari, Rugâni Ali gibi kendisine ithaf edilen çeşitli isimleri vardır.

Çakeri: Çökert imzalı lake ciltten (TSK. EH. 1470) tanıdığımız sanatçının Ali Çakeri adlı şair olduğu tespit ediliyor. Doğumu takriben 1670, ölümü 1747 civarındadır. Bu şekilde eserini kesinlikle 18. yy.’ın ilk yarısına tarihleyebiliyoruz. Tek eserle tanıdığımız Çakeri’nin ressam lake ustası olarak daha sonraki sanatta akisleri görülmez(19).

Çakeri'nin elinden çıkan çiçekli lakeden şiir mecmuası cildinin üzerindeki çiçek motiflerinin yeni bir üslûp farkı sunmalarına rağmen, bir bakıma Karamemi’nin getirdiği yolda olduğunu belirtir. Öte yandan Çakeri’nin yarattığı çiçeklerle Şehzade Mehmed için yapılmış olan Kırk Hadis’in lake cildindeki gibi bir cennet bahçesi yerine, yepyeni bir düzenleme getirmiştir. Fakat asıl yenilik, çiçeklerin gölgelenerek boyanışındaki üslûp farkında kendini gösterir(20).

Abdullah Buharî: Daha çok minyatür ustası olarak tanıdığımız bu sanatçının çiçek ressamlığının da çok güçlü olduğunu imzalı birkaç eserinde görüyoruz. Şemselerinde manzara resimleri bulunan lake cildinde salbekleri; gül, gelincik ve peygamber çiçeği ile süslenmiştir (TSK. EH 1380). Çiçek ressamı olarak asıl gücüne ise tarihsiz fakat imzalı çiçek minyatürlerinde şahit oluyoruz. Biri gonca gül (imzasız), biri çok açılmış gül, biri de lake olmak üzere kesinlikle onun eseri olan bu üç çiçek, sanatçının fırçasının bu alandaki ustalığını, formlardaki zarafette ise kaleminin gücünü kanıtlar (TSK. H. 2155)(21).
Bir murakkada pembe bir şakayık ve yaprakları ile kıvrılan pembe gül goncası ustalıkla tasvir edilmiştir ve Abdullah Buharî imzasını taşımaktadır. Abdullah Buharî’nin daha önce üzerinde durulan eserinde olduğu gibi, kendine özgü yaprak kıvrılması burada görülür(22).

Şeyhi: 18. yy.’a ait olduğunu tahmin ettiğimiz birkaç murakkada bahar motifi altında gördüğümüz yazıyı bir sanatçı imzası olarak kabul edebiliriz. Aynı elden çıktığı belli olan murakkaların yanısıra üzerinde üç ayrı bitkinin bulunduğu bir murakka da aynı ustanın eseri olduğunu kabul etmek istiyoruz (TSK. MB. 1123)(23).

Hezargradlı Zâde Seyyid Ahmet Ataullah: Doğduğu yer ve senesini bilmiyoruz. Yalnız imzalı iki eserinde 1247 (1831) ve 1252 (1836) tarihlerini buluyoruz. Bunlar pek mükemmel sanat örnekleridir. İstanbul’da bulunan imzalı 3 eserine sahip olduğumuz Seyyid Ahmet Ataullah Efendi’nin şâheserlerinden öğrendiğimiz kadarıyla, tahminen 1805’te muhtelif çiçekler ve sümbüllerle yapılmış iki müstesna eserinde, Seyyid Mehmed namında bir sanatkarın talebesinden olması icap etmektedir. Çünkü eserlerinde hocasının bariz tesirleri görülüyor. Yapmış olduğu bir güldeki işçilik hocasınınkiyle aynıdır.

Usta aynı zamanda altınla Hilye-i Şerif yazmakla da meşhurmuş. Hezargradlı Ahmed Ataullah’ın bir eserindeki 1252 tarihli imzasında “Hassa mücellitleri başı” olduğunu yazıyor ki, bu da Sultan İkinci Mahmud’un mücellitleri başı, yani Saray başnakkaşı olduğunu işaret ediyor. Daha ziyade Rokoko tavrında kompozisyonlar ve tezhipler yapmıştır. Ataullah eserlerinin sonlarına birer gül goncası veya çiçekli buketlerden sıklıkla yapmıştır. Ayrıca temiz, itinalı cetveller de çekerdi. Yine 1247 tarihli bir Kurân-ı Kerim’in kabını, Rokoko tarzında süslü ve ortalarında birer buket ile lake olarak yaptığını görüyoruz(24).

Naturalist çiçekler en çok tarama ve noktalama teknikleriyle renklendirilmiştir. Tarama tekniğinde çiçek; taranacak rengin beyaza yakın en açık tonuyla boyanır. Sonra bir ya da iki ton koyulaştırılmış boya ile içten dışa doğru çok ince çizgiler halinde tarama yapılır. Ucu sivri, tüy fırçalarla yapılan taramalar üst üste çoğaldıkça motifler gölge ve hacim kazanır. İşçiliği zor, sabır ve titizlik gerektiren bir tekniktir. Noktalama tekniğinde ise; en açık tonda boyanan zemin rengin üzerine, fırça ucu ile koyu tonda çok küçük noktacıklar bırakılır. Gölgenin yoğun olmasının istendiği yerlerde ise noktalar daha sık bırakılır.

Sık ve üst üste gelen noktalar motife hacim verir. Noktalama tekniği daha ziyade 19. yüzyıl çiçek ve rokoko motiflerinin renklendirilmesinde kullanılmıştır. Çiçek renklendirmede kullanılan diğer bir teknik de gölgelendirme tekniğidir. Gölgelendirme tekniğinde motif, tarama tekniğinde olduğu gibi en açık tonda boyandıktan sonra, koyu tonun olacağı yere boya, bir ya da birkaç kez yedire yedire sürülür ve motif gölgelendirilmiş olur. Bu teknik özellikle, dal, sap ve küçük alanların renklendirilmesinde tercih edilir. 17. yüzyılın ikinci yarısından 19. yüzyılın sonlarına kadar tezyini sanatlarda kullanılan naturalist çiçeklerin, özellikle gül resimlerinin kullanım alanlarının başında Kuran-ı Kerimler, dua kitapları, Hilye-i Şerifler, levhalar, yazı albümleri ve lake cilt kitapları, duvar ve ahşap süslemeleri gelir. Bu eserlerin dışında, herhangi bir eseri süsleme düşüncesinden ziyade çiçek resimlerini bir arada toplayıp bir albüm oluşturmak amacıyla bazı çalışmalar da yapılmıştır(25).


Kaynaklar

1-TAŞKALE, F. – GÜNDÜZ, H. (2000), Rakseden Harfler (Dancing Letters), Antik A.Ş., Kültür Yayınları, İstanbul. 2-BİROL, A.İ. – DERMAN, Ç. (1991), Türk Tezyini Sanatlarında Motifler, Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Yayını, İstanbul. 3-ÜNVER, A. Süheyl, (1955), Ustası ve Çırağıyla Hezargradlı Zâde Ahmet Ataullah: Hayatı ve Eserleri, İstanbul. 4-TAŞKALE, Faruk, (1994), Tezhip Sanatının Kullanım alanları, Yayınlanmamış Sanatta Yeterlik Tezi, M.S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. 5-DEMİRİZ, Yıldız, (1986), Osmanlı Kitap Sanatlarında Naturalist Üslûpta Çiçekler, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayın., İstanbul. 6-BODUR, Fulya, (1985), Osmanlı Lake Sanatı ve 18. yy. Üstadı Ali Üsküdari, Türkiyemiz, İstanbul. 7-BAYTOP, Turhan, (1998), İstanbul Lalesi, T.C. Kültür Bak. Yayınları, Ankara. 8-ATASOY, Nurhan, (2002), Hasbahçe: Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek, Koç Kültür Sanat Tanıtım Yayınları, İstanbul. 9-CEYLAN, Gürkan, (1999), Osmanlı'dan Günümüze Dört Gözde Çiçek; Güller, Karanfiller, Laleler ve Sümbüller, Flora Yay., İstanbul. 10-AKAR, A.- KESKİNER, C. (1978), Türk Süsleme Sanatında Desen ve Motif, İstanbul. 11-TURGUT, A. Yusuf, (2003), 18. yy. Tezhip Sanatında Naturalist Üslûpta Çiçekler, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, M.S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. 12-TAŞKALE, Faruk, (2006), Türk Kitap Sanatında Gül Motifleri, El Sanatları Dergisi: (İSMEK), s.2.

Dipnotlar: (1) F. TAŞKALE – H. GÜNDÜZ, Rakseden Harfler, 19 (2) İ.A. BİROL – Ç. DERMAN, Türk Tezyini Sanatlarında Motifler, 13 (3) A. Süheyl ÜNVER, Ustası ve Çırağıyla Hezargradlı Ahmed Ataullah: Hayatı ve Eserleri, 7. (4) Faruk TAŞKALE, Tezhip Sanatının Kullanım Alanları, 25. (5) Yıldız DEMİRİZ, Osmanlı Kitap Sanatında Naturalist Üslupta Çiçekler, 36. (6) A.g.k., 347. (7) Turhan BAYTOP, İstanbul Lâlesi, 2. (8) Nurhan ATASOY, HASBAHÇE: Osmanlı Kültüründe Bahçe ve Çiçek, 141. (9) Gürkan CEYLAN, Osmanlıdan Günümüze Dört Gözde Çiçek, Güller, Karanfiller, Laleler ve Sümbüller, 109. (10) Bkz. (3), DEMİRİZ, 377. (11) Bkz. (2) TAŞKALE, 539. (12) Bkz. (4), ATASOY, 179, 181. (13) A. AKAR – C. KESKİNER, Türk Süsleme Sanatında Desen ve Motif, 25. (14) Bkz. (1), BİROL – DERMAN, 13. (15) Bkz. (1) ÜNVER, 7. (16) Atilla Yusuf TURGUT, 18. yy. Tezhip Sanatında Naturalist Üslupta Çiçekler, 83. (17) Bkz. (3), DEMİRİZ, 384. (18) Bkz. (1), ÜNVER, 10. (19) Bkz. (3), DEMİRİZ, 385. (20) Bkz. (4), ATASOY, 179 (21) Bkz. (3), DEMİRİZ, 383. (22) Bkz. (4), ATASOY, 179. (23) Bkz. (3), DEMİRİZ, 385. (24) Bkz. (1), ÜNVER, 15-16. (25) Faruk TAŞKALE, Türk Kitap Sanatında Gül Motifleri, 147.

İSMEK El Sanatları Dergisi 9 İNDİR

Bu yazı 3873 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK