Kölelikten Efendiliğe Tuğrakeş Hattat Abdul Fettah Efendi

  • #


Yazı: Fettah AYKAÇ

Sakız Adası’nda yaşayan Rum kökenli bir köle ailesine mensup iken, bir Osmanlı paşası tarafından satın alınarak yetiştirilen Abdul Fettah Efendi sonunda Darphane başkanlığına kadar yükselen bir bürokrat ve önemli eserlere imza atan büyük bir hattat ve tuğrakeş oldu.

İstanbul’da ve 19. yüzyılın önemli Osmanlı vilayetlerinde gerek levha olarak gerekse taç kapı veya çeşmelere haak edilmiş olarak hâlâ beğeni ve takdirle temaşa edilen hat eserlerinde imzası bulunan Abdul Fettah Efendi’nin doğum tarihi, Osmanlı nüfus tezkeresinde 1815 (H 1230, sicili Osmani C.4 S.862 ) olarak kayıtlıdır. Ayrıca Girit Adası mahkemeleri için Sultan Abdulhamid’in emriyle yaptığı 44 tuğra ile Sakız (Chios) Adası ve Selanik camilerindeki eserlerinin akıbeti bilinmeyen Abdul Fettah Efendi’nin baba ismi, resmi kayıtlarda yalnızca Abdullah olarak gösterilmektedir. Bunun nedeni Osmanlı’da uygulanmış olan kölelerden veya muhtedilerden ekserisinin baba adının sadece Abdullah olarak yazılması sistemidir, ki Abdul Fettah Efendi’nin de bir köle ailesinden geliyor olduğu hakikatini nüfus kayıtlarının da bu şekilde teyit ettiği nakledilmiştir.
Bu konuda İbnü-l Emin, “Son Hattatlar” adlı kitabında kölelikten Darphane başkalığına giden yolda Abdul Fettah Efendi’nin talihinin nasıl değiştiğini şöyle anlatıyor: “Kendisini tanıyanların ifadesine göre Sakız Adası’nda mukim Rum kökenli bir köle ailesine mensup iken Hüsrev Paşa satın almış ve diğer köleleri gibi dairesinde tahsil ve terbiye ettirilmiş idi.

Hüsrev Paşa’nın makamı sadareti yakalamasıyla talihi değişen Abdul Fettah Efendi, paşasının seraskerliğinde Daire-i Askeriye’de Arabi, Farisi, hendese ve hesap okudu. Aynı zamanda burada hüsn-ü hat derslerini de takip ederek sülüs, celi sülüs, nesh, divani, rika talim edip bu yazıların bazılarından icazet aldıktan sonra ayrıca sülüs ve nesihte hocası Hafız Mustafa Şakir Efendi’den 1832’de icazet aldı. 1831’de Hüsrev Paşa’nın hususi kâtibi oldu. Bu sırada sıbyan alayı ve tabur kâtiplerine yazı dersleri verdiği bilinmektedir.

1839’da Hüsrev Paşa sadarete getirilince paşası onu ücretsiz olarak Sadaret Mektebi kalemine aldırdı ve 1845 senesinde (h.1262) aidat ile Eyyüb ve 1846’ da da Şehzade Mehmed Camii’nin vakıflarının kaymakamlığına tayin edildi. Sırasıyla Sivas, Amasya ve Aydın evkaf müdürlüğünde, Saruhan, Kastamoni mal müdürlüklerinde ve 3 ay Kastamoni vali vekaletinde ayrıca Selanik vilayeti meclisi kebir riyaseti inzimami ile mal müdürlüklerinde bulundu.

Selanik mal müdürü ve vali vekili iken (h.1273-74) Ravza-i mutahharaya takdim olunmak üzere Sultan Abdul Mecid tarafından imal ettirilen şamdanlar, sonra irade-i saniye ile Selanik’e gönderilip istenilen yazıları pek güzel yazmasından padişah mahzuz oldu. 1855 yılında neşredilen kavaimi nakdiyyenin Hak ve imalinde hüsni hidmeti sebk etti.

Yine o sene Bursa’yı tahrib eden büyük zelzelede Ulu Cami’deki yazıların yeniden tahrir ve tezyininde icad ve tanzim ettiği büyük kalem ile mihrab civarına ve kapuların üstüne celi ve talik yazılar yazdı.”(1)


Abdul Fettah Efendi’nin Sanatkârlığı

“Abdul Fettah Efendi Dar-ı Askeriyye’de eğitim aldığı sırada hüsn-ü hat derslerini de takip ederek okuldaki hocaları dışında zamanının usta hattatlarından ‘Mustafa Şakir Efendi’den Aklam-ı sitte (1832) ve Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’den (1847) de nestalik yazısını meşk ederek icazetnamelerini aldı”(2) Abdul Fettah Efendi kendisini çok iyi yetiştirerek genç yaşta hem alaylı, hem mektepli olarak payitaht İstanbul’da çalışma ve sanat hayatına atıldı. Abdul Fettah Efendi başlangıçta talebesi olması ve kendisinin de talik hatta olan özel muhabbetinden dolayı, çağdaşı diğer hattatlar gibi zamanının en büyüğü üstat Yesarizade Mustafa İzzet’ten etkilenip o yönde yazılar yazmaya çalıştı. Ancak Yesarizade’nin 1849’da vefatından sonra yine onun talebesi, adaşı ve ondan sonra zamanın en iyisi kabul edilen ayrıca saray ve Sultan II. Mahmud’un hat ve musiki meşklerinin vazgeçilmez şahsiyeti Kazasker S. Mustafa İzzet Efendi’den daha fazla etkilenerek, Kazasker ve onun en yakın tilmizi M. Şefik Bey ile daha fazla vakit geçirmeye başladı. Bu sebepledir ki Bursa Ulu Camii yazıları ve İstanbul Üniversitesi taç kapısı yazıları gibi önemli eserlerde üçünün de imzaları vardır. Abdul Fettah Efendi’nin Kazasker’den büyük oranda etkilendiğini, sadece onun gibi büyük ve güzel eserler vermeye çalışmakla kalmayıp Kazasker’in Ayasofya levhalarını yazmak için ağız genişliği 40 cm. olduğu nakledilen ve hat tarihinde bir ilk icat olarak yaptığı söylenen ahşap kalemin bir benzerini kendisin de yapmasından anlıyoruz. Ki bu kalemle Bursa Ulu Camii mihrabı üzerindeki “Allah” ve “Muhammed” yazılarıyla 300 cm x 740 cm Besmele ile aynı ebatlardaki diğer talik yazılarla mihrabın solundaki meşhur “Allah Hu” müsenna levhasını da yazıp bu kalemi (**) bu levhanın yanına astığı İbnül Emin’in yazısında da nakledilmiştir.

İbnul Emin, “Son Hattatlar” kitabında Abdul Fettah Efendi’nin Bursa Ulu Camii’ndeki eserlerinden şöyle bahsetmektedir: “…Bursa’ya ilk gidişimde Ulu Camii’ndeki yazıları kayıt etmiştim. “Besmele-i Şerife” gayet büyüktür, “Allah Hu” çifte ve gayet cesimdir. “Huvel Kur’an-il Mecid” talik ve muharrer ve gayet kebirdir. “Sultan Abdulmecid’in tuğrası” gayet büyüktür. Bursa Ulu Camii’nde bulunan büyük levhaları yazmak için kendi icadı olan ağaçtan yaptığı kalem levhanın yanında asılıdır. Abdul Fettah Efendi’nin icat ettiği bu büyük kalemle sürat ve suhulet ile yazmasını Sultan Abdulmecid görmek istedi. Vükelanın hazır olduğu halde Hırka- ı Saadet dairesinde Rasuli Ekrem (SAV) efendimizin ism-i şerifini yazarak mazharı takdir oldu…”(3)

Bu takdirin devamı olarak aynı kalemle yazması için Sultanın, Abdul Fettah Efendi’ye (günümüzde onun yazdığı pek bilinmeyen ve Ayasofya levhalarından küçük olmakla birlikte emsallerinden çok büyük ebatlardaki) Şehzade Camii ve Eminönü Yeni Camii’ndeki “Ciharı Yarı Güzin” levhalarını yazma işini verdiğini düşünmek mümkündür.
Her ne kadar İbn-ül Emin böyle bir kalemi Abdul Fettah Efendi’nin icat ettiğini yazsa da konunun aslı yukarıda bahsettiğimiz gibi olmalıdır. Çünkü Ayasofya levhalarını Kazasker’in bu olaydan 10 yıl kadar önce yazdığı levhaların tarihleriyle sabittir. Bu konuda Abdul Fettah Efendi, Kazasker’den etkilenerek onu taklit etmeyi o kadar ileri götürmüştür ki Bursa Ulu Camii’ndeki Besmele’sine attığı imzasını muhteva ve şekil olarak Kazasker’in Ayasofya levhaları için attığı imzaya aynen benzetmeye çalışmıştır.

Takdir-i ilâhi gereği tüm kölelerine iyi eğitim ve tahsil vermeyi prensip edinmiş Hüsrev Paşa gibi birisi Abdul Fettah Efendi’yi satın almayıp, sahip olduğu imkânları kendisine sunmasa, bir köle ailesine doğmuş olması sebebiyle belki de doğduğu, yaşadığı kayıtlara bile geçmeyen birisi olarak bu dünyadan gelip geçmiş olacaktı. Ancak o, hayatını olumlu yönde değiştiren bu ilâhi müdahaleyi takdir ederek kendisine sunulan imkânları çok iyi değerlendirmiştir. Başarılı olmak için ciddi gayretler sarf etmiş, yaptığı her işi en iyi şekilde yapıp payitaht dışındaki pek çok vilayete vazife için gönderilmesine itiraz etmeyerek velinimetlerine hizmet ve sadakatte kusur etmemeye gayret etmiştir. Bu samimiyet ve çalışkanlığının karşılığı da her defasında efendileri tarafından fazlasıyla kendisine ihsan edilmiştir.

Örneğin Bursa Ulu Camii levhalarının M. Şefik Bey ile birlikte başarıyla tamamlanmasına müteakip (1860) padişahın kendisini filigran imalatını öğrenmesi için Viyana ve Paris’e göndermesiyle ve oradayken batı teknolojisiyle dil, kültür ve sanatını yakından müşahede fırsatına kavuşan ender şahsiyetlerden birisidir.

Bu sayededir ki dönüşünde o zamanki adıyla Sersikkekaan-sersikkekünaan (Osmanlı' da altın para ve madalyalarla kâğıt paraların kalıplarını hazırlayıp haak edenlerin reisi) yani bugünkü Darphane başkanı olarak tayin edilmesinin ardından bu vazifeyi 20 yıldan fazla devam ettirmeyi başarmıştır.
Konu Darphane'ye gelmişken Abdul Fettah Efendi'nin hayatı hakkında yaptığım araştırmalar sırasında karşıma çıkan ilginç bir olaydan bahsetmekte fayda görüyorum… Abdul Fettah Efendi’nin, İbnü-l Emin’in “Son Hattatlar” kitabında bulunan siyah beyaz bir fotoğrafından başka bir fotoğrafı olup olmadığını düşündüm bir ara. Bu sebeple konuyu araştırmak için Darphane’nin Beşiktaş’taki merkezine gidip görevlilere kurumlarının ilk başkanlarından Abdul Fettah Efendi hakkında araştırma yaptığımı ve ellerinde bende olandan farklı bilgi ve fotoğraf bulunup bulunmadığını sordum. Bunun üzerine, ‘O kim? Biz de öyle bir isim yok!.’ cevabıyla karşılaşınca çok şaşırmıştım. İbnü-l Emin’in “Son Hattatlar” kitabında siyah beyaz ve ayakta olarak yayınlanmış olan fotoğrafını ve ilk dönem Darphane başkanı olduğu bilgileri gösterdiğimde yine tanımadıklarını belirtince oldukça şaşırmıştım.

Ardından bunun bir kopyasını kendilerine vermemi rica ederek önceden elektronik posta yoluyla yazıştığım ve arşivlerinde bulunduğu ancak teşhis edemedikleri 8-10 civarında yağlıboya portrelerin bulunduğunu ve arzu edersem teşhis etmem için gösterebileceklerini söyleyince çok büyük heyecan ve sevince kapılıp bu teklifi hemen kabul ettim. Ve arşivde bana gösterilen duvarda asılı bazılarında isim yazılı bazıları isimsiz 8-10 yağlıboya portreden arkasında no:1 yazan portrenin elimdeki siyah beyaz fotoğraftaki şahsiyete çok benziyor olması hasebiyle bunun Abdul Fettah Efendi’ye ait olduğunu teşhis ve tespit ettikten sonra bu portrenin bir de fotoğrafını çekmeme izin verdiler. Bunun için buradan kendilerine ayrıca teşekkür ederek, tekrar Abdul Fettah Efendi’nin talihi hep yaver giden hayatıyla ilgili bilgileri aktarmaya dönelim.
Abdul Fettah Efendi’nin, yine İstanbul’da bulunduğu yıllarda ‘Süleymaniye Camii’nin celi sülüs yazılarını yenilerken çalışma ortamı olarak yerinin geniş olmadığını belirtmesi üzerine Padişah II. Abdulmecid’in kendisine Vezneciler’de istediği gibi büyük sofası bulunan bir konak ihsan ettiği bilinmektedir.(4)

Ancak bu şekilde memuriyet ve sanat hayatında başarılarının takdir edilerek padişahın da türlü iltifat ve ihsanlarına nail olması ona bir ara kendisinin zamanının en iyisi ve en büyüğü (veya en büyük 1-2 kişiden birisi) olduğu bu sebeple de en kıymetli yazı işlerinin kendisine teklif edilmesi gerektiğini düşündürmeye başlamıştı.

Bu sebepten olacak ki Padişah II. Abdulmecid’in Mescid-i Nebi’nin iç mekânının hat yazılarla daha da güzelleştirilmesi niyetiyle (şimdiki Hz. Osman Mihrabı ve iki yanlarındaki Babus Selam’dan Babul Baki’ye kadar devam eden daha sonra üstad Hasan Çelebi’nin restorasyonunu yaptığı her biri 100 metreden uzun 3 şeritlik celi sülüslerle bir şeritlik Efendimizin (SAV) isim ve sıfatlarını ihtiva eden eşsiz şaheserler) duvarlara hatları yazacak olan hattatı tespit için açılan müsabakada henüz 30’lu yaşlarda olan (Kazasker S. Mustafa İzzet’ten icazetli) genç Abdullah Zühdi’yi ömrünün sonuna kadar 7 bin 500 kuruş maaşla vazifelendirilip tercih etmesine ‘Biz varken bu işe böyle bir çocuk memur edilir mi?’ şeklinde serzenişte bile bulunacaktı. (Çünkü o yıllarda kendisinin maaşı 3 bin 750 kuruş idi.) Fakat akabinde kendisinin de eğitim için Avrupa’ya gönderilmesi ve dönüşünde farklı, önemli kıymetli vazifelere (Darphane başkanlığı, Şehzade ve Yeni Cami’nin büyük levhaları gibi) memur edilmesiyle bu konuyu unutup memuriyet ve sanat işlerine yoğunlaşarak devam edecekti.
Abdul Fettah Efendi’nin Osmanlı idari ve sanat aleminde 50 yıldan fazla süren mutlu ve başarılı bir dönemin sonunda 70’li yaşlarındayken vefatını ve akabinde hakkında yazılanları İbnü-l Emin şu şekilde naklediyor: “1860’dan itibaren para basım tekniklerini tahsil yapmak için Viyana ve Paris’e gönderildiği, o yıllarda çıkartılan kağıt paraların kalıplarının hazırlanmasında da çalıştığı, ayrıca Osmanlı devlet yönetiminin çeşitli kademelerinde üst derece vazifelerde bulunduğu, h. 1295, m. 1878’de İmhayi kavaim komisyonu azalığında bulunduğu, 11 Receb 1846’da tevcih olunan “hacelik” rütbesi 1879’ da Bala’yı itila ettiği ve tedricen birinci rütbe Mecidi ve birinci rütbe Osmani nişanlarını almış olduğu resmi kayıtlarda mevcuttur...

‘Bir müddet hasta olduktan sonra 8 Cemadülula 1896’ da Vaniköy’deki yalısında vefat etti Cenazesi Ayasofya Camii’ne getirilerek cenaze namazı eda edildikten sonra Sultan Mahmud Türbesi haziresine defnedildi. Defninden bahsedilirken Tercüman-ı Ahval Gazetesi’nde deniliyor ki, “….Merhum meşahiri hattatinden olup nezaheti hututu nefisesi arayişi enzar olacak surette idi. Der saadet ile Bursa’daki cevamii şerifenin bazılarında avihtei mevkii tazim edilmek üzere çekidei kalemi müşkin eylemiş oldukları elvah o derece nazr rubdir ki görenler merhumun aferin hanı kemali olmamak kabil olmaz…”. Abdul Fettah Efendi sülüs, celi ve talik yazıda mahareti kâmile sahibi idi. Pek çok camii ve türbelerde yazıları mevcuttur.”(5)

‘Abdul Fettah Efendi’nin celi sülüs ve tuğrada benimsediği tavır Mustafa Rakım’ın açtığı çığırdır. Fakat Mahmud Celaleddin yolundan hoşlanan Sultan Abdulmecid’in saltanatı sırasında diğer hattatlarda olduğu gibi onun da bu şivede celi sülüs levhaları görülmekle birlikte celi talik hattında Yesarizade’nin yolunu takip ederek bazen İran tavrı talik hattının celi şeklini benimseyip bu yolda da celi sülüs levhalar yazmıştır.”(6)

“Ayrıca çağdaşı Kazasker M. İzzet ve Mehmed Şefik Bey gibi Abdul Fettah Efendi de ömrü hayatında 5 padişah devri görmüş ve eserleri takdir edilmiş velud bir hattattır.
Hazine-i humayunda mahfuz name-i saadet ile Hz Osman ve Hz Ali (ra) hatlarıyla Mushaf-ı şerife mahfazalarının hakkı, Sultan Abdul Azi’zin tamir ve tezyin ettiği Fatih Türbesi’nin puşidesiyle etrafındaki Fetih suresi levhaları, Hırka-i Şerif muhafazasıyla daire-i muhteremenin pencere ve kapılarındaki perdelerde muharrer salavatlar, Bursa’da birinci sultan Osman türbesinin puşidesi, Küçük Hamam’da tarikat-ı Kadiriyye’nin Şeyh Nuri efendi dergâhının yazıları, Aksaray’da Pertevniyal Valide Sultan Camii’nin dış kapı üstündeki tuğra ile çeşme tarihleri, Bayezid ve Şehzade camiilerindeki ve Bab-ı Humayun’un haric ve dahilindeki nahkuk yazıları mevcuttur..,”(7 )

Abdul Fettah Efendi’nin Darphane’de enteresan bir şekilde bilinmeyen başkanlığına ilave olarak Sultanahmed’teki II. Mahmud türbesi haziresinde bulunan mezarı da tuhaf bir şekilde, sanki bilinmemesi maksadıyla bir isim karışıklığının kurbanı olmuş görünüyor.

Abdul Fettah Efendi’nin mezarının fotoğrafını çekmek için bir tanıdıkla hazireyi dolaşıp mezar taşlarını okuyarak bulduğumuzda mezarın yanı başındaki bugünkü Türkçe ile konmuş olan isim levhasındaki ”Abdül Latif Efendi” ismini okuyunca bir tuhaf şaşkınlık geçirdik tabii. Halbuki mezar taşında açık bir şekilde “Abdul Fettah Efendi” yazıyordu.




Kaynakça 1-3-5-7: Son Hattatlar, İbnül Emin, s 25 2- Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, Ali Alparslan, s 87 4-6: M. Uğur Derman, İslâm Kültür Mirâsında Hat San'atı, IRCICA Yayınları

*D.E.Ü Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu. İngilizce Öğretmenliği ve Hat Sanatı Tarihi konularında çalışmalarına Londra ve Istanbul merkezli olarak devam etmektedir. **Bu kalemi Ulu Camii’nin 2007-2009 arası geçirdiği büyük restorasyondan sonra da eski yerine asarak muhafaza eden yetkililere tüm hat severler adına ayrıca teşekkür ediyorum.

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 1587 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK