Porselen

40 Yıllık Hatırın Zarif Fincanları

  • #


Yazı: Zehra ALTAN

Kültürümüzde önemli bir yer tutan kahve, pek çok tiryaki için damak zevkinin çok ötesinde… Mısır Çarşısı’ndaki ışıl ışıl dükkânlardan biri, kahveyi bir kültür olarak benimseyen tiryakiler için tamamıyla el yapımı olan geleneksel motiflerimizle bezeli kahve fincanları üretiyor. Renk renk fincanlar, Osmanlı’nın farklı dönemlerini anlatıyor. İstanbul’un simgelerinden biri olan tarihi Mısır Çarşısı, yolu Eminönü’ne düşen herkesin mutlaka uğraması gereken bir durak. Aktarlarıyla meşhur çarşıya adımınızı attığınızda sizi çeşit çeşit, renk renk baharatların yaydığı baş döndürücü kokular karşılar önce. Ardından İstanbul’un en eski kapalı çarşılarından biri olan çarşının o kendine has otantik, tarih yüklü kokusu çalınır burnunuza. Çarşıda sıra sıra dizilmiş dükkânlar âdeta bir panayır yerindeymişsiniz gibi heyecanla doldurur içinizi. İşte ışıl ışıl bu dükkânlardan biri de Galeri Set. Göz alıcı şekil ve desenleriyle birbirinden şık ve zarif kahve fincanlarından gözlerinizi alamadığınız dükkândaki her bir ürün, tamamıyla el yapımı. Eski İstanbul beyefendilerine has bir nezaketle karşılandığımız dükkâna girip biraz soluklandıktan sonra bir yandan bol köpüklü Türk kahvelerimizi yudumlarken bir yandan da Uğur Atik ve Mukbil Sezen’den bu özel kahve fincanlarının öyküsünü dinliyoruz. Bu arada keyifle kahvelerimizi yudumlarken, yanında sunulan gül kokulu lokumlarla da ağızlarımız tatlanıyor. Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır derler ya, sanat aşkıyla üretilen bu el yapımı fincanlarla içilen kahvenin hatırı 40 yıldan fazla olsa gerek diye düşünmeden edemiyoruz.


Babadan Oğla Miras

1972 yılında merhum Mehdi Sezen tarafından kurulduğunu öğrendiğimiz Galeri Set’in işletmeciliğini oğulları Mukbil ve Bülent Sezen kardeşler yürütüyor. Bu özel kahve fincanlarının öyküsünü dinlediğimiz Uğur Atik de 29 yıldan bu yana bu müessesede görev yapıyor. Üretim aşamasında işin araştırma ve tarih kısmından sorumlu olduğunu söyleyen Uğur Atik’ten müessesenin kuruluş hikâyesini anlatmasını istiyoruz. Mehdi Sezen’in Rumeli kökenli bir aileden geldiğini anlatan Atik, Rumeli’de porselencilik yaygın bir meslek olduğundan Sezen’in de bu işe yöneldiğini söylüyor. Mehdi Sezen’in işine duyduğu saygı ve aşkı bugün oğulları Mukbil ve Bülent Sezen ile birlikte yaşattıklarını kaydeden Atik, “Yaptığınız işe saygı duymak mecburiyetindesiniz. Saygı duymazsanız bu ürünler ortaya çıkmaz. Saygı ve sevgi bir araya gelince aşk kendiliğinden ortaya çıkıyor. İşte biz bu aşkla yapıyoruz işimizi” diyor.

Göz Alıcı Güzelliğin İnce Yansıması

Dükkânda gözümüze çarpan her bir parça eşyanın el yapımı olduğunu vurgulayan Uğur Atik, ürünlerin yapımında 16. yüzyıl teknolojisini kullandıklarını ifade ediyor. “Ürünlerimiz, dökümünden imalatına kadar her aşamasıyla elle yapılıyor” diyen Atik, ürettikleri kahve fincanlarından birini eline alıp, “Bu inceliği sağlayabilmeniz için elle yapmanız gerekiyor” diye konuşuyor. Üretim aşamalarına da değinen Atik şöyle devam ediyor: “Porselenin ana maddeleri olan kaolin, kuvars ve feldispat, bir potanın içerisinde konulup yedi gün süresince harmanlanır. Harmanlama bittikten sonra boza kıvamındaki malzemeyi potalara dökeriz. Orada bekledikten sonra fincanın bin dereceyi görmüş halini elde ederiz. (Bisküvi kıvamındaki fincanı gösteriyor) bu fincan 1380 dereceyi gördükten sonra yüzde 80 oranında küçülür. Daha sonra sırlama tekniğine geçiyoruz. Artık fincan sırlandıktan sonra kavi olur. Bu aşamada kulp takılır.” Bir fincanın üretilmesi işleminin, sıfır noktasından bitimine kadar 21 gün aldığını belirten Atik, “En büyük özelliğimiz, dönemsel renk ve motifleri montürlemek” diyor. Atölyelerinde şimdiye kadar mercan kırmızısını, bilinen adıyla da Türk kırmızısını elde etmede zorlandıklarını kaydeden Uğur Atik, bir buçuk senedir üzerinde çalıştıkları bu rengi elde etmeyi de kısa süre önce başardıklarının altını çiziyor.


Geleneksel Çizgilerle Her Döneme Bir Renk

Fincanların üzerlerine uygulanacak desenlerin seçimine ortaklaşa karar verdiklerini söyleyen Uğur Atik, “Bir ürünü ortaya çıkarırken herkes kendi üzerine düşen görevi yapıyor. Tarih bölümünü ben araştırıyorum. Desenleri Mukbil Bey araştırıyor, alt yapının sorumluluğu Bülent Bey’in üzerinde. Sonra hocalardan da bilgiler alıyoruz. Bütün bunların hepsi masaya yatırılıyor ve sonra o ürün hayata geçiriliyor” diye konuştu. Fincanlardaki desenlerde geleneksel sanatlarımızla ortaya çıkarılan eserlerden yararlandıklarının altını çizen Atik, çintemani desenle tezyin edilmiş bir fincanı örnek gösteriyor. Mağazadan bir fincan takımı edinmek istediğinizde, size her biri farklı renkte bir takım hazırlanır. Renk bütünlüğü olmadan takım olur mu demeyin! Göz alıcı fincanların özelliği de buradan kaynaklanıyor zaten. Her bir renk bir dönemi ifade ediyor. O dönemde kullanılan karakteristik bir Türk kahve fincanının üzerine dönemsel renkler, o dönemin altın varaklı renk ve süslemelerine sadık kalarak uygulanıyor. Bakın Uğur Atik renk sıralamasını nasıl yapıyor: “16. yüzyıl ‘turkuaz’ ve ‘pembe’ ile başlar. Daha sonra ‘mercan kırmızısı’na, yani bayrak kırmızısına geçiyoruz. Dünyada üç yerde kullanıldı bu renk. Sultanahmet Camii’ndeki karanfiller, 1458 Kasımpaşa Camii, Topkapı Sarayı’nın harem dairesinde Sultan 2. Murat’ın has odası. Kanuni dönemi ‘lacivert’, Osmanlı’nın en zirvede olduğu dönem ‘yeşil’. Ve geliyoruz 18. yüzyılın ikinci yarısına, yani mübadele yıllarına. Bu dönemi de ‘sarı’ renkle anlatıyoruz.”


Kişiye Özel Tasarımlar Göz Kamaştırıyor

16. yüzyıldan sonra 19. yüzyıla dikkat çekiyor Uğur Atik. 16. yüzyılda hâkim olan dar ağızlı tombul gövdeli fincanlardan sonra 19. yüzyılda Fransız usulü geniş ağızlı kahve fincanlarının revaçta olduğunu anlatan Atik, bu geçişi de şu sözlerle dile getiriyor: “1876 yılı Ağustos ayının 31. günü... Günlerden Cuma. Sultan 2. Abdülhamit’in tahta geçmesiyle birlikte Fabrika-i Hümayun 1890 senesinde kurulur. Fabrikanın başına Fransa’dan ustalar gelir, Fransız kültürünün etkisiyle kahve fincanlarımız şeklini değiştirir. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde fincanlarda radikal bir değişiklik görüyoruz. Silindirik bir hat üzerine altın doreler... Atatürk’ün, fotoğraflarla da ölümsüzleştirilmiş olan fincanı.” Atatürk’ün fincanları, buradan “Eser İstanbul” adıyla satın alınabiliyor. Hepimiz biliriz… Türk kahvesi ikramı, kız isteme seramonilerinin olmazsa olmazıdır. Gelin adayları hayatlarının bu en özel günü için çok özel kostümler hazırlatırlar. Müessese, en özel tasarımları ile evlenecek kızların mutluluğuna da ortak oluyor. Söz gelimi, söz veya nişan kıyafetiniz limon küfü renginde. Modacınız Galeri Set’i arayıp, “Limon küfü bir kıyafet dikiyorum. Bordo ve pembe çiçekler var. Altın dore bir tül atacağım üzerine” diyor ve gerisi maharetli ellerin yaratıcılığına kalıyor. Uğur Atik, “Sizce tarife uymuş mu?” diyerek bir çift sarı fincanı gösteriyor. Hayranlıkla bakıyoruz fincanlara. Atik’in anlattığına göre, fincanın altına gelin ve damadın isimleri yazılıyor, nişan tarihi atılıyor. Yüzükler takılıp kurdelesi kesildikten sonra o akşam gelin ve damat kendilerine özel hazırlanan bu fincanlardan yudumluyor kahvelerini. Geleneksel motiflerle bezeli zarif kahve fincanlarının, kullanmaya başladıktan 51 sene sonra antika değeri kazandığını anlatan Uğur Atik, fincanların bulaşık makinesinde değil, elde yıkanması gerektiğini de söylemeden geçmiyor.

10 Kollu Avize ve Vav Serisi Geliyor

Mısır Çarşısı 78 numaradaki Galeri Set’te gördüğünüz kahve fincanından, aşureliğe, akide şekerliğinden helvaniye, pilavlıktan tatlı hokkasına el yapımı bütün eşyalar, İstanbul’daki 10 kişilik bir atölyede vücut buluyor. Uğur Atik, işin mağaza kısmında ise Mukbil Sezen, kendisi ve bir de yardımcıları olmak üzere 3 kişilik bir ekibin bulunduğunu kaydediyor. “Her varlıkta olduğu gibi ‘kendini yenilemeyen şey, yok olmaya mahkûmdur’ düşüncesiyle biz de altı ayda bir yeni bir adım atmak zorundayız” diyen Atik, Galeri Set olarak altı ayda bir olmak üzere piyasaya yılda iki kez prestij ürün sunduklarını söylüyor. Hazırlığını yaptıkları ve 2010 yılı içinde görücüye çıkacak olan 10 kollu avizelerin klasik 19. yüzyıl Dolmabahçe tarzında olacağını öğreniyoruz şimdiden. Müessese, bir de yeni kahve fincanı serisinin hazırlığı içerisinde. Atik, “vav” serisinin fincan, gülbahar sahan (şekerlik) ve tepsi üçlüsünden oluşacağını belirtiyor. Galeri Set’in zarif, göz alıcı kahve fincanlarının ünü ülke sınırlarını aşmış. Uğur Atik bu konuyla ilgili olarak da, “Beyaz Saray’da Bush ailesine hediye edilen kırmızı fincan var, İngiltere Kraliçesi Elizabeth’te her renk fincan var ama kendisi pembeyi tercih ediyor. Fidel Castro’da, Ürdün Kralı’nda… İslam Konseyi Cidde’de bizim fincanlarımızla kahve içiyor. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Avusturya Devlet Başkanı ve daha pek çok kişi bizim fincanlarımızla kahve içiyor” diyor.


Kahveniz Rahatlı mı Olsun Normal mi?

Kahve fincanlarından söz etmişken kahve kültürüne değinmemek olmaz. “Şimdi sizinle tarihin içerisinde bir yolculuğa çıkalım” diyerek kahvenin serüvenini anlatmaya başlıyor Uğur Atik: “Sene 1554… Yemen Valimiz Özdemir Paşa, Darül Saadet yani mutluluk şehri denen başkent İstanbul’a çuvallar dolusu kahveyi getirir. Biz kahveyi ilk önce çorba gibi kaynattık, çorba gibi taslarda içtik. Sonra da kahveyi kavurmayı öğrendik, çekmeyi becerdik ve Türkiye’de yetişmeyen bir meyveyi Türk adıyla bütün dünyaya tanıtmayı başardık.” Osmanlı döneminde kahve ikramının nasıl olduğunu da anlatıyor Atik. Saraya gidenler soylum odasındaki aynanın karşısında kendine çeki düzen verdikten sonra halayık, gülbahar sahan denilen bir tabaktan gül kokulu lokum ikram edermiş. İçeriye girecek kişinin sultanın huzuruna çıkmadan önceki heyecanını bastırsın, kan şekeri yükselsin diye. İçeriye alınan kişi istediği yere oturamazmış, mevkiine göre gösterilen yere oturtulurmuş. Ve kahveci başının nezaretinde kahve seremonisi başlarmış. Davetli sayısı ne kadar fazla olursa olsun kahve tepsi üzerinde iki iki servis edilir, saygı gösterisi olarak ikram sırasında asla misafirlerin gözlerine bakılmazmış. 20. yüzyılla birlikte kahve sunumu da değişmiş, yanında reçel ikramı başlamış. Uğur Atik’in verdiği bilgiye göre, reçeller en az yedi çeşit olmalıymış. Misafirin reçelle ağzı tatlandıktan sonra içeri kabul edilirmiş. Ardından, “Kahvenizi nasıl alırdınız? Normal mi olsun, rahatlı mı?” diye sorulurmuş. Normal kahve istenirse bir bardak su ile takdim edilirmiş kahve. Misafir rahatlı kahve içmek istediğinde ise kahvenin yanında bir tane de gül kokulu lokum ikram edilirmiş.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 2635 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK