Vitray

Işık Cama Aşık Olunca...

  • #


Yazı: Ayşe KOYUNCU

Tarihi, camın keşfine bağlı olarak antik çağlara kadar uzanan ve gün ışığı ile doğup yine ışıkla yaşayan bir süsleme sanatıdır vitray. Bir zamanlar sadece dini mekanlar, medreseler saray ya da kümbet gibi büyük ve ihtişamlı mimari yapılarda gördüğümüz ve hayranlıkla izlediğimiz vitray sanatını artık bir küpeden tutun da, kapı, pencere, ayna, sehpa, lamba ya da şamdana kadar günlük hayatta kullandığımız pek çok objede görmek mümkün. “İSMEK’in vitray alanında verdiği eğitimlere katılan kursiyerlerin bir bölümü mesleki anlamda kendilerini geliştirmek isteyenlerden oluşurken, bir bölümü de yeni bir meslek edinmek isteyenlerden oluşuyor.

Günümüzde yaygın olarak ev, otel, fabrika, cami gibi mekânların yanı sıra bir küpeden tutunda, kapı, pencere, ayna, sehpa, lamba ya da şamdana kadar günlük hayatta kullandığımız pek çok objede görmeye alışık olduğumuz vitraya, kısaca ana maddesi cam olan, ışıklı resim sanatı diyebiliriz. Vitray, tarihi antik çağlara kadar uzanan Doğu Akdeniz kökenli bir sanat dalıdır. Bu sanatın kökeni camın icadına bağlı olarak çok eskilere dayanmakla birlikte boyalı vitrayın en eski örneklerine 9. ve 10. yüzyıllarda rastlanır.
Vitray sanatı, 12. yüzyılda gotik mimari tarzı ile paralel bir gelişme göstermiştir. Bu yeni anlayışta yapılara mümkün olabildiğince bol ışık girmesini sağlamaya çalışan gotik çağ mimarları, pencereleri son derece büyük yapıyorlardı ve pencereleri örtmek için renkli cam paneller kullanılıyordu. Cam parçalarını birbirine tutturmak içinse kurşun çubuklar kullanılıyordu. Avrupa'da özellikle kiliselerde doğaya özgü motiflerin yanı sıra dinsel konuların belli bir düzen içinde resmedilmesinde vitray sanatı kullanılıyordu. Vitray zanaatkârları zaman içerisinde cam ve kurşun ile birçok farklı teknikler geliştirdiler.

1260’lı yıllarda vitray sanatında yeni bir dönem başlamış ve eskiye nazaran ışığı daha az geçiren ancak canlı renkleri barından camlar kullanılmıştır. Kiliselerin daha aydınlık olması için renkli camların yanı sıra renksiz camlar da kullanıldı. 13. yüzyılın ikinci yarısına ait vitraylarda beyaz cam giderek daha da yaygınlaştı.


14. yüzyıldan itibaren vitray sanatında uygulanan teknikler biraz daha değişti. Gümüş sarısının bulunması, geleneksel siyah boyayı tamamlayan hafif ve çok parlak bir boyama biçimi getirdi. 14. ve 15. yüzyıllarda renkli pencereler büyürken, camlar daha aydınlık bir hal aldı. Bu dönemde gümüş sarısı ve külrenginin hâkim olduğu beyaz camlar tercih edilmiş, uluslararası gotik üslubunun etkisi ile resim sanatında olduğu gibi vitraylarda da perspektif kullanılmaya başlamış ve gerçeklilik taşıyan eserler üretilmiştir. Ortaçağın sonlarına yaklaşıldığında özellikle Almanya ve İspanya’da vitray sanatı ilk dönemlerde olduğu gibi yine canlı ve parlak renklerine, tezatlık etkilerine geri dönerken, pano resimlerin ve gravürlerin etkisi ise giderek daha da arttı.

16. yüzyılda çift katlı ve oymalı camlar farklı tonların kullanımına olanak sağlasa da vitray tek cam üstünde renkli bir resim olmaya yöneldi. Bu yüzyılın ikinci yarısında yarısaydam haldeki mine kullanımının yaygınlaşmasıyla vitray tekniği değişime uğradı.

17. yüzyıldan itibaren desen etkisinde ve belli bir sanat değeri taşıyan yapıtlar gerçekleştirilmeye devam edildi. Ancak, bu dönemin vitray uygulamaları Roma ve klasik mimarlık dönemi, renkli vitraylarıyla bağdaşmadığı için gerileme çok hızlı oldu. Vitray sanatı zamanla kültürel ve sosyal etkenler nedeniyle eski önemini yitirmeye başladı.
Çeşitli restorasyon çalışmalarının yapıldığı 19. yüzyılda vitray sanatı yeniden önem kazanmaya başladı ve bu dönemde az sayıda canlı renklerin kullanıldığı basit kompozisyonlardan oluşan vitraylar ön plana çıktı. Vitray sanatının yeniden doğuşu Fransa’da gerçekleşmiş olsa da, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Almanya bu sanatın merkezi olarak kabul gördü. Vitray sanatı bu dönemde dini yapıların yanı sıra saray ve malikânelerde, büyük konakların kapı, pencere ve tavan süslemelerinde de kullanılmaya başlandı. 20. yüzyılda plastik sanatlarda kaydedilen ilerlemelerin etkisi, vitray sanatında da görülmeye başladı ve Almanya’ da modern üslupta yeniden inşa edilen kiliseler genellikle soyut anlayışla yorumlanmış dikkat çekici vitraylarla süslendi. O tarihlerden bu yana daha yalın bir vitray anlayışı ortaya çıkarken günümüzde vitray giderek önem kazanmış ve özellikle iç mimarlıkta daha çok kullanılmaya başlanmıştır.
Vitrayın Türk sanatına girmesi ise Selçuklular dönemi ile başlar. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, İstanbul’un fethinden sonraki yıllarda inşa edilen cami, saray, konak, medrese, şifahane, türbe gibi birçok tarihi yapıda dönemine damgasını vuran ve bugün bile hayranlıkla baktığımız eşsiz güzellikteki vitray sanatının muhteşem örneklerine rastlanır. Osmanlı yapılarında özellikle tepe pencereleri renkli camlarla süslenmiştir. Ancak bu pencerelerde birleştirici madde olarak alçı kullanılmıştır. Bunlar nakışlı pencere olarak adlandırılmıştır. Vitray tekniği ile genellikle bitkisel ve geometrik şekillerle bezeme biçiminde oluşturulan camlardan süzülen ışıklar, yapı içinde değişik yansımalar meydana getirirken Süleymaniye, Hünkâr Kasrı, Şehzade Türbesi, Rüstempaşa, Yeni Cami, Topkapı Sarayı gibi yapılar, Osmanlı dönemi vitrayının en güzel örnekleri arasında sayılabilir.

Anlatımına tarih içerisindeki serüvenini özetleyerek başladığımız vitray sanatı günümüzde giderek önem kazanırken özellikle iç mimarlıkta ve dekorasyonda kullanılmaya başlanmıştır. Bu sanatın uygulayıcılarından biri de çalışmalarını 25 yıldır Kadıköy’deki atölyesinde sürdüren Ahmet Sami Oskay. Vitrayı, “Malzemesi cam olan, insan ruhuna hitap eden, felsefesi ve mesajı olan görsel bir sanattır” diye tanımlayan Oskay, ışığın camın renklerine anlam katılarak yansıyan ışıldamaları, vitrayın bize tattırdığı unutulmaz bir sunumdur” diyor.
Günümüzde vitrayın sadece cami ve kiliseler ile tarihi mekânlarda karşımıza çıkan bir sanat formu olmaktan çıkıp, gördüğümüz her yerdeki camda, mücevherde ve dekorasyonda kullanılır hale geldiğini belirten Oskay, artık vitrayın genel mekânlar dışında kişilerin özel mekânları için de tasarlanabildiğini belirtiyor. Yaşadıkları mekânlara estetik bir hava katmak isteyen herkesin vitray sanatından istifade edebileceğini söyleyen Oskay, “Vitray, sanatsal boyutunun yanında günümüzde artık dekorasyonun bir parçası olarak görülüyor. Bizler de sanatsal çalışmaların yanı sıra vitrayı kişisel beklentilere cevap verecek projelerde uyguluyoruz. Bunlar kâh duvarları süsleyen bir ayna, tablo, kâh büfe ya da sehpa camı oluyor” şeklinde konuşuyor.
Kendisi de bir alaylı olan Oskay, tüm el sanatlarında olduğu gibi vitray sanatında da eğitimin usta-çırak ilişkisiyle daha sağlıklı verilebileceğine inandığını belirtirken, yine de güzel sanatlar akademilerinde vitray bölümünün olmayışını bir eksiklik olarak gördüğünü kaydediyor. Vitray sanatının akademilerin resim bölümlerinde seçmeli ders olarak okutulduğunu anlatan Oskay, “Her ne kadar el sanatları usta-çırak ilişkisiyle yürütülse de günümüzde akademik eğitimin önemini de yadsıyamayız. Vitray, görsel bir sanat olması dolayısıyla sanatsal açıdan bir eğitim, aynı zamanda resim yeteneği, mekanik bilgisi ve el becerisi gerektirir. Bunların hepsi bir arada olduğu taktirde başarılı olunabilir” diyor.

Şu anda akademilerde verilen eğitimin 19. yüzyıl klasik vitray sanatı tekniklerini içerdiğini anlatan Oskay, “Akademilerde verilmekte olan vitray eğitimi artık uygulanmıyor bile. Atölyeler bu konuda çok daha ileride. Akademilerde bir ayda tamamlanabilen uygulamalar, atölye ortamında uygulanan tekniklerle üç günde ortaya çıkarılabiliyor. Bu noktada insanlara atölye ortamı sağlayan İSMEK gibi eğitim kurumları hayli önem kazanıyor. İSMEK, verdiği eğitimler sayesinde insanların sanat dallarını yakından tanımasına imkân sağlamanın yanında uygulamalı eğitimleriyle öğrendiklerini kazanca dönüştürmelerine de olanak tanıyor” diye konuşuyor. 


Vitray sanatı üzerine verdiği eğitimleri çeşitli kurs merkezlerinde sürdüren İSMEK’in usta öğreticilerinden Bilge Yenipınar, kursiyerlerine teorik bilgi aktarımından ziyade uygulamalı çalışmalar yaptırdıklarını, bu sayede kursiyerlerin el becerilerini geliştirmeyi hedeflediklerini söylüyor. Toplumun her kesiminden vitraya ilgi duyan insanların bulunduğunu belirten Yenipınar, kursiyerleri arasında mimar ve mühendislerin de bulunduğunu kaydediyor. Vitrayın pahalı bir uğraş olduğunu anlatan Yenipınar, “İSMEK’in vitray alanında verdiği eğitimlere katılan kursiyerlerin bir bölümü mesleki anlam kendilerini geliştirmek isteyenlerden oluşurken, bir bölümü de yeni bir meslek edinmek isteyenlerden oluşuyor. Kimi kursiyerlerimiz ise bu sanata ilgi duyan ve özellikle evlerinin dekorasyonunda kendi yaptıkları objeleri kullanmak isteyenlerden oluşuyor. Bizler de eğitimlerimizi bu doğrultuda planlıyoruz ve kursiyerlerimize boyama vitray, tiffany vitray, mozaik vitray ve kurşunlu vitray olmak üzere tüm vitray tekniklerini uygulamalı olarak öğretiyoruz” diyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 1653 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK