Mozaik

Antik Çağlardan Bu Yana Kıymetini Yitirmeyen Sanat Mozaik

  • #


Halil Buğdaycı

Doğal çakıl taşlarından yer döşemesi ve duvar süslemesi olarak gelişen kadim sanatlardan biri olan mozaik; günümüzde uygulama alanlarının fazlalığı ve malzeme çeşitliliği ile farklı sanatsal üretimlerin yapılmasına imkân tanıyor. Eserlere kalıcı ve dekoratif bir görünüm kazandıran iç ve dış mimaride, park, meydan, bahçe düzenlemelerinde, objeleri bezemede kullanılan sabır ve yetenek isteyen bu yüzey kaplama sanatının eğitimleri İSMEK’te veriliyor. Antik dönemden modern mozaiğe uzanan bir bakış açısının kazandırıldığı eğitimler sonucunda, bireylerin sanat zevkini yansıtan eserler meydana geliyor.


Güneşin doğduğu yer Anadolu topraklarındaki medeniyet çeşitliliğini anlatan en güzel tanımlamadır “kültür mozaiği”. İmparatorlukların, devletlerin, kavimlerin, krallıkların hüküm sürdüğü bu topraklar, farklı dinlerin, dillerin yaşadığı, törelerin, geleneklerin, sanat çalışmalarının harmanıdır. Her milletten geriye kalan izlerin yeniden yoğrulduğu, birbirleri içinde eriyip kaybolmak yerine kaynaşarak kuşaktan kuşağa aktarılan mirasın sahibidir. Günümüze göre en yakını üstte, eskiye doğru katmanlaşarak derin kökler salan höyük misali; mozaik sanatı da bu kültürün en büyük zenginliklerinden biridir.

Ülkemiz mozaik sanatın açık hava müzesi gibidir: Gaziantep Zeugma, İzmir-Efes Yamaç Evleri, İstanbul-Kariye, Büyük Saray, Aya İrini Kilisesi, Ayasofya Müzesi, Şanlıurfa-Haleplibahçe, Adana-Misis, Mersin-Narlıkuyu, Karabük-Eskipazar, Antakya mozaikleri tarihi anlama ve yorumlama açısından gerçek birer belge niteliğindedir. Ayrıca Bursa, Adıyaman, Amasya, Kahramanmaraş, Mersin, Muğla kısacası doğudan batıya kazı yapılan her şehirde önemli tarihi eserler gün yüzüne çıkartılmıştır.

Geçmişi antik çağlara giden, Roma dönemi şehir kaldırımlarının, meydanların, ev avlularının zeminlerini süsleyen, Bizans kalıntılarının daha çok duvar ve tavanlarında görülen, Selçuklular ile birlikte form değiştiren mozaik sanatı İSMEK’in verdiği eğitimler arasında bulunuyor. Santimlik çakıl taşları, parça kumaşları, cam kırıkları, deniz kabukları gibi pek çok malzemeyi bazen küçük bir tablo bazen de devasa boyutlardaki bir sanat eserine dönüştüren sanatın Anadolu’daki tarihsel gelişimine kısa bir göz atarak, branş öğretmenleri Sümeyye Çakırsoy, Hülya Çepni, Merve Yazıcı ile İSMEK'in sanatsal mozaik eğitimlerini konuştuk.


Mozaik Cenneti Topraklar

‘Mozaik; taş, cam, tahta, mine, pişmiş toprak, metal gibi malzemelerin parçalarıyla bir yüzeyde çeşitli renk ve çizgiler oluşturularak yapılan bir resim tekniğidir.’¹ ‘Farklı mozaik tanımlamalardan yola çıkarak daha genel ve teknik bir açıklama yapmak gerekirse mozaik, farklı türden küçük parçaların (ahşap, metal, cam vb.) yan yana dizilmesi ve bunların harç içine gömülerek düzlenmesi tekniğidir.’²

Daha çok iç mekân süslemesi olarak tercih edilen döşeme sanatı bu topraklarda her ne kadar MÖ. II. yüzyıldan itibaren yaygın olarak kullanılsa da Helenistik döneme ait çakıl taşı mozaik kalıntıları günümüze dek ulaşır. Gordion döşemeleri, Assos, Tarsus ve Bergama’da yapılan kazılarda çıkan buluntular buna en iyi örnektir. Romalıların taşları belli bir desene göre dizmesiyle sanat yükselişe geçer ve çok odalı Roma villalarının oda zeminlerini süsleyen mimari bir öge haline gelir. Sanatın köklerini saldığı Roma dönemi yapılarında hem doğal taşlar hem de cam hamurundan yapılan mozaik küplerin kullanıldığı görülür.

‘Kolayca istenilen renkte boyanıp, daha küçük ısıda fırında pişirilerek renkleri sabitlenen cam küplerle kompozisyonlardaki renk çokluğu ve farklılığı yaratılır. 5 milimetrelik mozaik taşları, küp şekilli tesseralar ve dikdörtgen prizmatik şekillerle 10 milimetreye varan boyutları ile yeni bir yapım şekli ortaya çıkar. İri taşlar daha çok fonları doldurmuşlardır.’³

Ülkemiz yüzyıllardır toprak altında kalan, bozulmadan günümüze kadar ulaşan Roma mozaikleri konusunda önemli koleksiyonlara sahiptir. Gaziantep Arkeoloji Müzesi ile Zeugma Antik Şehri’ndeki villalardan çıkarılan eserler ve Hatay’ın Harbiye beldesinde bir kısım villanın zemininde bulunan ve 3. ya da 4. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen mozaikler, döneme ait kalıntılar arasındadır. 2 ile 4. yüzyıllara ait Zeugma’da yapılan kazılarda, Romalıların ev ve hamamlarının zemin-duvar süslemelerini küçük taşlarla bezediği anlaşılır. Buradaki mozaiklerin en önemli özellikleri ise istenen noktalara milimetrik cam parçaları yapıştırılarak ışık yardımıyla esere parlaklık verilmesidir. Zeugma’da tesadüfen bulunarak gün yüzüne çıkartılan ve adına “Çingene kızı” denilen parça şaheser niteliğindedir.


Romalıların mitolojik ve efsanevi kişileri, tanrı ve tanrıçalarla bunların yaşamlarından kesitleri mozaik eserlerine öyküsel bir dille işlediği anlaşılır. Döneminin kültür merkezi olarak adlandırılan mozaik zengini Antakya’daki eserlerde ele alınan konular arasında Oceanus ve Thetis deniz tanrıları, Eros ve sevgilisi Psyche, terkedilmiş Ariadne, Tarsus (Ganymedes’in kaçırılışı) mozaiği, Perseus ve Andromeda mozaiği gibi mitolojik kahramanlar ile günlük hayattan sahneler yer alır.

Ayrıca Efes, Haleplibahçe ve Narlıkuyu kazılarından çıkartılan parçalarda ve İstanbul’da Doğu Roma döneminden kalma Kalenderhane Camii'nin kubbesinde de dönemin karakteristik özelliklerini taşıyan desenler bulunur.

İSMEK sanatsal mozaik branşı öğretmeni Sümeyye Çakırsoy, “Mozaik zamana direnen bir sanattır; yüzyıllardır pek çok badire atlatan ve toprak altında sağlam kalabilmeyi başarabilmiş zarif çalışılmış parçalar bütünüdür. Bizler şanslıyız ki mozaik sanatında başyapıt eserlere sahibiz. Tüm bu hazineler bize Anadolu’da büyük medeniyetler kuran Roma ve onun ardılı Bizans’ın sanata, yaşadıkları yerlerin güzelliğine önem verdiklerini ve zenginliklerini gösteriyor.” diyor.

Bizans Mozaikleri

Mozaik sanatı Roma ile yaygınlaşır, Bizans zamanında gelişerek, altın çağını yaşar. Bu dönemde sanata başlı başına resim gözüyle bakılır. ‘MS. 5. yüzyıldan itibaren altın varak, gümüş, renkli cam ve taş ile mermer parçaları Bizans mozaik sanatında; duvar, kubbe, tonoz ve pandantiflerde yaygın olarak yer almaktadır. Ayrıca mozaiklerin genelinde; kutsal ve imparatorluk rengi olan erguvan renkli taşlar ve ışık etkisi vermek için altın varaklı mozaikler kullanılmıştır.’4


“Dönem eserlerini incelediğimizde ışığın daha iyi yansıması için camların farklı açılarda ve sıvasız olarak yerleştirildiklerini bazen de arkalarına gümüş ya da altın yapraklar yapıştırıldığını görüyoruz.” diyen İSMEK öğretmeni Merve Yazıcı çalışmalarda işlenen konuların günlük hayattan, doğadan ve mitolojiden seçildiğini söylüyor.

Bizans mozaiklerinin sanatsal özelliklerini en iyi yansıtan parçalar, İstanbul Büyük Saray’ın mozaikleri ile 14. yüzyıla ait Bizans kilisesi olan Kariye Müzesi’nde bulunur. ‘Büyük Saray’ın sütunlu avlusunda yer alan mozaik sahneler, dini betimlemelerin dışında kalmıştır. Mozaiklerde belli bir kompozisyon yoktur. Bu sahnelerde; Helenistik özellikli peyzaj betimlemeleri, doğa resimleri, dal kıvrımlı bordürler ve mitoloji konuları işlenmiştir. Mozaiklerde figürler birbirinden bağımsız ve dağınık şekildedir.’5

Renkli küçük taşlardan değil beyaz balık pulu şeklinde işlenen eserlerde bugüne ulaşabilen 150 insan ve hayvan figürü anlatılırken, 90 farklı tema bulunur. Doğa ağırlıklı resimlerden oluşan yapılarda; açık havada çoban yaşamı, iş yapan köylüler ve avcıların cesareti gibi konular işlenirken, kompozisyonlarda oyun oynayan çocuklar, otlayan hayvanlar, mitolojik hayvan hikâyeleri ile düşsel yaratıklar canlandırılır.

Bizans’ın sanatta ulaştığı noktayı gösteren bir diğer yapı da İstanbul’un Fatih ilçesindeki Kariye Müzesi’dir. ‘Kariye Müzesi’nin iç ve dış nartekslerindeki mozaikler, İsa ve Meryem’in hayatını, mucizelerini canlandıran sahnelerdir. Mozaik sahneler kilisenin; kemer, duvar, kubbe, tonoz ve payelerinde yer almaktadır. Bu sahneler renkli taş, seramik ve cam tesseralarla hareketlilik ve derinlik etkisi verilerek resimsel bir üslupla uygulanmıştır.’6

Mozaik döşemeleri günümüze ulaşan ve Bizans esintilerinin hissedildiği diğer yapılara Ayasofya Müzesi, Aya İrini Kilisesi, Molla Zeyrek Cami, Molla Fenari İsa Cami, Fethiye Müzesi, Galata’daki Arap Camii süsleme örnekleri verilebilir.

Çini-Mozaik Tekniği

Kronolojik sıra takip edildiğinde topraklarımızda hüküm süren Selçuklular mozaik desenlerine matematiksel formlar getirerek sanatı farklı bir boyuta taşır. 13. yüzyıldan itibaren önemini git gide yitirmeye başlayan taş, mermer, cam süslemelerin İslam dünyasındaki koltuğuna çini-mozaik tekniği oturur. Bezemelerde yer yer cam küpler ve taşlar kullanılsa da eserlere bakıldığında daha çok yan yana oturacak şekle sokulmuş, kenarları törpülenmiş çini plakalar yer alır. Dini figür ya da resim tarzı çalışmalar yok denenecek kadar azdır.


Çini-mozaik belirlenen motife göre kesilen ve pişirilen küçük parçaları harç içine gömme yöntemiyle yapılır ve iki şekilde uygulanır: Ya önceden hazırlanmış tek parçaların bir araya getirilmesinden oluşur ya da tek renkli büyük levhalardan kesilerek küçük parçaların birleştirilmesiyle ortaya çıkar. Firuze, mor, yeşil, lacivert gibi renkli, sırlanmış ve istenilen örneğe uygun kesilmiş seramik desenlerdeki her renk için ayrı fırınlama işlemi yapıldığından üretimlerde parlaklık ve dayanıklılık söz konusudur.

Çini mozaikler Anadolu Selçukluları'nın iç ve dış mekân süslemelerinde sıkça görülür. Nevin Ayduslu doktora tezinde ‘Anadolu Selçuklu Mimarisinde Çini Mozaik’ konusunu ele alarak çini mozaiklerinin coğrafi dağılımına yer verir. Buna göre Orta Anadolu Bölgesi’nde Konya ve Akşehir çevresinde çini mozaiklerin mimaride yoğun bir şekilde kullanıldığı görülür. Ayduslu çalışmasında çini mozaik sanatının kullanıldığı 12 cami, 10 medrese ve mescit, dokuz türbe, bir darüşşifa ve hanikahı incelerken, Selçuklularının yapı cephesinde (kapı ve pencere üzeri, türbe kasnağı), eyvanında (cephesi, kemeri, tonozu, arka duvarı), revaklarında (cephesi, kemeri), minaresinde (kaide, geçiş, şerefe) bu tarzı kullandığını belirtir. Sanatın işlendiği eserler arasında Sivas Ulu Camii, Divriği Kale Camii, Akşehir Ulu Camii, Sivas I. İzzeddin Keykavus Şifahanesi, Niksar Kırk Kızlar Kümbeti, Konya Beşarebey Mescidi, Konya Alâeddin Camii, İç Karaaslan Mescidi, Sırçalı Medrese, Karatay Medresesi bulunur.

Osmanlı döneminde ise Selçuklu mimarisinde sıklıkla görülen çini mozaik tekniği yerini yavaş yavaş çini sanatına bırakır. ‘Motif, kompozisyon, renk vb. birçok bakımdan kendisinden daha kullanışlı olan renkli sır tekniği ve daha sonra da ilk örnekleri mavi-beyaz olarak adlandırılan sır altı boyama tekniğinin ortaya çıkması ve gelişmesiyle kullanım alanı azalmış ve sonraki dönemlerde de tercih edilmemiştir.’7 Tekniğin uygulandığı son yapılara, Edirne, İznik, Bursa, İstanbul, Üsküp’te bulunan camiler örnek teşkil eder.


Süslemelerde Taşın Evrimi

Milattan önceki ve sonraki yıllarda yer, tavan ve duvar süslemelerinde bolca kullanılan mozaik sanatının temel malzemesi taş ve mermerdir. Bir sanat dalının gelişmesi için kaynaklara olan yakınlığın önemi göz önünde bulundurulduğunda topraklarımızda mozaik sanatının bu kadar ilerlemesi daha anlaşılır bir durumdur. Çünkü Anadolu zengin taş rezervlerine sahip bir ülkedir. Desenleri şekillendiren rengârenk taşların pek çoğu anlamlı bir bütünün parçası olacak sanat eserine dönüşmek için doğada hazır bekler.

Mozaikte işlenmemiş çakıl ve taşlar yerini zamanla parçalanmış, taş küplere bırakır. Teknoloji geliştikçe de küçük boyutlarda kesilmiş taş parçalarının kullanımı yaygınlaşarak, taş dizilişleri ile eserlerdeki detaylar yakalanmaya çalışılır. Geometrik biçimlerde kesilen renkli taşlarla bezenen motifler bazen düz çizgilerden oluşur bazen de yılankavi şekiller alır. Süreç, mermer, cam, seramik, kemik, kalker ve çeşitli bazalt taşları ile devam ederek; zümrüt, inci ve yakut gibi değerli taşların kullanımına kadar uzanır. Evler, saraylar, dini yapılar, sokaklar kaplama sanatıyla süslenir.

Kaplamalarda genellikle geometrik desenler hâkim iken gitgide figüratif anlatımlar ön plana çıkar ki; Bizans döneminin tezyinlerinde Hz. İsa ve Meryem’in hayatından kesitlerle aslan, salyangoz, horoz, balık gibi hayvan figürleri, mitoloji ve günlük hayattan konular sıkça tasvir edilir. Zamanın bilgi hazinesi olan mozaik anlatımlara 20. yüzyılda modernizm damga vurur. Eserlerde gelenekselin dışına çıkılır, dini figürler yok olur, desenlerde soyut ve parlak çizgiler egemenleşir.

Cam ve Mermer Mozaik

Modernizm etkisi ile kendine geniş bir uygulama alanı da yaratan mozaik sanatı ev aksesuarının tasarımında, binaların dış cephe kaplamalarında, peyzaj mimarisinde, meydan düzenlemelerinde, sokaklardaki kaldırım taşlarında, evlerin banyo-mutfak fayanslarında, mobilya yapımında kısacası her türlü dekoratif düzenlemede estetik görünüm veren bir sanat dalı haline dönüşür.

Mozaik için belli bir yüzey üzerinde üç boyutlu parçalarla çizgisel ya da figüratif desenlerin çalışıldığı bir nevi resim tekniği yorumlamasında bulunan İSMEK öğretmeni Hülya Çepni, “Mozaik, uçsuz bucaksız bütün materyallerle yapılabilecek bir çalışma; desen de sınır yok, kural yok.” diyor. Form olarak da farklı malzemelerin üzerine üretim yapılabileceğini söyleyen Çepni, “Mozaik tamamen kişinin hayal gücüne, sanat zevkine bağlıdır. Yani eserlerde cam ile birlikte mermer, boncuk ile baklagili birlikte kullanabileceğiniz gibi tek bir malzeme seçimi de yapabilirsiniz.” diye konuşuyor.


Mozaik türlerini ise kullanılan malzeme belirliyor: Cam mozaik, çimento mozaik, dökme mozaik, tahta mozaik, taş mozaik, çini mozaik gibi… Ancak günümüzde tekniğin temelinde kullanılan ana malzeme cam ve doğal taşlar olduğu için üretimler ağırlıklı olarak bu yönde yapılıyor.

Cam mozaik çalışması yapabilmek için ilk olarak belirlenen desen istenilen ebatta büyütülüyor ve aynı ölçülerde kesilen mdf'nin üzerine karbon kâğıdı yardımıyla geçiriliyor. Desene uygun renkteki camlar seçiliyor ve kesime geçiliyor. Camlar motife uygun boyutlarda elmas yardımıyla çizilmesinin ardından çıtlatma pensesiyle küçük parçalara ayrılıyor. Kesilen mozaik camları, desene uygun renk ve boyutta yapıştırılıyor ve sabitlenmesi için en az yedi veya sekiz saat kadar kuruması bekleniyor. İşlem bittiğinde yine desene uygun bir renk seçilip su ile karıştırılarak hazırlanan derz dolgusu mozaiğin üzerinde boşluklar kalmayacak şekilde dağıtılıyor. Daha sonra sünger yardımı ile üzerindeki fazla derz dolgusu temizlenerek yıllara meydan okuyacak birbirinden güzel eserler ortaya çıkıyor.

Mermer mozaik yapımında da işlemler sırasıyla tekrarlanmakla birlikte malzeme olarak cam yerine mermer seçiliyor. Mermerler desene uygun boyutlarda keski yardımıyla küçük parçalara ayrılarak, seçilen renk ve boyutlarda yapıştırılıyor.

Mozaik sanatında üretim yapanların dikkat etmesi gereken belli hususlar da bulunuyor. İlk olarak kullanılan zeminin temiz, düz ve kalın olması gerektiğini söyleyen Sümeyye Özdemir, şu noktalara değiniyor: “Yapıştırıcının uygulanacak yüzeyde taşların kenarlarına taşmayacak şekilde sürülmesi, renklerin desene uygun olması, mozaik malzemelerinin dokulu ve mat tarafından yapıştırılmasına dikkat edilmesi ve derz dolgu yapım aşamasında harcın çok sıvı veya çok katı olmaması gerekir.”

Sanatsal Mozaik Eğitimleri

Günümüzde makineleşme ile birlikte mozaik sanatında malzeme temini açısından bir takım kolaylıklar olsa da, taşların belli bir kalıp veya desene göre dizilmesinde yine insan emeği söz konusu. Zahmeti bir yana sabır isteyen 3-4 milimetrelik taşların dizimi için deseni malzemeyle buluşturma ve işleme tekniklerine dair eğitimler İSMEK branşlarının arasında yer alıyor. “Sanatsal Mozaik” ve “Sanatsal Mozaik 2” şeklindeki kademeli eğitimler; Başakşehir, Beşiktaş, Kâğıthane, Üsküdar ve Bakırköy ilçelerindeki kurs merkezlerinde bulunuyor.

2005’ten bugüne ilk seviyeden 658 kişinin eğitim aldığı branşta öğrenciler sanatsal mozaik ile ilgili temel düzeyde bilgiler ediniyor. Mozaik öncesi işlemleri hazırlama, gerekli malzemelerin temini ve kullanımı ile renk uyumları konularının öğretildiği eğitimlerde, bireylerin farklı renklerde kesilmiş düz taşları sert bir yüzeye yapıştırarak hoş objeler üretebilmeleri sağlanıyor. Nokta ve çizgi, açık-koyu ve ışık-gölge, tasarı ilkeleri, renk, doku, strüktür, perspektif, mozaik analizleri, mozaik kompozisyon, mimari yüzeylerde, donatı yüzeylerinde ve dekoratif ürünlerde mozaik, cam kesimi, mozaik vitray konularının işlendiği dersler 432 saat sürüyor.

Branşın ikinci eğitimleri ise ilk aşamayı tamamlayanlara yönelik. Katılım belgeli, 512 saat süren eğitimlerde öğrencilerin cam ve mermer ağırlıklı çalışarak, sanatsal mozaik alanında küçük objelerden büyük ebatlı panolara kadar çok sayıda eser üretebilme becerisi kazandırılıyor.

Sonuç olarak, sıradanlıktan uzak, kalıcı ve dekoratif bir uygulama olarak göze çarpan kültürlerin bileşkesi mozaik sanatı iç ve dış mimaride, objeler üzerinde, park meydan ve bahçe süslemelerinde karşımıza çıkan ve günümüzde oldukça revaçta olan el sanatlarımız arasında yer alıyor.

DİPNOTLAR: 1) ŞİRİN, Mahir, (2011) Anadolu’da Roman Dönemi Mozaik Sanatında Konu Biçim Anlayış, Bu anlayışı Oluşturan Kültürel Etkiler ve Bu Etkilerin Erken Hristiyanlık Sanatına Kadarki Evrimi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul. 2) ŞAHİN, Mehmet, (2010) Mozaik Sanatı Antakya ve Zeugma Mozaiklerinin Resim Analizleri, Anadolu Üniv. Güzel Sanatlar Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir. 3) ÜSTÜNER, Ali Cengiz, (2002) Mozaik Sanatı, Engin Yayıncılık, 4-5-6) Özdemir, Emel (2012), İstanbul’da Bulunan Bizans Dönemi Mozaikleri: Kariye Müzesi, Sakarya Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Sakarya. 7) Karasu, Yunus Emre, (2015), Osmanlı Dönemi Çini Sanatında Çini Mozaik Tekniği, Gazi Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Ankara. Ayduslu Nevin, (2012), Anadolu Selçuklu Mimarisinde Çini Mozaik, Atatürk Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Erzurum.

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 2261 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK