Makale

Balkanlar’da Kalan Osmanlı

  • #


Yazı: Yrd. Doç. Dr. Celalettin KARADAŞ*

“Bu hissizlikle cem’iyyet yaşar derlerse pek yanlış

Bir millet göster, ölmüş mâneviyatıyla, sağ kalmış.”

(Mehmet Âkif)

Bir yıl arayla, Balkanlar’a yaptığımız seyahatler sonucunda Bosna-Hersek, Makedonya ve Kosova’daki kültür mîrasımıza ait birçok değere şâhit olduk. Bir dönemler vücut bulduğumuz Balkanlar’daki bakîyemiz, bugün de bütün canlılığıyla karşımızda duruyordu. Milletimiz, asırlar önce hakîkat aşkıyla yollara düşmüş, milli mefkûremiz doğrultusunda buralarda bir çok şehir îmar etmişti. Ve biz, bu topraklarda bulunan önemli eserlerde ecdadımızın mührünü görmenin gururunu ve hüznünü yaşıyorduk.
Osmanlı Türklerinin Bosna bölgesindeki varlıkları, XIV. asrın son çeyreğinde gerçekleştirdikleri akınlara kadar uzanır. İlk gelenler alperenler ve akıncılar olur. Ve ilk ciddi hücum ise 1392 yılında Üsküp’ün alınmasından sonra Sancak Beyi Paşa Yiğit Bey tarafından gerçekleştirilir. Bununla beraber bölgede bir “uç” mıntıkası oluşturulur. Uçlar, Osmanlı Devleti’nin yayılışında birinci derecede rol almışlardır. Bunu yaparken Osmanlı, fetihlerinde istimâlet (gönül çelme) politikası uygulamış ve İslâm’ın ananevî müsamahası çerçevesinde gayrimüslimlere can ve mal güvenliği ile dinî özgürlükler tanımış, Müslüman olmayan halkın da gönlünü kazanmış ve bu sayede hâkimiyet sahasını genişletmiştir. Fatih Sultan Mehmet idaresindeki Osmanlı ordusunun Bosna fethini tamamlamasıyla da Osmanlı idaresine geçen bölge, bir sancak haline gelmiştir. Bosna’nın sancak merkezi Saraybosna, 1520’de sancak beyi olan Gazi Hüsrev Bey tarafından inşâ edilen külliye ve vakıflar vasıtasıyla bir Osmanlı şehri olmuştur.

Bugün Bosna-Hersek, 51.129 km2 yüzölçümüyle Sırbistan, Karadağ ve Hırvatistan topraklarıyla komşu olup, yaklaşık 4,5 milyon nüfusa sahiptir. Önemli şehirleri, Saraybosna, Travnik, Tuzla, Foça, Bihaç, Banaluka ve Mostar’dır.
Bosna’da Osmanlı tarihi ve kültürü bakımından önemli yerler bulunmaktadır. Bunlardan biri, Sultan Fatih’in Bosna’nın fethinde otağını kurduğu Kiselyak’taki Konakci Köyü’dür. Burayı ziyaret edenlere, Fatih’in Bosna’yı fethettiği zaman Osmanlı devlet politikasının gereği olarak bölge halkına dinî serbestiyet tanıyan, İnsan Hakları Ahidnâmesi’nin okunması bir âdet haline getirilmiştir. Köy halkı hâlen Osmanlı gelenek ve göreneklerine bağlılığını sürmektedir. Ayrıca, köyde bulunan Osmanlı mezar taşları, bu topraklardaki ceddimizin âdeta mührünü taşımaktadırlar.

Ülkenin Sava ve Neretva nehirleri, büyük akarsularını teşkil eder. Neretva Nehri kıyısında kurulmuş bir Osmanlı köyü olan Poçiteli de tabiatı, mimarisi ve tarihi geçmişiyle Bosna-Hersek’in diğer bir önemli yerleşim yeridir. Buradaki 1563 tarihli Hacı Ali Camii ve kule ile 1664 yılında inşâ edilen medrese görülmeye değerdir. Şehir hayatında, medeniyetimizin izlerini görmek mümkündür.
Bosna halkı, kilisenin baskıları sonucu ve ahlâki benzerlikler neticesinde İslâmiyet’i kabul etmişlerdir. Halk, Türklüğü ve Müslümanlığı o kadar benimsemiştir ki Türklerle aynı dinden oldukları için, kendilerine TürkTurki demişler, ancak XIX. yüzyılın ilk yarısından îtibâren Boşnak ismini kullanmaya başlamışlardır. Nüfusun nispî çoğunluğunu oluşturan Müslümanlar, milliyetlerini Sırp, Hırvat veya Yugoslav olarak değil, sadece Müslüman olarak göstermişlerdir. Sırpça, Hırvatça ve Boşnakça konuşan halkın bir bölümünün hem din hem millet adı olmak üzere Müslüman sıfatını benimsemeleri 400 yıllık Osmanlı idaresinin bir sonucudur.

Osmanlı hâkimiyeti dönemi sadece dinî açıdan değil, ülkenin bütününde halkın gündelik hayat tarzına kadar inen derin bir kültürel tesire yol açmıştır. İslâm kültürü özellikle şehirli karakteri ağır basan bir niteliğe sahip olmuştur. Bu özellik bugün bile Doğu kültürünün karakteristik unsurlarının, sadece Müslümanlar arasında değil Hıristiyanlar arasında da yaşamasını sağlamıştır. Hayat tarzı, yeme içme alışkanlıkları, ev tezyînâtı, kuyumculuk, halı dokumacılığı ve bazı küçük el sanatlarında bu etki hâlâ görülmektedir. İslâm kültürünün en belirgin izleri mimarlık ve şehir planlamasında görülür. Birçok Bosna şehri, klâsik Osmanlı şehircilik anlayışıyla çarşı ve mahallelere bölünmüş şekilde gelişmiştir. Bu anlayış çerçevesinde yüksek unvanlı görevliler tarafından âbidevî binalar yaptırılmıştır. Saraybosna’da Gazi Hüsrev Bey Camii (1530) ve Ali Paşa Camii (1561), Foça’da Alaca Camii (1550), Banaluka’da Ferhad Paşa Camii (1579), yine Saraybosna’da Gazi Hüsrev Bey Hamamı, Selçukiye veya Kurşumliye de denilen Gazi Hüsrev Bey Medresesi (1537), Brusa Bedesteni (1551) Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerini teşkil eder. Şehir, günümüze kadar tarihi dokusunu korumuş, baş çarşısı, sebili, bakırcılar çarşısı, medreseleri, hanları ve camileriyle âdeta bir Anadolu kentini hatırlatır.
Osmanlı izleri saydıklarımız kadar değildir. Akarsu ve su kaynaklarıyla çevrili Bosna-Hersek, köprüleriyle de ünlüdür. I. Cihan Harbi’nin çıkmasına sebep olan vak’anın gerçekleştiği Hünkâr Köprüsü ve Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü Saraybosna’da yer almaktadır.

Mostar şehrindeki ünlü Mostar Köprüsü, Bosna’nın âdeta simgesi haline gelmiştir. Köprü, 1566 yılında Mimar Hayrettin tarafından inşâ edilmiştir. XX. asrın sonlarında vuku bulan savaş esnasında –1993 yılında– bir Hırvat topçu tarafından yıkılmıştır. Köprünün yeniden inşâsını ülkemiz üstlenmiş, 1997’de başlayan çalışmalar 2004 yılında tamamlanmıştır. Bugün de bütün vakarıyla ayakta durmakta ve ziyaretçilerini büyülemektedir.

Bir başka Balkan ülkesi olan Makedonya, 25.333 km2 yüzölçümü ve yaklaşık 2 milyon nüfusa sahiptir. Nüfusun % 66’sı Makedon, % 22’si Arnavut, % 4’ü Türk, % 2’si Çingene, % 2’si Sırp ve % 2’si ise diğer etnik gruplardan oluşur. 1389 Kosova Savaşı’nda Sırp ve müttefiklerinin yenilmesinden sonra Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir. Osmanlı idâresinde Makedonya adı unutulmuştur. Ancak, Balkanlar’da Osmanlı hâkimiyetinin sarsıntıya uğramasıyla XIX. yüzyılın başlarından îtibâren Avrupa’da yeniden kullanılmaya başlanmıştır.
Makedonya’nın başkenti Üsküp’tür. Üsküp de Saraybosna gibi bir Anadolu şehri görünümündedir. Şehir, Osmanlı camileri, türbeleri, hamamları, köprüleriyle inşâ edilmiştir. 1990’lı yılların başlarında Makedon milliyetçileri tarafından saat kulelerinin üzerine takılan haçlar yüzünden bölgede kriz çıkmış ve 2001 yılında başlayan iç savaş neticesinde de maalesef elli yedi cami tahrip edilmiştir.

İstanbul’un fethinden önce Türklerin eline geçen bu topraklarda erken Osmanlı mimarisinin çok güzel örnekleri görülebilir. Vodno Tepesi’nden Üsküp ve Vardar Nehri’nin görünüşü izleyenleri büyüler.
Önemli mimari eserleri arasında bulunan Alaca İshak Bey Camii (1438), İshak Bey tarafından yaptırılmıştır. Cami avlusunda İshak Bey’in türbesi bulunmaktadır. Gazi İsa Bey Camii (1475) Üsküp’te inşâ edilen diğer bir camidir. TİKA tarafından restore edilen Mustafa Paşa Camii yine önemli mimari eserlerdendir.

Kalkandelen (Tetova), Makedonya’nın önemli şehirleri arasında yer alır. Kalkandelen Alaca Camii özellikle tezyînâtıyla dikkat çekmektedir. Caminin iç ve dış cepheleri bütünüyle bezenmiştir. Bezemede, Batılı unsurların kullanıldığı görülür. Özellikle, iri akantus yaprakları, buketler, vazolar ve manzaralar bezemenin temel öğelerini oluşturur. Motifler, gölgelendirilmek suretiyle, hacim kazanmış ve parlak renklerle işlenmiştir. Bezemeler arasında sıkışmış olan yazılar, sülüs hattının hususiyetlerinden pek uzaktır. Bu camide, Osmanlı döneminden beri Kur’ân tâlimi âdet haline getirilmiş ve bu gelenek günümüzde de devam ettirilmektedir.

Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan 500 yıllık Harâbâtî Tekkesi, bölgenin inanç anlayışı bakımından büyük önem arz eder.
Bir başka önemli şehir, Gostivar’dır. Bu şehirde, Halvetî Tarîkatı’na bağlı olan Hasan Baba Tekkesi bulunmaktadır. Halvetîlik, usûl ve esaslarını Şeyh Ömer Halvetî’den alan, özellikle halvete ve gizli zikre değer veren, XIV. asırda kurulmuş olan bir tarîkat olup, günümüzde, tekkedeki mensuplarının evradlarına şahit olunabilir.

Makedonya’nın bir diğer önemli şehri de Ohri’dir. Özellikle tabii güzellikleriyle meşhurdur. Şehrin yükseklerinde bir kale mevcuttur. Burada bulunan Sveti Kliment Kilisesi eski bir camiinin duvarları üzerine inşâ edilmiştir.

Henüz iki yaşını dolduran Kosova ise, 17 Şubat 2008 ’de bağımsızlığını ilân etmiş, küçük bir devlettir. Bağımsızlığından birkaç ay sonra ziyaret ettiğimiz Kosova, Türk tarihi açısından önemli bir bölgedir. Beş asır (1429-1912 arası) Osmanlı hâkimiyetinde kalmış bu topraklar, coğrafik olarak çok önemli Batı-Doğu ticaret yolları üzerinde bulunmaktadır.

1. Kosova Savaşı’nın yapıldığı meydan ve buradaki türbe, Türk tarihinin önemli unsurları arasındadır. Türbe, I. Sultan Murad Hüdâvendigâr (ö. 791/1389) (Padişahlığı 1362-1389) hazretlerinin ahşasının defnolunduğu türbedir. Kosova Savaşı’nda düşmanını bozguna uğratan Sultan, harp sahasını dolaştığı esnada Müslüman olacağını ve önemli bilgiler vereceğini söylediği Sırp despotunun damadı Miloş Obiliç tarafından hançerlenerek ağır yaralanmış, daha sonra da hayatını kaybetmiştir. Sultan, Bizans kaynaklarında, az konuşan, fakat konuştuğunda güzel sözler söyleyen, Hıristiyanlara karşı merhametli, ancak hatayı affetmeyen ve düşmanlarına karşı başarılı bir sultan olarak bilinmektedir.
Kosova’nın başkenti Priştine’de bulunan Osmanlı camileri arasında Sultan Murad Camii ve Fatih Camii Türk mimarisi açısından önemli camilerdir. Tarihi Türk şehri Prizren de her yönüyle Türk estetik ve inceliğini yansıtmaktadır. Sinan Paşa Camii ve Taş Köprü şehrin simgesi haline gelmiştir. Bu şehirde, farklı etnik kökenden insanlarla Türkçe konuşulabilir, kahvehânelerde Türk kahvesi yudumlanabilmektedir.

Bütün bu tafsîlât, milletimizin Balkanlar'da ki varlıklarının tabii ki bütünü değildir. Buradaki medeniyetimize ait değerleri tanımak ve tanıtmak, ancak ciltler dolusu yayınlarla mümkün olabilir.

Biz, bu topraklarda, milletimizin hoşgörüsünün, sevgisinin ve hizmet anlayışının maddî mânevî unsurlarını müşâhede etme fırsatı bulduk. İslâm felsefesi ve estetiği dâhilinde, İslâm’ın düşünsel derinliği çerçevesinde ortaya konmuş Balkanlar'daki Türk eserleri, bugün beğenilmeyen, hor görülen, kiçleşmiş bulunan Müslüman-Türk estetiğinin aksine, Osmanlı Devleti’nin kültürel üstyapısının eliyle biçimlendirilmiş olan estetik anlayışımızı ortaya koymaktadır.
Kaynaklar

Aktepe, Münir – Aruçi, Muhammed, “Kosova”, DİA, XXVI, Ankara 2002, s. 216-221. Djurdjev, Branislav, “Bosna-Hersek”, DİA, XVI, İstanbul 1992, s. 297-305. Hacısalihoğlu, Mehmet, “Makedonya”, DİA, XXVII, Ankara 2003, s. 437-444. *Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip ASD Başkanı

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 1334 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK