Cilt Sanatının Duayeni İslam Seçen: “Sağlık İçinde Üretebilmek En Büyük Servetim”

  • #


Yazı: Mutia SOYLU

Mücellit İslam Seçen, cilt sanatında yarım asrı aşkın bir süreyi geride bıraktı. Sacit Okyay’dan klasik cilt, Emin Barın’dan ise modern cilt ve kaligrafi öğrenen Seçen, sanat yaşamı boyunca yüzlerce eseri, deyim yerindeyse hayata döndürdü. Hâlâ İSMEK'te görev yapan İslam Seçen'in geride bıraktığı 61 yıllık sanat geçmişinde maddiyat hiçbir zaman önceliği olmadı. “Aç kaldık, sefil kaldık, gün oldu eve gidemedik. Silgi bile bulamadığımız zamanlarımız oldu.” dese de onca zorluğa karşın asla pes etmedi. “Allah bana en büyük ödülümü vermiş zaten, sağlığımı vermiş. 80 yaşındayım, çok şükür hâlâ ayaktayım, çalışıyorum. Zenginlik de bu, para da bu benim için.” diyor.


Tezhip için hat sanatının süsüdür derler. Elif’in, lam’ın, hu’nun çevresini kuşatır edeple ve O’nun nurundan aldığı güzellikle. Cilt sanatı da hem hat, hem tezhip sanatını kucaklar, kol kanat gerer. Ellerin emeği, gözlerin nuruyla vücuda gelen yazıyı ve dahi süsünü korur, onlarca, yüzlerce yıl sonrasına taşır güvenli çeperlerinin içerisinde…

Bundan üç yıl kadar önce ilk kez ziyaret ettiğimiz Çemberlitaş’taki Emin Barın Cilt Atölyesi’ndeyiz yine. Günümüzde isim yapmış pek çok sanatkârın yetişmesinde büyük emeği olan, hat ve cilt sanatlarının duayeni Emin Barın’ın 100. doğum yılı vesilesiyle hazırladığımız yazı için oradaydık bundan önce. Yıllarca atölye olarak kullandığı bu mekânda o gün, Barın’ın talebelerinden müteşekkil “Beşi bir yerdeler”den İslam Seçen, Savaş Çevik ve bir de Emin Hoca’nın oğlu Tevfik Barın konuk etmişti bizi. Söz konusu beşlinin; Ethem Çalışkan, İslam Seçen, İlhami Turan, Yılmaz Özbek ve Savaş Çevik’ten oluştuğunu ve Yılmaz Özbek’in, daha Emin Barın hayattayken vefat ettiğini hatırlatalım.

Emin Hoca’nın sağlığında her ayın ilk perşembesi yaptıkları toplantılardan biriydi katılma şansına eriştiğimiz. Bu kez ‘Beşi bir yerdeler’den, Emin Hoca’nın cilt tedris ettiği günümüzün usta cilt sanatçısı İslam Seçen ağırlıyor bizi, yorgun duvarlarında dost muhabbetlerinin izi olan atölyede.

Kesif bir kâğıt kokusunun hâkim olduğu atölyede masaların üzerinde kimi henüz yapım aşamasında, kimi de tamamlanmak üzere olan cilt örnekleri gözümüze çarpıyor ilk olarak. Masaların hemen önünde peş peşe yerleştirilmiş, cilt sanatının olmazsa olmazları iki ıstampa duruyor. Duvarlarda, sohbet esnasında öğrendiğimiz üzere, İslam Seçen’in kaleminden Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” ve Yahya Kemal Beyatlı’nın “Hayal Şehir” şiirleri asılı. Çerçevelerin bulunduğu duvarın çaprazındaki duvarda da yine bu iki şiir asılı. Ama bu kez farklı bir fontla kaleme alınmış İstanbul ve Hayal Şehir. Cilt sanatında olduğu kadar, yazı sanatında da elinin hünerli olduğunun birer göstergesi âdeta. Ne de olsa ‘hocaların hocası’ Emin Barın’ın rahle-i tedrisinden geçmiş, diye düşünüyoruz.

Bundan önceki ziyaretimizde toplantı salonunda bulunduğumuzdan, atölye bölümünü ilk kez görüyor olmanın merakıyla gözlerimiz merakla geziniyor etrafı. İslam Hoca’nın şiirlerinin asılı olduğu duvarın hemen karşısındaki duvarda, hayatını vakıf olduğu sanatlara adayan ve ömrü vefa ettiğince bildiği ne varsa talebelerine aktaran Emin Barın’ın hat çalışmalarını da görüyoruz.


Okyay’dan Klasik, Barın’dan Modern Cilt Öğrendi

Gözlerimizle atölyeyi gezinmeyi bırakıp geleneksel cilt sanatının duayen ismi İslam Seçen’le sohbetimize koyulalım istiyoruz. Seksen yaşını devirmiş, yarım asırdan fazla sanat yaşamı olan bu koca çınarın bize anlatacağı çok şey olmalı, diyoruz ve sorularımızı bir bir yöneltmeye başlıyoruz. Ta çocukluk yıllarından başlayıp anlatsın istiyoruz. 1936 yılında Kosova-Priştine’de doğan İslam Hoca, ilk ve orta öğrenimini burada tamamlar. 2. Dünya Harbi yaşanmaktadır ve haliyle yokluk yıllarıdır. “Harp döneminde okumak çok zor. Bombardıman olur, okul bir ay tatil edilirdi. Okula gitmek şöyle dursun, yaşadığımıza şükrederdik. Bombardıman durur, tekrar okula giderdik. Ama okulun hâli malum.” diyor İslam Hoca. Orta okul ve lisede resim dersleri oldukça başarılıdır ve son sınıfta hocası “Evladım sen resim okuluna git” der. Akademi imtihanlarına girer. Yugoslavya’da iki yerde akademi vardır o dönem; biri Kosova-İpek’te, diğeri de Belgrad’ın kuzeyinde Novisad (Yenisad) şehrinde. İslam Seçen’in gönlü Novisad’daki akademiye gitmekten yanadır, ancak Priştine’ye uzak olduğundan annesi istemez oraya gitmesini.

İpek’teki akademide üç sene resim, bir sene de heykeltıraşlık okuduğunu söyleyen İslam Seçen, okulun ilk yılından bir anısını paylaşıyor bizimle. Resim hocası sınıfta öğrencilerin karşısına bir model oturtur, onlardan bu modelin portresini çizmelerini ister ve bir hafta süre verir. Devamını kendisinden dinleyelim; “Bir sabah, bir de öğleden sonra günde iki kez kontrol için gelirdi hoca. Oturdum, resim tahtam da karşımda çizdim modelin portresini. Fransızdı hoca. Ertesi gün geldi, önce resme, sonra modele baktı. ‘Olmamış, yeniden yap’ dedi.” Akademi öğrencisi genç İslam’ın portre çalışması, hocası tarafından üç kez üst üste yırtılır. Üçüncü de veto yiyince dayanamaz, “Hocam neden yırttınız?” der. Hocası da ödev için verdiği sürenin ne kadar olduğunu sorar, “Bir hafta.” diye cevap verir. Ödevin tamamlanma süresi bir haftadır fakat, genç talebe saatte tamamlar her seferinde. İşte tam da bu sebepledir çalışmasının üç kez çöpe manşet olması. Fransız hoca, “Bak evladım. Madem ki bir haftalık bu ödev, sen bir günde bitiremezsin.” deyip şu öğüdü verir; “Birinci gün resme bakacaksın, bir şey yapmayacaksın. Fotoğraf makinesi gibi o modeli aklına kazıyacaksın, ondan sonra resme oturtacaksın. Sen bir günde daha modeli tanımadan yapmışsın. Resmi detaylarıyla çizdikten sonra, son gün rötuşunu yaparsın tamamlarsın.”

İslam Seçen, Kosova-İpek’teki güzel sanatlar akademisinde üç yıl eğitim gördükten sonra İstanbul’a gelir. 1957 senesinde İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydolur. Okula ikinci sınıftan başlayan Seçen, zamanın önemli sanatçılarından olan Prof. Dr. Sacit Okyay’dan klasik cilt, Prof. Emin Barın’dan da modern cilt ve kaligrafi dersleri alır. Akademiden 1960 senesinde mezun olur, bir yıl sonra da Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü’nü bitirir. Çocukluktan itibaren öğrenmeye meraklı olduğundan, akademik eğitimini daha da ileri taşımak ister. Fakat hocası Emin Barın, “Yeter, okumanın sonu yok.” der, o da itiraz etmez. Çünkü artık öğrendiklerini hayata geçirme vakti gelmiştir.


Her fırsatta hocasına minnetini dile getiren Seçen, Emin Barın’ı kendisine ailesi kadar yakın bulduğunu, Barın’ın da diğer tüm talebeleri gibi onu evladı gibi gördüğünü vurguluyor. Emin Barın Cilt Atölyesi’nin, hayatında ne denli önemli bir yer tuttuğunu anlatmak için “Eğer burası olmasaydı ben okulda kalırdım. Beni yaşatan, sanatımda büyüten yer burası. Çünkü çalışırken öğrendim. Elim hamura, çamura bulaştı. Kirlendim, pislendim, aç kaldım, tok kaldım. Hocayla piyasayı, bütün matbaaları gezerdik. Kitaplar nasıl basıyor, nasıl tasarlanıyor, forma haline nasıl geliyor, hepsini öğrenmek gayretindeydik.” diye konuşuyor.

Lizbon’daki Eserlere Türk Eli

İslam Seçen, 1961’de Süleymaniye Kütüphanesi’nde Cilt ve Patoloji Servisi’ni kurar. Buradaki memuriyeti devam ederken de, akademinin üçüncü sınıfında tanıştığı, bugün rahmet ve minnetle andığı Emin Barın’la irtibatı hiç kesilmez. 1969 yılında birlikte Portekiz’in başkenti Lizbon’a giderler. Buradaki Gulbenkian Müzesi’nde bulunan, 1954’te meydana gelen sel felaketinde zarar görmüş İslam el yazmalarının durumunu görmek, restore edilip edilemeyecekleri hususunda karar vermek için iki ay müzede çalışırlar. Emin Hoca ve genç talebesinden önce pek çok uzmana başvurulmuş ancak bir sonuç alınmamıştır. “Eserlerin tutulduğu depoya girdik. Nem içinde bir eser çıkardılar. Hocam, ‘İyi ki kurumamış, bu eseri nem kurtarmış.’ dedi. Çünkü kurudu mu, o haliyle üzerinde çalışamazsınız, tekrar ıslatmak gerekir. Depodaki hasar görmüş eserlerin birini eski haline getirdik.” diye konuşuyor cilt sanatkârı.

İslam Seçen, müzeye adını veren Ermeni asıllı Gülbenkyan’ın, Sultan Abdülhamid Han’ın sağ kolu olduğunu, bütün para işlerini yöneten kişi olduğunu hatırlatıyor. Anlattığına göre, Musul petrollerinin belli bir yüzdesine sahip olan Gülbenkyan, buradan gelen parayla eski İslam eserlerini toplar, hatırı sayılır bir koleksiyona sahip olur. Eserlere sahip olma biçimiyle ilgili nahoş söylentiler ortaya atılsa da Gülbenkyan hepsini parayla satın alır. Koleksiyona sadece yazma eserler değil, heykeller, halılar, çiniler, tablolar ve daha pek çok eser dahildir. Eserlerin her birinin nerede, hangi tarihte, kimden, ne kadar bedele alındığına ilişkin kayıt tutulduğunu belirten İslam Seçen, Gülbenkyan’ın, eserlerin İslam topraklarından alındığına ilişkin kayıtlı bilgilerin kesinlikle silinmemesini vasiyet ettiğini vurguluyor.

İslam Seçen’in anlattığına göre, usta eller değmese belki de tarihe gömülecek olan onca el yazması eser, sel sırasında 7. Eduardo Şatosu’ndaydı. Osmanlı eserleri, birinci kata ve onların dışındaki eserler diğer katlarda tutuluyordu. Eserlerden birinin restore edilmesi üzerine, müze yetkilisi Maria Teresa, Emin Hoca’dan, eserlerin tümünün restorasyonu için kalmalarını ister. Emin Barın ve eserlerin tezhip işleri için birlikte gelen müzehhibe Rikkat Kunt Türkiye’ye döner, İslam Seçen 10 buçuk ay daha kalır. O sürenin sonunda seneye tekrar gelmesi teklif edilir. Böylece İslam Seçen 1969’dan 2002 senesine kadar her sene birkaç aylığına Lizbon’a gider ve sonunda eserlerin tümünün restorasyonu tamamlanır.


Talebelerinden Lizbon Sürprizi

Lizbon yıllarından bahsederken, İslam Seçen, talebelerinin kendisine hazırladığı hoş sürprizi anlatmadan geçmek istemiyor. 2016 yılının hemen arifesinde talebeleri İslam Hoca’ya, “Hocam Atina’ya gidelim” der, o da talebelerini kırmaz ve gezi teklifini kabul eder. Yolculuk günü gelip çatar. Talebeleri, sürprizin bozulmaması için pasaport işlemlerini bile İslam Hoca’ya bırakmazlar, kendileri hallederler. Atina’ya gideceğini zanneden İslam Seçen, son dakika Portekiz yazısını görünce çok şaşırır, bir o kadar da mutlu olur. “Talebelerim sayesinde bunca yıl sonra tekrar Lizbon’a gitmiş oldum.” diyor. Usta cilt sanatkârı, Lizbon’da senelerce her yıl birkaç ay çalıştığı müzeye bu kez talebeleriyle birlikte ziyaret için gider.

Lizbon yıllarından aklında kalan bir anısını bizimle paylaşmasını istiyoruz İslam Hoca’dan. “Biz yazma eser restore ediyoruz, başımızda da on iki kişi. Bir ara bir heykel getirdiler. Hz. İsa’nın çarmıha gerilişini anlatan 30x40 boyutlarında ahşap bir heykel. Bir gözü yoktu, düşmüş. ‘Hocam bunun gözü yok, ne yapabiliriz?’ diye sordular. Göz oyuntusunun içine kaçmış olabilir diye düşündüm. ‘Düşmüşse bile nasıl çıkacak?’ dediler. Heykeli yarmaktan başka yolu yoktu. Kıl testeresiyle ayırdım ama kalbim de ayrılıyor sandım o an, ya içinden göz çıkmazsa diye. (Gülüyor) Neyse ki heykelin ayak kısmına sıkışmış halde buldum kayıp gözü. Yerine oturttuk, tamiratını yaptık hiç iz belli olmayacak şekilde. Çok memnun oldular tabii, böyle bir eserin onarılmasından. Karşılığında 2 bin dolar getirdiler. ‘Alamam, çünkü buradaki mesai saati içinde yaptım ben bu işi’ dedim. Profesör Senior Victor vardı müdür, o ‘Al, hak ettin’ dedi, kabul ettim ben de.” diyor İslam Hoca. Fakat o parayı alıp cebine atmaz yine de, bir hafta boyunca oradaki mesai arkadaşlarına yemek ısmarlar güzel restoranlarda.

Türk Ciltleri Daha Dayanıklı

Cilt sanatkârı İslam Seçen, Portekiz’in dışında İngiltere, Fransa, Bosna, Yemen, Afganistan, Mısır, Bosna gibi dünyanın pek çok ülkesine giderek buralardaki yazma eserleri görme imkânı bulduğunu anlatıyor. Çok güzel klasik ve modern eserler görme imkânı bulduğunu anlatan Seçen, bir söyleşisinde Mısır’da gördüğü Osmanlı eserlerine hayran kaldığını belirtiyor. İslam Hoca’ya, “Türk ciltçiliği ile diğer ülkeleri karşılaştırmak gerekirse ne söylersiniz?” diye soruyoruz. Hem klasik, hem de modern anlamda bizim ciltlerimiz ile Batı’daki ciltler arasında işlem tarzı olarak farklar bulunduğunu anlatan Seçen şöyle konuşuyor; “Biri diğerinden güzel veya çirkin diyemeyiz elbette. Onun işlem tarzı başka, bizim işlem tarzımız başka. Şiraze mesela… Bizde şiraze elle yapılır. Onlar da elle yapıyor ama onların yaptıkları şiraze ayrı bir gidiş, bizimki ayrı bir gidiş. Bizde her formanın ortasından ayrı bir ibrişim geçer, onlarınkinden geçmez. İki kolon altına bir gizli kolon, bir de şiraze konulur bizde. Şiraze kolonu diyoruz buna. O gizli kolon, aynı yapılardaki kolonlar gibi sağlamlık içindir. Dayanıklılık bakımından da bizimki daha üstündür, dayandıkça dayanır.”

İslam Hoca’nın belirttiğine göre bir de mıklep konusu var bizim ciltçiliğimiz ile Batı ciltçiliği mukayesesinde. Bizde klasik tarzda yapılan ciltlerin mıklepli olduğunu öğreniyoruz. Bilmeyenler için hatırlatalım. Mıklep, eski yazma eserlerin cildinin alt kapağı kenarına eklenen bir ektir. Kapandığında kitabı kutu şeklinde gösterir. Bu özelliği sayesinde kitabın içine tozun, haşeratın girmesi engellenir. Mıklebin en büyük özelliği de kitabı elimize alırken ters tutmayalım diye yön tayin etmesidir. Kitabın ters tutulmasını önler. Mıkbep, soldan sağa doğru gelir.


Hat sanatındaki sülüs, nesih, talik gibi çeşitliliğin, geleneksel cilt sanatımızda da söz konusu olup olmadığını soruyoruz İslam Hoca’ya. Klasik ciltte “şemse”, “çeharkuşe”, “lake”, “zerbahar”, “müşebbek”, “yazma” ve “murassa” cilt çeşitlerinin bulunduğunu anlatıyor cilt sanatının üstadı ve Türklerin en fazla şemse ciltleri tercih ettiğini ifade ediyor. Geleneksel sanat eserlerinde çalışmayı ortaya koyan sanatkârın imzasını görürüz. Cilt sanatında da kimi cilt sanatkârının imza koyduğunu söyleyen İslam Seçen, “İmza atanlar var elbette ama cildini yapmış olsam bile, ben başkasının elinden çıkmış esere imza atamam, cildini yapmış olsam bile. Saygıdan dolayı yapamam. Yaptığım işler zaten benim imzam.” diyor. “Peki, geleneksel sanatlarda olduğu gibi bir icazet sistemi var mı?” soruyoruz ardından. İslam Hoca, cilt sanatında icazet verilmesine karşı olduğunu söyleyerek, “İcazet yalnızca hat sanatında verilir. Ebruda, tezhipte, minyatürde, ciltte icazet verilmez. Diploma verilir onlara.” diye konuşuyor.

Emin Barın’dan Yadigâr Cilt Gereçleri

İslam Seçen, hocası Emin Barın’dan aldığı bayrağı senelerdir büyük bir azim ve şevkle taşıyor. Cilt sanatına yarım asırdan fazla bir süre hizmet veren Seçen, maddi kazancı hiçbir zaman öncelememiş, hep sanatını en iyi şekilde sürdürme gayretinde olmuş. “Sanatçının özgeçmişi, okul bitirmekle oluşmaz. Aç kaldık, sefil kaldık, gün oldu eve gidemedik. Silgi bile bulamadığımız zamanlarımız oldu.” dese de, yaşadığı onca zorluk karşısında asla pes etmemiş.

“Allah bana en büyük ödülümü vermiş zaten... Sağlığımı vermiş. 80 yaşındayım, çok şükür hâlâ ayaktayım, çalışıyorum. Zenginlik de bu, para da bu benim için.” diye konuşuyor. Prof. Sacit Okyay ve Prof. Emin Barın’dan emanet aldığı bayrağı, o da talebelerine emanet edecek elbet. “Betül Oral, Melike Kazaz, Habib İşmen… Bunlardan başka kimseye güvenemem.” diye konuşan İslam Hoca, cilt sanatını kendisinden sonra bu isimlerin yaşatacağına inanıyor.

İSMEK'te de halen hocalık yapan İslam Seçen konuşurken aniden yerinden kalkıyor, atölyenin diğer köşesinden bir dosya getiriyor. Dosyanın içinde restore edilmeyi bekleyen bir yazma eser olduğunu görüyoruz. Sonradan bu eserin Nabi’nin divanı olduğunu öğreniyoruz. Eserin yazı alanlarının dışında kalan bölümlerinde ciddi kurt yenikleri olduğunu görüyoruz. Sahibi eserin kurtarılıp kurtarılamayacağını öğrenmek için İslam Hoca’ya başvurmuş, o da inceleyip kurtarabileceğini söylemiş. Eserin yazı kısımları eksiksiz olduğundan, İslam Seçen şöyle bir yol denemiş eseri deyim yerindeyse iyileştirmek için; Sayfadan yazı kısmını özenle çıkarmış, gramaj ve renk olarak uyum gösteren yeni bir zemin üzerine yapıştırmış. Bunca yılın bilgi ve deneyiminin sonucu olarak ortaya hayli başarılı bir iş çıkarmış, diye düşünüyoruz.

Atölyede cilt sanatına dair görülecek çok şey var. Asırlık el yapımı kâğıtlar, ıstampalar, Emin Barın’dan yadigâr farklı puntolar ve fontlardaki metal hurufat, deri parçaları… İlgimizi en çok küçük bir kutudaki, deri cilt üzerine elle desen oluşturmaya yarayan metal gereçler çekiyor. Kutuda Emin Barın’ın isminin baş harfleri bulunuyor. Ciltte kullanılacak deri üzerine motifler çıkarmaya yarayan kalıpların bulunduğu kutunun kapağının iç kısmında ise şöyle yazıyor; “Kavis ve düz çizgi aletleri komple olarak 160 parçadan yuvarlak roleler. Cilt aletleri el ıstampası, Türk motifleri için.”


İslam Hoca, “Bir araba parası eder” dediği, Almanya’da Emin Barın için özel yapılmış bu kalıpları kullanarak deri üzerine desen çıkarmayı göstermek istiyor bize. Her biri farklı desenler çıkarmaya yarayan metal kalıpların, yine metal bir kolun uç kısmına, matkap ucu gibi monte edildiğini öğreniyoruz. İslam Seçen, piknik tipi dediğimiz küçük tüpü getiriyor evvela, zira kolun ucuna takılan yuvarlak desen kalıbının istenilen ısıya ulaşması gerekiyor. Doğru ısı derecesini el yordamıyla kontrol ediyor usta sanatkâr. “Isının iyi ayarlanması gerek, yoksa istenilen performansı alamazsınız.” diyor.

Tüpte ısıttığı metal ucu, deri parçasının üzerine yerleştirdiği altın ve bakır alaşımlı ince yaldız tabakayı derinin üzerine yerleştiriyor. Daha sonra yeterli derecede ısıtılmış el ıstampasını kol gücüyle kuvvetlice bastırarak desenin deri üzerine basılmasını sağlıyor usta sanatkâr. Ortaya, bizi hayran bırakan bir Rûmi desen çıkıyor. Üzerine desen işlenen derinin inceliğini görünce, İslam Seçen’e, ciltçilikte kullanılan deri çeşitlerini de sormadan edemiyoruz. Ciltçilik için en makbul derinin keçi derisi olduğunu söylüyor İslam Hoca. “Sığır derisi de kullanılır ama en iyisi, en sağlamı keçi derisi. Oğlak derisi olacak ama. Bir-iki aylık oğlak derisi makbuldür.” diye konuşuyor.

Daha sonra hemen arkasındaki duvara dayalı dikdörtgen çekmeceli dolabının bir çekmecesini açıyor. Her çekmecede farklı puntolarda ve farklı fontlarda harf kalıpları bulunduğunu belirtiyor. Ve hiç üşenmeden, neredeyse her bir çekmeceyi açıp içindeki harf, noktalama işaretleri, rakamlar ve desenlerden oluşan baskıları gösteriyor bize. Kalıpların pirinçten olduğunu söylüyor. Pirinç olmalarının sebebinin, bu madenin sıcağı tutma özelliği olduğunu da hatırlatıyor.

İslam Seçen’den, cilt sanatında usta-çırak ilişkisinin önemine değinmesini istiyoruz. Okul okumanın elbette gerekli olduğunu düşünüyor usta sanatkâr, ancak sanatın esas usta-çırak ilişkisiyle öğrenildiğinin de altını çizerek, “Teorisini ne kadar ezberlese de uygulamayı bizzat görüp öğrenmek daha başka. Bir eseri tamir ederken nasıl sökecek, işe nerden başlayacak, yırtılmaması için ne yapacak, hepsini görerek öğrenmeli talebe. Atölyeye sokacaksın talebeyi mutlaka.” diyor.

Söyleşimizin yavaş yavaş sonuna gelirken, cilt sanatının yaşatılması, geleceğe taşınması için neler yapılması gerektiğini soruyoruz. Türkiye’de gerek müzelerde, gerekse özel koleksiyonlarda çok kıymetli yazma eserler bulunduğuna dikkat çeken usta mücellit, bu eserlerden restore edilmeye muhtaç olanları yenilemek için bu sanata vakıf sanatkârların yetişmesi gerektiğini belirtiyor. Bunun için eğitimin önemli olduğunu fakat okullarda teorik bilginin yanı sıra uygulamanın gösterilmesinin de şart olduğunun altını çiziyor. İslam Seçen’e, vakit ayırıp sorularımızı yanıtladığı için teşekkür ediyor, sanat yaşamında kendisine daha nice yıllar dileyerek ayrılıyoruz Emin Barın Cilt Atölyesi’nden.

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 1624 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK