Minyatür

Özgürlüğün Sanatı Minyatüre Özgün Yorumlar

  • #


Yazı: Semra ÜNLÜ

Sanatı, “ruhun matematiksel ifadesi” şeklinde tanımlayan minyatür sanatçısı Özcan Özcan, soyut sanatı ise kaosun bir yansıması olarak değerlendiriyor. “Özgürlüğün sanatı” dediği minyatür için de “hayal gücünün gerçekle arasındaki bağlantıyı kurmaktır” diyor Özcan. Usta sanatçı şimdilerde, “deli işi” dediği bir proje üzerinde çalışıyor. Özcan, minyatür sanatında, hatta sanat tarihinde bir devrim olarak gördüğü çalışmasında, İstanbul’da tarihi yarımadadaki 135 bin yapının tamamını, bütün ayrıntısıyla minyatüre aktarmayı hedefliyor. Ortaçağ Avrupa’sında el yazması kitapların bölüm başlarındaki harflerin boyandığı “minium” denilen maden kırmızısı (sülüğen) boyadan alıyor adını minyatür sanatı… Önde gelen minyatür sanatçılarımızdan Özcan Özcan, minyatürü “şartlanmamış insan doğasının resmi” olarak tanımlıyor. Minyatürü, “özgürlüğün sanatı” olarak nitelendiren Özcan, şimdilerde tarihi yarımadadaki 135 bin yapının tamamını, bütün ayrıntısıyla minyatüre aktaracağı bir proje üzerinde çalışıyor. Proje için “deli işi” diyen Özcan ile bu çalışmanın yanı sıra minyatüre nasıl başladığından, minyatürün tarihçesine, sanata genel bakışından, gelecekteki projelerine kadar pek çok konuyu konuştuk.
İlk olarak minyatürün tarihçesine değinen Özcan Özcan, “Minyatürün tarihçesini farklı yorumluyorum ben. Minyatürü ilk götürdüğüm yer, mağara resimleridir” diyor. Minyatürün tarihteki ilk örneklerine Karahoca Harabeleri’nde rastlandığını belirten Özcan, ancak harabelerde rastlanan minyatür tarzı yüzlerin nedense büyük olduğuna dikkat çekiyor. Bir çocuğun yaptığı resimlerin de aslında birer minyatür olduğunu söyleyen Özcan, minyatür sanatını, bakın nasıl anlatıyor: “Bana göre, şartlanmamış insan doğasının resmidir minyatür. Resim sizi şartlar, size kural koyar, kaide koyar. Resmin perspektifi, ışığı, gölgesi vardır. Minyatürde bunlar yoktur. Aslında yoktur demek de yanlış. İşte sıkıntı burada başlıyor. Minyatür için ‘Perspektifi, ışığı, gölgesi olmayan resimdir’ diyorlar. Ama böyle bir şey yok. Bunlar minyatürde sadece önemli değildir. Kullanılmamış olması, kullanılmayacağı anlamına gelmiyor. Yani bu bir tercih meselesi.”


Özgürlüğün Sanatı Minyatür

“Minyatür siz neyi anlatmak istiyorsanız size o açılımı sağlar. Dolayısıyla minyatür için ‘özgürlüğün sanatıdır’ demek çok doğru olur diye düşünüyorum” diyen Özcan Özcan, minyatürün, Batı’daki bütün sanat akımların kaynağında durduğunu savunuyor. Sanatın, genelde rüya görmeyle başladığını kaydeden Özcan’a göre, sanat da, din de rüya görmeden olmazdı. Çünkü rüya, yaşadığımız fizik ortamının ötesinde, bizi metafizik ortama taşıyan bir durum. Yaşanılan fiziksel dünyanın ötesine geçildiğinde, orada artık metafizik dünyanın başladığına dikkat çeken minyatür sanatçısı Özcan Özcan, “Metafizik alanı insana ruhsal bir alan açar. Mağara dönemindeki insan için de bu böyledir. Gördüğü dünyayı resmetmekle ilgili ikileme düşer; acaba bunu çizse mi, çizmese mi diye. O dönemde görülebilecek şeyler de sınırlı. Bu zamanki gibi öyle çok atraksiyonları olan bir dönem değil. İlk kendisi görmüş sanır resmettiği dünyayı. Sonra bir süre sonra fark eder ki herkes görüyor bu dünyayı. Tasvir sanatıdır derler ya minyatüre. İşte tasvir de bu noktada devreye girer. Bir süre sonra fark eder ki herkes görüyor bunu aslında. Sadece görebiliyor, ama resmedemez. Sanatçı ile sanatçı olmayan arasındaki fark da budur işte.” Özcan bu noktada, “sanatçı olunmaz doğulur” sözünü doğrularcasına, sanatçının, ilâhi güç tarafından ilham verilmesi bakımından ayrıcalık sahibi kişi olduğunun altını çiziyor ve ekliyor: “Sanatçı sevgisini dağıtan, paylaşandır. O nedenle sanatçı kabiliyetli olmak ve yeteneğini geliştirmek zorundadır. Sanatçı dediğiniz insan 70 milyonda birkaç tanedir, yani özel bir şeydir. Akademisyenlik başka bir şeydir, sanat başka bir şey. Sanatta diplomayı veren Allah’tır, bizatihi kendi vermiştir.”


Selçuklu Mirası Üzerine Osmanlı’da Sanat İlerledi

Minyatür sanatının da pek çok geleneksel sanatta olduğu gibi altın çağını 16. yüzyılda yaşadığını, Kanuni Sultan Süleyman döneminde en üst seviyeye çıktığını söyleyen Özcan’a göre, sanata verilen değerden bahsederken Selçuklu’yu atlamamak gerekiyor. “Selçuklu’dan aldığı miras üzerine Osmanlı’da sanat ilerledi, desek yanlış olmaz diyen sanatçı, bugün Batı’nın modern sanat diye nitelendirdiğinin, aslında Selçukluların geometrik formu olduğunu öne sürüyor. Yaşadığımız bilgi çağında bir sanatçının, eski dinleri, bilimleri bilmesi gerektiğine vurgu yapan Özcan, günümüzde bazı sanatçıların yalnızca icraya yoğunlaştığını, fakat salt icranın sanat olmadığının altını çiziyor. Osmanlı’nın sanatçıya yönelik bir destek duruşu olduğunu ifade eden Özcan, “Fatih döneminde sanatçıya çok değer verilmiş. Çünkü Osmanlı bir devlet artık o zamanlar. İmparatorluğun bir kültürü var, egemen bir kültür” diye konuşuyor. Türk minyatürü ile İran minyatürü arasındaki farkı sorduğumuz Özcan Özcan’a göre, 100-150 sene öncesine kadar minyatür sanatında İran’la Osmanlı arasında pek bir fark yoktu. İki toplumun minyatür sanatındaki farklılıkları sıralarken şunları söylüyor Özcan Özcan: “Osmanlı egemen bir kültür. Bu sanatına da yansıyor. Egemen kültür kural koyar. Osmanlı’da kurallı fırça görürsünüz. İnceden kalına, bir şiir estetiği gibi. Ama İran’da bu fırçadan çıktığı gibidir, nasıl çıkıyorsa öyle gider. Bu, birinci ayrım. İkincisi ise, Osmanlı minyatüründe kontrast renkler hakim. Çünkü egemen bir kültür olarak Osmanlı net olmak zorundadır. Net olmak zorunda olduğu için siyahın yanında beyazı kullanmaktan çekinmez. İran ise minyatürde boğuk renkler kullanıyor. İran’a kendi içine baktığınız zaman Zerdüşizm, Putperestlik, kısmende Şamanlık görürsünüz. Burada bir inanç bunalımı var esasında. İşte bu bunalım onun sanatına ister istemez yansır. Mesela Osmanlı kendi kaderini kendi çizer, İran ise kadercidir. Yani bu şuna benzer; Osmanlı satranç oynarken, İran tavla oynar.”


Soyut Sanat Kaosun Bir Yansıması

Usta minyatürcü Özcan Özcan’ın, minyatürle ilgili ilginç bir de benzetmesi var… Minyatür için 3 korner, 1 penaltı benzetmesi yapıyor sanatçı. Ve bu benzetmeyi şöyle açıklıyor: “Çocukluğumuzda mahalle aralarında futbol maçı yapardık. Yola iki taş koyar, minyatür kale maç yaparsınız. Adı minyatür kaledir, kim söyler bunu size, kimse söylemez. Ama içinizden gelir. Şimdi halı sahalar var. Gerçek sahanın aynısı gibi, her şey var. Ama minyatür kalede hayal ediyorsunuz. Ortada çizgi filan yoktur, ama orada bir çizgi olduğunu, penaltı çizgisini, korner çizgisini hayal dersiniz. Orada oynayan herkes bunu canlandırır zihninde. Kuralları kendiniz koyuyorsunuz ve 3 korner, 1 penaltıdır diyorsunuz. İşte minyatür de böyle bir şeydir. Minyatür, hayal gücünün gerçekle arasındaki bağlantıyı kurmaktır.” Sanatı, “ruhun matematiksel ifadesi” şeklinde tanımlayan Özcan, sanatın vazifesinin de fizikle metafizik arasındaki bağlantıyı kurabilmek olduğunu söylüyor. Özcan’a göre, soyut sanat ise kaosun bir yanması. Özcan, bir akımın ne zaman ortaya çıktığının önemli olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Çünkü bu, o akımın ne olduğunu gösterir. Soyut sanat da, Avrupa’da kan gövdeyi götürürken ortaya çıkmıştır. Sanatçılar bir araya gelmişler ve demişler ki, işte sizin kan gövdeyi götüren dünyanız. Sanatçıların, o döneme bir tepkisi, kaos ortamının sanatı yani.”


Resim Sanatının Ulaşabileceği En Üst Nokta

Günümüzde minyatür sanatına olan ilginin azalmasının, resim sanatının ilerlemesiyle ilgisi olup olmadığını sorduğumuz Özcan, minyatür için “Resim sanatının başladığı nokta ve ulaşabileceği en üst nokta” diyor. Sanatçı, “İyi bir minyatürcü iyi bir ressamdır, ama iyi bir ressam iyi bir minyatürcü değildir dememiz gerekirken, bugün plastikçiler bizim yaptıklarımızı sanat olarak kabul etmiyorlar” şeklinde konuşuyor. Şablonvari, klasik bir anlayışla sanat yapanlar olduğuna değinen Özcan Özcan, bazı sanatçıların klasikle, taklidi bir tuttuğunu belirterek, eskimeyen bir eseri taklit etmenin, klasik eser ortaya çıkarmak demek olmadığına vurgu yapıyor. “Yaptığınız şey ne kadar sizden alıyorsa, o kadar sanat yapıyorsunuzdur. Ama siz, ne kadar başkasından alıyorsanız, o ölçüde sanattan uzaklaşıyorsunuz demektir” diyen minyatür ustası, böyle bir durumda sanattan bahsetmenin mümkün olmadığını kaydetti. Usta sanatçı ayrıca, minyatürde klasiğin dışında yenilikçi, özgün bir bakış açısına sahip olduğunu vurgulayarak şunları dile getiriyor: “Kimi çalışmalarıma imza atmam söz mesela. Neden imza atmıyorsun derler ama çalışmanın benim fırçamdan çıktığı zaten bellidir. İş kendisini belli eder, imzaya gerek yok. Benim işlerim kendini koruyorsa zaten o zaman sanat eseri olduğunu söyleyebiliriz. Tasarımım, fırçam her şey bana ait. Sanat sizden alır diyorum ya… Siz ona verdiğiniz sürece bir şeyler alabilirsiniz. Bunun için de dolu olmanız gerekiyor. Klasik bakış açısı ile hiçbir zaman hiçbir yere varamazsınız.”


Minyatürde Devrim Yapacak Proje

Sanatçıların, düşünmesi gereken, topluma yön vermesi gereken insanlar olduğunu ifade eden Özcan’a göre, sanatçının öncelikle halktan kopmaması gerekiyor. “Halkı dışladığınız zaman halktan koparsınız” diyen minyatür sanatçısı, şimdilerde üzerinde çalıştığı ve “deli işi” dediği projenin de, halkın ayağına inmek demek olduğuna vurgu yapıyor. Usta sanatçıdan, “minyatür sanatında, hatta sanat tarihinde bir devrim” olarak gördüğü bu projeden bahsetmesini istiyoruz. İstanbul’da tarihi yarımadadaki 135 bin yapının tamamını, bütün ayrıntısıyla minyatüre aktaracağını anlatıyor Özcan. “Bu çalışmanın çok enteresan bir özelliği var. Hiçbir minyatürde böyle sokakta gezer gibi bir şey göremezsiniz. Evler genelde bir tarafından bakılır ya da çoğu yerler atılır önemli yerler bırakılır. Ama biz sokakta gezer gibi yapıyoruz” diyen Özcan, proje için 10 kişilik bir ekiple çalışmak gerektiğini söylüyor. Tarihi yarımadayı, her bir ayrıntısıyla, ev ev, mahalle mahalle minyatüre aktarmak sahiden deli işi gibi görünse de usta sanatçı projeyi 3 yıllık bir sürede tamamlayacağını iddia ediyor. Ancak proje için yeterli destek görmediğini ince bir sitemle dile getiren Özcan Özcan, sadece ilk yıl için 250 milyar liralık bir bütçe gerektiğine dikkat çekiyor. Sponsorluk görüşmelerinin devam ettiğini anlatan sanatçı, hiçbir destek görmese de, kendi imkânları ve halkın desteğiyle çalışmayı muhakkak tamamlayacağının altını çiziyor. Özcan projeye olan inancını, “Bu proje, er ya da geç bitecek. İş ortaya yavaş yavaş çıkmaya başladığında halk kendisi finansör olacak zaten. Çalışma tamamlandığında, koleksiyonerler açısından da önem taşıyacak. Dünya kütüphanelerinin tümünde olması gereken bir belge olacak. Piri Reis’i sollayacağız bence.”


Minik Kutucuklardaki Şaşırtan Detaylar 

Özcan Özcan, röportajımız sırasında masasında duran çalışmasını gösterdiğinde, gerçekten de şimdiye kadar yapılanlardan farklı bir minyatür çalışmasıyla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Tarihi yarımadanın bir bölümünde küçük paftalar şeklinde gördüğümüz çizimlere, lüple (büyüteçle) baktığımızda o minicik kutucuğun üzerindeki ‘Altıntaş Gıda’ yazısını, dükkânın önündeki tost makinesini, hatta bir cips paketini fark ediyoruz. Bu sırada gizleyemediğimiz şaşkınlığımızı gören sanatçı, “Ben minyatür sanatı olarak baktığımda bu kadar ince çalışanını görmedim. Şu ana kadar yok” diyor gülümseyerek. Küçükayasofya Camii’nin imamına ait evin klimalarına kadar ince detaylarını yaptığını söyleyen sanatçı, çalışmaya olan inancını, “Kendi evini bir sanat eserinde görmek insanları duygulandırıyor. Camimizin imamının evi var de var bakın şurada. Klimalarına kadar yaptım. Bakarken gözleri doldu. O parlaklığı hissediyorsunuz” sözleriyle bir kez daha dile getiriyor. Çevre halkının ilgisi ve manevi desteğinin inanılmaz boyutta olduğunu söyleyen sanatçı, “Herkes kendi evini fotoğraflayıp getirebilir. Bu bile benim için önemli bir destek” diyor. Özcan, “100 yılın projesi” dediği tarihi yarımada projesinden sonraki hedefinin tüm Pera’yı minyatüre yansıtmak olduğunu ifade ediyor ve ekliyor, “Bu proje tamamlanıp ses getirdiğinde Paris’ten de talep olabilir, Londra’dan da… Ama Pera çok güzel olur bana göre. Yerleşimi düzenli bir kere oranın.”


Velazquez’in Nedimeler’ine Farklı Yorum

Usta minyatürcü Özcan Özcan’ın fırçasının, Türk sinemasına da değdiğini öğreniyoruz. Derviş Zaim’in yönetmenliğini yaptığı 2005 yapımı “Cenneti Beklerken” adlı sinema filmindeki minyatür çizimler, Özcan’ın fırçasından çıkmış. Özcan, proje kendisine geldiğinde ilk önce senaryoyu okuduğunu ve bu projede yer almanın kendisini heyecanlandıracağını düşünerek dahil olduğunu söylüyor. Filmde ressam Velazquez’in, İspanya İmparatoru ve yeni kraliçenin kızı bebek Margarita’yı resmettiği “Nedimeler” (Las Meninas) tablosundan esinle bir tabloya yer veriliyor. Sanatçı bu tabloyu anlatırken, “Bu tabloda, arkada bir ayna vardır ve aynada aslında o tabloda olmayan bir görüntü vardır. Kral ile kraliçeyi çizmiştir Velazquez. İşte bizden de istenen o “Nedimeler” tablosundaki kralla kraliçenin yerine mehdiyi koymaktı. Bu tablonun özelliğini bilmeseydim, bu teklifi kabul etmeyebilirdim. Çünkü bu tablo, Barok dönemin o kadar etkin olduğu bir dönemde resim sanatının ilahiyatı kabul edilen bir tabloydu” diyor. Sanatçı, “Nedimeler” tablosu için, “Nasıl ki din, bütün bilimlerini içeriyorsa, bu tablo da resmin bütün kurallarını, kaidelerini içeriyor” dendiğini hatırlatarak, dolayısıyla böyle bir tabloya mehdinin resmini çizmenin, kendisini heyecanlandırdığını belirtiyor. Özcan Özcan, pek çok ödül alan Cenneti Beklerken filmiyle Kahire’de “En iyi Artistik Destek Ödülü”ne layık görüldüğünü ifade ediyor. Sanatçı, tarihi yarımadanın projesi bitince de Derviş Zaim’e bununla ilgili film çekmesi teklifini götüreceğini sözlerine ekliyor.

Özcan Özcan Kimdir?

1970 Zonguldak doğumlu olan Özcan Özcan, İstanbul Üniversitesi’nde Maliye Bölümü’nü bitirdi. Minyatür sanatına 1988 yılında minyatür başlayan Özcan, 2001 yılında ilk defa katıldığı Kültür Bakanlığı Geleneksel Türk El Sanatları Yarışması’nda ödüle lâyık görüldü. Halen Ahmet Yesevi Vakfı’nın da bulunduğu Küçük Ayasofya’daki atölyesinde çalışmalarına profesyonel olarak sürdüren Özcan, Derviş Zaim’in “Cenneti Beklerken” adlı filmindeki minyatür çizimlere imza attı. Prof. Dr. Ali Osman Özcan’ın oğlu olan Özcan Özcan evli ve üç çocuk babası.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 10 İNDİR

Bu yazı 1367 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK