Seramik

Seramikten Tophane Lüleciliğine

  • #


Yazı: Armağan MUTLU

Murat İres… Tophane lüleciliğinin günümüzdeki tek ustası. Yaklaşık 32 yıl seramikle ilgilendikten sonra tesadüfen tanıştığı tophane lüleciğine adamış kendini. Üsküdar’daki atölyesinde eski üstatların zanaat becerisine ulaşmak için gece gündüz çalışıyor. İres, her gün yeni bir şey keşfetmenin keyfini yaşadığını söylüyor. Murat İres, halen Vakko ve Paşabahçe mağazalarına ayrı ayrı seriler üretiyor. Tütünün, ilkel topluluklardan günümüze dek çeşitli dertlere deva ve şifa verici olduğuna inanılmış. Zamanla kullanımı yaygınlaşan bu bitkinin özel olarak yetiştirilmesi ihtiyacı doğmuş. Farklı dönemlerde çeşitli nedenlerle yasaklanmış olmasına rağmen tütünün içiminin devam edegeldiğini görüyoruz. Tütün içerken önceleri taştan oyulmuş objeleri kullanılmış, daha sonra bunların yerini kil ile şekillendirilmiş çanak objeler almış. İşte tütün içiminde kullanılan bu küçük seramik çanaklara “lüle” denilmiş. Tophane lüleciliği ise 1600’lü yıllarda tütünün Osmanlı topraklarına gelmesiyle başlamış. Tütün, lüle çamurundan yapılmış lülelerin içine konup, uzunluğu kullanıcısına göre değişen, tercihen de yasemin ağacından yapılan çubuklarla içilirmiş.
Önceleri basit formlarda yapılan lüleler, giderek daha estetik bir görünüme kavuşturulmuş. Saray ve devlet büyükleri için lüleci üstatlara özel olarak yaptırılan lüleler; rölyef, altın, gümüş ve kıymetli taşlarla işlenmeleri ile halk tipi lülelerden ayrılmış. Yani bir anlamda lülelerin bezemesindeki işçilik, kullananın sosyal statüsünü belirler hale gelmiş. 19. yüzyılda sigaranın yaygınlaşması ile tütün içiminin yavaş yavaş azalması nedeniyle o dönem lülenin satışı hayli azalmış ve lüle imal eden atölyeler, ‘evane’ denilen, lüle çamurundan çeşitli seramik kullanım gereçleri yapmaya başlamış. Osmanlı döneminde lüleciliğin en güzel örnekleri İstanbul’un Tophane semtinde yapılmış. Vaktiyle atölyelerin bulunduğu Lüleci Hendek Sokağı bugün halen adını muhafaza eder.

Lülecilik, ustalarının özel bilgilerini ve lüle yapım tekniklerini ömür boyu sır olarak saklamaları neticesinde süreklilik gösteremeyen bir zanaat haline gelmiş. Lüleciliğin son örnekleri de 1894’te 50 civarındaki lüleci dükkânı tarafından verilmiş. Bu sayı 1921’de sadece 1’e düşmüş, o da 1928’de kapanmış. Bu zanaatın son temsilcisi İsmail Usta’nın da 1955 yılında 64 yaşında vefat etmesiyle Tophane lüleciliği, deyim yer indeyse tarihe karışmış. Taki, güzel sanatlardan gelme bir seramik ustası lüleciliği keşfedene dek... Ustaların elinde 330 yıl kadar yaşamış olan bu seramik sanatı, günümüzde gelecek nesillere aktarılmak üzere sadece Murat İres tarafından icra ediliyor.


Kararlılık ve Sabrın Ürünleri

Tophane lüleciliğinin, günümüzdeki tek ustası olan Murat İres, Tatbiki Güzel Sanatlar şimdiki adıyla Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi- Seramik Bölümü mezunu. İres, öğrencilik yıllarıyla birlikte 32 yıldır seramikle uğraşıyor. Öğrenimi süresince Eczacıbaşı seramik fabrikalarında tasarımcı olarak çalışan sanatçı, askerlik sonrası kendi atölyesini kurmuş. İres’in tophane lüleciği serüveni, 1997-2006 yılları arasında Uludağ Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışırken başlamış. Halen Üsküdar’daki atölyesinde çalışmalarını sürdüren Murat İres, Tophane lüleciği ile tanışmasına bakın nasıl anlatıyor: “Bir gün bir hanımın, Sibel Sırdaç Ozan’ın bana getirdiği bir kitaptaki seramik ürünlerini (tophane lüleleri) yapıp yapamayacağımı sorması üzeri ne, o güne kadar hiç ilgi alanımda olmayan tophane lülelerinin kullanım alanları ve üretim teknikleri üzerine çalışmaya başladım. Çeşitli müzelerde inceleme fırsatını bulduğum tophane lülelerinin nasıl yapıldığı ile ilgili net bilgilerin olmayışı, konuya olan ilgimi daha da arttırdı. Yaklaşık 32 yıllık seramik uğraşımın neredeyse son beş yılını tophane lülelerinin hammadde ve yapım tekniği çalışmalarına ayırdım.”

Yaptığı ilk tophane lülesini, bir de şimdilerde ürettiklerini göstererek, aradan geçen beş yıl içinde zanaatini nasıl geliştirdiğini anlatan İres, “Kararlılığın ve sabrın ürünleri bunlar” diyor.

Bu kadar yıl seramikle meşgul olduktan sonra tophane lüleciliği işine yöneldiğinde “Keşke daha önce tophane yapsaydım dediğiniz oldu mu” diye soruyoruz İres’e. Seramiği çok severek yaptığını vurgulayan Murat ires, “Her aşamasından keyif aldım seramiğin, ama bu iş çok daha farklı bir şey. Her seferinde farklı bir şey keşfetmenin mutluluğunu, keyfini yaşıyorum çünkü. Bir annenin, tıpkı karnındaki bebeğini beklemesi gibi bir şey. Ortaya çıkan her yeni ürün sevindiriyor, mutlu ediyor beni” diye anlatıyor yeni tutkusunu.

Tophane lüleciliğinde temel malzemenin kil olduğunu söyleyen Murat İres, ürünleri desenlemek için kullandığı kalemleri şimşir ağacından kendisinin yaptığını, desenleri bezemek için de altın ve gümüş yaldız kullandığını belirtiyor. Malzemenin temininin çok kolay olmadığına dikkat çeken İres, “Kullandığım toprak sıradan bir toprak değil çünkü. Lüle çamuru diğer çömlek çamurlarından farklı” diye konuşuyor. Ürünlerdeki hâkim rengin ne olduğunu ve renklendirmeyi nasıl gerçekleştirdiğini sormamız üzerine Orijinal rengin devetüyü ve kırmızı olduğunu, ancak yapılan ürünlerin hepsinin farklı renkte olduğunu ifade eden İres, “Her bir ürün fırınlandıktan sonra ayrı bir renk alıyor. Yani rengi kontrol etmek neredeyse mümkün değil. Ama benim son deneylerimde, rengi nasıl kontrol edeceğimi de çözdüm. En son aşama, en tehlikeli aşama. Renk değişikliği beklenmedik bir şekilde olabiliyor, çok dikkat etmek gerekiyor yani” şeklinde konuşuyor. İres ‘Meslek sırrı’ diyerek, rengi nasıl kontrol altına aldığı konusunda ser veriyor sır vermiyor.


Parlaklığı Malzemenin Kendisinden Geliyor 

Üretim aşamalarını anlatmasını istiyoruz Murat İres’ten: “Önce malzemeyi değirmende öğütülme ya da suda eriterek eleklerden geçirme yöntemiyle çamur malzemesini elde ediyoruz. Malzemenin eritildiği suyun sertliği de önemli. Fazla sert olmaması gerekiyor. Çamur kıvamını alınca hamur haline getiriliyor. İçinde hava kalmayacak şekilde yoğrulması lazım. Kulak memesi kıvamına gelen çamur, çömlekçi tornasında şekillendiriliyor. Şekli verilen ürünün yavaş yavaş suyu kaybettirilerek sertleştirilir, kaplumbağa bağı, kemik, cam, deri vb. gibi malzemelerden yapılmış araçlarla günlerce perdahlanıyor. Aşamalar doğru şekilde kaydedilmezse, ürün üzerine yapılacak damga ile bezeme işlemi istenen sonucu vermeyebilir. Bezeme bittikten sonra uygun kuruma koşulları oluşturularak tümüyle kurutulduktan sonra artık pişirme aşamasına gelinir. Altın, gümüş gibi dekor teknikleri, pişirme sonrası uygulanır. ”

Murat İres, biz atölyeye gelmeden önce fırına attığı evaneleri görebileceğimizi söylediğinde heyecanlanıyoruz. Kendi yaptığı fırının kapağını araladığında yüzümüze muazzam yükseklikte bir sıcaklık çarpıyor. Evanelerin fırından çıkmasına daha vakit olduğunu öğreniyoruz. Evanelere, sırlanmış gibi parlak görüntüyü nasıl verdiğini de sorduğumuz lüle ustası, kilin, atom yapısı itibariyle üst üste plakalar halinde olduğunu, parlaması için o plakaların yatık olması, yani balık pulu gibi aynı yönde olması gerektiğini belirterek, “Işığın kırılmasını kesmeniz gerekiyor parlaklığı elde edebilmeniz için” diyor. Murat İres, ürünlere parlaklığı verme işine ‘perdahlama’ denildiğini de sözlerine ekliyor.

Tophane ürünlerin kullanım alanlarına da değinmesini istiyoruz lüle ustasından. İres, son lüle ustası 1950’li yıllarda ölünce bu işi yapan kimse kalmadığından, dekorasyonda kullanım alanları bulamadığını söylüyor lüle evanelerinin. Dekorasyon amaçlı olarak kahvedan, tütünlük, sakızlık, bademlik, koku şişesi, şamdan, demlik gibi sınırlı sayıda evaniler yapıldığını anlatan Murat İres, günümüzde ev dekorasyonunda kullanılabilme koşullarının oluşturulmasının, mimarların tophane işleri ile ilgili tasarımlar yapmasıyla mümkün olabileceğinin altını çiziyor. Tophane ustası, talebe göre günümüzde dekorasyon amaçlı duvar tabağı, şöminelerde kaplama malzemesi, şamdan gibi çok çeşitli aksesuarlar yapılabileceğini de belirtiyor.

Atölyesinde önceleri antikacılar için üretim yaptığını anlatan tophane ustası, bu ürünlere imzasını koymadığını, sonradan bunun etik olmadığını düşünüp, ürettiği her bir parça ürüne kendi damgasını nakşettiğini söylüyor. İres, “Antikacılar istediğinde şimdi kendi damgamı mutlaka atıyorum” diyor.


Büyük Firmalara Üretim

Ürünlerinde geleneğe bağlı kaldığını söyleyen Murat İres, kendi form ve desen tasarımları da olduğunu belirterek, “Hem form, hem de desen bakımından kendi tasarımlarım elbette oluyor. Ama geleneği olmadan sanat yapmak doğru değil diye düşünüyorum. Dolayısıyla geleneğini yapıp insanlara aktardıktan sonra daha değişik formlar yapılabilir. Seramikte var olmayan form yok aslında, tüm formlarda ürünler verilmiştir, siz kendiniz küçük değişikliklerle kendi yorumunuzu katarsınız.”

İres, ürünlerinin, fabrikasyon üretim olmadığı, az sayıda olduğu için daha çok antikacıların ve koleksiyoncuların ilgi alanında olduğunu anlatıyor. Halen Vakko ve Paşabahçe mağazaları ve için hazırladığı serileri gösteren Murat İres, ürünlerini ilk kez piyasaya sürdüğünü kaydederken, “85 yıl sonra ilk kez benim ürünüm tophane olarak çıkacak Vakko’da, Paşabahçe’de” diye konuşuyor.

Amacının, tophane lüleciliğinde gelinebilecek en üst noktaya gelmek olduğunu ifade eden Murat İres, her sanatta olduğu gibi bunda da hâlâ öğrenmesi gereken şeyler olduğuna inanıyor. Atölyede çalışırken her gün yeni bir şey deneyimlediğini söyleyen lüle ustası, “İşin yüzde 90’ına hâkimim diyebiliyorum ama yüzde 100 vakıf olmak zor gibi geliyor. Bunun için çalışıyorum” diyor.

Murat İres’e son olarak, eski ustaların yaptığı tophane işleri ile kendi ürettikleri arasında fark olup olmadığını da soruyoruz. “Tabii ki var” diyor İres, yalnız kendi yaptıklarının değil, o günlerde yapılan üstatların işlerinin bile birbirinden farklı olduğuna dikkat çekiyor.
 

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 1353 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK