Heykel

İnsanlığın Ortak Bilincinden Mitolojik Yansımalar

  • #


Fotoğraf: Mücahit PAMUKOĞLU
Yazı: Semra ÜNLÜ


Türk çağdaş heykel sanatının öncü isimlerinden Ali Teoman Germaner, nam-ı diğer Aloş, yarım asrı geçen sanat hayatı boyunca Türkiye’de heykel sanatının gelişimine tanıklık etmiş, eserleriyle de bu gelişime katkıda bulunmuş bir isim. “İnsanlığın geçmişi, benim de geçmişimdir” diyen Germaner’in ahşap ve bronz heykellerinde hayat bulan mitolojik varlıklar, masalsı yaratıklar, insanlığın ortak bilincini yansıtan imgeleri hatırlatıyor.

Türk milletinin yönetilme şeklinin belirlendiği Cumhuriyetin ilanının üzerinden tam 11 yıl geçmişti. Türkiye ile Balkan ülkeleri arasında Balkan Paktı'nın imzalandığı, Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne üye seçildiği, Soyadı Kanunu'nun TBMM'de kabul edilip Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya Atatürk soyadının verildiği, Ankara-İstanbul arası uçak seferlerinin başladığı o yıl, Türk sanat tarihi önemli bir neferine gebeydi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin henüz emekleme döneminde olduğu ve yukarıda zikredilenlerin dışında daha pek çok önemli gelişmenin yaşandığı ve 1934 yılı, Türk çağdaş heykel sanatının öncü isimlerinden Ali Teoman Germaner'in dünyaya geldiği yıldı. sanat hayatında önemli bir yere sahip olan Zühdü Müridoğlu ve Hadi Bara'nın birlikte çalıştıkları Barbaros Anıtı'nın Beşiktaş'taki yerini almasına 10 yıl vardı daha. 1934 yılında İstanbul Kızıltoprak'ta dünyaya gelen Ali Teoman Germaner ile sanat yaşamı hakkında, kısa adı İMOGA olan İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi'nde hoş bir söyleşi gerçekleştirdik.


80 Yıllık Koca Çınar

İMOGA'ya bu ikinci ziyaretimiz. daha önce de gravür sanatının usta ismi Süleyman Saim Tekcan misafir etmişti bizi, kendisinin kurduğu ve aynı zamanda atölyelerinin bulunduğu İMOGA'da. Binanın girişinde yine Tekcan karşılıyor bizi. Ayaküstü kısa sohbetimizin ardından Germaner'e tahsis edilen atölyeye çıkarıyor ve nezaketle ayrılıyor yanımızdan. Germaner ile Tekcan arasındaki sanatçı dayanışmasının ötesine geçen dostluğa, yeri geldiğinde değineceğiz.

Ali Teoman Germaner, nam-ı değer Aloş, tam bir İstanbul beyefendisi edasıyla buyur ediyor bizi. içindeki onlarca sanat eseri ile atölye bir sanat galerisi adeta. mitolojik figürlerin de göze çarptığı heykeller,ustalıkla tuvale aktarılmış resimler, bizi başka dünyalara götürüyor. Ruhumuzu bir anda esir alan bu masalsı dünyadan silkinip, atölyeye geliş amacımıza hizmet etmeye koyuluyoruz hemen.

80 yılı geride bırakmış olan bir yaşamı eke alırken, yalnızca sanat boyutuyla sınırlı kalmaya elbette gönlümüz el vermiyor. Öyle ya, bu koskoca çınarın yapraklarında çocukluk anıları da gizli, gençlik anıları da...


S anata adım attığı ilk yıllara, Paris serüvenine, katıldığı sergilere, aldığı ödüllere ve daha pek çok konuya dair anlılar saklı çınarın hafızasında.

Ali Teoman Germaner'in yaşamını anlatmaya en başından başlayalım. İstanbul Kızıltoprak'ta yedi nüfuzlu bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya gelir. Anlattığına göre aile daha sonra Beşiktaş'a geçer.

Önce Hüsrev Gerede Yokuşu'na ardından Akaretler'e taşınırlar. Baba Muzaffer Germaner, idealist bir öğretmendir. Modern bir kadın olan anne Emine Mediha Germaner ise en küçük oğlu Ali'nin ilk öğretmeni ve on a kitapların dünyasına kapı aralayan ilk rehberdir. Ali Teoman, sanata yönelmesi konusunda babasının takındığı tutumdan bahsederken, "O yılların Türkiye'sinde sanat yeni yeni fark edilen bir şeydi Fakat eğitimci olması hasebiyle babam, insanların eğilimlerini anlayan biriydi. Sanata karşı ters bir tavrı yoktu." diyor.

Ali Teoman için nam-ı diğer Aloş diye bahsetmiştik yazıya başlarken. Sanatçı, bu Aloş lakabının, kendisine annesinden yadigar olduğunu belirtiyor. Önceleri oğluna "Aliş" diye seslenen anne Mediha Germaner, zamanla bu hitabı Aloş'a çevirmiş. O zamandan bu zamana da hem aile ve dost çevresi, hem de sanat camiasında Ali Teoman "Aloş" olarak anılıyor.  


Heykel Sanatının Duayenlerinden Ders Aldı

Ali Teoman'ın çocukluk yılları, Kurtuluş Savaşı'ndan çıkmış Türkiye'nin kendisini toparlamaya çalıştığı, imkanların kısıtlı olduğu döneme denk geliyor. O yıllarda çocuklar ellerine ne geçerse, -hayal güçlerinin de yardımıyla- onu oyuncak olarak değerlendiriyordu. Millenyum çağı çocuklarının sahip olduğu oyuncak beğenmeme lüksüne sahip değildi o dönemin çocukları. Tıpkı Ali, Teoman gibi... Mukavvalardan kesip şekillendirdiği figürler onun oyuncakları olurdu. Heykeltıraş olmaya daha küçük yalarda karar verdiğini anlatan Aloş, oyun için sabun kalıpları olduğunu, sabunlardan küçük heykelcikler yaptığını söylüyor.

1940'lı yıllarda sosyal hayat da şimdiki kadar renkli değildi. Bilhassa aileler için en büyük sosyal aktivite ev gezmeleriydi. Germanerler de sık sık ev gezmelerine gider, evlerinde misafir ağırladı. Öğretmen bir çift olan Samime ve Rıza Bediz ve kuzenleri Şadi Çalık da, Germaner ailesine sık sık konuk olurdu. O günlerde Güzel Sanatlar Akademisi'nde Heykel Bölümü öğrencisi olan Şadi Çalık, Aloş'un, eve gelen konuklar arasında ilgisini en çok çeken kişiydi. Sonradan Türkiye'nin çağdaş heykelcilik konusunda ünlü isimlerinden biri olan heykelcilik konusunda ünlü isimlerinden biri olan Çalık, akademide Profesör Rudolf Belling'den dersler alıyordu. Kaderin en güzel cilvesiydi ki, Profesör Rudolf Belling, yıllar sonra Aloş'un da hocası olur.

Ali Teoman Germaner'in, İstanbul Devler Güzel Sanatlar Akademisi yılları 1949 yılında başlar. Resim Heykel Bölümü öğrencisi olan Germaner, o yılları anlatırken "İlk hocam Rudolf Belling oldu. Bir zaman sonra Zühdü Müridoğlu, Hadi Baran, daha sonra İlhan Koman asistan kadrosuyla bize eğitim verdi." diyor. Genç ve en verimli dönemlerinde olan bu isimlerin akademide olmasının, kendisi için büyük bir şans olduğunu söylemeden edemiyor.

Ali Teoman, nam-ı diğer Aloş, 1957 yılında akademiden mezun olduktan sonra, hemen askere gider. İki yıllık askerliğin ardından, Fransız hükümetinin bursuyla sekiz aylığına Paris’e gider. Sanat yaşamında kendisine önemli ufuklar açan bu süreç, Aloş için çok da kolay geçmez. “Biraz zor bir dönemdi benim için. Bir kere tek başıma değildim, evliydim. Eşimle birlikte el ele verip Paris’in yolunu tuttuk.” diyen sanatçı, yurt dışı bursu için neden Paris’i tercih ettiğini ise şu sözlerle anlatıyor: “O dönemin Paris’i dünyadaki en büyük sanat pazarının olduğu yerdi. Pek çok sanatçı, Paris’i bir rüya şehir olarak görmüştür. Benim için de öyleydi. O dönemin Fransası, bizim ülkemizde olmayan birtakım zenginliklere sahipti. Uzak Doğu’yu, Uzak Batı’yı, Orta Amerika’yı kitaplarıyla, müzedeki yapıtlarıyla tanıma şansım oldu Paris’te.”




Paris Yılları Sıkı Çalışma Dönemiydi

Burslu gittiği Paris’te, Türkiye’den aldığı bir duyum üzerine, kendisine Fransa’da beş yıl daha kalma fırsatı tanıyacak bir başvuruda bulunur Ali Teoman Germaner. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin, öğretim üyesi yetiştirmek üzere açtığı sınav içindir bu başvuru. Türkiye’ye gelerek sınava girer. O sınavdan aldığı sonuç, Aloş’a, sanat şehri Paris’te beş yıl daha kalmanın garanti makbuzudur aynı zamanda.

Paris pek çok insan eğlencenin adresi olsa da Aloş için öyle değildir. 1961-1965 yılları arasında Ecole des Beaux Art’ta Rene Collamarimi Atölyesi’nde yontu, William Stanley Hayter Atölyesi’nde de gravür çalıştığı o zorlu dönemi, “Benim için çok yoğun bir çalışma dönemi oldu. Paris’te, gravür sanatının önemli isimlerinden ders alma şansım oldu.” sözleriyle anlatıyor.

Paris’te geçirdiği sekiz ay, artı beş yılın ardından yurda dönen sanatçı, 1965 yılında İstanbul Devler Güzel Sanatlar Akademisi’nde asistan olarak göreve başlar. Ardından yıllar yılları kovalar ve 1970’te, sonradan adı Mimar Sinan Üniversitesi olan aynı akademinin yine heykel bölümünde doçent olur. Takvimler 1976 yılını gösterdiğinde ise artık o Profesör Ali Teoman Germaner’dir.

Keyifli sohbetimiz sürerken, biz yine sanatçının Paris yıllarına dönüyoruz ve orada geçirdiği sürenin sanat anlayışına ne şekilde etki ettiğini soruyoruz. O yıllarda Türkiye’nin pek varsıl bir ülke olmadığını hatırlatan usta heykeltıraş, “Paris bana dünyanın kapılarını açma fikri verdi. Başka ülkeler hakkında dolaylı da olsa fikir sahibi oldum. Orada yaşadığım sürede teknik bilgi birikiminin yanı sıra gördü birikimi edindim. Yaşadığım çağı algılamam bakımından yardımcı oldu. Bunun dışında sanat anlayışım da öz olarak pek bir şey değişmedi.” diyerek cevaplıyor sorumuzu.


Paris’e gitmeden önce akademi eğitimi sırasında sanatının ehli isimlerin rahle-i tedrisinden geçen, akademi dışında da Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde çalışma fırsatı bulan Germaner’in, o yıllarda dünyada sanatın başkenti olan o Avrupa şehrine zaten hiç de boş bir sanatçı olarak gitmemiş olduğu düşüncesi geçiyor zihnimizden.

Sanat yaşamı boyunca daima ilerleme hedefini hep korur Germaner. Hedefe ulaşmak her zaman kolay olmaz. Adı tarihe altın harflerle kazınmış pek çok başarılı isim gibi onun da yaşamında zor dönemler olur. Her meslek için başlangıçta çetin geçen zamanlar olduğunu belirten Ali Teoman Germaner, tanıma şansına sahip olduğu, ömrü akademide öğretim üyeliği ile geçen edebiyatçı Sait Faik’i örnek vererek, onun gayet mütevazi bir yaşam sürdüğünü, hiç de öyle varsıl biri olmadığını ifade ediyor.  Örnekleri, yine tanıma fırsatı bulduğu Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Keman, Yaşar Kemal gibi isimlerle çoğaltıyor Germaner ve ekliyor, “Her meslekte zorluk çekilen dönemler. Kimse böyle paraşütle inmez yolun başında herkes yorulur, pek çok yokuş geçilmek zorundadır.”




Mitoloji Vazgeçilmez İlham Kaynağı

Türkiye’de heykel ve gravür sanatlarının önemli isimlerinden biri olan Ali Teoman Germaner ile söyleşimiz sürerken, kapıdan girişte hemen karşımızda bitiveren ejderha ve yılan figürleri ilişiyor gözümüze. Sanatında mitolojiden esinlendiğini, heykele fantastik bir bakışı olduğunu düşünüyoruz.

Usta yazar Sabahattin Eyüboğlu da, dönemin yegâne sanat galerisi olan Maya Sanat Galerisi’ndeki bir sergiyle ilgili Şubat 1954 tarihli Akşam Gazetesi için kaleme aldığı yazısında, Germaner’in, sanat anlayışıyla ilgili olarak, sonraki yıllarda doğruluğu tescillenen şu tespitte bulunuyor; “Aloş, Aristoteles estetiğini, yani tabiatı taklide dayanan güzelliği sevmiyor. Arkaik Yunan, Hitit, Etrüsk ve hele ilk Bizans gibi, çizgiyi ve rengi saf, sade ve sert halleriyle kullanan devirleri seviyor yahut sevecek.”

Yarım asrı geçen sanat hayatı boyunca Türkiye’de heykel sanatının gelişimine tanıklık etmiş olan, ürettiği eserleriyle de bu gelişime katkıda bulunmuş olan Ali Teoman’ın ahşap ve bronz heykellerinde, mitolojik varlıklar, masalsı yaratıklar farklı bir heykel anlayışının ürünleri olduğunu gözler önüne seriyor. Onun yapıtları için Doğan Hızlan, “Çağdaş heykel sanatımıza yeni olanaklar yaratma amacının belirleyici temel etken olduğu heykellerinde görülen başlıca figürler kadınlar (Piton’un Kızları), atlar, yılanlar, deniz kabukları ve buhurdanlar gibi ritüel nesneleridir.”  diyor bir makalesinde.


Sanat tarihçisi Gönül Gültekin’in ifade ettiği gibi, Ali Teoman Germaner’in sanatında; Mezopotamya Asur sanatının kabartmalarını, Orta Asya hayvan üslubunun biçimsel ve dekoratif unsurlarını, Anadolu Hitit çağındaki soyutlama anlayışını, Uzak Doğu Çin kaynaklı ejder figürlerini, Afrika yerli sanatını, Meksika kültürü Aztek sanatı örneklerini, Viking sanatını, Mısır dikili taşlarını ve figür soyutlamalarını çağrıştıran pek çok ögeyi bir arada görebilmek mümkün.

İMOGA’daki atölyesinde ziyaret ettiğimiz Ali Teoman Germaner, nam-ı diğer Aloş (Kendisine bu şekilde hitap edilmesinin daha çok hoşuna gittiğini belirtelim.) eserlerini meydana getirirken mitolojik ögelerden faydalanması konusuna değinirken, her toplumun kendisine has mitolojisi bulunduğunu ifade ediyor öncelikle. Ve söyle devam ediyor; “Masal, herkesin- iyi kötü çocuk yaşından algılayabildiği bir anlatım aracıdır. Aslında birilerine, bir şeyleri aktarma biçimidir. İnsanların ortak paydaları, ortak buluşma noktalarıdır. Aslında ilham kaynağı yine insanlardır. Güncel olaylar, insanlarla olan temasları, birinin söylediği herhangi bir şey, bir dürtü sanatçı için bir şeyler söylemeye çalışır. Yaptığım işin, bir tür, insandan insana söylem olduğuna inanırım ve bunlar görsel söylemlerdir. Mitolojiden yararlanma çabam sanırım buradan kaynaklanıyor.”

Sanat eleştirmeni Ahu Antmen ise, Mayıs 2007 tarihli bir yazısında Germaner’in sanat algısını anlatırken, Aloş’un “İnsanlığın geçmişi, benim de geçmişimdir” sözlerini hatırlatıyor ve onun heykellerinin; farklı zamanların, farklı coğrafyaların, farklı kültürlerin görsel verilerini gerçek anlamda özümsediği için olsa gerek,  geçmişle aramızda bir eş zamanlılık yanılsaması da yarattığını ifade ediyor.




Gravürde Eserin Çoğaltılabilmesi Cezbetmiş

Aloş, sanatın bir anlamda sanatçının kendi tarzını ortaya koyma aracı olduğuna da değiniyor ve “Başkasına benzeyeni yapmak, kendi söylemini dile getirmek değildir. Kendi tarzını ortaya koymalı sanatçı.” diyor. Çağdaş bir sanatçı için kesin uzmanlık sınırlaması yapmanın doğru olmadığını savunan Ali Teoman, “Sanat dediğimiz şey insanın söylemidir. İmkânı neyi elveriyorsa, onunla gerçekleştirir o söylemi. “Ben gravürcüyüm, sadece gravür yaparım.” diyemem. Bir sanatçı olarak gravüre imkânım varsa gravür yaparım, heykel yapma imkânım varda heykel yaparım.” diye konuşuyor.

Söz gravürden açılmışken, sanatın bu dalının, Aloş’un ilgisini çekmeye ne zaman başladığını sormak istiyoruz. Türkiye’de gravür sanatının henüz çok fazla temsilcinin olmadığı 1950’li yılların başında, yolu Aliye Berger’le kesişmiş Aloş’un. “Türkiye’nin çok fazla gravürcüsü yoktu o zamanlar. Kalbur üstü sanat olarak görülüyordu. Halbuki Aliye Nerger, artistik gravür peşindeydi. Kısa bir dönem kendisinin yardımcılığını yaptım.” diyen Aloş, heykel bölümünden birkaç arkadaşıyla birlikte akademinin gravür atölyesine devam ettiklerini anlatıyor. Gravüre onu yaklaştıran en önemli etkenin, yapılan işin çoğaltılabilmesi olduğunu da sözlerine ekliyor sanatçı. Gravür eserlerini ilk kez, o zamanlar henüz parçalanmamış olan Yugoslavya’da 1955 yılında katıldığı Ljubljana Bienali’nde sergileme fırsatı bulan sanatçı, sözünü ettiği bienale kendisiyle birlikte üç Türk sanatçının katıldığını ifade ediyor. Bu sergi, ayrıca Aloş’un ilk yurt dışı sergisi olma özelliğini de taşıyor.

Bugün aynı çatı altında çalışmalarını yürüttüğü Süleyman Saim Tezcan ile 1977 yılından bu yana hiç kopmamış. Birlikte “Aloşname” adlı bir ipek baskı, serigrafi çalışması gerçekleştirdiklerini söylüyor Germaner. Germaner, 26 eserlik Aloşname’deki desen çalışmalarında da yine simgesel anlatımlar içeren fantastik bir boyut göze çarpıyor. Ahu Antmen, bu seri için “Aloşname, bir tür yeraltı dünyası gibidir.” benzetmesinde bulunuyor.


Ali Teoman Germaner’in, 1980’li yıllardan başlayarak günümüze dek vücuda getirdiği tüm eserleri, Aloşname’deki çizgilerinin üç boyutlu birer temsilcisidir adeta. Heykellerine baktığımızda Zümrüdüanka kuşu, ejderha, yılan figürlerini görürüz. Hatta Ali Teoman’ın, “Zümrüt-ü Anka” adlı bir seri çalışması da bulunuyor. Mitolojik figürlerini anlatırken, “Kuş, çoğu antik uygarlıkta gökyüzüdür. Biraz özgürlük, biraz da mistik bir anlam içerir.

Doğu’da da, Batı’da da çoğu masallarda zümdürüankaya rastlarsınız. Yılan da çoğu uygarlıkta, üzerinde yaşadığımız toprağı simgeler. Heykellerimdeki kuşlar ve yılanlar birbirlerini bütünler. İnsan, bu ikisinin arasında yaşar.” diye konuşuyor.

Usta heykeltıraş Ali Teoman Germaner’le söyleşimizin yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Sormak istediğimiz soruları birbiri ardına sıralıyoruz, o da içtenlikle cevaplıyor. Türkiye’de heykel sanatının, resim sanatına göre biraz daha geri kaldığı yönündeki, savunucusu hiç de az olmayan kanıyı hatırlatıyoruz. Bundan 40 yıl önce resim ve heykelin alınıp satılmasının öyle çok kolay olmadığını söyleyen Germaner, “Herkes ekmek derdindeydi, sanat lüks görünüyordu”. dedikten sonra, resmin heykele göre daha kolay korunabildiğine, heykelin daha pahalı bir sanatsal nesne olduğuna dikkat çekiyor.


Son olarak, 35 yıl bilfiil hocalık yapmış, nice sanatçılar yetiştirmiş olan Germaner’e “Genç sanatçılar yetiştirmiş Germaner’e “Genç sanatçılara öğüt vermeniz istense, neler söyleyebilirsiniz?” diye soruyoruz. “Genç kuşağa söyleyeceğim şu; bildiklerini okusunlar, inandıklarını yapsınlar.” diye cevaplıyor sorumuzu usta sanatçı ali Teoman Germaner’in yurt içinde ve yurt dışında açtığı sergilerle ve ödüllerle dolu yaşamı, bir sanatçının inandığı yolda yürümesinin, onu başarıya götürmesinin en somut göstergesi diye düşünerek ayrılıyoruz 80 yıllık çınarın yanından.

İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 903 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK