Mozaik

5 Bin Yıllık Bir Sanat; Mozaik

  • #


Yazı: Ayşe Çal

Küçük renkli taş, cam ve ahşap parçaların bir araya getirilmesiyle resim oluşturulması olarak tanımlanan ve farklı kültürlerin derin izlerini taşıyan mozaik sanatı, en eski ve en dayanıklı sanatsal ifadelerden biri olarak kabul ediliyor. MÖ 3000 yıllarında Sümerler ile başlayan, Antik Yunan ve Roma medeniyetlerinde güzel örnekleri görülen mozaik sanatı, günümüzde de sanatçılar aracılığıyla hem klasik hem de çağdaş tekniklerde başarıyla uygulanıyor.

Mozaik sanatı, Anadolu topraklarında yeşeren farklı medeniyetlerin bir yansıması olarak hem Doğu kültüründen hem de Batı kültüründen beslendiği için içerisinde zengin bir çeşitliliği barındırır. Mozaik sanatının ilk örneklerine Sümerler döneminde rastlandığını ve günümüzde pek çok Batılı sanatçının ve Mısırlı sanatçının bu sanatı başarıyla icra ettiğini düşünürsek, mozaik sanatındaki bu çeşitliliğin rastlantısal olmadığını görmüş oluruz. Mozaik sanatına, artı değer katan bir başka unsur ise var oluşundan günümüze kadar uzanan süreçte bütünsellik göstererek insanlık tarihi açısından önemli bir kaynak işlevi görmesidir. Çünkü mozaik eserlerin maddesel olarak bir sonu yoktur. Bir çeşit yüzey kaplama sanatı olarak da kabul edilen mozaiğin daha antik çağlardan itibaren sıkça mimaride kullanıldığını görmekteyiz. Tapınak, mabet, barınak, ev ve yollarda, yer, duvar ve taban döşemesinde uygulanan mozaik sanatı, hangi dönemde yapıldıysa dönemin kültürel, inanç ve yaşayış tarzı bakımından izleri günümüze kadar taşır.


Mozaik Sanatının Tarihsel Serüveni

Antik dönemlerden günümüze ulaşan ilk mozaik örneklerine Mezopotamya ve Anadolu'da rastlanırken ulaşılabilen en eski mozaiklerinse MÖ 3000 yıllarında Sümer kenti Uruk’ta bulunan İnanna Tapınağı'ndaki mozaikler olduğu kabul edilir. Mısır’da çeşitli renklerde taş parçalarıyla kaplanmış tapınak ve mezarlar da yine antik çağ mozaiklerine örnek olarak gösterilir. Daha sonraları Girit, Frig ve Urartu gibi uygarlıklarda rastlanan mozaiğin gelişimi ise MÖ 2. yüzyılda Yunanistan ve Anadolu topraklarında gözlenir.

MÖ 4. yüzyıldan itibaren taş parçaları, çakıl taşları ve deniz kabuklarına olan bağımlılığından kurtulan mozaiğin, kesme ve kırma tekniklerinin uygulanmasıyla renk, desen ve malzeme bakımından çeşitlenmeye başladığı hatta bu dönemde yuvarlak ve derin kaplar üzerinde uygulandığı da görülür. Mozaiğin ev döşemelerinde kullanımının da yine bu yüzyılda başladığı kabul edilir. Buna örnek olarak Kuzey Yunanistan’da bazı evlerin salon kaplamalarında çeşitli mitolojik olayların mozaik tekniğiyle canlandırılmış olması örnek olarak gösterilebilir.

Roma döneminde de mozaik alanında oldukça önemli ilerleme kaydedilmiş, doğal haldeki çakıl taşlarının yanı sıra küçük boyutlarda kesilmiş taş parçaları da ev, kamu binaları ve saraylar gibi yapılar ile sokak döşemelerinde sıkça kullanılmıştır. Mozaik sanatında tekniklerin gelişmesi ve kesilerek elde edilen küçük taş parçalarının kullanılabilmesi beraberinde çalışmalarda detayların daha da belirginleşerek bir incelik yakalanmasını getirmiştir. Bergama’daki saraylarda görülen döşeme mozaikleri bu dönemdeki gelişmiş mozaik tekniğine örnek olarak gösterilebilir.
Mozaik sanatı ile ilgili kabul gören ilk örneklerde çoğunlukla geometrik desenler dikkat çekerken Roma döneminde ise mitolojik öykülerin, avcılık ve bitki desenlerinin canlandırılmaya çalışıldığı görülür. Roma dönemi mozaiklerinde balık, kaplan, güvercin, kedi, kuş, aslan, nil hayvanları, savaş gibi konular tasvir edilmiştir. Çeşitli türdeki renk renk taşların farklı boyutlarda kullanıldığı kompozisyonların oluşturulması ve taşın yanı sıra cam parçalarının kullanılmış olması da Roma dönemi mozaiklerinde dikkat çeken bir başka ayrıntı olarak göze çarpar. Roma döneminde görülen bir başka döşeme örneği de beyaz üzerine siyah desen uygulanarak oluşturulan tarzdır. Döşeme mozaiğinin gelişmesiyle birlikte duvar kaplamalarında da mozaik bezeme kullanılmaya başlamıştır. Dekorasyonda mozaik kullanımı Roma İmparatorluğu ile tüm Akdeniz'e, Kuzey Afrika'ya ve Avrupa'ya yayılmıştır. Roma İmparatorluğu'nun en usta mozaikçileri geleneksel Roma stilini yerel renk ve desenlerle birleştirmeyi başarmış, sembol ve desenler çok zenginleşmiştir. Çok tanrılı dönemden Hıristiyanlığa geçişle birlikte antik döneme ait pek çok desen ve sembol yeni anlamlar yüklenerek kiliselerde kullanılmaya başlanmıştır.

Bizans döneminde mimarlık alanında sıkça kullanılan mozaik bezemeler, yer döşemelerinin yanı sıra duvarlarda da görülür. Ayasofya’da ve Kariye Camii’nde zengin duvar mozaikleri vardır. Teknik alanda gelişmelerin kaydedildiği, en zengin ve gösterişli mozaiklerin ortaya çıkarıldığı bu dönemde cam malzeme ağırlık kazanmış, cam parçalarının yanı sıra cam ve altın varak uygulamalarına da yer verilmiştir.  Bu dönemde Doğu Bizans İmparatorluğu’nun başkenti konumundaki İstanbul’da mozaik okulları açılmış, mozaik ustaları vergiden muaf tutulmuştur. Özellikle içerisinde dönemin en gözde mozaiklerini barındıran Ayasofya bu yönüyle öne çıkar. Batı Bizans’ta ise İtalya'nın Ravenna kenti, benzersiz mozaik eserleri ile göze çarpar. İtalya’da hala oldukça ilgi gören bir sanat dalı olan mozaikte geleneksel yöntemlerle eserler üretilmektedir. Bizans mimarisinin etkileriyle İslam coğrafyasında da az da olsa mozaik bezeme örneklerine rastlanır. İslam sanatında mermer mozaiğin yanı sıra ahşap ve çini mozaik teknikleri geliştirilmiştir. Şam ve Kudüs’te rastlanan duvar süslemelerinde daha çok çiçekler, geometrik desenler ve çeşitli manzaraların oluşturduğu mozaik kompozisyonlar yer alır.
10-12. yüzyıllar arasında en parlak dönemini yaşayan, 13. yüzyıldan itibaren giderek daha az uygulanır olan mozaik sanatı, 15. ve 19. yüzyıllar arasında iyiden iyiye unutulmaya yüz tutmuş ve resim sanatı karşısında yenik düşmüştür. Mozaik sanatı 19. yüzyılda İngiltere ve Meksika'da yeniden uygulanma alanları bulmuş ve yeniden ilgi çekmeyi başarmıştır. 20. yüzyıla gelindiğinde mimari ile birlikte anılmaya başlanan mozaik iç ve dış duvarlarda, zeminlerde, havuz diplerinde, masa ve tezgâh üstlerinde, bahçe yollarında, parklarda, meydanlarda ve panolarda dekoratif bir uygulama olarak göze çarpar. Dökme cam, mermer, granit, doğal taşlar, seramik, btb gibi malzemeleri ya tek başlarına ya da bir arada kullanarak kent ve ülkeyle uyumlu eserlerin üretildiği mozaik, çok eski bir tarihin, derin bir kültürün ve çok farklı yorumların sonucu günümüze kadar ulaşmayı başarmış özel bir sanattır. uğraş olan mozaik, artık başlı başına bir sanat dalı olarak kabul görmeye başlamıştır. Dünyada olduğu gibi ülkemiz de bu alanda başarılı sanatçılar yetişmiştir. Ülkemizin yetiştirdiği mozaik sanatçıları arasında Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ferruh Başağa, Devrim Erbil, Jale Yılmabaşar ve Mustafa Pilevneli ilk akla gelen isimlerdir.


Mozaik Zengini Türkiye

Her ne kadar mozaik denildiğinde ilk akla gelen ülke İtalya olsa da ülkemiz de bu alanda İtalya ile yarışacak boyutlarda zenginliğe sahiptir. Antik dönemlere ait en zengin kültüre sahip olan ülkemizde, başta dünyanın en büyük mozaik birikimini barındıran Antakya Müzesi olmak üzere Ayosofya, Zeugma, Efes Antik Kenti ve Demre, mozaik eserleri ile ön plana çıkan yerler arasındadır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (İSMEK), ülkemizin mozaik sanatı alanında sahip olduğu zengin birikimin gelecek kuşaklara aktarılması ve değerli sanatkârların yetiştirilmesine katkı sağlamak amacıyla kursiyerlerine mozaik alanında eğitimler vermektedir.  2009-2010 eğitim dönemi itibariyle İSMEK’in Bakırköy Osmaniye ve Beşiktaş Ortaköy kurs merkezlerinde sürdürülen mozaik sanatı eğitimleri, toplam 300 saatlik bir programı kapsıyor. Mozaik sanatının 5000 yıllık tarihçesi ile başlayan derslerde kursiyerler, bol bol mozaik örnekleri inceleyerek uygulama tekniklerini öğreniyor.

Mozaik sanatını, Anadolu’nun sanatçılara bıraktığı doğal bir miras olarak tanımlayan İSMEK mozaik branşı usta öğreticisi Meyçem Ezengin, “Mozaiğe gönül vermiş insanlar olarak hem klasik, hem de modern teknik ve malzemelerle bu sanatı daha ileriye götürme misyonunu üstlenmiş durumdayız. Mozaiğin iç ve dış mekanlardaki avantajlarını, sağladığı görsel zenginliği daha geniş kitlelere göstermek amacıyla yoğun emek, dikkat, bilgi ve yetkinlik gerektirir. İSMEK’te öğrencilerimize sanatımızın büyüleyici tarihini, günümüze kadar nasıl modernleşerek gelmiş olduğunu, nasıl meslek edinileceğini gösteriyoruz. Kursiyerlerimizin meslek edinmesini ve bütçelerine katkıda bulunmalarına yardımcı oluyoruz” diyor.


Arkeolojinin Simgesi Çingene Kız

Gaziantep`in Nizip İlçesi`nde, Fırat Nehri kıyısında bulunan Zeugma Antik Kenti’nden 1998 yılında çıkarılan ve “Çingene Kızı” adı verilen mozaik, Zeugma’nın da ötesinde arkeolojinin simgesi haline geldi. Kimliği konusunda kesin bir bilgiye ulaşılamayan mozaiğe, folklorik özellikleri nedeniyle “Çingene Kızı” adı verildi. Ancak bazı arkeologlar, mozaikteki asma figürlerine dikkat çekerek, çingene olarak tasvir edilen figürün mitolojideki yer tanrısı Gaia olduğunu ileri sürerken, kimi arkeologlar ise ikiye ayrılan saçları, gözleri ve burun yapısı ile bunun Büyük İskender olduğunu iddia ediyor. Güçlü deseni ve 360 derecelik açıyla bakabilen gözleriyle bir sanat şaheseri olan Çingene Kızı mozaiği, mükemmel işçiliğiyle dünyayı kendine hayran bırakırken etrafı anlamlı bakışlarla süzen gözleriyle Belkıs'ın, Zeugma'nın ve Türkiye'nin simgesi olmuştur.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 3819 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK