Sergi

Piri Reis’ten Katip Çelebi’ye Osmanlı’nın Dünyaya Bakışı

  • #


Yazı: Ayşe KOYUNCU

UNESCO’nun 2009 yılını “Katip Çelebi Yılı” olarak ilan etmesinin ardından, Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAM), “Piri Reis’ten Katip Çelebi’ye Osmanlı’nın Dünyaya Bakışı” adlı harita sergisi düzenledi. Geleneksel haritaların yanı sıra Osmanlı coğrafya ve haritacılığına büyük katkılarda bulunmuş Piri Reis’ten başlayarak Katip Çelebi’ye kadar uzanan haritaların yer aldığı sergi, Osmanlı Devleti’nin dünyaya bakışı ve evreni algılayışının anlaşılması açısından önem taşıyor.

Büyük Türk araştırmacı ve bilim adamlarından Katip Çelebi’nin doğumunun 400. yıldönümü dolayısıyla UNESCO, 2009 yılını “Katip Çelebi Yılı” olarak ilan etti. Bu çerçevede, Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nce (MEDAM), Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle, 2009 yılı boyunca çeşitli etkinlikler düzenlendi. Bu etkinliklerden biri de ilk olarak Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi’nde açılan “Piri Reis’ten Katip Çelebi’ye Osmanlı’nın Dünyaya Bakışı” adlı harita sergisi oldu. Osmanlı coğrafya ve haritacılığına büyük katkılarda bulunmuş Piri Reis’ten başlayarak Katip Çelebi’ye kadar uzanan 16 ve 17. yüzyılları kapsayan uzun bir süreçte haritalardan yola çıkılarak Osmanlı Devleti’nin dünyaya bakışı ve evreni algılayışının yansıtılmaya çalışıldığı bu sergi, Türkiye’nin birçok ilini dolaştıktan sonra yurt dışına da açılarak ABD, Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya’nın çeşitli şehirlerinde de sergilenme imkanı buldu.

Günümüzdeki kadar olmasa da deniz ticareti yapanlar, kâşifler, coğrafyacılar ve ünlü deniz korsanları Hint Okyanusu'nda, Çin ve Japonya kıyılarında, Atlas Okyanusu'nda, Büyük Okyanus’ta seyahat ediyorlar, Akdeniz ve Ege’de büyük gemilerle sefere çıkıyorlardı…

Bu denizcilerin arasında ünlü Osmanlı denizcileri de vardı. Bunlardan dünyaca ünlü Piri Reis, amiralliği yanında şahsi gözlemlerine dayalı olarak çizdiği haritaları ve “Bahriye” (Deniz) kitabı ile Batılı denizcilere de yol göstermiş, rehber olmuştu. Bir sonraki yüzyılda başka bir bilim adamı Kâtip Çelebi, kütüphanelere kapanıp eserler kaleme almakta, haritalar çizip coğrafya kitapları tercüme etmekte, ilavelerle onları düzelten yeni haritalar çizmekteydi. Çünkü Osmanlılar için dünya artık eskisi kadar küçük değildi.


Osmanlı’nın Coğrafi Gelişimleri Haritalarda

Amerika’nın keşfinin haberi; Avrupa, Afrika ve Asya’dan oluşan Eski Dünya’nın en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı’ya ve Avrupa’ya ulaştığında, dünya iki kat daha büyümüştü. Coğrafi keşiflerden sonra “Osmanlının dünyaya bakışı nasıl değişti" sorusu günümüzde hala dikkat çeken bir sorudur. 16. yüzyılın başından 17. yüzyılın sonuna kadarki süreçte kısaca Piri Reis’ten Katip Çelebi’ye kadar olan dönemde üretilen haritalar ve Osmanlı coğrafya yazınında yer alan eserler, bu konuda bazı  ipuçları vermektedir. Buradan hareketle,“Piri Reis’ten Katip Çelebi’ye Osmanlı’nın Dünyaya Bakışı” adlı harita sergisinde esas olarak Osmanlı dönemi haritaları ele alınmakla beraber, daha önceki döneme ait geleneksel haritalar da bu sergiye dahil edildi.

Osmanlıların haritacılık ve coğrafyadaki gelişimlerinin gözler önüne serilmeye çalışıldığı sergide, ünlü Türk amirali ve coğrafyacısı Piri Reis’in 1513 yılında hazırladığı birinci dünya haritası ve 1526 yılında son şeklini verdiği “Bahariye” adlı denizcilik kitabı ile 1528 yılında bitirdiği ikinci dünya haritası, 16. Yüzyılda Osmanlıların coğrafya ve haritacılığa bakışlarını aksettirmiştir. Piri Reis’in yapıtları, 16. yüzyılda Osmanlılarda coğrafya ve haritacılığın bilimsel yöntemlerle hazırlandığının bir kanıtı olarak da ayrı bir önem kazanıyor.

Sergide ayrıca 9. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar gelen İslam coğrafyacılarının çizmiş oldukları haritaların Osmanlı versiyonları, Amerika ve diğer coğrafi keşifleri anlatan Suud el-Niksarî, Gelibolulu Mustafa Ali, Ali Macar Reis, Ebubekir Behram Dimaşki gibi tarihçi ve coğrafyacıların bazı haritaları ile Batılı coğrafyacılara ve Kâtip Çelebi’nin 1648’de hazırladığı “Cihannüma” (Dünyaya bakış) adlı eserinin, 1732 yılında İbrahim Müteferrika tarafından ilavelerle yayınlanan versiyonunda yer alan haritalarla birlikte toplam 53 harita dijital resimleme tekniğiyle büyütülerek yer aldı.

Sergide, Müslüman coğrafyacıların haritalarından ve daha öncesinde Batlamyus coğrafyasından bazı örneklere de yer verildi. Böylece Osmanlı zamanına kadar devam eden gelişim belirginleştirildi. Ayrıca Muhtar Katırcıoğlu’nun kendi koleksiyonundan sağladığı, Türkiye hakkında Batı’da yayınlanmış bazı haritaların orijinalleri de sergiye katılarak, 16 ve 17. Yüzyıllarda Avrupa’da görülen gelişmeler de yansıtılmaya çalışıldı.

Haritalar, sadece insanların yaşadıkları çevre ya da dünyanın bütünü hakkında bilgi veren coğrafya eserleri değil, günümüz için birer görsel tarih hazinesi olduğu da göz önünde tutularak sergilendi ve yayımlandı.

Sergide 400 yıl önceki dünyaya, haritalarla bakılması sağlanmış ve Osmanlıların dünyayı nasıl algılamaya başladıkları sorusuna açıklık getirmek istenmiş. Kısacası sergide, Pîrî Reis’ten Kâtip Çelebi’ye Osmanlı’nın dünyaya bakışı konusunda geniş kitleleri bilgilendirmeye yönelik bir amaca odaklanılmış.


Sergilenen haritalar, o zamanın tekniklerini, keşiflerin yanılsamalarını çok naif olarak yansıtmaktadırlar. Bugünkü atlaslardaki çizimlerden, alıştığımız haritalardan farklı olarak yerkürenin ve kıtaların bazıları ters, bazıları baş aşağı çizilmiş. Bazılarında enlem boylam çizgileri kullanılmış, bazılarında ise yön ve konum bulmak için projeksiyon merkezleri sadece rüzgâr gülleriyle süslenmiş.

Sergide yer alan Kâtip Çelebi'nin Cihannüma'daki Sabit Yıldızlar Feleği, Piri Reis’in Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki dünya haritası, Halife’i Me'mun’un emriyle 9. yüzyılda yapılan dünya haritası, Kaşgarlı Mahmud'un Türk dünyası odaklı dünya haritası gibi eserlerin kopyaları, Topkapı Sarayı, Millet Kütüphanesi, Türk İslam Eserleri Müzesi ve Süleymaniye Kütüphanesi'nden derlenmiş.

Bilindiği gibi 14. yüzyılda tarih sahnesine çıkan Osmanlılar, çok geçmeden Akdeniz’e ulaşmış ve 16. yüzyılda Akdeniz artık bir Türk denizi haline gelmişti. Osmanlılar artık seyrü seferler için eskisinden çok daha fazla coğrafya ve haritacılık bilgisine ihtiyaç hissediyorlardı. O dönemlerde Müslüman ve Hristiyan Avrupalı haritacıların bilgilerinden yararlanılarak “portulan” haritacılık tekniğine uygun olarak deniz haritaları üretiliyordu. 16-17. yüzyılın Osmanlı coğrafyacıları, hem Osmanlı İmparatorluğu’na, hem de dünya coğrafyasına ilişkin çok sayıda harita hazırlamışlardı. Bu haritalar, kıtaların ve denizlerin, iklimlerin ve yönlerin, ülkelerin ve şehirlerin, hükümdarları, bayrakları ve halklarını, flora ve faunasını aksettiren görsel tarih eserleridir.

16. yüzyılda dünyanın en büyük imparatorluğunu kurmuş olan Osmanlılar, komşularının ya da uzak diyarlardaki ülkelerin büyüklükleri, hükümdarları, denizleri, coğrafi yapısı, hayvan ve bitki örtüsünü merak etmişlerdir. Klasik coğrafya kitapları, bu konuda ihtiyaç duyulan bilgileri kapsaması bir tarafa bilgilerin doğruluğuna da güvenilmezdi.

Haritacılık da aynı şekilde “Acaibü’l-mahlukat” tarzı coğrafya eserlerinin haritaya aktarılmasından ibaret idi. Portulan tipi bu haritalar, matematiksel tabanlı olmayıp üzerinde enlem ve boylam çizgileri bulunmamaktadır. Haritanın doğruluğu ya da kullanışlılığında bir standart olmadığı gibi, başarısı kullanıcısının tecrübesine ve gözlemlerine doğrudan bağlıydı.

Dünyaca ünlü Türk denizci Piri Reis’in dünya haritaları ve 1526’da Kanuni Sultan Süleyman’a takdim ettiği Kitab-ı Bahriye’si, 16. yüzyıl denizcilik ve haritacılık konusunda Osmanlı’daki en önemli eserlerdir. Geleneksel tarzda hazırlanmış olmasına rağmen Piri Reis’in eserleri, şahsi tecrübeleri, gözlemleri yanında doğu ve batı haritalarından yararlanılarak hazırlanmış portulan haritalardır. Enlem ve boylam çizgileri olmadığı halde, projeksiyon merkezleri ve  düzeltilmiş yörüngeleri sebebiyle denizcilerin pratik kullanımı açısından bilimsel haritalar kadar doğruluk arz eder.


Piri Reis'ten sonra yazılan en önemli coğrafya kitabı Cihannüma olmuştur. 17. yüzyıl Osmanlı aydınlarından Kâtip Çelebi'nın, birçok Batı coğrafya kitabından istifade ile hazırlamış olduğu Cihannüma, Osmanlı kültür bayatında yeni bir ufuk açmış, İslam coğrafya geleneği üzerine kurulu Osmanlı klasik coğrafya ekolünü değiştirerek, yeni bir ekolün yerleşmesini sağlamıştır.

Değişen dünya konjonktüründe Osmanlılar coğrafyanın değerini keşfeder. Katip Çelebi, Doğu’nun mistik dünyasında, Helenistik dönemin izlerini taşıyan biraz efsane, biraz gariplikler, biraz egzotik, hükümdar ve vezirlerin hoşça vakit geçirme ile bilgilendirme arasında kalan “Acaibü’lmahlukat” tarzı coğrafya ve haritacılık anlayışından yeni bilimsel tarza yönelişin ilk işaretlerini verir.

MEDAM’ın, Katip Çelebi Yılı çerçevesinde hazırladığı “Pîrî Reis’ten Kâtip Çelebi’ye Osmanlı’nın Dünyaya Bakışı” adlı harita sergisi ile, 15-17. yüzyıllarda hazırlanan haritaların incelenmesi, bir noktada Osmanlı'nın dünyaya bakışını da yansıtması açısından önem taşıyor. Osmanlıların bilime ve bilimsel çalışmalara verdiği önemin bir göstergesi sayabileceğimiz bu eşsiz serginin koordinatörlerinden Prof. Dr. Bekir Karlığa, UNESCO’nun 2009 yılını bütün dünyada Katip Çelebi Yılı olarak ilan etmesinin medeniyetimizin yüz akı olan bu ünlü Türk bilim adamının tanınmasına büyük katkı sağladığını ifade ediyor.

Katip Çelebi’nin büyük bir bilgin, düşünür ve aydınlanma emekçisi olduğunu ifade eden Karlığa, “Katip Çelebi, Osmanlı modernleşmesinin fikir babası ve itici gücüdür. Ondan sonra gelen bilim adamları az ya da çok Katip Çelebi’den etkilenmiştir. Katip Çelebi, ele aldığı tüm konuları her boyutuyla incelemiş, üzerinde çalışmış ve sonuçlarını da en mükemmel şekilde ortaya koymuştur. Bu azmin neticesinde de 48 yıllık ömrüne binlerce sayfalık yirmi bir adet abidevi eseri sığdırmayı başarmıştır. İslam ilimlerinin canlanması için de büyük çaba sarf eden Katip Çelebi bununla sınırlı kalmamış, 13. yüzyıldan sonra, İslam dünyasının dışında ve özellikle Rönesans dönemi boyunca Avrupa’da ortaya çıkan ilmî ve fikrî gelişmeler hakkında genişçe bilgi veren ilk ve tek Müslüman bilgin olmuştur. Katip Çelebi ve yetiştirdiği talebeler sayesinde 18. yüzyıl açılımı gerçekleşmiş ve bu da 19. Yüzyılda Osmanlı modernleşmesi olan Islahat ve Tanzimat hareketlerinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur” diyor.


Katip Çelebi Kimdir?

Asıl adı Mustafa olan Katip Çelebi, 1609 yılının Şubat ayında İstanbul'da doğdu. Doğu'da Hacı Halife, Batı'da ise Hacı Kalfa adıyla tanınan 17. yüzyılın bu önemli bilim ve düşünce adamı, ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulema ve halk arasında Kâtip Çelebi adıyla tanındı.

Babası aydın bir kişi olan Katip Çelebi, çeşitli hocalardan dini ve pozitif bilimler üzerine eğitimler aldı. Henüz on dört yaşındayken Divan-ı Hümayun kalemine giren Katip Çelebi, bir müddet Anadolu Muhasebeciliği kaleminde çalışarak hesap kaidelerini, erkam ve siyakat yazısını öğrendi.

1624 yılında babasıyla birlikte Tercan, bir sene sonra da Bağdat Seferi'ne çıkan Katip Çelebi, 1627-1628’deErzurum kuşatmasına katıldıktan sonra İstanbul’a geldi ve 1630 yılındaki Bağdat Seferi'ne katılıncaya kadar, Kâdızâde Mehmet Efendi’nin derslerine devâm etti. Bağdat kuşatmasında ordunun defterini tutan Katip Çelebi, seferden sonra tekrar İstanbul’a dönerek Kâdızâde’den tefsir dersleri aldı.

1633-1634 yılında hac farızasını yerine getirmek üzere Mekke ve Medine’ye giden Katip Çelebi, dönüşünde Diyarbakır’da kışlamakta olan orduya katılarak bir süre burada yörenin önde gelen ilim adamlarıyla tartışmalı ilmi sohbetlere katıldı. Katip Çelebi, Diyarbakır’da tartıştığı konuların bir kısmını daha sonra kaleme alacağı“Mizanü’l-Hakk” adlı eserinde ele alarak değerlendirmiştir. 1635 yılında Sultan IV. Murat ile Revan Seferi’ne katılan Katip Çelebi, bu sefer ile ilgili gözlemlerini ise “Fezleke” adlı eserinde oldukça geniş bir şekilde ele almıştır.

On yıl kadar çeşitli savaşlarda bulunduktan sonra İstanbul’a dönen Katip Çelebi, kendini tamamıyla ilmi çalışmalara adadı. Dönemin meşhur bilginlerinden A’rec Mustafa Efendi’den Aruz ile ilgili el-Endelüsiyye, Felsefe ile ilgili Hidayetü’l-Hikme, Astronomi ile ilgili "el-Mülalhhas fi’l-Hey’e" şerhini ve "Eşkalü’t-te’sis’i" okudu. Aynı zamanda devrin ileri gelen vaizlerinden Ayasofya Camii Dersiâmı (öğretim görevlisi) Abdullah Efendi ile Süleymâniye Camii Dersiâmı Mehmed Efendi’den ders aldı.

Akrabasından kalan yüklü bir mirasın üçte biriyle (yaklaşık 300 bin akçe) çeşitli kitaplar satın alan Kâtip Çelebi, geceli gündüzlü çalışarak bu değerli eserleri inceledi. Kendisinin anlattığına göre on seneyi aşkın bir süre yalnızca ilmi çalışmalarla meşgul olan Katip Çelebi, bazen her şeyi unutarak gün doğuncaya kadar mum ışığında ilmi çalışmalarda bulunmuştur.


Girit Seferi dolayısıyla harita yapımıyla da ilgilenen bu büyük ilim adamı, dinî ilimlerin yanı sıra Matematik ve astronomi de tahsil etmiş, Fransızca ve Latince öğrenmişti. Kalan zamanlarında ise başta kendi oğlu olmak üzere talebelerine çeşitli dersler vererek onların da yetişmesine vesile oldu. Hastalığı nedeniyle tıbbi konularla da ilgilenen Katip Çelebi, aynı zamanda İşraki yaklaşımları dolayısıyla Batini (ezoterik) konulara merak sardı ve şifa sağladığı kabul edilen Havas kitaplarını incelemeye başladı. Müslüman olan Fransız asıllı Mehmed İhlasi’nin yardımıyla bazı eserleri Latince’den Türkçe’ye tercüme etti.

Kâtip Çelebi meşgalelerinin gayesini şöyle anlatmaktadır: “İnsan için en yüksek mertebe ve en büyük saadet, Allah'ı tanımaktır; bilhassa nereden gelip nereye gittiğimizi bilmektir”. Kâtip Çelebi'ye göre ilim Allah'ı tanımanın bir vasıtasıdır ve bu ölçüler içerisindeki ilim, cemiyetin ayakta durmasına ve devamına bir vasıtadır. İnsanda kâlp ne ise, cemiyette de âlimler aynı ehemmiyete hâizdir.

Önemli bir misyon yüklenen ve Osmanlı coğrafyasında adeta yeni bir Aydınlanma Hareketi başlatmak üzere yola koyulan 17. yüzyılın bu büyük bilim adamı 6 Ekim 1657 tarihinde vefat etmiştir.

Katip Çelebi’nin Eserleri

Yirmiyi aşkın esere imza atmış olan Katip Çelebi’nin şüphesiz ki en önemli iki eseri “Keşfü’z-Zunun” ve CihanNüma”dır. Arapça bir bibliyografya sözlüğü olan ve ancak 20 yılda tamamlanabilen Keşfü’z-Zunun’da 14.500 kitap ve risalenin adı ve yazarı verilir. Bilim tasnifine göre ve alfabetik olarak düzenlenmiş olan yapıt, Mısır’da, Almanya’da ve İstanbul’da basılmış, Lâtince'ye de çevrilmiştir.

Coğrafi yapıtların en önemlisi ve en eskisi olan Cihannüma, Osmanlı coğrafyacılığında yeni bir çığır açmıştır. Yazılmasına 1648 yılında başlanılan Cihânnüma’nın genel bir coğrafya kitabı olacağı mukaddimesinde belirtilmesine rağmen eser, kısa bir girişle Asya kıtasında Türkiye’nin doğu sınırlarına (kuzeyde Erzurum vilayeti, güneyde Irak-Mezopotamya) kadar olan bölgeler ile sınırlı kalmış olduğu görülmektedir. Doğu ve Batı’yı her yönüyle içine alan bir coğrafya kitabı hazırlamayı hedefleyen Kâtip Çelebi, elindeki kaynakların yetersizliği karşısında önceleri ümidini kaybetmiştir. Dolayısıyla Cihannüma’nın bu ilk sürümü, sınırlı bir bölgeye ilişkin kalmıştır.
Şeyh Mehmed Efendi İhlasî adlı Latince bilen Fransız asıllı coğrafyacı bir mühtediden yardım alarak 1654’te Levâmiü’n-nûr fi Zulumati Atlas Minör adlı eserini hazırlar. Bu sırada, Abraham Ortelius’un Theatrum orbis terrarum ve Mercator’un atlasını inceleme fırsatını bulunca bu eserlerden ve haritalarından istifade ile Cihannüma’yı yeniden yazmaya başlar. Bu yeni Cihannüma’yı hazırlar ken ayrıca "Ph. Cluverius’un Introductio geographica vetera quam nova" ve "G. Lorenzo’nun L’univesale fabrica del mondo overo cosmografia" adlı eserlerinden de faydalanır.

Eser, İbrahim Müteferrika tarafından 1831 yılında Osmanlı matbaasında basıldıktan sonra daha geniş kitlelere yayılmıştır. İbrahim Müteferrika’nın eklemeleriyle, Tophaneli İbrahim mahlasıyla kendisinin, Ahmed el- Kırımî’nin ve Galatalı Mıgrıdıç’ın çizimleriyle Cihânnüma daha da zengin bir hal almıştır.

Aynı zamanda bir tarihçi olan Katip Çelebi, bu alanda da önemli eserler kaleme almıştır. Bunlar, kainatın yaradılışından 1641 yılına kadar geçen olayların aktarıldığı“Fezleketü’t-Tevarih”, 1592-1655 yılları arasındaki olayların anlatıldığı “Fezleke”, Hz. Adem’den 1648'e kadar geçen tarihsel olayların kronolojik bir sırayla aktarıldığı“Takvimü't-Tevarih”, Johann Carion’un 1548 yılında Paris’te yayımlanan “Chronicle” adlı eserinin tercümesi niteliğindeki“Tarih’i Frengi Tercümesi”, Yunan, Roma ve Hristiyan Avrupa konusunda temel bilgilerden oluşan “İrşadü’l-Hıvara İla Tarihi’l-Yunani ve’r-Rumi ve’n-Nasara”, bazı Grek tarihçilerine ait eserlerinden İstanbul ile ilgili bölümlerin çevirilerinden oluşan ve “Revnaku’s-Saltana” adıyla da bilinen“Tarih-i Konstantiniyye ve’-Kayasire”dir.

Biyografi ve bibliyografyaya da ilgisi olan Katip Çelebi,“Süllemü’l-Vüşul ila Tabakati’l-Fuhu’l” adlı Arapça eserinde, Keşfü’z-Zunun’da yer alan bilginlerin hayat hikayelerini aktarmıştır. Bu eser, son dönemin bu alanda kaleme alınmış ve alfabetik sıraya göre düzenlenmiş önemli bir kaynak niteliğindedir.

Katip Çelebi, “İlhamü’l-Mukaddes min-el-Feyzi'l-Akdes” adlı eserinde, yaşadığı çağda ortaya çıkan bazı astronomi problemlerine cevap aramıştır. Alfabetik sözlük niteliğindeki “Tuhfetü’l-Ahyar fi’l-Hikemi ve’l-Emsali ve’l-Eş’ar” adlı esrinde; özlü sözler, anlamlı mısralar ve ibretli darb-ı meseller yer alır. “Dürer-i Müntesire ve Gurer-i Münteşire” adlı eser bazı dini konulara aydınlık getirmek üzere derlenmiştir.
Ali Kuşçu’nun astronomiye dair “er-Risaletü’l - Muhammediye” isimli eserine yazdığı şerh olan “Hüsnü’l Hidaye”, bazı teşrifat kaidelerinden söz eden “Kanunname”, garip ve alışılmışın dışındaki fıkıh konularına dair fetvaların toplandığı “Recmü’r-Racim bi’s-Sini ve’l-Cim”, çeşitli konulara dair okuduğu ve okuttuğu yirmi yedi eserin özet ve açıklamalarından meydana gelen “Cami’u’l-Mütun min Celili’l-Fünun”, devletin mali düzenindeki bozuklukları düzeltmek amacıyla kaleme aldığı “Düsturu’l-Amel li-Islahi’l-Halel” ve dönemin bazı tartışmalı konularına açıklık getirmek amacıyla yazdığı son eseri olan “Mizanü'l-Hakk fi İhtiyari'l-Ehakk” adlı eserleri, Katip Çelebi’nin entelektüel ilgisinin ne denli zengin olduğunu kanıtlar niteliktedir.

UNESCO’nun 2009 yılını “Katip Çelebi Yılı” ilan etmesi ve bu sergi vesilesi ile yeniden gündeme gelen Katip Çelebi’yi biraz daha yakından tanımanın, ülkemizin ilim ve fikir hayatına önemli katkılar yapacağını düşünmekteyiz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 9 İNDİR

Bu yazı 1917 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK