Mimari

İstanbul’da Kadın Çeşmeleri

  • #


Fatma YAVUZ

Osmanlı’da padişahların, devlet görevlilerinin, ağaların, beylerin adlarının sıkça geçtiği hayırseverlik kervanına kadınlar da özellikle yaptırdıkları çeşmelerle katılır. Pek çoğu su sıkıntısına bir hâl çare olmak için inşa edilen, bazen kadının güç ve zenginlik nişanesi olarak yapılan, bugün suları akmasa da kendine has güzelliklerini hâlâ koruyan Osmanlı’nın kadın çeşmeleri ile bâniyelerini İstanbul Şehir Üniversitesi hocalarından Prof. Dr. Hatice Aynur ile görüştük.

Türk kültüründe bir yere su götürmek, susamışa bir tas su vermek, yoldan gelip geçenin içmesi için çeşme-sebil yaptırmak büyük hayırlardan sayılır. Suyun ahaliye ulaştırılması meselesine de ibadet gözüyle bakıldığı için devlet yöneticileri ve halk, su mimarisine hassasiyetle yaklaşır. Dini, sosyal, kültürel ve ekonomik bağlamda değerlendirildiğinde su kültürü aslında toplum gelişmişliği ile yakından alakalıdır. Devlet ne kadar büyük ise suyla ilgili mimari yapılara yapılan yatırımlar bir o kadar fazla olur. Şehirlerin su ihtiyacını gidermek amacıyla isale hatları döşenir, su kemerleri, bentler, havuzlar, maksemler, suterazileri, sarnıçlar, çeşme ve sebiller yapılır.

Su tesisleri konusunda imparatorluğun başkentinin merkez sayılması sebebiyle fetihten sonraki dönemde su ihtiyacını karşılayan pek çok çeşme inşa edilir. Yapımları 15. yüzyıldan sonra hızla artan çeşmeler 20. yüzyıla kadar simge haline gelerek şehrin boynuna takılan birer inci gibi dizilir. İçme suyu, temizlik, susuz mahallelerin ihtiyacını karşılama, ölen bir yakının ruhuna bağışlama gibi farklı sebeplerle yaptırılan çeşmeler bulundukları yer ve amaçlarına göre adlandırılır: Duvar çeşmesi, köşe çeşmesi, meydan çeşmesi, sebillerle birlikte tasarlanan çeşmeler, namazgâh çeşmesi, oda çeşmesi, sütun çeşmeler ve köşk/yalı gibi yapıların içine dekoratif amaçlı inşa edilenler.


İstanbul’un hemen her caddesinde, her köşe başında, her sokağın bitiminde karşımıza çıkan çeşmeler mimari düzenlemeleri, şebekeleri, taş süslemeleri, kitabelerindeki hat yazıları, kalem işi bezemeleri ile dikkat çekerken her yüzyıl kendi içinde biçim ve mimari farklılıklar gösterir. 15-16 ve 17. yüzyıllarda kemer içinde sade bir ayna taşı, kitabe, tekne sekileri ve su haznesinden oluşan yapılar, 18. yüzyılda yerini süslemeleriyle ön planda olan eserlere bırakır. Çeşitli dekoratif kemerlerin içine vazoda çiçekler, tabakta meyveler işlenerek, Barok üslubun izlerini taşıyan cephe tasarımları görülür.

Çeşme yaptırmak ise tamamıyla sosyal konum ve ekonomik güç ile ilintilidir. Bu yüzdendir ki padişahların, sadrazamların, paşaların, ağaların ve maddi durumu iyi olan halktan insanların isimleri mimari faaliyetlerde sıkça geçer. Bununla birlikte Osmanlı’dan kalma eserler arasında ya elinde bulundurduğu kudreti yaptırdığı eserle gösteren ya da hayırseverliği ön planda tutan kadınların bâniye olarak geçtiği çok sayıda çeşme bulunur. Bunlardan bazıları restore edilerek eski ihtişamını korusa da bazıları çeşitli sebeplerden ötürü günümüze ulaşamaz.

Bugüne kadar hakkında müstakil bir çalışma yapılmayan, Osmanlı kadınlarının İstanbul’da yaptırdığı tüm çeşmeleri inceleyerek detaylı bir proje hazırlayan Prof. Dr. Hatice Aynur ile bir araya geldik. 1990 yılından bu yana çalışmasını sürdüren Aynur’un Osmanlı edebiyat tarihi ve kültürü, 14.-20. yüzyıl Osmanlı Türk edebiyatı ve kitabelerle ilgili çok sayıda makalesi ile birlikte 1995 yılında Hakan Karateke’yle yazdığı “III. Ahmed Devri İstanbul Çeşmeleri” adlı kitabı bulunuyor. İstanbul’u karış karış gezerek yapıları fotoğraflarla kayıt altına alan, yapanından yaptıranına, kitabesinden süslemesine konuyu tüm boyutlarıyla irdeleyen Aynur, “Osmanlı’da Kadınların Yaptırdığı Hayratlar: İstanbul Çeşmeleri” projesi sayesinde 'Osmanlı’da kadının görünmez olduğu düşüncesinin' çeşme yaptıran kadınlarla ilgili bilgilerin ortaya çıkmasıyla yıkılacağı görüşünde.

Saraylı Hatunların Eserleri

Prof. Dr. Hatice Aynur, Osmanlı kadınlarının su mimarisine kazandırdığı yapıtlar üzerine hazırladığı projede bâniyeleri üç kategoriye ayırıyor: Saray mensupları, yönetici ve ulemanın eşleri ile halktan olan kadınlar. Üç grubun yaptırdığı yapılar arasındaki farklılığı ise döneminin mimari esintileri ve yaptıranın ekonomik gücü belirliyor.


“Konuyla alakalı az sayıda araştırma yapıldığı için İstanbul’da kadınların yaptırdığı çeşmelere dair kesin bir rakam veremiyoruz. Ancak şu ana kadar 193 çeşmenin tespitini yaptık.” diyen Hatice Aynur, projenin tamamlanması halinde sayının değişebileceğini, kaynak olarak kullandığı Hilmi Tanışık’ın ve Affan Egemen’in aynı adı taşıyan ‘İstanbul Çeşmeleri’ kitaplarında 172 çeşmenin isminin geçtiği bilgisini veriyor.

Hazırlık aşamasında kütüphanelerdeki tarih manzumeleri taranan, kitabe okumaları yapılan, yaptırana dair bilgi ve belgelerin hepsi bir dosyada birleştirilen çalışmanın ilk grubu, iki başlık altında toplanan saraylı kadınlardan oluşuyor. Kategoriye dâhil olan kadınların yaptırdığı toplam 137 çeşme ve sebil bulunurken, II. Beyazıt’ın kızı Hatice Sultan’ın Fatih Çukurbostan’da yaptırdığı cami ve mekteple birlikte inşa ettirdiği küçük çeşme, bir kadının yaptırdığı ilk çeşme sayılıyor.

İlk başlıkta valideler, haseki sultanlar, padişah kızları veya torunlarının ekonomik ve sosyal konumlarını belli etmek için yaptırdığı çeşmeler sıralanıyor. “Özellikle oğlu tahta geçtikten sonra valide sultan olan kadınların dini içerikle birlikte güç ve zenginliklerini gösterme amaçlı çok süslü mimari eserler yaptırdıklarını söyleyen Aynur, en fazla çeşme yaptıran validenin 13 eserle III. Mustafa’nın eşi ve III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan, ikincisinin de 9 çeşme ile Sultan Abdülmecid’in annesi Bezmiâlem Valide Sultan olduğunu belirtiyor.

Saraylı kadınların ikinci grubu da kethüda, hazinedar usta, kalfa gibi saray personeli olarak çalışan hatunlardan oluşuyor. Diğerlerinden farkı ise bu kadınların kazandıkları maaş karşılığında çeşme yaptırmaları. Projede çeşme sahibi 8 hazinedar usta, 7 kalfa, 6 da kethüdadan bazılarının isimleri şöyle: Fesahat Usta, Halife Cilvenaz, Hazinedar Hatice Kadın, Hazinedar Nazperver Usta, Hoşnadi Usta, Şekerpâre Hatun.

Yönetici, Ulema Eşleri ve Kızları ile Halktan Kadınlar

Çalışmada, hanedan mensubu olmayan veya sarayda herhangi bir görevi bulunmayan ancak maddi durumu iyi, çevresinde hürmet gösterilen, paşa, sadrazam, din görevlisi gibi erkeklerin eşleri tarafından yaptırılan 9 çeşme yer alıyor. Yönetici veya ulema sınıfına mensup kişilerin eşlerinin yaptırdığı çeşmelerde genellikle kimin kızı veya eşi olduğu bilgisiyle çeşmenin yapım masraflarının nereden karşılandığına dair birtakım bilgiler yer alıyor. Kuruçeşme’de 1682 tarihli Köprülü Hemşiresi Çeşmesi’nin kitabesinde yaptıranın adı yerine, yalnızca Köprülü’nün kız kardeşi yazarken, III. Ahmed’in Baş Kadını Emetullah Kadın’ın Üsküdar’daki Doğancılar Camii yanında yaptırdığı çeşmenin masraflarını, kendi bütçesinden karşıladığı bilgisi mevcut.

İstanbul’da her iki sınıflamaya da girmeyen halktan, sıradan insanların yaptırdığı 26 çeşme bulunuyor. Yapılmalarındaki öncelikli amaç kendi yaşadıkları mahalledeki su ihtiyacının karşılanması olan eserler, diğerlerine oranla daha mütevazı görünüşleri ile dikkat çekiyor. Sultanahmet’teki Hatice Kadın Çeşmesi ile Zekeriyaköy’deki 1793 tarihli Ayşe Hanım Çeşmesi bu gruba dâhil olan yapılar arasında örnek teşkil ediyor.

Mimari Doku

Osmanlı’da yüzyıllara göre biçim, kullanılan malzeme ve üslup açısından farklılıklar gösteren kadınların yaptırdığı çeşmeler, klasik dönem olarak adlandırılan XV ve 16. yüzyıla kadar şekil itibariyle basit ve sade bir yapıda. Taştan yapılmış, daima akan veya kesilebilen musluklar koyulan, kabartmaların süslediği, çoğunlukla kemerli bir niş içerisinde ayna taşı yer alan çeşmelerde bazen yaptıranın ismi, yapılış tarihi gibi birtakım bilgilerin yazıldığı kitabe bulunur. Yeni bir biçim anlayışının doğduğu 17. yüzyılda ise yapıldıkları yerin önemi haricinde çeşmeleri gösterişli kılan zengin bezemeler kendini gösterir. Saray mensubu kişilerin yaptırdığı eserler mermerden yapılırken, kemerler istiridye kabuğu biçiminde olup, ayna taşlarına işlenen bazı ağaç ve çiçek motifleri göze çarpar.

Yeni yüzyıl, diğer tüm sanatlarda olduğu gibi çeşme mimarisinde de belli başlı değişiklikleri beraberinde getirir. Öncelikle çeşmeye sadece ‘su veren, su ihtiyacını karşılayan’ gözüyle değil, sanatsal bir yapı gözüyle bakılmaya başlanır. Klasik süsleme anlayışı Barok ve Rokoko üsluplarıyla birlikte mimaride görülür. Kıvrımlı kemerler, uzun ve gösterişli kitabeler, gül, çiçek, meyve gibi stilize desenlerin kemer üzerine veya kitabe çevresine işlendiği çeşmeler, altın yaldızlı süsleme mermer cepheleriyle dikkat çeker. Dönemin bir başka özelliği de Batı’nın saray- bahçe-su üçlemesinin yaygınlaştığının gözlemlenmesidir.


19. yüzyıl eserlerinin mimari açıdan klasikten belirgin biçimde ayrılır. Kentsel yapılanmada önemli unsur olan çeşmelerde görkem ve abartılı süslemeler oldukça fazladır. Süslemelerde meşaleler, ok, kılıç, yay, çiçekler, rozetler, yapraklar gibi çeşitli unsurlara yer verilirken; oval çerçeve içindeki tuğralar bir başka ayrıntıdır. Osmanlı’nın klasik baklavalı veya mukarnaslı sütunlarının yerini Neoklasizm'de çok sık kullanılan sütunlarla sınırlanmış çeşme cepheleri alır. Yine aynı dönemde Osmanlı- Fransız yakınlaşmasının sonucunda küre biçimli çeşme tasarımları ile meydan çeşmeleri biçim değiştirerek, daha dar ve yüksek cepheli çeşmeler inşa edilir.

Yüzyılın ikinci yarısından itibaren çeşmelerdeki Osmanlı- Selçuklu mimari üsluba yakın tasarım anlayışı 20. yüzyılda değişerek simgesel önemini yavaş yavaş yitiren birer küçük Osmanlı mimari örneklerine dönüşür. Ancak bu dönemin önemli bir özelliği demir döküm çeşmelerin varlığıdır. II. Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’na getirttiği Hamidiye Su Yolları üzerinde dökme demir ve mermerden yapılan çeşmeler buna örnek teşkil eder. Tek yüzlü, tepeliklerinde Abdülhamid tuğrası olan çeşmeler, İstanbul’un Beyoğlu, Esentepe ve Küçükçekmece ilçelerini süsler.

Osmanlı kadınlarının yaptırdıkları çeşmelerin çizimleri veya mimarı konusunda ise detaylı bir çalışma bulunmazken yapılışı günümüze daha yakın olan çeşmelerden bazılarının bilgileri mevcut. Mimar Sinan’ın Üsküdar’daki eseri Mihrimah Sultan Külliyesi ve Çeşmesi gibi. “Aslına bakacak olursak, Osmanlı tarihi boyunca yapılan eserleri mimari ve süsleme açısından değerlendirdiğimizde kadınlarla erkeklerin yaptırdığı çeşmelerin birbirinden çok da farkı yok. Tek fark yapıldığı dönemin mimari özellikleri ile yaptıranın ekonomik gücü.” diyen Aynur şöyle bir örnek veriyor: “Birer yıl arayla yapılan I. Mahmud dönemi Tophane Meydan Çeşmesi ile Saliha Sultan Sebil ve Çeşmesi arasında görkem bakımından bir fark bulunmaz.”

Kitabeler, Çeşmelerin Kimlikleridir

Kitabelere karşı ayrı bir ilgisi olan Hatice Aynur, Tokyo Yabancı Diller Üniversitesi’nden Osmanlı Tarihçisi Kayako Hayashi, Chicago Üniversitesi’nden Hakan Karateke ile birlikte Tokyo Yabancı Diller Üniversitesi ve Türk Tarih Kurumu’nun destekleriyle “Osmanlı Kitabeleri” adlı dijital bir proje de yürütüyor. Şu ana dek 1756 kitabenin görselleri ile okunuşlarını dijital platforma aktaran ve çalışmalarına ara vermeden devam eden Aynur, amaçları da tüm Osmanlı coğrafyasına ait olan kitabeleri okuyarak ortak bir data oluşturmak şeklinde açıklıyor.

“Sadece kadınların değil yaptırılan tüm yapılar için kitabeler bir nevi kimliktir.” diyen Aynur, “Nazım nadiren de nesir olarak yazılan geneli mermer üzerine Osmanlıca yazılan kitabelerin önemli özelliklerinden biri hat sanatının ilk kez taşa uygulanıyor olmasıdır. Bâniye dua, övgü veya birkaç güzel beytin yanı sıra bazen suyla ilgili bir ayet, bazen de kelime-i tevhidin yer aldığı niş içinde veya kemerin üzerinde bulunan kitabelere harfler kabartma usulü işlenir. Bu levhalardan binayı yaptıran kişi, binanın yapım tarihi, nasıl ve niçin yapıldığı, kitabe şairinin kim olduğu ve dönemin mimari faaliyetlerine dair çok önemli bilgiler edinebiliriz.” diyor.

Aynur, çalışmasına dayanarak ve okuduğu yüzlerce kitabe ile ilgili notlarını şu şekilde anlatıyor: “Kadınların yaptırdığı çeşmelere bakıldığında valide sultan kitabelerinde çoğunlukla din yolunda hayırlı işler yapmaya verdikleri önem, saflık ve temizliklerine vurgu yapılmakta, sultan olan oğullarının adı övgüyle belirtilir. Padişah kızları kitabelerinde ise çoğunlukla babalarının adları, babaları hayatta değilse genellikle kardeşleri olan devrin padişahının adı geçer. Eşlerinin isimleri yazılması ise ender olarak rastlanır. Kitabe yazıları önemli bir hattat elinden çıkmasa bile çok özenle yazılmıştır. Kelime atlaması gibi hatalar çok azdır. Kitabelerin belli bir edebiyat dili vardır: 'Su yerine Farsça 'ab' kullanılır mesela. Sıcak su ab-ı germ, içene ferahlık veren su âb-ı canfeza, su sıkıntısı kıllet-i ma, susamış, susuz anlamında atşan kelimelerine sık rastlarız. Kaynak için ayn-ı ab, ayn-ı dilara, ayn-ı hayat, ayn-ı dilnişin, çeşme içinse cari eylemek, cari olma, cay-ı huşk, cay-ı Hürrem, çeşme-i ab-ı kevser gibi kullanılır. Şiirlerde çeşmenin güzelliğini belirtmek için 'Bir içim su olmak' deyiminin yanı sıra Türkçede su icra eylemek yani çeşme ve sebil gibi hayır işleri bina ettirmek, su gibi aziz olmak, su gibi ezber etmek, su gibi okumak, su gibi cari olmak, suyolu, suyolcusu tabirleri çok fazla yer alır. Su getirmek için dağları delen Ferhat’ın lakabı Kuhken’dir. Hükümdar Şeddad’ın yeryüzünde yaptırdığı cennetin adı İrem ya da bağ-ı İrem olarak kitabelerde geçer.”


Çeşme kitabelerinde Hz. Muhammed (SAV), Hz. Hüseyin (RA), Hz. Hasan (RA) gibi mübarek zatların isimlerinin haricinde yaptıran kişinin ölen çocukları, annesi ve babasının isimlerinin geçmesi de sık karşılaşılan durum. Projede buna örnek olarak III. Murad’ın kızı Ayşe Sultan ölen kocası Kanijeli İbrahim’in, I. Abdülhamid’in eşlerinden Sineperver Valide Sultan ölen oğlunun, Zehra Hanım babası Muhtar Efendi ve kardeşi Celal Bey’in ruhuna yaptırılan çeşmelerden söz ediliyor.

Çeşmeleri meydana getiren önemli unsurlardan biri olan kitabeler konusunda banilerle bâniyeler arasında bir fark bulunmazken, kadınlarda kategorilerine göre farklılıklar yer alıyor. Saraylı bâniyenin kitabesi dönemin ünlü şair ve hattatı tarafından yazılırken, halktan birinin yaptırdığı çeşmenin kitabe ise pek tanınmamış biri tarafından yazılıyor.

Osmanlı’da Kadınların Yaptırdığı Çeşmelerden Bazı Örnekler

Şah Sultan Çeşmesi: II. Selim’in küçük kızı Şah Sultan’ın günümüze ulaşan ve bir kadın tarafından yaptırıldığı saptanan ilk çeşmedir. Çeşme, aynı gece vefat eden ikinci eşi Zal Mahmud Paşa ile birlikte yaptırdığı fakat paşanın ismiyle anılan Eyüp’teki Zal Mahmud Paşa Külliyesi'nin avlu kapısının bitişiğindedir. Mimar Sinan’ın eseri olan külliyenin yapım tarihine dair net bir bilgi olmamakla birlikte klasik tarzda inşa edilen çeşmenin her iki duvarında birer tas yuvası bulunur. Yapı kesme taştan ve dikdörtgen çerçeve içinde inşa edilmiştir.

Mihrimah Sultan Çeşmesi: Saray kadınların yaptırdığı çeşmeler arasında ikincisi Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın kızları olan Mihrimah Sultan’ın yaptırdığı Edirnekapı’da kendi adını taşıyan çeşmedir. Mimar Sinan’ın eseri Mihrimah Sultan Cami yakınında bulunan çeşmenin tam yapılış tarihi belli değildir ancak şu an üzerinde bulunan kitabeden çeşmenin doğal afetlerden etkilendiği ve 1729-1730 arasında Cağalzade İbrahim Bey tarafından yeniden yaptırıldığı anlaşılır. Ayrıca sultanın Arafat Dağı’ndan Mekke’ye döşettiği suyolu da bulunur.

Saliha Sultan Çeşmesi: I. Mahmud’un annesi olan sultan, üç çeşme ile Alaca Minare Mescidi’ni yeniden yaptırır. 1732-1733’te Azapkapı Çeşme Meydanı’nda yaptırdığı kendi adına taşıyan çeşme ve sebilin ilginç bir de hikâyesi vardır: IV. Mehmed’in eşi Gülnuş Valide Sultan şehirde gezinti yaparken Saliha Sultan Sebil ve Çeşmesi’nin bulunduğu yerde olan küçük bir çeşmenin başında testisi kırıldığı için ağlayan bir kız çocuğu görür. Sultan kıza para vermek ister ancak küçük kız testisinin kırıldığına değil, su götürmeyi beceremediği için ağladığını söyler. Kızın cevabından etkilenen valide sultan kızı saraya alır, yetiştirir ve oğlu II. Mustafa ile evlendirir. Saliha Sultan, hamileliği sırasında başında ağladığı küçük çeşmenin yerine görkemli bir çeşme yaptırmayı arzu eder.

Beş köşeli, mermerden yapılmış çeşme ve sebilden oluşan çeşmenin Tersane Caddesi’ne bakan iki yüzüne birer çeşme, iki cephenin birleştiği yerde de yarım daire şeklinde oturtulan sebil bulunur. Doğu ve Batı’nın süsleme örneklerinin bir arada bulunduğu yapıda hemen hemen boş yer yok gibidir. Bezemelerde vazo içinde çiçekler, tabaklar içinde meyveler vardır.

Uzun bir çeşme kitabesi olan çeşmenin şiiri dönemin tanınmış şairlerinden Seyyid Vehbi’ye hat yazısı ise Eğrikapılı Mehmed Rasih Efendi’ye aittir. Beyoğlu’nda Sokullu Mehmed Paşa Cami arkasında, Şişhane yokuşunun alt tarafında yol kenarında bulunan çeşme için Aynur, “Saliha Sultan Çeşmesi kadar görkemlisi yoktur. Muhteşem bir yapıdır.” yorumunda bulunuyor.

Kethüda Canfeda Kadın ve Hazinedar Şevkinihal Usta Çeşmesi: Mesleki silsilenin devam ettiğine dair bir örnek olan çeşmeyi ilk yaptıran Canfeda Hatun’dur. Sonraki yıllarda tamirini üstlenen ise Şevkinihal Usta’dır. Çeşmenin yapılış tarihi üzerine net bilgi yoktur. Kaynaklarda III. Murad döneminde harem kethüdası ve Nurbanu Valide Sultan’ın cariyesi olan Canfeda Hatun'un ismine rastlanır. Çeşmenin kitabesinde ismi geçen hazinedar ise I. Abdülmecid döneminde sarayda görevlidir. 1848’de onarılan çeşme Gedikpaşa Sokağı’nda, Gedikpaşa Camii’nin karşısındadır. Çeşmenin tekkesi, ayna taşı ve cephesi kabartma şekillerle süslüdür.

İki yanda dikdörtgen sütunların yükseldiği çeşmenin üst kısmına güneş motifli rozet içinde Sultan Abdülmecid’in tuğrası bulunur. Tuğranın hemen altına ise yedi satırlık kitabe olan yer alan çeşmenin basık kemerli nişin içindeki ayna taşı hayat ağacı motifi ile bezeli.

Dördüncü Kadın Çeşmesi: Sirkeci’de Hoca Paşa Camii yanında bulunan çeşmeyi yapanın kim olduğu bilinmemekle beraber padişah eşlerinden biri olduğu tahmin edilir. Cephesi baştanbaşa mermer levhalarla kaplı, Rokoko tarzındaki oymalı ayna taşı ve kitabe bulunan çeşmede, yuvarlak bir kemer içinde II. Mahmud’un tuğrası bulunur. Kitabesinde on dört mısralık dize bulunan eser bakımlı ve suyu akan ender çeşmelerden biridir.

Hatice Kadın Çeşmesi: Kitabeden Mektubi Emin Efendi’nin annesinin çeşmeyi oğlunun hayrına yaptırdığı anlaşılır. Sultanahmet’in Üçler Mahallesi Peykhane Sokağı köşesinde bulunan 1779 tarihli çeşmenin yapımında, kesme taş kullanılmış, üç cepheli bir mimariye sahiptir. Yek yüzlü çeşmenin orta cephesinde sekiz satırlık kitabesi ile haznesi bulunur.

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 1503 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK