Minyatür

500 Yıl Öncesinden Bugüne İlham Veren Çok Yönlü Sanatkâr Matrakçı Nasuh

  • #


Yazı: Mine ÇAHA

Günümüzde yaşayan eserleriyle hayret uyandıran, Osmanlı’nın yetiştirdiği muazzam bilim insanlarından Matrakçı Nasuh’un kaleminden çıkan minyatürler, çini sanatına aktarıldı. Biz de bu vesileyle ressam, matematikçi, tarihçi ve silahşör olarak bilinen; 16. yüzyılın dâhisi olarak anılan Matrakçı Nasuh’u, yakından tanımak istedik.

Kendiyle aynı dönemde yaşayan zatlar gibi yazdığı eserlerde hayatı hakkında bilgi vermekten kaçındığı için Doğu'nun ‘Da Vinci’si olarak anılan Abdullah bin Nasuh’un hayatı hakkında fazla bilgi kayda geçmese de, onun 16. yüzyılın yetiştirdiği çok yönlü bilim insanı olduğu, kabul görür bir gerçek. II. Bayezid döneminde, küçük yaşta devşirme olarak saraya alınan, Enderun Mektebi’nde eğitim gören Nasuh; tarihçi, matematikçi ve usta silahşör kimliğinin yanında yaptığı benzersiz minyatür eserleriyle de günümüze ışık tutar. Eserlerinde bulunan minyatürler; Osmanlı coğrafyası, mimarisi ve denizciliği konusunda çok önemli bir kaynak kabul edilir.


Matrakçı’nın Minyatürleri Çini Sanatıyla Üç Kıtada

Yaklaşık on beş yıldır İSMEK’te görev yapan Sevim Ersoy, Matrakçı Nasuh’un minyatür eserlerini çini sanatına aktardı. Sevim Ersoy ve on iki öğrencisinin birlikte çalıştığı proje büyük ilgi gördü. Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleşen proje, Nasuh’un Bosnalı olma ihtimalinden yola çıkılarak ilkin Bosna’da açıldıktan sonra İstanbulluların beğenisine sunuldu.

Bu fikrin nereden çıktığını sorduğumuzda, Matrakçı Nasuh’un eserlerini çalışmanın, Sevim Ersoy’un tam on yıllık hayali olduğunu öğreniyoruz. İstanbul’dan Bağdat’a kadar olan Doğu seferini anlatan Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irakeyn kitabındaki minyatür eserleri görünce ve kitabı okuyunca çok etkilenmiş. 2013’te epey ses getiren Piri Reis projesini hayata geçiren Ersoy, UNESCO’nun 2014 yılını ölümünün 450. yıldönümü olması vesilesiyle Matrakçı Nasuh yılı ilan edeceği haberini duyunca, bu iş için kolları sıvamış. Ersoy, Türk gelenekli sanatlarıyla ilgilenen sanatçıların tanıtıldığı bir festivalde Sanat Danışmanı Beste Gürsu ile tanıştığı sırada Matrakçı Nasuh ile ilgili proje fikrini Gürsu’ya açmış. Gürsu’nun Sevim Ersoy’un fikrine sıcak bakması ve bu düşünceyi sahiplenmesiyle birlikte ilk adımlar atılmış. Öncelikle proje Cumhurbaşkanlığı’na sunulmuş. Buradan da onay gelince çalışmalara başlanmış. Yaklaşık bir yıllık hazırlıktan sonra, Mayıs 2015’te Matrakçı Nasuh’un doğum yeri olduğu sanılan Bosna’da ilk sergi açılmış. Bununla birlikte proje, Cumhurbaşkanlığı’nın talebi üzerine, dünya liderlerinin bir araya geldiği 2016 yılında Antalya’da gerçekleşen G20 zirvesinde de ayrıca sergilenmiş.

En son Viyana'ya giden eserlerin önümüzdeki dönemlerde Cumhurbaşkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun desteği ile Tokyo, Budapeşte, Paris, Roma ve New York gibi dünya şehirlerini dolaşması planlanıyor.

Sevim Ersoy, bize yine Cumhurbaşkanlığı'nın teşviki ile Matrakçı Nasuh belgeseli çekileceği haberini veriyor. Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Türk Müziği Araştırma ve Uygulama Toplululuğu ise Matrakçı Nasuh anısına 16. yüzyıl Türk musikisi albümü çıkarmış. Bununla birlikte PTT'nin de Matrakçı Nasuh'u daha geniş kitlelere tanıtmak için anma pulu bastığını da ilave edelim.

Nasuh’un Minyatürlerindeki Renk ve Detaylar Çok Farklı


Çini deyince akla lale, karanfil, hatâî ve rûmî gibi klasik motifler geliyor. Sevim Ersoy, bir süre klasik çalıştıktan sonra çiniye farklı bir yorum katmak istemiş. Tarihe olan merakı onu Matrakçı Nasuh ile buluşturmuş. “Tarihsel olaylarla çiniyi bütünleştirmenin doğru bir karar olduğunu da şu an görüyorum aslında” diyor.

Bu projeden önce Piri Reis’in harita çalışmalarını da çiniye aktardığı bir proje gerçekleştirmiş Ersoy. Orada harita çizgileri pusulalar ve gemiler gibi detay gerektiren nesneler üzerine çalışmalarına rağmen, Nasuh’un minyatürlerini çalışmak çok da kolay olmamış Ersoy ve ekibi için. Sebebini ise Nasuh’un çalışmalarında, diğer minyatür örneklerine oranla epey detay bulunması olarak gösteriyor.

Diğer yandan Piri Reis projesi çalışmalarında edindiği renk karışımı tecrübeleri Matrakçı Nasuh çalışmalarının renk ve detaylarını çalışırken epey kolaylaştırmış. Bununla birlikte tarihi açıdan ayrı bir önem taşıyan Nasuh minyatürlerini çalışırken, iki üç kat daha hassasiyet göstermişler. Defalarca renk denemeleri yapmaları gerekmiş. “Bu tür çalışmaların en zor aşaması, bana göre boyama ve renklendirme kısmı. Bir kavanoz boya hazırladığınızda iki gün sonra kullandığınız zaman aynı sonucu elde edemediğiniz olabiliyor. Kavanozun kapağının açık kalması bile renk tonunu değiştirebiliyor. Dolayısıyla bazı işleri sil baştan yapmanız gerekebiliyor.” diyor. Karoların fırına girip çıktıktan sonra çok farklı renklere bürünebildiğini söylüyor. Sevim Ersoy, kontürleme ve boyama aşamasından sonra her şey güzel giderken fırından çıkan eserden farklı bir görüntü çıkınca bunun canlarını epey sıktığını dile getiriyor. “Çini çalışırken pembe görünen bir renk, piştiğinde mavi çıkabiliyor, çini sürprizlerle dolu. Gördüğünüz renk, kullandığınız oran ve karışım sizi şaşırtabiliyor.” diyor tebessüm ederek.

Klasik işlerde bu kadar zorlanmadıklarını dile getiren Ersoy, lale ya da karanfil yapımında çok farklı sonuç almadıklarını söylüyor. Fakat renk üstadı kabul edilen Matrakçı’nın minyatürlerinde yeşilin ya da sarının 4-5 farklı tonunu kullanması ayrı bir titizlik gerektirmiş. “Çini çalışırken Nasuh’un minyatürlerine son derece sadık kalmak istedik. Herhangi bir yorum katmadık. İstediğimiz sonucun çıkabilmesi, minyatürlerin aslına uygun aktarılması için uzun bir ön çalışma süreci gerekiyordu.” Bir diğer zorluk yaşadıkları kısım ise, çalışırken eserin başına gelen çatlama ya da kırılmalar. Nitekim altı karoluk bir eserde, bir parçanın kırılması ya da fırında çatlaması her şeyi değiştirebiliyormuş. Ersoy bu durum için “O parçayı tamamlamak yerine bütüne tekrar başlamak daha kolay olabiliyor.” diyor.

"Matrakçı Nasuh’un hakkındaki bazı bilgilerin ihtilaflı ve netlikten uzak olması sizi etkiledi mi?" diye soruyoruz. Hakkında yazılan çok az sayıda kaynak bulunmasından dolayı biraz sıkıntı çektiğini, bununla birlikte güvenilir ve akademik kaynak arayışına düştüklerini dile getiriyor Ersoy. Biz de bu noktada biraz araştırma yapıp Matrakçı Nasuh’un hayatı ve eserleri üzerine bilgi vermeyi faydalı görüyoruz.


Matrakçı Unvanının Hikâyesi

Hüseyin Gazi Yurdaydın’ın kitabında savunduğu üzere Nasuh; sopalarla oynanan, günümüzde eskirim sporuna benzer bir çeşit savaş sporunu icat eder ve bu lakabı oradan alır. “Matrak” da Arapçada değnek, çomak, sopa, mızrak, tokmak ve çekiç anlamına gelen “mıtrak” kelimesinden türetilen bir kelimedir esasen.1 Geniş manada ise üzerine deri kaplanmış başı yuvarlakça kalın değnek anlamına geliyor.2

Matrak oyununun birçok çeşidi olmakla birlikte asıl bilinen türü, günümüzdeki eskrim gibi uyumlu ve ölçülü hareketlerle dans eder gibi yapılanıdır. İki kişi arasında, bir çeşit gösteri gibi sunulan bu oyunda rakiplerin her birinin elinde bir tahta kılıç, ötekinde kalkan yerine yuvarlak bir yastık bulunur. Burada rakibi yenik düşürmek ya da oku hedefine ulaştırmaktan çok, bunun bir süreç olarak her aşaması sanat ilkeleri gözetilerek yapılır.3

Birçok silahı ustalıkla kullandığı ve bu konuda talim verdiği bilinen Nasuh, 1529 yılında, bu oyunu silah kullanımları ile ilgili yazdığı Tuhfe el-Guzât adlı eserinde tanıtır ve kitabını, mücahitlere askeri talim sırasında kılavuz vazifesi görmesi için yazdığını ifade eder.4 Yine aynı yıl, Sultan Süleyman’ın şehzadelerinin sünnet şöleni için At Meydanı’nda yapılan törende, iki adet kâğıttan yapılmış yürüyen hisar yaparak burada çeşitli savaş müsabakaları gösterisi düzenler. Meydanda herkes tarafından ilgiyle takip edilen bu gösterisi ve silahşörlükteki başarılarından padişah kendisini ödüllendirmek ister. Matrakçı Nasuh’a berat verir ayrıca kendisini “silah üstadı” unvanıyla şereflendirir.5

Nasuh’un Tarihçi Kişiliğini Ön Plana Çıkaran Yazma Eserleri

Sultan II. Beyazıt’ın saltanatının (1481-1512) sonlarına doğru Enderun’da bulunan Nasuh, buradaki eğitimi süresinde matematiğe ilgi duyar. Matematik üzerine yazdığı Cemâlü'l-Küttâb ve Kemâli'l-Hüssâb (1517) ile daha sonra yazacağı Umdetü'l-Hisâb (1533) isimli iki önemli kitapta matematiğin pratik alanlarını ve Osmanlı’da kullanılan ağırlık ve uzunluk ölçüleri birimlerinin değişmesini ele alır.6 Ancak kendisini tarihte çok ayrı bir konuma kavuşturan; 1520 yılında Kanuni’nin emriyle başladığı Taberi Tarihi’ni, “Mecmuatü’t-Tevarih” adıyla Arapçadan Türkçeye tercüme etmesidir. Nasuh tercümeyle yetinmez. Tercüme bittikten sonra Taberi’nin eserinin noktalandığı yerden devam ederek sırasıyla İslam tarihini, Selçuklu tarihini ve kuruluştan 1551 yılına kadar gelen Osmanlı tarihini de yazmaya koyulur. Bunu dikkate alarak baktığımızda aslında Matrakçı Nasuh, ünlü Taberi tarihini esas alarak kısmen tercüme, kısmen Osmanlı tarihini de içine alan bir dünya tarihi yazar.7 Bu tercüme ve sonrasında tarihte kendi yaşadığı dönemleri görsel anlatımlarıyla birlikte kaleme aldığı nüshaları, Matrakçı Nasuh’u minyatür sanatında da ayrı bir yere koyar.

Toplamda üç cilt halindeki bu tercüme ve tarih yazımının ilk cildinde, Hz. Âdem’den, Hz. Süleyman’ın ölümüne kadar olan dönem yer alır. İkinci cildinde eser, İran kralı Keykubad’ın hükümdarlığı ile Nuşirevan dönemi arasında geçen olayları anlatır. Bir sonraki kısım, Hz. Muhammed’in (SAV) doğumundan Osmanlı hükümdarlığı dönemine kadar olan bölümleri içerir. Kanuni Sultan Süleyman dönemini anlatan ve “Süleymannâme” olarak adlandırılan kısım ise Mecmuat’üt- Tevarih’in dördüncü bölümü olarak kabul edilir. Osmanlı hükümdarlarının anlatıldığı bölümlerden Süleymannâme ile II. Beyazıt ve I. Selim ile ilgili kısımların minyatürlü olarak kaleme alındığı kaydedilir.8

Muhteşem Süleyman’ın Minyatürlü Tarihçesi Süleymannâme

Matrakçı Nasuh, Osmanlı’nın adeta fotoğraflı tarihi olarak kabul edilen Süleymannâme’yi içerisinde kaleme aldığı minyatürlerle, tarih yazımının eşsiz bir kaynak eseri haline getirir. Nasuh’un Süleymannâme’de çizdiği tasvirlerin gerçek ölçülerine oranının son derece yakın olması, Osmanlı tarihi açısından güçlü birer belge niteliği taşıdığı görüşünü destekler.


Nasuh bin Abdullah, üç nüsha halinde kaleme aldığı Süleymannâme’de 1520-1538, 1542-1543 ve 1543-1551 yıllarını anlatır. 1538- 1542 yılları arasında yazılan nüshaya henüz kimse rastlamadığı için o bölümden bahsetme gibi bir şansımız bulunmuyor. Fakat 1537 yılında yazdığı Kanuni’nin ilk İran seferini anlattığı kısım, bir diğer ismiyle “Mecmu-i Menâzil” nüshası, oldukça meşhurdur ve geniş bir coğrafyayı ele aldığından çok önemli bir kaynak kabul edilir. Mecmu-i Menâzil olarak adlandırılmasının sebebi ise sefere katılan Nasuh’un İstanbul’dan Bağdat’a kadar konakladıkları bütün menzilleri resmetmesidir.9 Önemli bir kara atlası niteliğindeki bu eser, kent planları atlası özelliğini de taşır. Yazma eser; 90 sayfa metin, 107 minyatür ve 25 resimli metinden oluşur.10 Minyatürler sefer esnasında konup göçülen menzillerin adeta haritasıdır. Hüseyin Gazi Yurdaydın’ın deyimiyle eserler bu bakımdan topografik ve şematik karakter taşır. Konup göçülen yerleri, özellikle de şehirleri betimleyen kısımları o günün coğrafyasına ışık tutan önemli belgeler niteliğindedir.

Kathryn Ebel, Mecmu’-ı Menâzil’de yer alan kasaba ve şehir tasvirlerinin İslami el yazması resimleme geleneğinin en sıra dışı örneklerinden olduğunu söyler. Matrakçı’nın çalışmalarının minyatürden, deniz haritacılığından, Avrupaî kuşbakışından unsurlar barındırmakla birlikte bu resimler üç kategoriden hiçbirisine tam anlamıyla dâhil edilemediği görüşünü savunur.11

Abdullah bin Nasuh’un minyatür sanatçısı olarak anılmasında ve Türk minyatür sanatında farklı bir yere konmasına vesile olan bu eserlerin içinde yer alan topografik ve figürsüz manzaralardır. Yurdaydın, bu minyatürler için şu ifadeleri kullanır: “Geçilen şehirlerin, cami, mescit, türbe, saray gibi belli başlı binalarının resmedilmiş olması, bu resimlerin İslam mimarisi tarihi için belge değerini artırmaktadır. Bu resimlerde görülen kaleler, köprüler, kayalar, bitkiler ve hayvanlar, bir muayyen resmin adeta baştan sona tekrarı gibidir. Bununla beraber minyatüre hakim olan dışavurumculuğun (expressionism) eserleri monotonluktan kurtardığı görülür. Öte yandan keyfi bir perspektifle, konunun en karakteristik cephelerini takdim etme imkânı elde edilmiştir. Bu minyatürlerin bir özelliği de mübalağasız ve gerçekçi oluşlarıdır. Ayrıca bu eserlerde görülen mizahi teferruat da dikkat çeker.”12

Günsel Renda da, Matrakçı Nasuh’un tasvir alanında kendine özgü bir üslup geliştirdiğini kabul eder. Renda, “Matrakçı bu topografik çizimlerine öyle bir doğa duygusu katmış, parlak renkli bitkiler, masmavi, yemyeşil tepelerle bunları öylesine donatmıştır ki, bu minyatürler birer manzara denemesi sayılabilirler. Çeşitli yollarla gelmiş gözüken Batı etkileri bu Osmanlı nakkaşını bir taklitçiliğe, bir kopyacılığa itmediği gibi, onun, İslam minyatürcülüğünün estetik kurallarından kopmaksızın daha gerçekçi, daha inandırıcı tasvirler yaratmasına yol açmıştır.” der. 13

Mazhar İpşiroğlu ise Nasuh’un tasvirlerinin “minyatür sanatının donmuş kalıplarını” kırdığını ve “XVI. yüzyıl resim sanatına ‘Osmanlı manzara ressamlığı” diyebileceğimiz yeni bir tür” kattığını tespit eder. Matrakçı’nın, tabiatçı Batı sanatında olduğu gibi, belli bir bakış noktasına saplanıp kalmadığını vurgular. “Kuşbakışı gösterdiği bir şehrin yapılarını, şehrin içine girerek yakından ve karşıdan verir, ya da önemsediği bir şeyi gösterebilmek için yolunu birdenbire değiştirerek nehir boyunda ilerlemeye başlar. Ara sıra göstermek istediği şeyin etrafında dolaştığını ve onu değişik yanlarından verdiğini görürüz. Şekiller inanılmaz renkler içinde ışıldıyor; dağlar, kayalar, korkunç hayvanlar, ona devler olarak görünür.” diyerek tabiat izlenimiyle hayal gücünün, bu resimlerde masal sınırında buluştuklarını söyler.14


Özetleyecek olursak, Osmanlı tarihinde iz bırakan Matrakçı Nasuh birçok açıdan mana ve marifet sahibi bir değerdir. Bırakmış olduğu eserlerin günümüz dünyasının da aydınlanmasına vesile olması tarihte Nasuh’u ayrı bir yere koyuyor. Nasuh konulu güvenilir çalışmaların azlığı, Sevim Ersoy ve öğrencileri gibi bu alanda emek verilerek yapılan çalışmaları ayrıca önemli kılıyor.

DİPNOTLAR 1) Develioğlu Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 13. Baskı, (Yayına Haz: Aydın Sami Güneyçal), Ankara: Sözlük Dizisi 1, Aydın Kitabevi Yayınları, 1996 2) Pakalın Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü II, İstanbul: MEB. Yay. 1993 s.162 3) Pakalın, s.162 4) Yurdaydın Hüseyin Gazi, Matrakçı Nasûh, Ankara 1963, s. 4. 5) Yurdaydın, s.10 6) Yurdaydın, s.17-20 7) Erkan Davud, “Matrakçı Nasûh’un Hayatı ve Eserleri Üzerine Notlar”, Osmanlı Araştırmaları, İSAM, Sayı 37, 2011, s. 181-197. 8) Yurdaydın, s.13 9) Erkan, s.185 10) Yurdaydın, s.13 11) Ebel, Kathryn A, “Osmanlı Şehir Tarihinin Görsel Kaynakları”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi. çev. N. Bilge Özel. (Cilt:3 Sayı:6 2005): 487-515. Bilim ve Sanat Vakfı Yayınları s.492 12) Yurdaydın, s.15 13) Renda, Günsel. “Türk Resminde Batılılaşma Yönünde İlk Denemeler” Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi. Cilt 1. İstanbul: Tiglat Basımevi, 1980 s.25 14) İpşiroğlu, Mazhar Ş. İslam’da Resim Yasağı ve Sonuçları. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2005 sf. 34

KAYNAKÇA 1) ATASOY, Nurhan; “Türk Minyatüründe Tarihi Gerçeklik” İ.Ü.E.F.Sanat Tarihi Yıllığı, İstanbul 1965 2) DEVELİOĞLU Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 13. Baskı, (Yayına Haz: Aydın Sami Güneyçal), Ankara: Sözlük Dizisi 1, Aydın Kitabevi Yay. 1996 3) Ebel Kathryn A, “Osmanlı Şehir Tarihinin Görsel Kaynakları”. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi. çev. N. Bilge Özel. (Cilt:3 Sayı:6 2005): 487-515. Bilim ve Sanat Vakfı Yayınları. 04.11.2012. http://www.talid.org/dergiler.aspx?SAYI=6 4) Erkan Davut, “Matrakçı Nasûh’un Hayatı ve Eserleri Üzerine Notlar”, Osmanlı Araştırmaları, İSAM, Sayı 37, 2011 5) İpşiroğlu, Mazhar Ş. İslam’da Resim Yasağı ve Sonuçları. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2005 6) Pakalın Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü II, İstanbul: MEB. Yay. 1993 7) Renda, Günsel, “Türk Resminde Batılılaşma Yönünde İlk Denemeler”. Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi. Cilt 1. İstanbul: Tiglat Basımevi, 1980 8) Yurdaydın, Hüseyin G, Matrakçı Nasûh. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi, 1963

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 1414 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK