Resim

Türkiye’nin İlk Kadın İllüstratörü Olarak Bir Ressamın Portresi

  • #


Semra ÇELİK

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçiş döneminde yetişen, Avrupa’da ünlü ressamlardan eğitim alan Sabiha Rüştü Bozcalı, aynı zamanda Türkiye’nin ilk kadın illüstratörü. 1953 yılından itibaren Milliyet başta olmak üzere Yeni Sabah, Hergün, Havadis, Cumhuriyet ve Tercüman gibi pek çok gazetede ressamı olarak çalıştı. Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nin ressamlarından biri olan Bozcalı; Nezihe Araz, Cahit Uçuk ve Refii Cevad Ulunay gibi yazarların eserleri için de illüstrasyonlar yaptı. Salt Galata’da düzenlenen Sabiha Rüştü Bozcalı sergisiyle, sanatçının yaşamına ve az bilinen sanatsal üretimine tanıklık ettik.


Cumhuriyet’in daha ilan edilmediği yıllardı ve İstanbul, şimdi ‘Nerede o eski İstanbul’ dediğimiz şehirdi. Ne trafik keşmekeşliği vardı, ne de nüfus bugünkü kadar kalabalıktı. Henüz gökdelenlerin yükselmediği, komşuların birbirini tanıdığı, sokaklarında omuzlarında bakraçlarıyla yoğurtçuların, kış günlerinde ellerinde güğümleriyle bozacıların gezdiği şehirdi İstanbul.

İşte İstanbul’un “eski İstanbul” olduğu devirde, Boğaz’ın nezih semtlerinden Kuruçeşme’deki büyük evin bahçesinde, önündeki deftere -belki de sadece kendisinin anlamlandırabileceği- figürler çiziyordu küçük kız. Yolun çok başında olsa da, kendisi de sanatçı olan annesinin teşvikiyle tanıştığı resimdeki yeteneği, yurt dışında aldığı eğitimlerin de desteğiyle seneler içinde gelişecek ve o Türkiye’nin ilk kadın illüstratörü olacaktı. Zeliha Handan Hanım ile Amiral Rüştü Paşa’nın kızları Sabiha, sanat tarihimizdeki bilinen adıyla Sabiha Rüştü Bozcalı’dan başkası değil bahçede resim yapan küçük kız.

Yaşıtları oyuncak bebeklerle oynarken, annesi onun eline boya kalemleri tutuştururdu. Çocukken ailesinin resimle meşgul olmasına yaklaşımını anlatmak için bir keresinde, “Bazen fazla oyuna daldığımda resim yapmıyorum diye kızarlardı. Yani resim yapmam için özen gösterilirdi.” diyecekti. O yıllarda kız çocuklarının mektebe gitmesi çok yaygın olmadığından, o da annesi gibi evde eğitim görür. Resme olan yeteneği annesinden tevarüs etmiş olmalı ki, Handan Hanım da sanatçı bir kişiliğe sahiptir. Ülkemizde posta pullarını kullanarak kolaj tekniği ile tablolar yapan ilk ressam olarak bilinir.


Avrupalı Ressamlardan Eğitim Aldı

Ressam Sabiha Rüştü Bozcalı’nın çocukluk dönemi, kendisine yabancı diller öğreten mürebbiyeler arasında geçer. İhtişamlı konaklarında, özel mürebbiyelerden Almanca, Fransızca, İtalyanca dersleri alır. Sanatçının mürebbiyeler eşliğindeki yabancı dil eğitimleri bir yana, biz, onun resim konusundaki eğitim hayatına değinmek istiyoruz. Beş yaşından itibaren gönlünü renklerin büyüsüne kaptıran sanatçı, 15 yaşından itibaren sırasıyla Berlin, Paris, Roma ve İstanbul’da önemli ressamların atölyelerinde çalışır. Resim tahsili için ailesi tarafından 1918 yılında Berlin’e gönderilen genç Sabiha, burada Lovis Corinth’in atölyesinde iki sene çalıştıktan sonra İstanbul’a döner. 1922 yılında ailesi bu kez Münih’e gönderir resim tahsili için. Orada güzel sanatlar akademisi imtihanına girebilmek için ressam Moritz Heyman’ın atölyesinde bir sene kadar çalışır. İmtihanda başarılı olduktan sonra akademide, Profesör Karl Caspar’ın atölyesinde iki sene çalışır, ardından tekrar İstanbul’a döner. Avrupa’dan döndüğünde de 1926-1928 yılları arasında, arkadaşı Namık İsmail’in Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki atölyesine gidip orada resim yapar, sergilere katılır.

Yıl 1931… Bu kez üç yıllığına Paris’e gider. Meşhur Louvre Müzesi’nde ünlü ressamların resimlerini kopya ederken, bir yandan da neo-empresyonist ressam Paul Signac’ın atölyesinde çalışır. Paris’te üç yıl sürekli kalan Sabiha Rüştü Bozcalı, bir söyleşisinde Signac’ın atölyesinde geçirdiği dönemi anlatırken, “Signac beni çok severdi. Kızının, eşinin ve kendisinin portrelerini yapmışımdır. Onlarda çok resmim vardır.” der ve şu anekdotu aktarır; “Signac, yılbaşlarında suluboya çalışmalarını serer, eşine dostuna hediye ederdi. Bir keresinde ‘Sabiha’ demişti, ‘… ötekiler gelmeden önce öncelik senin, beğen, beğendiğini al.’ Ben kendi kendime, hayli büyüğüne kaçmayayım da küçük resim alayım dedim ve ufacık bir suluboya seçtim. Bana döndü, ‘En güzelini seçtin’ dedi. Keyiflendiği için bir başka resim daha hediye etti.” Ressam Paul Signac’ın, “Kabiliyetli, resim sanatının gerektirdiği hassasiyete sahip ve kendini tamamen bu mesleğin zorlu çalışmasına adayan biri” olarak tanımladığı Bozcalı, Paris yıllarında birkaç sergiye katılır. İstanbul’a döndüğünde de Flarmoni Derneği’nde kişisel bir sergi açar.


Resim çalışmalarını bir süre daha İstanbul’da sürdürse de, yurt dışı serüvenine yeni bir durak daha ekler. Bu kez 1947 yılında, amcası Mahmud Nedim Oyvar’ın, bugünkü deyişle ‘sponsorluğunda’ İtalya’ya gider. Vatican ve Villa Borghese galerilerinde transfigürasyon çalışmaları yapar. Daha sonra İtalyan metafizik ressamı Giorgio de Chirico ile tanışır. Modern İtalyan resminin de kurucularından biri olan sanatçı, ilk anda Sabiha Rüştü’ye, “Ben yanımda çoluk çocuk çalıştırmam.” diyerek itiraz eder, ancak genç kız, “İstanbul’dan geliyorum, hiç olmazsa bana yol göster.” deyip çalışmalarından bahsedince atölyesine kabul eder. Teşrik-i mesaileri üç yıl sürer.

İllüstratörlüğe İlk Adımı Milliyet Gazetesi’nde Attı

İtalya’da ressam Giorgio de Chirico’nun atölyesinde üç yıl çalıştıktan sonra yurda dönen genç ressam Sabiha Rüştü Bozcalı’nın kariyer yaşamı, çok farklı bir alana doğru yönelir. Teyzesinin zevci olan gazeteci Refii Ulunay, Milliyet Gazetesi’nin kurucusu Ali Naci Karacan’a, ondan bahseder. Sonrasında genç sanatçı her ne kadar gazeteye angaje edilmek istemediğini belirtip, “Ben gazete ressamı değilim.” dese de, gazetenin baş ressamı olarak işe başlar. Birlikte çalışacağı isim de gazetenin yazarlarından olan Reşat Ekrem Koçu’dur. Koçu da ilk anda “Ben bir kadınla çalışmam!” diyerek ayak direr, Sabiha Rüştü ile çalışmayı reddeder. Taraflar, her ne kadar birlikte teşrik-i mesai yapmak konusunda pek gönüllü olmasalar da -klişe deyimiyle- kader onları bir araya getirmiştir bir kere. İsteksizce başlayan bu iş arkadaşlığı dostluğa dönüşür, 20 yıl boyunca da devam eder. Ta ki R. Ekrem Koçu’nun vefatına kadar.


Sabiha Rüştü Bozcalı, seneler sonra Reşat Ekrem Koçu ile tanışmalarından bahsederken, “Ali Naci Bey, Reşat Ekrem Bey’e, ‘Sabiha Hanım sizin illüstrasyonlarınızı yapacak.’ dedi. İlk önce pek iyi karşılamadı ve ‘Ben kadınla çalışmam!’ dedi. Fazla üstünde durmadım. Aslında taassubundan filan değil, o güne kadar hiç kadınla çalışmamış ondan.” der. Vaktiyle bir söyleşisinde de, Koçu’yu “Çok bilgili bir insandı, yazacağı konuyu çok iyi incelerdi. Hazırladığı yazılara göre illüstrasyon yapardım. Asabi mizaçlı ama son derece nazikti. Yirmi yıl çalıştık, bir gün olsun beni kırmadı. Bana ‘hemşirem’ diye hitap ederdi.” sözleriyle anlatır. Sabiha Rüştü Bozcalı aynı zamanda Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi için çalışır. Tümü olmasa bile ansiklopedideki resimlerin önemli bir kısmı Bozcalı’nın elinden çıkmıştır. Bu sebepten olacak ki, R. Ekrem Koçu, ansiklopedinin 7. cildini, “Bu ömrümün mahsulü eserde aziz ve büyük sanatkâr Sabiha Bozcalı Hanımefendi hemşiremin emeği, en az benim göz nurum kadardır. Minnetle, şükranla.” diyerek sanatçıya ithaf eder. Ansiklopedinin yayınlanması, Koçu’nun vefatı sebebiyle 20 ciltte sona erer.

1949 yılında Milliyet Gazetesi'nin baş ressamı olarak yaptığı çalışmalar, onu kısa zamanda basında imzası aranır bir illüstratör haline getirir. Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nin dışında halkın ilgi duyduğu pek çok eseri, resimleriyle ustaca süsleyen sanatçı, çizgileriyle, okuyuculara hayal dünyasının kapılarını aralar. Türkiye’nin ilk kadın illüstratörü olan Bozcalı’nın, Milliyet'te başlayan gazetecilik serüveni daha sonra Yeni Sabah, Hergün, Havadis, Cumhuriyet ve Tercüman gazetelerinde devam eder. Basın şeref kartı sahibi olan Bozcalı, gazetelerdeki çalışmalarının ve İstanbul Ansiklopedisi’nin yanı sıra Nezihe Araz, Cahit Uçuk ve Refii Cevad Ulunay gibi yazarların eserleri için de illüstrasyonlar yapar. Nezihe Araz’ın “Anadolu Evliyaları” ve “Yunus Emre”, Cahit Uçuk’un “Türk İkizleri” kitaplarının kapak tasarımları da yine onun elinden çıkar. Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nin yanı sıra yazarın; “Türk Zaferleri”, “Kabakçı Mustafa”, “Patrona Halil”, “Yeniçeriler” gibi kitaplarının kapak resimlerinde de yine Bozcalı imzası vardır.


Reklam ve Yayıncılıktaki Dönüşüme Işık Tutuyor

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçiş döneminde yetişen ressam Sabiha Rüştü Bozcalı’nın sanat yaşamı, Salt Araştırma’nın düzenlediği bir sergiyle sanatseverlere hatırlatıldı. Salt Galata’daki Sergi Salonu’nda düzenlenen sergi, Bozcalı’nın hayatı üzerinden Türkiye’de reklam ve yayıncılıktaki dönüşüme de ışık tutar nitelikteydi. Bozcalı’nın ailesi tarafından 2014 yılında Salt Araştırma’ya bağışlanan belge, fotoğraflar ve çizimler ile İstanbul Şehir Üniversitesi Taha Toros Arşivi’nin Sabiha Bozcalı bölümünden belgelerle oluşturulan sergide sanatçının; suluboya, desen, illüstrasyon, karikatür, kara kalem çalışmaları ve kitap kapaklarına kadar pek çok işi görülebildi. Ayrıca sanatçının o dönem Yapı Kredi Bankası’nın reklam müdürü olan Memduh Moran’ın kurduğu Moran Reklam Ajansı için yaptığı çalışmalar da sergide yer aldı. Bozcalı’nın Yapı Kredi Bankası için tasarladığı reklam afişleri, bir kadın giyim mağazası için hazırladığı afişler bunlardan birkaçı.

Salt Galeri’deki “Sabiha Rüştü Bozcalı” sergisi hakkında konuştuğumuz Salt Araştırma ve Programlar Yöneticisi Lorans Tanatar Baruh, sergiyle, Bozcalı’nın kültür tarihindeki rolüne ışık tutmayı amaçladıklarını belirtti. Baruh, sergide, sanatçının yaşamının nirengi noktaları üzerinden mesleki üretiminin çeşitliliğinin vurgulandığını kaydetti. Bozcalı’nın; çeşitli desen, resim, fotoğraf, günlük, mektup ve kartpostalları ile katkıda bulunduğu yayınlara sergide yer verildiğini anlatan Baruh, sergideki eserleri görerek o dönemin görsel dilini okumanın mümkün olduğuna dikkat çekti.

Sergi için, “Burada bir yaşam anlatılıyor ama bu yaşam kompartımanlara ayrılarak değil birbirinin içinden geçerek, geçişken bir şekilde anlatılıyor. Serginin tasarımında da biraz parça o vurgulandı. Duvarlar yerine, daha geçirgen camlar kullanıldı. Ayrıca sergide sanatçının sesinin duyulmasına özen gösterdik. Kendi yazdığı notlardan, mektuplardan, aldığı mektuplardan ya da dönemdaşlarının onun hakkında söylediklerinden, yazdıklarından yola çıkarak kurguladık.” dedi.


Sihirli Fırçasını 60 Yıldan Fazla Kullandı

Sabiha Rüştü Bozcalı, fırçasını 60 yıldan fazla kullanabilen nadir sanatkârlardan biri. Ansiklopedi ve tarihi kitaplar için uyguladığı desenler ona ün kazandıran çalışmalar olsa da, karakalem, pastel, suluboya, yağlıboya olarak yaptığı eserler de serginin hayranlık uyandıran eserlerindendi. Bilhassa portre çalışmaları dikkat çekiciydi.

Gazete ressamlığı ve illüstratörlüğe yıllarını veren sanatçı, yine de gönlünde yatan aslanın resim çalışmaları, özellikle de porte çalışmaları olduğunu, vefatından evvel söylediği şu sözle aktarır; “İlk kadın illüstratör idim, fakat aslen ben yağlıboya portrecisiydim.” sözü, bunu doğrular niteliktedir. Pek çok gazetede 20 yıl ressamlık yapan, reklam ajansına afişler tasarlayan Bozcalı, gazeteciliği bıraktıktan sonra vaktini tümüyle gönlünde yer eden asıl işe vakfeder. Artık çocukluğunun geçtiği Rüştü Paşa Yalısı’nda değil de, kendisinin deyimiyle -Teşvikiye’de sığamadığı bir apartman dairesinde- yaşasa da, fırçasını tuvalinde gezdirmek onu yine de mutlu eder. Sipariş üzere portreler yapar. Tuval başında oturmanın, resim yapmanın kendisi için dua, âdeta bir ibadet olduğunu dile getirir. Hayattaki tek zevkidir resim ve yaşamı boyunca hiçbir şeyle değişmeyi düşünmemiştir. Hayata geliş misyonunun resim yapmak olduğunu düşünmüş olacak ki, vefatından önce, “Allah’a yalvarıyorum, ‘Ne olur öldürme daha, biraz yaşayayım, birkaç resim fazla yapayım’ diye.” sözü bir gazeteye verdiği röportajda yer alır.


En güzel eserlerinin Paris, Roma ve Kahire’de olduğu bilinen sanatçının bugüne kadar yaptığı eserlerin kesin sayısı bilinmiyor. Koleksiyoncularımızın pek çoğunda, onun portreleri, çiçekleri ve tarihi köşeleri yansıtan tabloları bulunuyor. Biz de zihnimizde sanatçının suluboya çalışmaları, portreleri ve gazete ressamlığı döneminde takip ettiği Yassıada Duruşmaları’ndan birkaç kare ve merhum Adnan Menderes portresiyle sergiden ayrılıyoruz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 1400 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK