Çini

Doğumunun 100. Yılında Feyzullah DAYIGİL

  • #


Yazı: Prof. Dr. F. Çiçek DERMAN

Klâsik kuralların yeniden hatırlanıp uygulanmasında büyük emeği geçen bu sanatkârın, hayatı ve eserleri hakkında bugüne kadar bir neşriyat yapılmamıştır. Feyzullah Dayıgil, Şark Tezyînî Sanatlar Mektebi’ni bitirmekle beraber, klâsik tarzda bir icazetnamesi bulunmamaktadır.

XVI. yüzyılda İstanbul’da en yüksek mertebesine varan Osmanlı-Türk tezyînî sanatları, yazma kitaplardaki tezhip dışında, çini, taş işçiliği ve sıva üstü nakışlarda da parlak bir dönem yaşamıştır. XVII. yüzyılda duraklamaya, hatta zamanla gerilemeye başlayıp; XVIII. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş Batı tesirine giren, hele XIX. Yüzyılda tamamen kimliğini kaybeden bu sanatlar, XX. yüzyılın ilk yarısında da aynı şekilde devam etmiştir. 1915 yılında açılan Medresetü’l-Hattâtîn bünyesinde öğretilen tezyînat dersleri de bundan farklı değildir.
Cumhuriyet’ten sonra, 1936’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlanan bu öğretim kurumunda tezhip ve tezyînat hocalığını yürüten İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946 ) de XIX. yüzyıl tezyînî anlayışına bağlı olarak çalışmaktaydı. Ancak XVI. asrın yeniden araştırılması da aynı yıllarda başlamıştır. Bu araştırmalarda Feyzullah Dayıgil’in önemli rolü vardır.

Feyzullah Dayıgil 19 Ocak 1910 tarihinde, Çırağan Sarayı’nın yandığı gün İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Mustafa Zeki Efendi, annesi Ümmü Hanım’dır. Hüseyin Feyzullah ismiyle Alman Mektebi’nde başladığı tahsilini – burası 1918’de kapanınca -Maarif mekteplerinde devam ettirmiş, Sultanahmed’deki Yüksek İktisad ve Ticaret Mektebi’nin lise kısmından 1932 yılında mezun olmuştur(1).

Tezyînî sanatlara merakı dolayısıyla aynı senelerde Cağaloğlu’nda –Medresetü’l-Hattâtîn’nin devamı niteliğindeki- Şark Tezyînî Sanatlar Mektebi’ne talebe kaydedilen genç Feyzullah, 1935 yılında buradan da diploma almış(2), ayrıca resm-i hattî muallimi Emîrzâde Kemâleddin Bey(3) ile de çalışmıştır.
Feyzullah Dayıgil, Şark Tezyînî Sanatlar Mektebi’ni bitirmekle beraber, klâsik tarzda bir icâzetnamesi bulunmamaktadır. DGSA Türk Tezyînî Sanatlar Şubesi’nin üç üstâdı olan; İsmail Hakkı Altunbezer, Hacı Nuri Korman (1868-1951) ve Necmeddin Okyay (1883-1976), Feyzi Bey’e teberrüken bir icâzetname vermek istemişlerdir. Bu maksatla hazırlanan ve 1940’ların ilk yarısına ait olan icâzetnamede şu cümle yazılıdır: “Mustafa Zeki oğlu Hüseyin Feyzullah, Tezhîb, Türk Tezyînatı, Çini Nakışları’ndan tâlime mezûn kılınmıştır. Allahü Zü’l-Celâl Hazretleri tevfîkıni refîk etsin(4)”.

Feyzullah Dayıgil, Türk Tezyînî Sanatlar Şubesi’ne 10 Temmuz 1936’da muallim olarak tayin edilmiştir. Burada“Şark Çini Nakışları” hocalığında bulunurken, kendisinden yaşça büyük, fakat bu sanatlara çok meraklı ve hevesli bir talebeyle, Rikkat Kunt’la (1903-1986) beraber İstanbul’da çiniyle bezeli cami, türbe gibi abideleri dikkatle inceleyerek, XX. yüzyıla gelene kadar tamamen unutulup terkedilmiş olan XVI. asır Türk tezyînâtının temel kavramlarını yeniden keşfetmişlerdir. Ders saatleri dışındaki zamanlarda yapılan bu çalışmanın müşterek mahsûlü olan “İstanbul Çinilerinde Lâle” isimli makale Feyzullah Dayıgil imzasıyla neşredilmiştir: Vakıflar Dergisi: (1938), s. 83-90; II (1942), s. 223-232(5).

Çalışmalar özellikle, XVI. asrın ikinci yarısı ile XVII. y.y. eserleri esas alınarak yapılmıştır. Çünkü, desen bakımından bu dönem çok sağlam ve doğrudur. XVII. asır çinilerinde işçilik kayba uğrasa da, desen bozulması pek görülmez. Malzeme çokluğuna rağmen, bu neşriyatın devamının gelmeyişi üzücüdür. Yine onun, İslâm Ansiklopedisi’ndeki“Çini” maddesini geliştirmek üzere yazdığı “Türkiye Çini Eserleri” başlıklı madde ilâvesi (III,433-435), ansiklopedinin redaksiyon heyetince değiştirilen kelimeler (meselâ rûmî yerine arabesk gibi) yüzünden yazılış gayesini kaybetmiş gibidir.
Hocam Rikkat Kunt’dan akademideki öğrencilik yıllarına ait duyduğum şu sözler, desen konusunda nasıl yeni arayışlar içinde olduklarını çok açık şekilde bizlere anlatmaktadır:

“Nihâyet Altunbezer hocam, iki ders üst üste çizmeye söz verdiği deseni getirmeyince kısım değiştirerek Feyzullah Dayıgil’in çini derslerine devama başladım. Vakıflar Dergisi için birlikte Lâle makãlesini hazırlarken, çiniler üzerinde çeşitli çizimleri inceler ve eskilerin nasıl kompozisyon meydana getirdiklerini ve köşe döndüklerini birbirimizin dikkatini çekerek anlamağa çalışırdık. Altunbezer hocanın desenlerinde köşeye gelince hemen ayna yardımıyla dönüş yapılarak desene devam edilir ve talebeye de bu yol tavsiye edilirdi. Artık, yarım hatâyî mi, yoksa bir kısmı çizilmiş yaprak mı, ne çıkarsa... Bu usul beni hiç tatmin etmemiş ve dâima itirâz etmişimdir”(6).
Daha sonra Rikkat Hanım’ın meraklı bir genç olan, araştırmayı seven ve doğru kaideleri bulmaya çalışan Feyzullah Bey’le müşterek mesaiye başladığını farkeden Altunbezer,“Rikkat, sen bizi bıraktın!” diye sitem etmiştir. Nitekim, Rikkat Kunt’a tezyînat ve tezhipde hocaları sorulduğu zaman, “İlk hocam İsmail Hakkı Altunbezer’di. Daha sonra, Feyzullah (Feyzi) Dayıgil’den istifâde ettim” cevabını verirdi. Feyzi Bey’in vefatından sonra, Rikkat Kunt aynı yolun takibcisi olmuş ve öğrencilerinin işledikleri desenleri, klâsik kãidelere uygun olarak kendilerinin çizmesinde ısrar ederek büyük çaba sarfetmiştir.

Feyzullah Bey’in bazı desen kalıpları, Muhsin Demironat (1907-1983) ve Rikkat Kunt hocalarım kanalıyla elimize ulaşmış olup tamamlanarak fırçayla işlenmişlerdir.

Tarihi belli olmayan bu çeşme alınlığı (resim 2), çok ender görülen bir desendir. 60 x 45 cm. ebadındadır, daha sonra Rikkat Kunt tarafından renklendirilmiştir. Kütahya’da pişirilmiş olduğu tahmin edilmektedir. Neresi için hazırlandığı ve bugün nerede olduğu bilinmiyor. Küçük bir renkli fotoğrafından faydalanarak çizilen desen, serbest ve simetrili kompozisyonların bir arada son derece sanatkârane uygulandığını bizlere gösteriyor. Bitkisel çıkışlı motifler, iki sîmurg ve ortasında musluğun yeri olan rûmîli desen vardır. Feyzullah Bey’in burada hatâyî gurubu motiflere çıkış olarak kullandığı yayvan vazoyu, aynen bir diğer deseninde de kullandığını görüyoruz. Desenlerinin müşterek özelliği; detaylı iri motifler ve sivri uçlu yay şeklinde yapraklar kullanılarak yoğun çizilmiş olmalarıdır.

Bir başka deseni, yuvarlak çini tabak için çizilmiştir. Simetrili desenin altıda biri hazırlanmış ve katlanarak tamamı elde edilmiş, Rikkat Hanım tarafından renklendirilerek fırçaya geçirilmiştir. Bu desen daha sonra Kütahya’ya gönderilmiş ve çini tabak burada pişirilmiştir (resim 3). Yine Feyzullah Bey’in kaleminden çıkan ve Muhsin Hocamın terekesinden elimize intikãl eden iki çini tabak deseni görülmektedir. Biri 1/8, diğeri 1/16 hazırlanıp bırakılmıştır. Bu desenler daha sonra tamamlanıp iki ayrı uslûpda işlenerek bu sayfalarda yer almaktadır (resim 4,5,6,7).Onun kaleminden çıkmış, 1/2 çini pano deseni (resim 8)’de görülmektedir.

Dayıgil yalnız çini değil, tezhip deseni de hazırlamış ve bunların büyük çoğunluğu, Rikkat Kunt tarafından yazı etrafına işlenmiştir. Sağlıksız bünyesi, fırça çalışmasına imkân vermediğinden bu şekilde hazırlanan bezemelerde iki imza konulmuştur. Hattat Halim Özyazıcı (1898-1964) tarafından 1361/1943 yılında yazılan ve iki sanatkâr tarafından bezenen bu levhada iki ayrı imza görülüyor: Zehebehû Rikkat ve altta: Ressemehû Feyzullah (resim 9-10).

Aynı tarihte, Hacı Nuri Korman (1869-1950) tarafından yazılan ve bezemesi iki sanatkârımız tarafından yapılan bir başka eser görülüyor (resim11,12). Benzer tarzda hazırlanmış olan üçüncü yazı ise, Neyzen Emin Efendi’ye (1883-1945) aittir. 1354/1936 yılında yazılmış ve 1362/1942 senesinde tezhip edilmiştir (resim13).
Feyzullah Bey gerek tezhip, gerekse çini desenlerinde, farklı motifleri değişik tarzlarda kullanarak birbirine benzemeyen desenler hazırlamayı başarmış bir sanatkârdır.  Dayıgil’in kaleminden çıkan birçok çini ve tezhip deseni, iğnelenmiş veya işlenmemiş kalıplar halinde, vefatından sonra arkadaşı Emin Barın’a (1913-1987) intikal etmiş olup hâlen bu koleksiyonda muhafaza edilmektedir.

Nüktedan bir mizaca sahip olan ve tiyatrolara gitmekten çok hoşlanan Dayıgil, hem etrafındakilerle hem de kendisiyle dahi alay etmeyi tabii görürdü. Bunlardan ikisini, Prof. Kerim Silivrili’den (1921-2007) naklen kaydediyorum; sağlığı yerinde ve bünyesi kuvvetli olan ağabeyi İhsan Dayıgil’in bir kaza kurşunuyla ölümü üzerine kendi hastalıklı bünyesini imâ ederek:“ Şu hâle bakın! Ağabeyim Allah’ın ihsânı, ben de Allah’ın feyziyim”, diğeri de Ressam Edip Hakkı Köseoğlu’nun (1904-1990), Akademi Balosu için çıkartılan dergiye, Üstâd Necmeddin Okyay’ı eşeğe ters bindirerek resmettiğini gören Feyzi Bey demiş ki: “Karşılaştığınızda Hoca sana: ‘Edipciğim, ne zahmet ettin, yaya olarak kendim de gelirdim!’ derse sakın şaşırma!”(7). Yine 3 Mart 1949’da yapılan Akademi Kıyafet Balosu için – muziplik olsun diye- çuvaldan diktirdiği frakın kemerine Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) amblemini astırdığı, bu kıyafetiyle verdiği pozdan öğrenilmektedir.

Vefatından birkaç sene evvel evlenen, fakat bunu devam ettiremeyen Dayıgil, sedef, egzama ve nefes darlığı rahatsızlıklarından ayrı olarak yakalandığı verem hastalığı neticesinde, 21 Aralık 1949 günü Cerrahpaşa Hastahanesi’nde vefat etmiştir. Merkezefendi’deki kabrinin yeri bilinmemektedir.

Klâsik kuralların yeniden hatırlanıp uygulanmasında büyük emeği geçen bu sanatkârın, hayatı ve eserleri hakkında bugüne kadar bir neşriyat yapılmamıştır. Kendisini rahmetle anıyorum.


Kaynaklar:

1) Kerim Silivrili arşivi – Akademi evrak defteri’nden. 2) Cezar, Mustafa (1983) “Güzel Sanatlar Akademisi’nden 100. Yılda Mimar Sinan Üniversitesi’ne”, Güzel Sanatlar Eğitiminde 100 Yıl, İstanbul: Mimar Sinan Üniversitesi Yay. s.5-84. 3) Ankara Etnografya Müzesi’nde muhafaza edilen 1328/1910 tarihli Türk Ocağı Nizâmnâmesi hattı ve tezhibiyle Emirzâde Kemal Bey’in eseridir. Hayatı hakkına fazla bilgi bulunmayan Kemal Bey, tahminen 1936 yılında vefat etmiştir. 4) Derman, Uğur (2006) “Emin Barın ve Koleksiyonu”, İstanbul: Lebib Yalkın Yay. s.234-235. 5) Derman, F.Çiçek (2003) “Rikkat Kunt 100. Yaşında” İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür İşleri Daire Başkanlığı, İstanbul. (Broşür) 6) Derman, Çiçek (2001) “Vefatının 15. Yıldönümünde Rikkat Kunt Hoca Hanım”, Kubbealtı Akademi Mecmuası / 1, s. 21-30. 7) Derman, Uğur (2006) “Toygartepesi’ndeki Ev”, Türk Edebiyatı Dergisi / 389, s.24, 32.

*Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi

İSMEK El Sanatları Dergisi 9 İNDİR

Bu yazı 1577 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK