Sergi

Maneviyatı Akçesinden Ağır Sabancı Koleksiyonu

  • #


Yazı: İrem GÜVEN

Sakıp Sabancı Müzesi; Osmanlı hat sanatının duayeni Şeyh Hamdullah başta olmak üzere, Şehzade Korkut, Ahmed Karahisari, Derviş Ali, Hafız Osman, Yedikuleli Seyyid Abdullah, Mustafa Rakım, Kazasker Mustafa İzzet ve Sami Efendi gibi 15. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıl başlarına kadar yaşamış olan çok sayıda Osmanlı hat sanatkârının el yazması eserleri ve hattat aletlerinin yer aldığı ihtişamlı bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Birbirinden kıymetli eserlerin yer aldığı daimi sergide Kur’an-ı Kerim nüshaları, dua kitapları, hat albümleri ve çeşitli meşklerin yanı sıra 19. yüzyılda hazırlanmış levhalara, dönemin sultanının tuğrasını taşıyan resmi belgelere de yer veriliyor.

Osmanlı’da her yıl hac döneminde, Mekke ve Medine halkına dağıtılmak üzere “surre” adı verilen kervanlarla para, erzak ve değerli hediyeler göndermek bir gelenekti. Elyazması Kur’an-ı Kerim’ler, rahleler, şamdanlar, kandiller, buhurdanlar ve nadir el dokuması halıların yanı sıra özel dokunmuş kumaş örtüler de bu değerli hediyeler arasındaydı. Kâbe’ye gönderilen hediyelerin en değerlisi, pek tabii ki Kâbe örtüsüydü. Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlayan Kâbe örtüsü gönderme geleneği, kendisinden sonra da devam edegeldi. Kâbe’nin dışına siyah, içine de kırmızı örtü örtmek gelenekti. Bir sonraki hac mevsiminde yenisiyle değiştirilen bu örtülerin manevi değerinin olduğuna inanılır. Tıpkı, çok özel bir koleksiyonda görme şansı bulduğumuz, 17. yüzyıla başına ait, celi sülüs hatla bezenmiş ipek örtü gibi.


Bakışlarımız örtüyle buluşur buluşmaz, o mübarek topraklara duyduğumuz özlem tüm benliğimizi sarıyor, maneviyatıyla huzur buluyoruz. Buradaki gibi iç örtüsünü değil belki ama, dışındaki geceden siyah ama gündüzden aydınlık rengini görme nasibine erişmeyi dilerken, kırmızı zeminli kumaş üzerine krem rengi iplikle dokunmuş zikzak şeritlerin içindeki “Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûllullah” yazısı dikkatimizi çekiyor. Zikzak bantların arasında kalan alanlarda yer alan rûmi desenli madalyonların içinde Allah ve Muhammed yazıları görülüyor.

Geleneğe Teknolojik Bakış

Bizi bir anlığına da olsa kutsal topraklara götüren Kâbe iç örtüsünün yer aldığı koleksiyon, Sakıp Sabancı Müzesi’ne ait. Emirgan’daki müzede ziyaretçileriyle buluşan “Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu”, Türk-İslam sanatlarından hüsn-i hat, tezhip ve ciltçiliğin birbirinden güzel örneklerini barındırıyor. Atlı Köşk’ün üst katında sergilenen koleksiyon, günümüz teknolojisine uygun bir biçimde meraklılarının beğenisine sunuluyor. Müzelerde pek görmeye alışık olmadığımız üzere girişte birer tablet bilgisayar verilen ziyaretçiler, 200 parçadan oluşan daimi sergiyi gezerken bu tabletler eşliğinde nadir elyazması eserleri sayfa sayfa inceleme imkânına sahip olabiliyor. Nasıl mı? Atlı Köşk’ün diğer odalarında olduğu gibi koleksiyonun bulunduğu alana da yerleştirilmiş olan barkod’lar mevcut. Size verilen tablet bilgisayarı bu barkod’lara tuttuğunuzda, söz gelimi normalde elle dokunamadığınız yüzlerce yıl öncesine ait nadide bir elyazması kitap beliriyor ekranda ve siz sadece parmağınızı kaydırarak kitabın sayfalarında gezinebiliyorsunuz. Hz. Peygamberin (SAV) fiziki özelliklerinin anlatıldığı Hilye-i Şerif, levhalar, fermanlarla ilgili de aynı yöntemle bilgi sahibi olabiliyorsunuz.

Gelelim koleksiyonun içeriğine… Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu; 14. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıla kadar uzanan dönemde hazırlanmış sanatlı elyazması Kur’an-ı Kerim nüshaları ve dua kitapları, Osmanlı hattatlarının ayet ve hadisleri, güzel sözleri farklı hat karakterlerinde yazdıkları kıt’a, murakka ve levha halindeki hüsn-i hatları, Osmanlı padişahlarının tuğralarıyla taçlanmış olan kimisi tezhipli resmi belgeler ve hattatların yazı araçlarından oluşuyor. Kitap sanatlarına düşkünlüğü ile bilinen Sultan II. Bayezid’in (s.1481-1512) çevresindeki sanatkârların önde geleni, şehzadeliği sırasında Amasya’da yakınlık kurduğu, Osmanlı yazı sanatının duayeni hattat Şeyh Hamdullah’ın (ö. 1520) yazıları da var koleksiyonda, Şeyh Hamdullah’ın yolunu takip eden genç hattatlardan Hüseyin Şah’ın dua kitabı da. 17. yüzyılda hat sanatının önde gelen isimlerinden olan ve ikinci Şeyh Hamdullah olarak kabul edilen Derviş Ali’nin kaleminden Kur’an nüshaları da…

Koleksiyonun gösterildiği daimi sergi, yalnızca Şeyh Hamdullah ve Derviş Ali’nin eserlerinden değil elbette. Yedikuleli Seyyid Abdullah (ö. 1731) tarafından hazırlanmış olan 1698-99 tarihli bir Hilye-i Şerif de Atlı Köşk’teki Sakıp Sabancı Müzesi’nde yer alıyor. Tek sayfa olarak tasarlanmış ve bezenmiş yazılardan 18. yüzyıla ait birçok örneği de görmek mümkün koleksiyonda. Bu tek sayfaların birlikte ciltlenmek üzere hazırlandığı ve hatta uzun bir metnin kıt’a adı verilen formlarda tek tek yapraklara yazılıp murakka adı verilen albümleri oluşturdukları örnekler arasında Hafız Osman, Yedikuleli Seyyid Abdullah, Şekerzade Mehmed, Giritli Mehmed, Ağakapılı İsmail, Berberzade Mehmed Said, Yesari Mehmed Esad ketebeli (günümüz deyişiyle “imzalı”) kıt’alar ve murakkalar bulunuyor.


Koleksiyonda II. Mahmud’un Levhası Var

Osmanlı yazı sanatında 18. yüzyıldan itibaren hüsn-i hatlar, kitaplardan çıkarak büyük boyutlu levhalara dönüşerek duvarlardaki yerlerini alırken, hat sanatkârları da yazı üsluplarını bu doğrultuda daha büyük boyutlara taşıdı. Levhalardan söz ederken Mustafa Rakım ve Mahmud Celaleddin’in isimlerini zikretmemek olmaz. Zira her iki sanatkâr da levha yazımının en önde gelen isimlerinden. Mustafa Rakım ve Mahmud Celaleddin ketebeli levha örnekleri, 18. yüzyılın en iyileri olarak kabul edilir. Bu arada hat sanatına ilgisi şehzadeliğinde başlayan Sultan II. Mahmud’un, hüsn-i hat hocası Rakım ile celi sülüs yazı meşk ettiğini, merhum Sakıp Sabancı’nın satın aldığı ilk hat eseri olan levhanın II. Mahmud’a ait olduğunu hatırlatalım.

Koleksiyonun 19. yüzyıl örnekleri ise başta Kur’an-ı Kerim nüshaları, dua kitapları, kıt’alar, murakkalar ve levhalar olmak üzere hüsn-i hat sanatının farklı uygulama alanlarını içeriyor. Bu döneme ait Kur’an- Kerim nüshalarında, hem geleneksel tezhipler, hem de Batı etkisindeki Türk rokokosu olarak adlandırılan dönemin yeni tezhip üslubu dikkat çekiyor. Sabancı Müzesi’ndeki koleksiyonda 19. yüzyıla ait eserler arasında Mehmed Şevki (ö.1887) hattıyla yazılan ve müzehhip Hüseyin tarafından tezhiplenen Kur’an nüshası, Müzehhip Derviş tarafından bezenen Ahmed Ârif (ö.1909) ketebeli Kur’an nüshası, Mehmed Hilmi tarafından istinsah edilmiş ve bezemeleri Hüseyin Hüsnü tarafından yapılmış olan bir diğer Kur’an nüshası ile Seyyid Ahmed tarafından tezhiplenmiş bir En’am-ı Şerif ve Ahmed Zihnî’nin, Batı etkisindeki Türk rokokosu üslubundaki bezemelerini ve muhtemelen cildini yaptığı bir sure kitabı bulunuyor. 15. yüzyılın başından 20. yüzyıl başına kadar tarihlenen bir diğer eser grubu ise, Osmanlı sultanlarının tuğrasını taşıyan imparatorluk belgeleri. Çelebi Sultan Mehmed bir tuğralı vakfiye, bunlar arasında erken tarihli belge.

Müzedeki daimi sergiyi gezerken, koleksiyonda yalnızca hüsn-i hat eserlerinin olmadığını, sanatkârların, o her biri diğerinden ihtişamlı eserleri vücuda getirirken kullandıkları hat malzemelerinin de bulunduğunu belirtmiştik. Bunlar arasında, hattatların yazı malzemelerini yanlarında taşımalarını sağlayan divitler, kâğıt makasları, aharlanmış kâğıtları pürüzsüz hale getirmek, altın yaldız yüzeyleri ve satırları parlatmak için kullanılan mühreler, kamış kalemler, kalemtıraşlar ve kamış kalemlerin üzerinde kesildiği maktalar ile tüm bu araçları taşımaya ve saklamaya yarayan yazı kutuları yer alıyor. Bu gereçler aynı zamanda, eserlerin üretim safhalarını da gözler önüne seriyor.

Hattatların Yazı Alıştırmaları ‘Karalamalar’

Sergilenen eserlerin tümünün olmasa bile bir kısmını biraz daha detaylı anlatalım istiyoruz. Osmanlı hat sanatının duayeni Şeyh Hamdullah’a (ö. 1520) atfedilen bir kıt’ayı ele alalım ilkin. Sülüs ve nesih hatla yazılmış levhada kimin eseri olduğuna dair bir ketebe yazısı bulunmamakla birlikte, Sakıp Sabancı Müzesi’nin koleksiyon için hazırladığı Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu Kataloğu'nun*, arka yüzünde Ahmed Kamil Akdik’in yazdığı "Şeyh Hamdullah Efendi hazretlerinin hattıdır" notu olduğunu öğreniyoruz. Ketebe kaydı yazılmadan bırakılmış veya ketebe sayfası günümüze dek ulaşmamış eserlerin üzerine, sonraki dönemlerin önde gelen hattatları tarafından, bu eserlerin sanatçısını belirleme kaygısıyla atıf notları yazma geleneğinin, Osmanlı hat sanatında 20. yüzyıla kadar sürdüğü de hatırlatılıyor kitapta. Sergideki bu kıtada Şeyh Hamdullah, sülüs satırdaki "Ey Rabbim! Vesveselerden sana sığınırım" anlamına gelen cümlenin altına, iki satır nesihle “Allah Resûlü -Allah’ın salat ve selamı üzerine olsun- şöyle buyurdu: Sizden bana çok salavat getirenlerin cennetteki hurileri de çok olacaktır.” hadisinin yazılı olduğu belirtiliyor.

Hattat Şeyh Hamdullah’ın talebesi Derviş Ali’nin yazdığı bir Kur’an-ı Kerim nüshası ile bir de karalama örneği mevcut koleksiyonda. 1661-62 yıllarına tarihlenen Kur’an-ı Kerim nüshasının Fatiha ve Bakara sureleri serlevha tezhipli. Sivri dilimli enli pervazında ve serlevhanın diğer bölümlerinde zemin renklerinin altın ve lacivert oluşu dikkat çekiyor. Pembe ve eflatun tonunda minicik çiçekler, kırmızı renk dolgulu bulut biçimleri ve incecik dallar, tezhibin usta bir müzehhibin elinden çıktığını anlatıyor âdeta.


1666-67 yıllarına tarihli bir “karalama” da koleksiyonda Derviş Ali’ye ait bir başka eser. Şeyh Hamdullah üslubunu devam ettiren hattat, sanat hayatının son dönemlerine tarihlenen bu karalamasında ketebesini “Derviş Ali sene 1077” şeklinde kaydetmiş. Karalamaların; hattatın hüsn-i hat hünerlerini devam ettirip geliştirmek, yeni tasarımlar yapmak için yaptığı bir tür harf denemeleri veya alıştırmalar olduğunu hatırlatalım. Sanatkârın bu eseri de usta hattatların dahi el alışkanlıklarını yitirmemek için sürekli yazı alıştırmaları yaptıklarını doğrular nitelikte. Hattat, sülüs hatla Allah’a ibadetin fazileti hakkındaki hadisleri yazdığı karalamasında kâğıdı kimi zaman düz, kimi zaman da baş aşağı tutarak yazmış. Koleksiyonu anlatan kitapta, karalamanın üzerindeki altın durakların ve çiçekli bezemenin sonradan yapıldığı bilgisi veriliyor.

Söz ‘karalama’ya gelmişken, Sakıp Sabancı Müzesi Hat Koleksiyonu’ndaki bir başka önemli hattatın karalamasına değinmeden geçmeyelim istiyoruz. Sözünü ettiğimiz sanatkâr, sülüs ve nesih yazının en güzel örneklerini vermiş olan Ahmed Karahisari. Hüsn-i hat tarihinde önemli bir yeri bulunan, Süleymaniye gibi ihtişamlı bir mabedin kubbe yazılarını yazan Ahmed Karahisari, sergilenen karalamada, edebi deyişleri ve güzel sözleri tekrarlamış. “O’na hamdeden kulu Ahmed Karahisari meşketti” anlamına gelen ketebe kaydı, “Meşekahu’l-abdu ahmeduhu Ahmed el-Karahisari” özenle tasarlanmış bir tür karalama izlenimi verir. Hattatın bazı harf ve kelimeleri ince çerçeve içine almasından sonra, yazı aralarında kalan boşlukların minicik altın güllerle süslenmiş olduğu görülüyor.

Koleksiyonun bir başka karalaması da, 20. yüzyılın tanınmış hattatlarından Hasan Rıza’ya (ö. 1920) ait. Yahya Hilmi (ö. 1907), Mehmet Şefik (ö. 1880) ve Sami Efendi’den (ö. 1912) hüsn-i hat öğrenen, Hasan Rıza, Medresetü’l-Hattatin’de sülüs ve nesih dersleri vermiş. Osmanlı’nın son hattatlarını yetiştirmiş olan sanatkârın bu karalaması, ölçülü bir talim meşki. Üslup sahibi usta hattatlar, bu denemelerle ideal harf ve kelime ölçülerine ulaşmanın yollarını arar, kendilerini izleyen genç hattatlara model bırakırlardı. Hattat Rıza da, genç talebelerine yaptırdığı hat alıştırmaları sırasında bu meşkleri kullanmış olmalı, diye düşünüyoruz. Hattatın; sülüs, nesih ve rik’a hatla yazdığı karalamada rik’a hatla “Bunu Seyyid Hasan Rıza yazdı, Allah günahlarını affetsin” anlamına gelen Arapça ketebe kaydı ve 1298 tarihi yer alıyor.

Levhalar, Meşk Murakkaları

Sakıp Sabancı Müzesi’ne ait “Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu”nda, hüsn-i hat sanatında Osmanlı ile Cumhuriyet Türkiye’si arasında köprü olan, 20. yüzyılın genç nesline hüsn-ü hat hocalığı yapmış Hattat Hâmid Aytaç’ın da eserleri var. Eserlerinden biri, günümüzün meşhur pek çok tezhip sanatkârının yetişmesinde emeği bulunan Müzehhibe Rikkat Kunt tarafından tezhiplenmiş bir levha. Celi sülüs hat ile Fatiha suresinin yazıldığı levhanın satır aralarının tezhipli olduğu görülüyor. Sanatkâr, beş satırlık levhanın son satırının sağına “Hamidü’l-Amidi tarafından 1371’de yazmış. Allah günahlarını affetsin” anlamındaki Arapça ketebe kaydını düşmüş. Aynı kısımda ketebe kaydının yanı sıra hattatın kaleminden çıkmış bir başka notta ise “Rikkat’a hatıra” yazısı bulunuyor. İhtimal ki, Rikkat Kunt, Aytaç’ın kendisine hatıra olarak verdiği bu yazıyı sonradan teshiplemiş. Koleksiyonda ayrıca Hâmid Aytaç tarafından celi muhakkak, celi sülüs, sülüs ve nesih hat ile yazılmış bir Hilye-i Şerif ile 1964 yılına tarihli bir ‘hutut-ı mütenevvia’ (yazı çeşitleri) bulunuyor. Bu da yine Rikkat Kunt tarafından tezhiplenmiş.

Bu arada ‘hutut-ı mütenevvia’ların, hattatların farklı yazılardaki becerilerini göstermek açısından tercih ettikleri bir kompozisyon olduğunu belirtelim. Hâmid Aytaç’ın bu kompozisyonu da, Divan-ı Hümayun’da ‘hutut-ı mütenevvia’ muallimliği yapmış olan Kamil Akdik tarafından geliştirilmiş. Hattat Hâmid de ketebesinde “Hattatların başı diye ünlü el-Hac Ahmed Kâmil’in hattından naklen Allah’a hamd, Peygamber Hazreti Muhammed’e, tüm ailesine salât ile 1386/1964 senesinde Hamid el-Amidi tarafından yazılmıştır.” diyerek levhasını Akdik’in kompozisyonunu takliden yazdığını vurgulamış.


Hattat Sami Efendi’nin pek çok talebesi gibi 1914’te açılan Medresetü’l-Hattatin’de hocalık yapan Necmeddin Okyay’ın da celi ta’lik bir levhası bulunuyor koleksiyonda. Hattatlığının yanı sıra ebru çalışmalarıyla da tanınmış, çiçekli ebru kâğıtlarıyla bu alana önemli yenilikler getirmiş olan Necmeddin Okyay’ın, 1932-33 tarihli bu levhasında, Şefaat ya nebiyyallah (Ey Allah’ın peygamberi, şefaat et.) ibaresi yazılı. Levhanın alt kısmında ince kalemle (Sami’nin öğrencisi Necmeddin yazdı. Allah onu bağışlasın.) kaydı ve 1351 tarihi düşürülmüş. Koyu sarı zemin üzerine siyah mürekkeple yazılan kompozisyonu çevreleyen pervazların, Okyay’ın ebruzen yönünü ortaya koyar biçimde ebrulu kâğıttan oluşu göze çarpıyor.

Dönemlerinin usta hattatlarına ait meşk murakkaları da Sakıp Sabancı Müzesi’ne ait “Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu”nun önemli eserleri arasında yer alıyor. Mehmed Şevki Efendi, Abdurrahman Hilmi, İmadü’l Haseni gibi hattatlara ait meşk murakkaları bunlardan bazıları. Koleksiyondaki meşk murakkalarına bir parça büyüteç tutalım istiyoruz. Sultan II. Abdülhamid’in şehzadelerine yazı hocalığı yapan ve sülüs-nesih hat meşkleriyle bilinen Mehmed Şevki Efendi’ye (ö. 1887) ait ölçülü meşk murakka, 1863-64 yılında yazılmış. Hattat Şevki Efendi’nin öğrencileri için yazdığı birçok meşk günümüze ulaşmış. Hattat adayları önce müfredat meşklerini, yani harf ve heceleri, sonra da mürekkebat meşklerini, yani seçilmiş bazı metinlerden satır düzenini öğrenirlerdi. İki satır sülüs arasındaki iki satır nesih düzeninde yazılan 13 kıt’adan oluşan sergideki bu körüklü murakka da, müfredat ve mürekkebat meşklerini içeriyor. Usta hattat, öğrencilerin işini kolaylaştırmak için harflerini kırmızı mürekkeple noktalayarak ölçülendirilmiş. Bu murakkanın “Ey Rabbim işlerimi kolaylaştır, zorlaştırma ve hayırlı bir sonuca erdir” anlamındaki Rabbiyessir duası ile başlayan ilk on kıtası müfredat meşki, son üç kıtası ise alıştırma metinlerini içeren mürekkebat meşki.

Müzede sergilenen bir başka talim meşki de Hattat Abdurrahman Hilmi’ye (ö. 1805) ait. Hattatın bu ölçülü talim meşki sülüs hatla yazılmış. Bu meşkte de görüldüğü üzere ölçülü talim meşklerinde nokta, çizgi ve işaretler aracılığıyla harflerin ve harf birleşmelerinin biçimleri belirlenir ve yazının estetik düzeni kurulur. Hattatların el kıvraklıklarını canlı tutmak için sık sık başvurdukları karalamalar gibi talim meşkleri de alıştırma ve çalışma amaçlıdır. Üslup sahibi usta hattatlar bu denemelerle ideal harf ve kelime ölçülerine ulaşmanın yollarını arar, kendilerini izleyen hattatlara model bırakırlardı. Abdurrahman Hilmi, bu ölçülü meşke düştüğü ketebe kaydında Eğrikapılı Mehmed Rasim Efendi’nin (ö.1756) öğrencisi olduğunu vurgulamış.

Koleksiyondaki bir başka meşk murakkası da, Araştırmacı-Yazar Uğur Derman’ın, yaptığı karşılaştırmalar sonucunda hattının üslup olarak hattat Arabzade Mehmed Sadullah Efendi’ye (ö. 1843) atfedilebileceğini öne sürdüğü 19. yüzyıla ait damgalı meşk murakkası. Murakkada düz, aharlı ve ebrulu renkli kâğıtlar üzerine ta’lik harflerin ve hecelerin alıştırmasından oluşan müfredat ile Besmele’nin fazileti, Allah’ın büyüklüğü ve gücü, Hz. Muhammed’in (SAV) vasıfları hakkındaki kısa metinlerden oluşan mürekkebat meşki yer alıyor.

Meşk murakkalarından bir diğeri de, Safeviler devrinin meşhur hattatlarından olan ve İmâdü’l-Mülk diye tanınan İmad’ül Haseni’ye ait müfredat meşkleri murakkası. Hattat, 1599-1600 tarihli, ta’lik hatla yazdığı meşk murakkasına Farsça, “Fakir, günahkâr İmadü’l Haseni yazdı. Günahları bağışlana, ayıpları örtüle.” ketebe kaydını düşmüş.


Hattatların Yazı Malzemeleri

Sakıp Sabancı Müzesi’nin hat koleksiyonunu gezerken, hattatların yazı yazmada kullandıkları araç-gereçleri de görme şansımız oldu. Kamış kalemler, kalemtıraşlar, divitler, kâğıt makasları, mühreler, mürekkep, maktalar, yazı kutuları… Tüm bu malzemeler, bir hat eserinin usta ellerde hangi safhalardan geçerek üretildiğini anlatıyor bize.

Hattatlar için yazı yazarken kullanacakları kâğıt, kamış kalem ve mürekkebin seçimi çok önemlidir. Bunun için, bir eseri ortaya koymadan önce bir ritüeli yerine getirir gibi öncelikle ham kâğıdı aharlarlar ki kâğıdın gözenekleri doldurulsun, yüzeyindeki pürüzler giderilsin. Aharlama işleminden sonra hat sanatkârı, bir sonraki safha olan mührelemeye geçer. Aharlanmış kâğıdı parlatma işlemidir mühreleme. Bu sayede kâğıt dayanıklılık kazanır, yazı yazarken mürekkebin yayılması önlenir. Mühreleme işlemi sayesinde ayrıca kalemin kâğıt üzerindeki hareketi de kolaylaşır. Mühreyle yalnızca kâğıt değil, yazı veya tezhip için kullanılan altın da parlatılır. Bunlara da altın mühresi anlamına gelen “zer-mühre” denir.

Hattatların yazı takımındaki diğer gereçlere de değinelim istiyoruz. Eskiden kâğıtlar büyük tabakalar halinde satıldığından, kâğıt, yapılacak işe göre kağıt makaslarıyla kesilirdi. Kâğıdın tek hamlede kesilebilmesi için makasların ağızları uzun tutulurdu. Gümüş veya altın kakmalı bu makasların kiminde ustasının damgasına rastlanır ve makta, yazı takımının olmazsa olmazlarıdır. Kamış, kalem haline getirilirken, kalemtıraş adı verilen bıçaklar ve üzerine kalemin ucu açılan ki bunlara ‘makta’ denir, özel plakalarla bir dizi işlemden geçer. Kalemtıraşların üzerinde de ustasının damgası vardır. Kalemtıraş sapları madenden, abanoz gibi dayanıklı ağaçlardan, akik veya yeşim gibi yarı değerli taşlardan, mercan, fildişi, sedef, kemik, bağa gibi organik malzemelerden de yapılır. Hattatların kullandığı mürekkebe gelince… Mürekkebin özünü is, arap zamkı ve saf su oluşturur. Mürekkep; ceviz, abanoz, zeytin gibi ağaçlardan veya pirinç, gümüş ve altın gibi değerli madenlerden yapılan hokkalara konur. Hattatlar, kalemlerini, kalemtıraşlarını ve mürekkeplerini yeşim, fildişi, abanoz veya gümüşten mamul, ‘divit’ denen aletin içine koyarlar, kâğıtlarını ise ‘kubur’ denen silindir kutularda taşırlar.

Gelelim koleksiyondaki parçalara… 19. yüzyıldan kalma gümüş hokkalar ve ibrik gözümüze çarpıyor. Hokkaların ve ibriğin armudi gövdeleri yivli, kapakları irice bir çiçek formunda. Tabanlarına Sultan Abdülmecid’in tuğrası ve gümüşün değerini onaylayan damga basılmış. Koleksiyonda ayrıca 18. yüzyıl ortalarına ait gümüş ve altın divit, yine aynı yüzyıla tarihlenen ahşap, sedef işli bir yazı çekmecesi ile okuma rahlesi de yer alıyor.

Sakıp Sabancı Müzesi’nde daimi sergisi bulunan “Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu”na yolculuğumuzun sonuna geliyoruz. Gönülleri güzel yazı aşkıyla dolup taşmış, taşarken de birbirinden kıymetli hat eserlerini vücuda getirmiş olan hat ustalarının ve bize bu eserleri görme şansı tanıyan merhum Sakıp Sabancı’nın ruhuna ‘Fatiha’ okuyup ayrılıyoruz müzeden.

* Kitap Sanatları ve Hat ve Koleksiyonu Kataloğu, 2012, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 1229 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK