El işi

Kitre Bebeklerin Nimet Annesi

  • #


Yazı: Rüya GÜNDOĞDU

Nimet Demirbağ Sanlıman, kitre bebek denilince akla ilk gelen isimlerden biri. Sanlıman, Türkiye’de ilk el işi atölyesini açan ve vaktiyle Atatürk’ün özel siparişlerini yapan ilk kitre bebek ustası Zehra Müfit’in de öğrencisi. Hocasından devraldığı bayrağı yaklaşık 60 senedir başarıyla taşıyan sanatçı, yaşamın içinden seçtiği kareleri küçük boyutlarda inanılmaz bir gerçeklikte kitre pamuktan yaptığı bebeklerle sunuyor. “Ben, hocam kadar şanslı değilim” diyen Sanlıman, Müfit’ten aldığı bayrağı teslim edeceği, bebek yapmaya hevesli birinin çıkmadığını anlatıyor buruk bir şekilde.

Anne-babasında gördüğü ev düzeni içindeki rol paylaşımını kendisinin de başarabileceğini taklit etmek için evcilik oynar bütün çocuklar. Erkek çocuklar evin reisi olur bu rol paylaşımında, kız çocukları ise anne. Öyle ya, kaç kadın, küçük bir kız çocuğu iken bebeklerle oynamadığını söyleyebilir… Muhakkak bir bebeği olmuştur her kız çocuğunun, anneliği taklit ettiği. Ama bazı bebekler vardır ki onlar oyun için değildir. Tıpkı Nimet Sanlıman’ınkiler gibi…

Nimet Demirbağ Sanlıman; hayatın içinden insanları, sahneleri, göz alıcı bir gerçeklikte minimal boyutlarda kitre pamuk veya mısır kabuğundan ürettiği bebeklerle yansıtabilen usta bir sanatçı. Sanlıman’ın kitre veya mısır kabuğu bebeklerden ortaya koyduğu yaşamdan kesitlerde; bazen balık ağlarını onaran bir balıkçıyı, bazen hasta bebeğinin başında sabahlamış bitkin ve üzgün bir anneyi, bazen de bir ömür geçirdiği hanımı yanı başında yün örerken şekerleme yapan yaşlı bir dedeyi görürsünüz. Yer sofrasında oklavasıyla hamur açan köylü kadınının, tezgâhında ayakkabı tamir eden yaşlı ayakkabıcının yahut büyük hanımın önünde yerdeki mangalda kahve pişiren arap bacının o minicik tasvirlerinin her biri, insanı hayrete düşüren bir gerçekliğe sahip. Her bir kompozisyon insana coşku veren, bazen de heyecana, hüzne sürükleyen görsel bir şölen âdeta.

Nimet D. Sanlıman, kitre bebek yapımına başlama serüvenini Caddebostan’daki evinde anlattı. Ressam eşi Tayfur Sanlıman ile birlikte bizi evinde misafir eden sanatçı, kitre pamuk bebek yapımını öğrendiği hocası Zehra Müfit’i anarak başlıyor söze ve ülkemizde ilk kez Müfit’in kitre bebek yaptığını söylüyor. Kitrenin ne olduğunu soruyoruz Nimet Sanlıman’a ilk olarak ve kitrenin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yetişen geven otu denilen yabani bir bitkinin öz suyu olduğunu öğreniyoruz. Söyleşiminizin ilerleyen bölümünde kitre bebek yapımı için gerekli malzemelerden de bahsedeceğini belirten Sanlıman, öncelikle bebek yapmayı öğrenme fikrinin nereden geldiğine değinmek istiyor.
“Zehra Hanım’ın yaptığı bebekleri gördüm bir yerde. O zaman Arnavutköy’deki Amerikan Kız Koleji’nden yani şimdiki adıyla Robert Kolej’den yeni mezun olmuştum. Zehra Hanım’a gittim, ‘Otur, bak beğenirsen tekrar gelirsin, yapımını öğrenirsin’ dedi bana. Eve gider gitmez bebek yapmaya koyuldum” diyen Sanlıman’ın gözlerinde hocasından bahsederken yayılan ışıltıyı görüyoruz. Nimet Sanlıman, Zehra Müfit hocasını sevgi ve minnetle anıyor. Müfit’in bebeklerini görüp hayran olduğunda hobi olarak kendisinden ders almaya başlayınca bu işin hayatını yönlendireceğini hiç düşünmediğini de sözlerine ekliyor sanatçı.

Hocası Zehra Müfit’in, Ankara’da Hacı Bayram Veli sülalesinden geldiğini de hatırlatan Sanlıman, hocasının hayran kaldığı yeteneğini şu sözlerle dile getiriyor: “Dokuz yaşında kompozisyonlar yaparak başlamış Zehra Hanım. İstanbul’u hiç görmeden bir İstanbul kompozisyonu yaptığını anlatırdı; Boğaz, sahil, deniz.. Ressamlığı da vardı ayrıca. İstanbul’da ilk el işi atölyesini açan bayan da Zehra Hanım’dır. Atatürk’ün bazı siparişlerini yapmış o zaman. Çok meşhurmuş o dönem el sanatlarında.”

Zehra Müfit’le tanıştıktan sonra haftada bir gün derslerine gittiğini söyleyen Sanlıman, bu derslere bir yıl kadar devam ettiğini anlatıyor. Bir yıl süren eğitim sonrasında birbirlerinden kopmamışlar Zehra Müfit ile öğrenmeye hevesli genç öğrencisi Nimet Sanlıman, arkadaş olmuşlar. Her yaptığı bebeği Zehra Müfit’e götürdüğünü söyleyen sanatçı, “Zehra Hanım, benim için önemli bir kişi. Bana, ‘Nimet sen olmasan Zehra Hanım’ı kimse tanımayacaktı’ diyorlar bazen” şeklinde konuşuyor. Sanatçı, “Bir anlamda Zehra Müfit’in sanatını aktarma, günümüzde yaşatma misyonunu üstlenmişsiniz” dediğimizde, ilk özel sergisinin 50. yıldönümünde “İlgi“ dergisine verdiği röportajda söylediklerini tekrarlıyor bize de: “Yıllarca Türkiye’de ve dış memleketlerde sergi, söyleşi ve dia gösterilerini içeren programlarla sürdürdüğüm bu zevkli misyonu meğer ben, hocamın ‘Nimet, elimi sana veriyorum. Bu, bize özgü Türk sanatını benden sonra sen yaşatıp tanıtacaksın’ dediğinde üstlenmişim” diyor duygulanarak.

Kızılay’ın Türkiye’de düzenlediği ilk uluslararası bebek sergisi ve müsabakasına hocası Zehra Müfit’in de katıldığını hatırlatan Nimet Sanlıman, Müfit’in bebeğinin, 20 ülkeden gelen katılımcıları geride bırakarak birinci olduğunu belirtiyor. Sonrasında kitre bebeğe yeni başlamış olmasına rağmen hocasının da ısrarıyla Kızılay’ın 1955- 1958 senelerinde yeniden tertiplediği uluslararası bebek sergisine kendisinin de katıldığını kaydediyor.

İlk Kişisel Sergisi Yoğun İlgi Gördü İlk kişisel sergisini ne zaman açtığını soruyoruz Sanlıman’a. “1955 yılında ilk özel sergimi açtım. Beyoğlu’nda o zamanlar Amerikan Haberler Merkezi vardı. Buradaki sergi o kadar büyük ilgi gördü ki, sergiyi görmek isteyenler sokakta bir kuyruk oluşturuyordu.” diyen Sanlıman, beş yıl boyunca üzerinde çalıştığı eserlerin sergilendiği bu serginin daha sonra Ankara ve İzmir’de de tekrarlandığını vurguluyor. Ankara’da açılan sergiyi dönemin iç işleri bakanı da ziyaret etmiş. Konya Mevlana Müzesi’nden de yetkililerin geldiğini anlatıyor sanatçı. Sergilenen eserleri arasında yer alan, dönen semazenleriyle sema kompozisyonunun, Konya Mevlana Müzesi’ne götürüldüğünü belirten Sanlıman, “Senelerce Mevlana Müzesi’nde sergilendi o bebekler. Açıkta teşhir edildiği için bir süre sonra zamana yenik düştüler” diyor. Bu kompozisyonun sonradan bir benzerini daha yaptığını ifade eden sanatçı, bunu da Alman Türkolog Annemarie Schimmel’in isteği üzerine MargburgLahn Dinler Tarihi Müzesi için gönderdiğini hatırlatıyor.
İstanbul, Ankara ve İzmir’deki başarılı kitre bebek sergilerinin ardından çok sayıda sergi açtığını öğrendiğimiz Nimet Demirbağ Sanlıman, en son iki yıl önce Mudanya’da bir sergisi olduğunu belirtiyor. Sanlıman, 1959 yılında düzenlenen bebek müsabakasına da katıldığını kaydediyor “Konu ‘Mehmet ile Fatma’ydı ve bu müsabakada benim yaptığım Mehmet ile Fatma birinci oldu” diyor, hâlâ vitrininde muhafaza ettiği kitre Mehmet ile Fatma’yı göstererek. Nimet Sanlıman, kitre bebeklerini yurt dışında da sergileme fırsatı bulduğunu ifade ediyor. “Amerika’da bir sergi oldu. Türkiye’yi tanıtma projesi kapsamında İstanbul Olgunlaşma Enstitüsü’nün eserleriyle birlikte gitti benim de bebeklerim” diyen sanatçı, Türkiye’yi temsil edecek genç kızlar olarak ABD’ye gittiklerini belirtiyor.

On Parmağında On Marifet Zehra Müfit’in, vefatından kısa bir süre önce kendisine “Nimet beraber bir atölye açalım” dediğini belirten Sanlıman, “Daha ilerlemem lazım dedim. O da bana, ‘Senin enerjin, benim de ismimle yaparız bu işi’ dedi. O sırada vefat etti hocam. 1960’ta atölyemi açtım” diye konuşuyor. Beyoğlu’nda açtığı Elif Bebek Atölyesi’nin bu anlamda bir ilk olduğunu da söylemeden geçmiyor sanatçı. Sanlıman’ın atölye çalışmaları 20 yıl boyunca, eşinin de desteği ile devam etmiş.

O dönem yalnızca atölye ile uğraşmadığını söyleyen Nimet Demirbağ Sanlıman, şöyle devam ediyor: “1950’li senelerde Topkapı Sarayı’nda Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’den tezhip dersleri de alıyordum. Sekiz yıl devam ettim derslere. Daha iyi fırça kullanabilmek için başladım, uzun yıllar devam ettim sonra bu derslere. Bunlar hep yirmili yaşlarda oluyor. Bebek işiyle uğraşıyorum, Süheyl Bey’in tezhip derslerine devam ediyorum, o sırada bir de İtalyanca kursuna gidiyorum.”

Bu sözlerinden Nimet Sanlıman’ın bitmek bilmez bir öğrenme aşkı ve enerjisine sahip olduğunu anlıyoruz. Sanatçı o arada akademiye de gittiğini sözlerine eklerken eşiyle de burada tanıştığını vurguluyor.

Çocukluğumdan beri heykeli sevdiğini anlatan kitre bebek ustası, “Ama karşıma kitre bebek çıktı. Bu çıkınca heykel ikinci plana düştü ama sonradan heykel de çalıştım. Güzel Sanatlar’da misafir öğrenci olarak üç yıl atölye bölümünde çalıştım. Derslere girmedim ama.. Öğrenciler yarım gün çalışırırken atölyede ben tam gün çalıştım. Üç sene sürdü bu” sözleriyle anlatıyor heykelcilikte geçirdiği pişme evresini.


Hocam Kadar Şanslı Değildim

Beyoğlu’ndaki atölyede kitre bebek yapımı konusunda dersler de verdiğini belirten Sanlıman, “Ben maalesef hocam kadar şanslı olamadım. Çünkü benim kadar meraklı birine rastlamadam. O kadar kurslar açtım, o kadar öğrencim oldu, benim kadar istekli biri çıkmadı. Beyoğlu’nda 20 yıl boyunca atölyem oldu, oraya gelenler vardı, evimde dersler verdim ama olmadı. Bayrağı devralacak kimse çıkmadı maalesef” diyor biraz da sitemle. Her sanat dalında olduğu gibi bunun büyük bir sabır istediğini kaydeden sanatçı, gönüllülük esasıyla sürdürülen bu işin istek ve heves öncelikli şartlar gerektirdiğine vurgu yapıyor. “Her öğretmen öğretmek için tüm gayretini gösterir, ama orada marifet öğrencidedir. Öğrenecek insanda cevher olmadıkça siz bir şey yapamazsınız” diye konuşuyor Sanlıman.

Nimet D. Sanlıman, işin heveslisinin öğrenmenin bir yolunu mutlaka bulduğunu, “İnternet yaygınlaştıktan sonra Anadolu’nun birçok yerinden bana ulaşanlar oldu. Yapabildiğim ölçüde telefonda anlatıyorum kitre bebeğin nasıl yapıldığını. Öğrenmeye hevesliler çünkü. Yarım saat, bazen bir saat telefonda konuştuğum oluyor” sözleriyle dile getiriyor. Evin dört bir yanına dizilmiş kitre bebeklerdeki sanatı, işçiliği görünce, “Kitre bebek yapımında birçok şeyi biliyor olmanız gerekiyor galiba. Terzilikten, heykelden, resimden anlamanız gerekiyor” diyoruz Sanlıman’a. Gülümsüyor ve anlatıyor. “Zehra Hanım bir röportajında ‘Bu sanatla uğraşmak için o kadar çok şeyi bilmek lazım ki’ diyor. Hakikaten de öyle. 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’ndan bana gönderdikleri bir anket formu vardı. Orada bu yaptığınız işe ne sıfat verirsiniz diyordu, sanat mı, zanaat mı, el becerisi mi? Hepsi dedim cevap olarak ben de. Sanattır, çünkü anatomi bilmek, estetik bilmek, orantı bilmek gerekiyor. Dikiş bilmek lazım elbiseler için. İfadeyi doğru verebilmek için çiziminiz iyi olmalı. Ve el becerisi lazım. Hocamın dediği gibi metalle çalışmak lazım, deriyle çalışmak lazım. Her şeyi minimalize yaptığınızı düşünürseniz kolay olmadığını görürsünüz.” Nimet Sanlıman, yeri gelmişken kitre bebek yapımında kullandığı malzemeleri sıralıyor bir bir: Kitre, tel, pamuk, uygun kâğıt ve boya… “Hepsi bu diyor” Sanlıman.


Mısır Kabuğu Bebeklerin Vücut Lisanı

Amerika’nın dışında başka ülkelerde de sergi açıp açmadığını da sorduk sanatçıya. Kitre bebeklerinin Saraybosna’da da sergilendiğini anlatan Sanlıman, bu serginin organizasyonunu uluslararası bir kuruluş olan ve 55 yıldır kendisinin de üyesi olduğu Türkiye Soroptimist Kulüpleri Feredasyonu tarafından yapıldığını belirtiyor. Sanlıman’ın bir dönem federasyon başkanlığı yaptığı, milli delegelik yaptığı Soroptimist, yerel ve küresel düzeyde kadınların ve genç kızların yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan uluslararası gönüllü bir örgütü. Saraybosna’daki Soroptimist’lerin hazırladığı “Köklerimiz” adlı organizasyonda Türkiye’yi kitre bebeklerle temsil ettiğini anlatıyor Sanlıman. Kitre bebeğin yanı sıra mısır kabuğu ile yaptığı bebekleri de gösteriyor Nimet Sanlıman. Mısır kabuğundan bebeklerde yüz çizgileri yok. “Bunlara yüz yapmıyorum, bunlar vücut lisanı konuşuyorlar” diyor sanatçı.

İşin ticaret boyutuyla şimdilerde pek ilgili olmadığını anlatan Nimet Sanlıman, bebeklerini satmıyor, sadece koleksiyonlarını muhafaza edip bu sanatı tanıtmak amacıyla sergiler açıyor. İki oğlu olan sanatçının, 9 yaşındaki torunu Ayşe’nin şu sıralar “Babaannem gibi ben de bebek yapacağım” dediğini öğreniyoruz. “İnşallah bana yetişir” diyor Nimet Sanlıman bayrağı torununa teslim edebilme isteğini gizlemeyerek..

İkram edilen çaylarımızdan son yudumları alıp müsaade istiyoruz. Dergimizin 8. sayısında kitre bebek ustası Lütfiye Batukan ile yapılan röportajda kendisinin yaptığı kitre bebek görsellerinin 106. ve 109. sayfalarda sehven kullanılması konusunda Nimet D. Sanlıman’dan özrümüzü diliyor gösterdiği olgunluk karşısında mahçup olarak ayrılıyoruz.


İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 1775 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK