Kukla

Kukla Sanatının Sihirli Elleri: Çağrı Yılmaz

  • #


Yazı: Yiğithan BAYRAM

Çağrı Yılmaz, üniversite yıllarında hobi olarak başladığı tiyatronun zamanla hayatının vazgeçilmez bir parçası olduğunun farkına varır ve tiyatronun farklı bir dalı olan kukla tiyatrosuna merak salar. Bunun üzerine Prag’ın Kidnappa kukla okulunda kukla yapım ve onarım teknikleri üzerine 2 yıl eğitim alır ve döndüğünde Ahşap Çerçeve Kukla Atölyesi’ni kurar. Yılmaz, “Eğer kukla tiyatrosu yapmak istiyorsanız kuklalarınızı kendiniz yapacağınız bir atölyeniz de olması gerekir.” diyor. Genç kuşak kukla tasarımcısı ve Ahşap Kukla Tiyatrosu kurucularından Çağrı Yılmaz ile Beyoğlu’nun Çukurluçeşme sokağında, duvarlarını binbir surat kuklalarıyla süslediği şirin atölyesinde buluşarak, tasarımcılık ve kukla tiyatrosu üzerine sohbet ettik.

İpli, el, sopalı, parmak ve daha pek çok çeşidi. Ahşaptan, tahtadan, bezden, alçı, plastik veya bir mukavvadan ya­pılmış olabilir. Hepsine hayattan ayrı bir rol biçilir, ayrı bir görev verilir. Onlar genellikle güldüren bazen de güldürürken düşündüren oyunlar ile karşımıza çıkar. Sadece oyna­tıcısının elinde can bulur, hareket edip, dile gelir. Kabile yaşamı ile ortaya çıkıp sonraki süreçte ku­rulan uygarlıkların bir parçası haline gelen, ülkemizde de yüzyıllardır var olan geleneği­miz kuklacılık ve kukla tiyatro­sundan söz ediyoruz. Türkçe’ de ‘bebek’ olarak karşılık bulan, geleneksel Türk tiyatrosunun bir kolu olan kukla sanatı, tarih olarak çok eskilere dayanmasına rağmen gü­nümüzde değişen yaşam şartları ve tek­nolojik gelişmelere yenilmek üzere olan sanatlarımız arasında yer alıyor.

Anadolu topraklarına Orta Asya’dan yapılan göçlerle birlikte geldiği bilinen kukla sanatı, 14. yüzyıldan bu yana eğlence, düğün ve panayırlarda günlük yaşam ve edebi hikâyelerin anlatıldığı oyunlar ile halk tarafından sevilerek izlenen bir sanat dalı haline dönüş­müş. Bugünkü anlamıyla kuklacılık teriminin kullanılmaya başlanması 17. yüzyıla dek sürmüş olsa da eski metinlerde kol korçak, kabarçuk, çadır-hayal gibi çeşitli adlarda anılmış. Osmanlı Devleti zamanında şenliklerde kukla gösterilerine ayrı bir önem verilmiş, şenliklerin vazgeçilmez unsurlarından biri haline dönüşmüş. Sokaklarda, meydanlarda, çadırlarda yapılan gösterilerin yanı sıra geçit törenlerinde oynatılan dev kuk­lalar ile ahaliye görsel şölen sunulmuş. Osmanlı tarihinde kuklacılığa ait ilk bilgiler ise büyük festivallerden biri olan 52 gün 52 gece süren 1582 şenliklerinin anlatıldığı Surname-i Hümayun yazılı metninde değinilmiş.


18. yüzyıla kadar usta-çırak ilişkisine dayalı olarak gelişen geleneksel kukla tiyatromuz, batılılaşma hareketleri ile birlikte boyut değiştirmiş, bu tarihten sonra batı tarzı kuk­lacılık yaygınlaşmaya başlamış. Sultan III. Ahmet dönemin­de elçilik göreviyle Paris’e gönderilen Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin yanında olan bir görevli tarafından ilk Batı tar­zı kukla İstanbul’a getirilmiş, ilk gösteri de Damat İbrahim Paşa’nın önünde yapılmış. Sonuçta o zamana dek yaygın olan araba kuklaları ve dev kuklaların yerini Batı’da yaygın olan el kuklası, iskemle kuklası ve ipli kuklalar almış.

Bir döneme damgasını vuran ve hem halk hem de saray çevresi tarafından beğeni ile izlenen kukla sanatı, 19. yüz­yıldan itibaren önemini yitirmeye başlamış, hiçbir dönemde Karagöz ve ortaoyunları kadar yaygınlaşamamış. 20. yüzyıl başların­da da git gide azalan gösterilerin sebebini ülkenin siyasi ve ekonomik şartları göz önünde bulundurulduğunda anlama­mak hiç de zor olmasa gerek. Türk kuk­la tiyatrosunun başkahramanı kurnaz ve hazırcevaplığı ile bilinen İbiş ile başlayan kukla sanatı, Cumhuriyet döneminde az sayıda sanatçının emek ve gayretleri ile günümüze ulaşmış.

Kukla denince de akla daha çok çocuklar için kurgulanmış, tah­talar oyularak, yaratıcılıkta sınır tanımayan tasarımcıların oluştur­duğu karakterlerin, sihirli eller yardımıy­la sahne aldığı bir gösteri sanatı geliyor. Hayatımızdan yavaş yavaş çekilmeye başlasa da sopa veya ip yardımıyla hareket ettirilen ve birtakım kişilik özellikleri yüklenen kuklalar gü­nümüzde her insanın kendi yaşantısından bir kesit bulabileceği oyunlar ile karşımıza çıkıyor. Kimi zaman kurgusal hikâyelerle eğlendiren kimi zaman da eğitici yönleriyle dikkat çe­ken kukla tiyatrosunun özüne ve tarihi ge­lişimine bakıldığında da çocuklar kadar yetiş­kinler için sahnelendiğini görüyoruz.

Günümüzde kuklacılık ve kukla tiyatrosu­nu yaşatma çabası içerisinde olan ‘Kuk­layı sadece çocuklar izler’ anlayışını biraz olsun kırmak için yola çıktığını söyleyen ve bu işi yaparken hissettiği tek duyguyu “mutluluk” olarak tabir eden Çağrı Yılmaz ile Ahşap Çerçeve Kukla Atölyesi’nde buluştuk. Aynı ismi ta­şıyan bir kukla tiyatro grubu da olan Yılmaz, oyunlarda kul­landıkları kuklalara atölyesinde hayat veriyor. Genç yaşlarda tanıştığı tiyatro sahnesinden kukla tasarımcılığa merak sa­lıp, eğitim alan, bugün bu işi sürdüren ender sanatçılardan biri olan Çağrı Yılmaz ile Beyoğlu’nun Çukurluçeşme soka­ğındaki atölyesinde kukla tasarımıyla ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

“Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz

Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz

Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;

Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.”


Ömer Hayyam’ın dizelerinde bahset­tiği gibi kukla tasarımcısı Çağrı Yılmaz’ın da atölyesi tabiri caizse sandık sandık kuklalar ile dolu. Etrafa bir göz attı­ğınızda duvarlar, dolaplar farklı boyutlardaki binbir suratı sergiliyor. Yürüdüğünüz koridorda bir masal kahramanı da görebilirsiniz, insan boyutunda kocaman bir kukla da…

Yılmaz’ın kuklacılık geçmişi Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Felsefe bölümünde eğitim alırken hobi olarak ilgilenmesi ile başlar. “Gösteri sanatlarının ayrı bir formu olan kuklacı­lığa merak saldım” diyerek söze başla­yan Yılmaz, o sıralarda başvuruda bulunduğu Prag Kidnappa kukla okuluna kabul edilir ve 1999-2001 yılları arasında kukla yapım ve oynatım tek­nikleri üzerine eğitim alır. Türkiye’ye döndüğünde kukla tasarım işine devam etme kararı alan tasarım­cısı Yılmaz, “Kukla ta­sarımcılığı direkt hedef­lediğim bir alan değildi, biraz hayat beni sürükle­di. Ama iyi ki oldu çünkü ben kuklalarımla mutlu­yum.” diyor.



Hayatınızda Kukla Varsa Üretim Yapmak Zorundasınız”

Yılmaz, 2001 yı­lında Ankara’da Emre Tandoğan ile birlikte Ahşap Çerçeve Kukla Tiyatrosu’nu kurar ve kendi ti­yatrosu için tasarım yapmaya başlar. Aynı zamanda faaliyete geçen atölyesinde de ipli, sopalı kuklalar ile el kuklalarına hayat veren Yılmaz, 2006 yılından bu yana çalışmalarına İstanbul’da devam ediyor. İsteğe bağlı olarak devlet tiyatrolarına, bazı TV programlarına da kukla tasarla­yan Yılmaz, uluslararası pek çok organizasyon ve festivaller­de yer aldıklarını söylüyor.

Kukla tiyatrosu ile ilgilendiği için atölye fikrinin zorunlu ola­rak doğduğunu belirten tasarımcı Yılmaz, kukla yapım sek­törünün ülkemizde çok yaygın olmamakla birlikte bu iş ile uğraşanların da sayılarının oldukça az olduğuna değiniyor. “Tiyatro yapmak istiyorsunuz ancak uygun kuklanız yok ya da oyununuza uymuyor. Maalesef ülkemizde bu sektörde açık var ve tasarım yapan çok az insan bulunuyor. Bu yüz­den de oyunlarımızı belirledikten sonra uygun düşen kukla­ları tasarlıyorum.” diyor.


Kendinizi Sürekli Geliştirmelisiniz

Kukla ustası Yılmaz, eğitimini klasik ipli kukla yapımı üzerine aldığını söylese de sektörün kendilerinden daha fazlasını is­tediğine aktarıyor. Kuklaların temel olarak el kuklası, sopalı, ipli kukla ve gölge tasvirleri şeklinde kendi içlerinde ayrıldıklarını  belirten Yılmaz, "Artık teknikler tek başına kullanılmıyor. Aynı çalışmada hem ipli hem de sopalı yöntemi görebilirsi­niz. Kukla tekniğini daha çok oynanan oyunun türüne göre belirlemek zorundasınız.” diye anlatıyor.

Kuklanın hem plastik hem de sahne sanatları yönünün çok yüksek olduğuna değinen sanatkâr, “Tasarım aşamasında en dikkat edilmesi gereken nokta harekettir. Bir kuklanın nasıl bir sahnede, kaç oynatıcı ile sahne alacağı belirlenmeli, tüm oyunun hareket şeması kurgulanmalı. İlk olarak bunlar belirlenirse sonrasında zaten kukla kendi şeklini alıyor.” di­yerek bir kuklanın nasıl tasarlandığını aktarıyor. Yılmaz, her tarz kukla yapımında farklı teknik ve malzeme kullanıldığının altını çiziyor ve ekliyor: “Bir kuklanın ortalama yapım süresi 40 saattir. Siz bu süreyi iki günde de çalışabilir­siniz, beş ayda da.”

Kukla Yapımının Farklı Aşamaları Bulunuyor

50 cm boyunda ipli bir kukla tasarımının teknik çizim, oyma teknikleri ve kontrol paneli yapımını içeren aşamalarının ol­duğuna dikkatleri çeken usta, işe önce hem önden hem de profilden birebir boyutlarda teknik çizimler yaparak başladı­ğını sonra çizimlerini kullanacağı malzemeye (tahta, ahşap, strafor) aktardığını belirtiyor. Tahta bloklara aktarılan çizim­lerin 3 boyutlu kesimleri yapıldıktan sonra işin en zor kısım­larından biri olan oyma sürecine geçildiğini belirten Yılmaz, “Bu işlem tamamlandıktan sonra da boyama, birleştirme, kostüm, aksesuar işlemleri sıralaması geliyor. En son me­kanizma yapım sürecinin tamamlanmasının ardından kuk­lamız sahnede boy gösteriyor.” şeklinde bir kuklanın zorlu yapım aşamasını anlatıyor.


Kuklaların yanı sıra atölyede Venedik karnaval maskeleri ile kâğıttan basılan yüz çalışmalarının da olduğunu söyleyen Yılmaz, Venedik maskelerinin modelaj çalışması, kalıp çı­karma, kâğıt hamuru kaplama, boyama ve süsleme aşama­larından geçerek oluştuğunu belirtiyor. Sanatkâr, kuklalarda kâğıttan yüz kullanmanın avantajını şöyle dile getiriyor: “Yüz, çene gibi oynayan ve estetik açıdan düzgün durması gereken kısımları yaparken kullanılan ağacı oymak ayrı bir uğraş ve meziyettir. Kuklaların sahnede işlevselliğini koruması için bazı tasarımlarda kâğıttan yüzler kullanmamız gerekebiliyor.”

Oynatıcıya Büyük İş Düşüyor

Kukla tasarımı ayrı bir sanat iken kuklayı oynatmakta ayrı bir sanat olduğu kuşkusuz. Yılmaz, tasarımlarını Ahşap Çer­çeve Kukla Tiyatrosu çatısı altında sergiledikleri oyunlarda kullanırken, oynatıcı olarak kendisi de görev alıyor.

“Toplumda geleneksel tiyatro izlemekten hoşlanan bir ke­sim de var. Biz oynatıcı açısından büyük beceri gerektiren Endonezya’ya has gölge oyunu, Çin’in el kuklası tekniklerini izlemeyi seviyoruz.” diyen Yılmaz, kukla tiyatrosunda oynatı­cıya büyük iş düştüğünü söylemeden geçemiyor. Ancak gü­nümüzde kukla tiyatrosunda değişikliklere gidildiğini aktaran Yılmaz, bu konuya ait düşünlerini şu şekilde açıklıyor: “Seyirci artık sahnede sadece kukla görmek istemiyor ve farklı bir bek­lenti içerisine girdi. Bu sebeple de kuklacılık beden ve kukla üzerinden gitmeye başladı. Beden obje olarak kullanıldığında işin içine fiziksel tiyatro da giriyor. Yani oynatıcıda görev alıyor. Bu disiplinler arası işler belki de oyunları daha güzel ve izlene­bilir hale getirmeye başladı.”


“Kendi Atölyemde Dersler Veriyorum”

Hem işin mutfağında hem de bir nevi sahnede olmaktan dolayı kendini çok iyi hissettiğini söyleyen kukla tasarımcısı atölyesinde ayrıca tasarım öğrenmek isteyenlerle de buluşu­yor. Şu anda küçük bir atölyede olmasından dolayı sadece üç öğrenci kabul edebildiğini belirten Yılmaz, haftada bir gün ikişer saat öğrencilerine ders veriyor. Uzun yıllar atölyesinde kendisine eşlik eden öğrencilerinden bazılarının kendi iş yer­lerini açtığını söyleyen Yılmaz, “Buraya ilk gelen hobi olarak başlıyor. Ancak işin içine girdikçe tasarım sürecinin çok başka bir şey olduğunu anlıyorlar ve gerçekten seven dört elle sarı­lıyor. Bu iş ciddi anlamda sabır gerektiriyor.” diye konuşuyor.

Ayrıca yaz aylarında İstanbul dışından çok fazla talep oldu­ğu için bir haftalık hızlandırılmış eğitimler de düzenlediğini belirten sanatkâr, "Ülke olarak 10 yıl öncesine göre çok çok iyi durumdayız. Kukla tiyatrosu, gösteri sanatının bilinirliği arttığı gibi, sahne arkasında emek verenlerde de seyirci sa­yısında da artış söz konusu.” diyor.



Oyunlarımızda Öncelik Klasik Eserlerin

Yılmaz, bugüne kadar pek çok kez seyircinin karşısına çık­tıklarını, sahneledikleri konular arasında ise klasik eserlerden Notre Dame’in Kamburu, Hamlet gibi oyunların yanı sıra söz­süz, kurguya dayalı oyunlara da yer verdiklerinden bahsediyor. Evrensel bir yapısı olduğu için de festivallere genellikle sözsüz tarzda katıldıklarına dikkatleri çeken tasarımcı, bunlara da Araf, Kabare gibi oyunları örnek gösteriyor. Bu yıl yetişkinler için henüz bir oyuna başlamadıkları be­lirten sanatkâr, Ahşap Çerçeve Tiyatro grubunun ço­cuklar için de oyunlar hazırladıklarına değiniyor. Şu anda “Resimli İcatlar Atlası” adlı oyunlarıyla sah­ne aldıklarını belirten kukla tasarımcısı, “Oyunumuz çocuklar için hem eğlendirici hem de eğitici. Konusu da tekerleğin icadından, günü­müzde yaşanan uzay deneyimlerine kadarki yaşadığımız süreç. Tüm bunlar masa kukla­sı, gölge oyunu ve black light formatında çocuklara anlatılıyor.” diye konuşuyor.

“Kabare” İle Ödül Kazandık

Kukla tasarımcısı Yılmaz tiyatro ekibi ile birlikte Prag, Kudüs, Pakistan, Almanya, Sırbistan, Romanya gibi dün­yanın farklı bölgelerindeki festivallere katıldıklarını söylüyor. Çin’in Shanghai şehrin­de düzenlenen “The 2nd Golden Magnolia Shanghai International Puppet Festival & Competition” festivalinde, “Kabare” adlı gösteri ile en iyi performans ödülüne layık görüldüklerini belirten Yılmaz, festivallere katılmanın kendileri açısından olum­lu yanlarının bulunduğunu anlatıyor.
“Bu tür organizasyonlarda başka ülkelerde ne gibi işler yapıldığı­nı görüyoruz. Teknik konula­rın konuşulduğu paylaşım platformu kuruluyor. Bu da bizlere büyük avantaj sağ­lıyor.” diyen Yılmaz, ayrıca ilk olarak Fransa’da kurul­muş olan UNIMA (Millet­ler Arası Kukla Birliği) adlı kuruluşun çatısı altında da diğer kuklacılarla iletişim ku­rabildiklerini belirtirken, fes­tivaller sayesinde de bu iletişim ağını sağlamlaştırdıklarını belirtiyor.

Ülke Olarak Kukla Sanatımız Geri Planda

Anadolu’da köklü bir geçmişe sahip olan kukla tiyatrosu­nun dünyadaki kukla geleneğine göre daha gerilerde ol­duğunu söyleyen sanatkâr, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Polonya gibi ülkelerin bu alanda büyük aşama kaydetmiş olduğunu söylüyor. Bunun da Doğu ile Batı arasındaki fark­tan kaynaklandığına değinen Yılmaz, “Doğu’da eskiden bu yana sanatlar daha çok usta-çırak ilişkisine dayalı bir şekilde yürütülmüş. Batı ise bunu bir adım ileriye taşıyarak akademik çalışmalara döküyor. Pek çok Avrupa ülkesinin üniversitelerinde kukla tiyatroculuğu eğitimleri verilirken, biz de sadece Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sahne Dekor Tasarım bölümünde seçmeli ders olarak okutulu­yor. Ancak o da tam manasında bir kukla eğiti­mi maalesef değil.” şeklinde konuşuyor.

Kukla tasarımcısı ve Ahşap Çerçeve Kukla Tiyatrosu kurucularından Çağrı Yılmaz’ın bu yıl içerisinde hayata geçirmek istediği farklı bir projesi de bulunuyor. Yılmaz, şu günlerde tasarımını yaptığı kuklaların­dan oluşan bir sergi düzenlemek için kollarını sıvamış. ‘Ucubeler’ ismi­ni taşıyan bu sergide 10’ar dakikalık perfor­manslardan oluşan göste­rimler yer alacak. Projeyle ilgili oldukça heyecanlı ol­duğunu gözlemlediğimiz Yılmaz, kukla tiyatrosunun yaygınlaşması için yapılması gereken daha çok işin olduğunu sözlerine ekliyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 1763 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK