Makale

Bir Vezir Bir Mimar

  • #


Yazı: İbrahim DIVARCI

Koca Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali kadim bir medeniyetin bahtiyar evladı, Ulu Mimar Kelük bin Abdullah taşa, mermere, ahşaba ve çiniye bir medeniyetin ruhunu işleyen dahi mimar olmakla şereflenmiştir. Ey oğul bu toprak çokça koca vezir ve çokça ulu mimar görmüş olsa da bu iki muhteşem insanın yol arkadaşlığı bundan sonra kimseye nasip olmamıştır.

Oğul,

Dinle sana çok eskilerden bir hikaye anlatacağım. Ta eskiden çok eskiden koca bir vezir ile koca bir mimar yaşarmış Anadolu’da.

Devlet-i Ali Selçuk hüküm sürermiş o zamanlar buralarda. Koca sultanların tarih sahnesinde birer birer çekildiği ve kudretli vezirlerin artık devleti idare ettiği zamanlarmış. İşte benim anlatacağım hikaye o zamanlarda yaşanmış. Vezir ki hakikaten kudretli. Ol şehri Konya’yı, Sivas’ı, Kayseri’yi imar ettirip eserlerle donatmış. Alimlere kol kanat germiş, sanatkârları himaye etmiş. Koca vezir farkında yaklaşmakta olan felaketin. Devletin zeval vakitlerinin yaklaştığını içten içe hissetmekte. Bu sebepledir ki devletinin imzasını ebediyen bu ulu toprağa bu mübarek vatana Anadolu’ya atma telaşında. Biz gitsek de geri kalanlar için burası ebedi vatan olsun demekte belki de içten içe.
Koca vezir telaşta, güneş batmaya yakın sararırmış. Devlet ikindi vaktini yaşamakta. Ve koca vezir devletten önce yaşar büyük felaketleri. Bütün sevdiklerini yitirir birer birer. Ve en çok da ahir ömründe çok sevdiği iki oğlunu aynı savaşta şehit verir. Koca vezir en büyük felaketleri göğüsler devletin bekası için. Lakin kan ağlamaktadır içi. Bir babadır koca vezir nihayetinde…

Anadolu, o zaman hoşgörü cenneti. Dini, milliyeti, ırkı, geleneği farklı insanlar bir arada kardeşçe yaşarmış. Konya derler bir şehirde müsamaha hayat tarzıymış. Hz. Mevlana ki hikayemize konu vezirle aynı çağda yaşarmış. Medresesinde ders verirken “yetmiş iki millete” bir gözle bakmayı öğütlermiş. “Tevazuda toprak gibi ol” prensibine uygun yaşamış ve bize de tavsiye etmiş.
Koca vezir hüzün adamıdır.

Zarif adamdır.

Çağını aşan bir deryadır.

Tekli buzhaneler, çiftli buzhaneler inşa ettirecek kadar ufuk sahibidir.

Su yoları yaptırır, çeşmeler yaptırır. Belki de yanmakta olan yüreğini söndürmeye çalışmaktadır.

Sonra bir mimar vardır. Önce Konyalı Kaluyandır sonra Kelük bin Abdullah. Ömrü Anadolu’yu abidevi yapılarla donatmakla geçmiştir.

İkbal görmüş, kemale ermiş ve nihayetinde bin Abdullah olmayı seçmiştir.

Bazen İnce Minareli Medrese’de olduğu gibi taşa saltanat vermiş, bazen Sahip Ata Hanigahı’ndaki gibi çiniye ebediyetin sırrını söyletmiştir. Gök Medrese’de mimari zirvelerde dolaşmış, çini sandukalarda hayatın ve ölümün sırrına ermiştir.
Koca vezire koca mimar yakışmıştır.

Rivayet odur ki; Sahip Ata Fahreddin Ali, bütün sevdiklerinin ölümüne şahadet edip onları birer birer toprağa verince bu muhteşem mimara demiş ki: Ey Koca Mimar öyle bir yapı inşa edesin ki insanlar yüzyıllar sonra benim çektiğim derin ızdırabı ve yaşadığım ebedi hüznü bu eserde görebilsin. Ve mimar bu dileği hakikat kılmak için Sahip Ata Hanigahı’nı inşa etmiş derler.

Koca Vezir, Larende kapısına varmış, karşı araziyi göstermiş ve "buraya inşa edin ulu bir mabed" demiş olmalıdır. "Benim türbemi de bir kıyısına yapıverin." Oğullarını kendinden önce burada toprağa vermek herhalde aklından geçmemiştir o zamanlar.
Sahip Ata Hanigahı, muhteşem vezirle koca mimarın sırrını bugün de aynen muhafaza eder gibidir. İlginçtir, yapı Konya suru dışında inşa edilmiştir. Anadolu, kan ve gözyaşı iklimi içindeyken sur dışında kalanlara kucak açmak için böyle yapıldığı iddiası gerçeğe en yakın ihtimaldir. Muhteşem vezirin şanına yakışanı yapmıştır ulu mimar. Kendi adını da ebedi kılmıştır bir yandan. Portalde bir medeniyetin kemali, çini sandukalarında sanatın ebedi hali, mihrabında sıcaklığı ve yapının tamamında bir kadim medeniyetin ulaştığı mimari zirveyi göstermek arzusu, mimarı da ölümsüz kılmıştır.

Koca vezir hüznün ve bozkırın ebedi başşehri Konya’da çini bir sandukada çini bir kubbe ve eyvan altında ebedi uykusuna çekilirken, koca mimar da aynı düşü görmüş lerden olma bahtiyarlığı ile tarih sahnesinden çekilmiş ve tarihi hafızamızdaki yerini almıştır. Koca Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali, kadim bir medeniyetin bahtiyar evladı, Ulu Mimar Kelük bin Abdullah, taşa, mermere, ahşaba ve çiniye bir medeniyetin ruhunu işleyen dahi mimar olmakla şereflenmiştir. Ey oğul bu toprak çokça koca vezir ve çokça ulu mimar görmüş olsa da bu iki muhteşem insanın yol arkadaşlığı bundan sonra kimseye nasip olmamıştır.


Sahip Ata Fahreddin Ali

Anadolu Selçuklu Devleti’nin en son kudretli veziri sayılmaktadır. Doğum tarihi hakkında ciddi bilgi ne yazık ki mevcut değildir. Yaptırdığı ilk eser olan Afyon – Sultandağı İshaklı Kervansarayı’nın 1249-1250 tarihli inşa kitabesinde “Hoca”, Konya Akşehir’deki Taş Medrese kitabesinde “Emirdat” ve Konya merkezde “Sahip Ata” namıyla kayıtlara geçmiştir. Asıl adı Ali, mahlası Fadreddin ünvanı-lakabı “Sahip Ata”dır.

1246 yılında Şemseddin Muhammed İsfahan’ı veziri azam (Sahip) olarak atandığında Emir Fadreddin Ali, pervane (ferman nazırı) olarak göreve gelmiş 1258 yılından sonra “sahip” ünvanı ile anılmıştır. Zaman zaman bu görevden uzaklaştırıldıysa da öldüğü 1285 yılına kadar bu ünvanını korumuştur.

Tarihimizde Cimri - Karamanoğlu hadisesi diye geçen olayda (1277) iki oğlu şehit edilmiştir.

Selçuklu mimarisinin en önemli şaheserlerinden biri sayılan ve kendisi hayattayken (1283) inşa ettirdiği Sahip Ata Hanigahı’ndaki türbesine vefatından sonra defnedilmiştir.


Yaptırdığı Eserler

Afyon-Sultandağı-İshaklı Kervansarayı ve Hamamı Konya-Akşehir Taş Medrese ve Mescid Konya-Akşehir Hankah ve İmaret (Günümüzde mevcut değildir.)

Konya Sahip Ata Camii, Hankahı, Hamamı, Türbesi ve Çeşmesi

Konya-İnce Minareli Medrese ve Mescit

Konya-Nalıncı Baba Medresesi-Nizamiye Medresesi (Günümüzde mevcut değildir.)

Konya-Tekli/Çiftli diye anılan üç buzhane

Konya-Meram su yolları (Günümüzde mevcut değildir.)

Konya-Ilgın Kaplıcası (Günümüze ulaşmayan bir kervansaray)

Kayseri-Sahibiye Çeşme ve Mescid’i

Kayseri-Sahibiye Medresesi

Sivas-Gök Medrese

Sivas-İmaret ve Han (Günümüzde mevcut değildir.)

Konya-İmaret-Dükkan-Çeşme (Günümüzde mevcut değildir.)




Kelük bin Abdullah

Anadolu Selçuklu Mimarisi’nin en büyük mimari şahsiyetlerinden biridir. Hakkında kayda değer herhangi bir bilgi bulunmamakla birlikte, Tuslu Mehmet (Sırçalı Medrese), Şamlı Havlan Usta (Alaeddin Camii), Meragalı Hasan bin Firuz ve Ahlatlı Hürremşah (Divriği Ulu Cami) gibi mimarlarla birlikte çağının mimari olgunluğunun yüz akı sayılmaktadır. Aynı çağda yaşayan çini ustası Kerimüddin Erdişah, minber ustası Ahlatlı Mengüm Birti, Anadolu Selçuklu sanatının ulaştığı kemalatın günümüze ulaşan en önemli temsilcileridir.

Ne acıdır ki Selçuklu tarihi konusunda hâlâ son derece az çalışma bulunmaktadır. Kelük bin Abdullah, Sahip Ata Fahreddin Ali’nin banisi olduğu yapıların muhtemelen hepsinin mimarıdır.

İSMEK El Sanatları Dergisi 8 İNDİR

Bu yazı 718 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK