Kaligrafi

Söz Uçar Yazı Sanat Olur

  • #


Yazı: Duru Özçelik

Kaligrafi sanatçısı Mustafa Eren, belleklerimize yer etmiş atasözlerini, deyişleri, güzel sözleri sabırla ve özenle kendine has bir üslupla yorumluyor. Deyim yerindeyse sanatçının çalışmalarında ‘söz uçuyor, yazı sanat oluyor’. Geleneksel hat sanatında ikinci planda kalan okunurluk ve anlam, Eren’in kaleminde hayat buluyor. Sanatçının yorumladığı sözler, estetik bakımdan da göze hitap eden, okunmadan önce keyifle seyredilen tablolara dönüşüyor.

Sözden kıymetlidir yazı. O nedenledir ki “Söz uçar, yazı kalır” demiş eskiler. Şairler için bir başkadır yazının, kelimenin anlamı, romancılar için bir başka. Kaligraflar için ise çok başka bir anlam ifade eder. Resim çizmek gibidir âdeta kaligrafi sanatçıları için yazı yazmak. Bilinen en eski örnekleri Milattan Önce (M.Ö.) 2494-2345 döneminde papirüsler üstüne yazılmış hieratik yazılar olan kaligrafiyi, ‘süsleyerek güzel ve zarif yazı yazma sanatı’ olarak tanımlamak mümkün. Kaligrafi, köken bakımından Yunanca kallos “güzel” ve graphos “yazı” kelimelerinden türemiş.
Kaligrafi, ülkemizde genellikle “hat sanatı” ile aynı çerçevede anılıyor olsa da, esasında farklı konular. Temel itibariyle her iki de güzel yazı yazma sanatı olarak adlandırılsa da hat sanatı deyince akla ilk, eski harflerle yazılan dini içerikli yazılar geliyor. Osmanlı kültüründe dini motiflerin ön planda olması nedeniyle Allah ve Peygamber sevgisini anlatmak için hattatlar bu sanatı kullanarak günümüze kadar ulaşan değerli eserler bırakmışlar. Hayli emek ve uğraş isteyen hat bugün çok yaygın olmamakla birlikte, halen bu sanatı devam ettirmeye çalışan ustalar var.

Kaligrafiye, Latin harfleri kullanarak güzel yazı yazma sanatı diyebiliriz. Bu sanatta yazılanın ifade ettiği mana kadar, yazının ortaya koyduğu resmin estetiği de önem taşıyor. Kaligrafide değişik motifler kullanarak yazıyı olduğundan farklı bir kimliğe büründürmek temel amaç. Genellikle dik ve yatay çizgilerden oluşan Latin harflerini simetrik bir şekilde kâğıda dökmek kaligrafinin en temel unsurlarından birisi.


Tabelacılıktan Kaligrafiye Uzanan Sanat Serüveni

Mustafa Eren, kaligrafi sanatını icra eden sanatçılarımızdan biri. 50 yıldır yazıyla uğraşan ve ilk sergisini geçtiğimiz Nisan ayında Levent’teki Leonardo Sanat Galerisi’nde açan Eren, bu sanata lise yıllarında başladığını anlatıyor. Eren, ailesinin maddi durumu nedeniyle lise döneminde bir yandan resim yaptığını, bir yandan da ailenin geçimine katkıda bulunmak için Denizli’nin çarşılarında tabelacılık yaptığını belirtiyor. Eren, “Öğlene kadar okula gidip, öğleden sonra da çarşı pazarda otobüslere, kamyonlara yazılar yazıyordum. Aile fakirdi, çalışmak zorundaydım. Bu nedenle resim yeteneğim çok fazla ilerlemedi. Resmim de güzeldir, ama ben yazıya eğildim. Elim, kafam, duygularım, tamamen yazıya yöneldi” diyor. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a gelen Mustafa Eren, 13 yaşında Denizli’de tabelacı çıraklığıyla başlayan serüvenini, İstanbul’da Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Grafik Bölümü’nde, yazı sınıfının tek öğrencisi olarak sürdürdüğünü belirtiyor. Öğrencilik yıllarında ve sonrasında gazete ve dergilerin mutfağında çalışan Eren, aldığı eğitim dolayısıyla profesyonel bir grafik sanatçısı olduğunu söyleyerek, “Özgün kitaplar, broşürler yapıyoruz. En son bir giyim firmasına 800 sayfalık bir kitap yaptık. Prof. Erdinç Bakla’nın ‘Lüleler’ kitabını yaptık. Faruk Taşkale ile birlikte ‘Hilye’ kitabını yaptık. Yani grafik sanatının her dalında hizmet veriyorum” diye konuşuyor.


Çağdaş Hattatın Üslubu Kendine Has

Söyleşimiz sırasında Mustafa Eren’in, vaktiyle gazeteci-yazar Hıncal Uluç’un yönettiği Erkekçe Dergisi’nin görsel yönetmenliğini yaptığını da öğreniyoruz. Eren’in, eserlerini sanatseverlerle buluşturduğu ilk kişisel sergisini köşesine taşıyan Uluç, ‘Çağdaş hattat’ diye nitelendirdiği Eren için “Son on yıldır, Osmanlı sanatı ‘Hat’ ile uğraşıyor.. Ama Cumhuriyet harfleriyle hat.. Atasözlerini, özdeyişleri, ‘okunur’ olma vasfını sonuna dek koruyarak ‘hat’a dönüştürüyor.. Sanat uğruna, anlamı şekle feda etmiyor.. Hem güzel, hem de okunan hatlar.. Resim gibi.. Gazeteci kafası işte bu” diyor. Mustafa Eren de, Latin harfleriyle hat sanatında yani kaligrafide yazılan yazıyı okuyup anlayabilmenin önemine dikkat çekiyor. Eserlerinden birini göstererek, “Bakın mesela bu Ali yazısı… Sağdan okuduğunuzda Arapça Ali, soldan da Latin harfleriyle Ali” diyen sanatçı, Latin harfleriyle Arap harflerini aynı çalışmada nasıl kullandığını anlatıyor.

Yaklaşık 15 sene önce, 3-4 aylık bir tren yolculuğuna çıkıp, gezip gördüğü yerlerin resimlerini yapmaya niyetlendiğini anlatıyor Eren. Ancak bir arkadaşının “Resim yapan çok, ama yazı yazan yok. Niye yazı yazmıyorsun” sözünden ilhamla yazıya ağırlık verdiğini söyleyen Eren, gün geçtikçe yazıda kendisine has bir üslup geliştirdiğini belirtiyor. Çalışmalarını sergilemek konusunda da çevresinin, kendisini cesaretlendirdiğini kaydeden sanatçı, “Serginin ilgiyle karşılanması, ikinci sergi için de cesaret verici” diyor.


Yazmak Bir Yaşam Biçimi

Yazı yazmanın kendisi için adeta bir yaşama biçimi olduğunu söyleyen sanatçı, seyahate giderken kalemi, defteri ve silgisini yanından ayırmadığını belirterek, “Her yerde muhakkak çizerim ben; tatildeyken, seyahat ederken, restoranda yemek beklerken sürekli çizerim” diye konuşuyor. Kaligrafi sanatında kendine has üslubunu geliştirmek için çalıştığını anlatan Mustafa Eren, ‘sanatta doruğa ulaştım’ demenin mümkün olmadığını, bunu söylemenin doğru da olmadığını vurgulayarak, “Belki Rönesans sanatçıları bunu söyleyebilirdi. Çünkü o dönemin sanatçıları sanki gökten indiler. Onlar, sanki sonsuza ulaştılar gibi geliyor bana. Hayranlıkla izliyorsunuz onların eserleri. Bizlerde böyle değil. Hani demiş ya ‘en büyük şeyi öğrendim, hiçbir şeyi bilmediğimi’ diye…” diyor.

Yenilik yapmak adına kaligrafiyi zor olmasına rağmen tuval üzerinde uygulamayı denediğini söyleyen Eren, çalışmalarını biraz daha çeşitlendirmek için gravür sanatından da yararlanacağını vurguluyor. “Kaligrafi ile diğer sanatlardan bir sentez oluşturmak istiyorsunuz o halde” diyoruz Eren’e. Sanatçı, “Zaten ben şu anda kaligrafide bir yeniliği oluşturdum. Bunu meslektaşlarım, bu işin profesörleri söylüyorlar. Bu yeniliğe bir yenilik daha ekleyebilirim diyorum. Ama şöyle de bir kuşkum… Fonun kavramı yazıyı arka planda bırakır mı acaba diyorum bir yandan da” şeklinde karşılık veriyor.

Bir eserin ne kadar zamanda ortaya çıktığını sorduğumuz Eren, işe öncelikle yazıya dökeceği sözü belirlemekle başladığını söylüyor. Bir örnek vererek anlatıyor çalışmasındaki safhaları: “Hz. Ali’nin ‘En büyük insan kendini söyleyen kişidir’ sözü mesela. Burada temel obje nedir Ali’dir, öncelikle bu kelimeyi abartıyorum. Bunu yaparken ona Arapça ya da Türkçe espriler katıyorum. Yazının uzunluğuna göre tamamlanma süresi değişiyor. Çalışmadaki esprinin bulunması en az 10-15 gün sürüyor. Ondan sonra onu bilgisayara tarıyorum, sonra nokta nokta çalışıyorum o kompozisyonu.”

Elle yapılan hattı istenilen büyüklüğe getirmenin mümkün olmadığına değinen kaligrafi sanatçısı Eren, bilgisayar kullandığı için kendi çalışmalarının 50 metreye kadar bile büyütülebildiğini vurgulayarak, “Teknolojiyi kullanmak lazım yani” diyor. Hayatını halen grafik tasarlayarak kazandığını dile getiren Eren, yıllarca Milliyet Gazetesi’nin grafik bölümünü yönettikten sonra emekli olan eşiyle birlikte ev ofis ortamında birlikte çalışıyor. İlk sergi için aldığı olumlu tepkilerle cesaretlenen Mustafa Eren, şimdilerde ikinci sergi için çalışıyor. Sanatını yurt dışına da taşımayı istediğini kaydeden Eren, yurt içinde ve yurt dışında tek rakibinin yine kendisi olduğunu da söylemeden edemiyor.
 

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 2110 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK