Ağaç İşçiliği

Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı

  • #


Yazı: Hamdi EKREM

Tersane-i Amire’de hizmet veren değerli ustaların maharetli ellerinde vücut bulan Osmanlı bahriyesine ait ahşap eserler, "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" adıyla Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Deniz Müzesi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

Ahşap sanatı Anadolu’da, özellikle Selçuklular döneminde gelişerek bu coğrafyaya has bir üslup kazandı. Bu dönemde daha çok mimari eserlerde kendini gösteren bu sanat, Osmanlı döneminde ise mimari yapıtların yanı sıra gündelik eşyalarda da uygulandı. Ahşap sanatı, 15. yüzyılın sonlarından itibaren ise denizlerde gösterdiği üstün başarıyla kendisini dünyaya artık bir deniz imparatorluğu olarak kabul ettiren Osmanlı İmparatorluğu bahriyesinde de yerini aldı. Osmanlı bahriyesinin idari merkezi ve gemi inşa faaliyetlerinin sür dürüldüğü başlıca yer olan Tersane-i Amire’de, ‘tersane halkı’ diye anılan marangoz, kumbaracı, kalafatçı, burgucu ve oymacı gibi birçok usta hizmet vermiş ve ustalar aracılığıyla gemi baş figürleri, armalar, tuğralar, gemi isim levhaları ve gemi inşası sırasında kullanılan daha birçok süslemede, ahşap sanatı başarıyla uygulandı. Osmanlı bahriyesinde yer alan ve günümüze kadar ulaşan ahşap eserler, "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" adıyla Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Deniz Müzesi'nde sergileniyor.

Osmanlı’nın hemen her alanda sanatla iç içe ve sanata değer veren bir imparatorluk olduğunun canlı bir kanıtı niteliğindeki "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisinde, 18 adet arma, 5 adet gemi baş figürü, 22 adet tuğra, 28 adet gemi isim levhası ve 77 adet çeşitli süslemelerden oluşan eser yer alıyor. Sergilenen ahşap eserlerin ortak özelliği ise Tersane-i Amire’de tavşan mağazası, oymacı mağazası ve burgucu mağazası diye isimlendirilen atölyelerde görevlendirilen usta sanatkârların ellerinden çıkmış olması. Osmanlı savaş gemilerinde ve bahriye binalarında kullanılmış bu eserler, bulundukları mekâna estetik bir değer kazandırmanın ötesinde, sadece gemi inşa edilen bir yer olarak düşünülen Tersane-i Amire’nin sanata hizmet eden farklı bir yönünü de gösteriyor bizlere.


Gemi Baş Figürleri Dikkat Çekiyor

Tersane-i Amire atölyelerinde büyük sabır ve meşakkatle adeta ilmek ilmek işlenerek ortaya çıkarılan ve neredeyse bir asır sonra tüm ihtişamlarıyla "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisinde karşımıza çıkan eserler; armalar, padişah tuğraları, gemi isim levhaları ve gemi baş figürleri olarak sınıflandırılıyor.

Osmanlı bahriyesine ait gemilerde ve birçok denizci devletin gemilerinde görülen gemi baş figürleri, serginin en çok dikkat çeken eserleri arasında yer alıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer devletlerden farklı olarak gemi baş figürü için, İslam dünyasında tasviri yasak olan insan sureti yerine güçlü, yırtıcı ve düşmanda korku uyandırması beklenen kuş, aslan, kaplan, at ve ejder gibi çeşitli hayvan suretlerinin kullandığı görülüyor. Dünyanın En İhtişamlı Arması Bu Sergide Bir aile, hükümdarlık, şehir ya da hükümete ait olan ve onu diğerlerinden ayırt etmeye yarayan belirleyici işaretler genel olarak arma olarak tabir edilirken Osmanlı İmparatorluğu, uzun yıllar padişah tuğralarını arma olarak kullanmış. Ancak padişah tuğralarının Batılı armalar karşısında anlaşılmaz simgeler olarak kalması, yeni bir arma ihtiyacının doğmasına neden olmuş ve böylece militarist bir görünüme sahip yeni armalar oluşturulmuş. Çok sayıda silah ve simgenin bir arada kullanıldığı armalarla, Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü ve geleneksel bir orduya sahip olduğu mesajı verilmeye çalışılmış. Armada, mızrak, tek ve çift taraflı teber, tören kılıcı, ağızdan dalma top, gürz, süngülü tüfek, ok, yay, tirkeş, ve toplu tabanca gibi silahlar ile Osmanlı sancağı, hilafet sancağı, bereket boynuzu, borazan, zurna, asa, kitap, meşale, çıpa ve nişan gibi bazı kurumları ve değerleri temsil eden simgelere yer verilmiş, bunlar oval bir kalkanın etrafında sıralanmış. Osmanlı arması, üzerindeki obje ve simgelerin çeşitliliği ile çok ilgi görmüş, Osmanlı toplumunca sevilip benimsenerek birçok eşya, bina ve sanat eserinde de kullanılmış. Arma, bahriyede ise Osmanlı İmparatorluğu’nun bir simgesi olarak savaş gemilerinin baş ve kıç tarafında ya da kamarasında, saltanat kayıklarının köşkünde, daire kapılarının üzerinde ve binaların içindeki süslemelerde yerini almış.

Usta sanatkârların ellerinden çıkan ve Zırhlı Orhaniye Fırkateyni’ne ait,dünyada müzelerde bulunan en büyük ahşap oyma arma özelliği taşıyan 14 metre 50 santimetre uzunluğundaki 24 ayar altın varaklı ahşap kabartma baş arma da “Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" adlı sergideki 18 adet arma arasında yer alıyor. Sergideki bir başka arma ise Aziziye Fırkateyni’ne ait 8 metre boyundaki arma.

 




Osmanlı Ahşap Sanatında İnce İşçilik Tuğralar

“Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisinde, Osmanlı İmparatorluğu’nu temsil eden simgelerden biri olarak padişahlarca kullanılan ve imza yerine geçen tuğralar da yer alıyor.

Padişah tuğraları, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan saltanat kaldırılıncaya dek önemini yitirmeden çok farklı alanlarda kullanılmış. Üzerinde padişahın ve babasının isimlerinin yazılı olduğu tuğralar, 16. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamış, 17. yüzyıla gelindiğinde ise sağ taraflarına bayrak ya da çiçek gibi işaretler konulmaya başlanmış ve 18. yüzyılda da tamamen olgunlaşmaya başlamış. Tuğraların üzerine bayrak ya da çiçek gibi işaretlerin yerine zaman zaman padişahın mahlasının yazıldığı da görülür. Sultan Bayezit döneminden itibaren tuğraya; han, muzaffer, muzaffer daima, el muzaffer gibi unvanlar girmeye başlamış. Önceleri berat, menşur, ferman, hüküm, mülkname, vakfiye gibi resmi evraklar üzerine çekilen tuğra daha sonra paralar, defter ve kayıtları başında ve bir hanedan arması olarak bayraklar, pullar, resmi abideler, resmi abideler, harp gemileri ve binalarda kullanılmış. İstanbul Deniz Müzesi’ndeki sergide sırasıyla 3. Selim, 2. Mahmut, Abdülmecit, Abdülaziz ve 2. Abdülhamit'e ait ahşap tuğralar yer alıyor. Gerek savaş gemilerinde, gerekse bahriyeye ait binalarda kullanılan tuğralar, bu yerlerde padişahı ve Osmanlı İmparatorluğu’nu temsil ediyor.

 




Gemi İsim Levhaları Ahşap Sanatının Işıltısını Yansıtıyor

İstanbul Deniz Müzesi’ndeki sergide yer alan bir başka ahşap eser grubu ise Osmanlı donanmasına hizmet etmiş gemilerin isimlerinin yazılı olduğu ahşap isim levhalarından oluşuyor. Gemi isim levhaları, gerek kadırga (kürekli) döneminde gerekse kalyon (yelkenli) döneminde gemi reislerinin adıyla anmış ve kayıtları gemi reislerinin isimlerine göre tutmuş.

18. yüzyılın başlarından itibaren kalyonları, üzerindeki figürlerle adlandırmış, daha sonraları ise bilinen isimleri vermeye başlamış. Bu dönemde kalyonlara, “ejder başlı”, “siyah at başlı”, “siyah aslan başlı” ve “servi bağçeli” gibi baş ve kıç figürlerinin adları verilmiş. 18. yüzyılın ortalarından itibaren, cesaret ya da kahramanlık bildiren ya da Yaradan’dan zafer ve yardım dileyen “Peyk-i Zafer”, “Peleng-i Bahri”, ve “Nasr-ı Bahri” gibi adlar kullanılmış. 18. yüzyılın sonlarında ise gemilere “Mahmudiye” ve “Hamdiye” gibi padişah isimleri verilmeye başlanmış.


Efsanevi Saltanat Kayıkları

“Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı” sergi salonunda Osmanlı padişahlarının kullanıldığı saltanat kayıkları ve Atatürk'ün de bir süre kullandığı Ertuğrul Yatı'nın süslemeleri de oluşturulan iki ayrı odada sergileniyor. İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlı padişahları Boğaziçi ve Marmara Denizi’nde gezinti yapmak için saltanat kayığı olarak adlandırılan tekneler kullanmışlardır. Saltanat kayıkları çeşitli boylarda olup, “köşklü” ve “kuşlu” gibi adlarla anılırdı. Saltanat kayıklarının kıç taraflarında padişaha ayrılmış köşk kısımları bulunurdu. Bu kısımların süslemesinde altın, gümüş, bağa ve sedef gibi kıymetli taşlar kullanılmıştır. Baş kısımları uzun ya da kıvrık olup, buraya ahşap veya gümüşten yapılmış kartal veya deniz kuşu gibi figürler konulmuştur. Hükümdarların kayıkları tersanede inşa edilmiş ve bu kayıklar Sarayburnu Kayıkhanesi’nde, tersanede ya da Dolmabahçe’de muhafaza edilmiştir. Kayıkların inşa tarzları ve süslemeleri, yapıldıkları döneme göre farklı özellikler göstermektedir.


Ertuğrul Yatı Arması

1904 yılında padişah yatı olarak hizmete giren ve 1926 yılına kadar donanma kadrosunda yer alan Ertuğrul Yatı, bu tarihten sonra Cumhurbaşkanlığı Yatı olarak kullanılmak üzere İstanbul Bahriye Komutanlığı'nın hizmetine sunulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, 1926- 1937 yılları arasında Ertuğrul Yatı’nı Cumhurbaşkanlığı Yatı olarak kullanmış, birçok devlet adamı ve kralın ağırlandığı yat, 1939 yılında hizmetten çıkarılmıştır.

Her alanda olduğu gibi sanat alanında da döneminde öne çıkan Osmanlı İmparatorluğu, gerek sanat dallarının gelişimi gerekse sanatçıların korunması için büyük çaba sarf etmiştir. Hatta pek çok Osmanlı padişahı, farklı sanat dallarıyla ilgilenmiş ve değerli eserler ortaya koymuştur. İşte, İstanbul Deniz Müzesi’ndeki "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisi de bizlere bir kez daha gösterdi ki Osmanlı İmparatorluğu, sanatı öyle özümsemiş bir milletti ki gemi inşası için kurulan Tersane-i Amire’de bile değerli ustalar için iş alanları oluşturmuş ve savaş unsurlarına dahi sanatsal bir boyut kazandırmıştır.

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 2074 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK