Resim

Müsellesten Üçgene Türkiye’nin İlk Grafik Sanatçısı: İhap Hulusi

  • #


Semra ÇELİK

Türk reklamcılığının üstadı ve afiş sanatının Türkiye’deki ilk temsilcisi, genç Türkiye’nin kurumlaşmasına sanatıyla önemli katkılar veren İhap Hulusi Görey’in vefatının 20. yılındayız. Latin harflerine geçildikten sonra yapılan ilk alfabede, Milli Piyango biletlerinde, Kurukahveci Mehmet Efendi Kahveleri’nde ve tanınmış daha pek çok markada onun o efsanevi ‘müselles’, yeni Türkçe ile üçgen imzası vardır. Grafik sanatına adım attığı ilk andan itibaren vefatına dek çok önemli işler çıkarmış olan İhap Hulusi’yi analım, onu genç jenerasyona tanıtalım istedik.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed (SAV), “Cesur olun ve ticaret yapın. Rızkın onda dokuzu ticarettedir.” demiştir ümmetine rızık için yol gösterirken. Peygamberimizin öğüdü bugün de geçer akçedir elbette. Rızık için ticaret yaparken “reklam” günümüzde artık elzemdir. “Propaganda bir malın dilidir. Reklamsız kalmış mal, bir kapalı kutu içerisine hapsedilmiş gibidir. Mevcudiyetinden haberdar olmak için kutuyu açmak lazımdır. Bunu da ancak reklam yapabilir.” sözleri, tanıtımın önemini anlatır niteliktedir. İktisadi Yürüyüş Gazetesi için 1939 yılında kaleme alınmış bir yazıdan alıntı olan bu cümleler, afiş sanatının duayeni İhap Hulusi Görey’e ait.


Bir yıl sonra yine aynı mecmuaya yazdığı bir başka yazısında da, reklamın önemini şu sözlerle vurgulamış Görey; “Reklam, çok geniş ve çok güç bir iştir. Bunun ehemmiyetini kavramış olan memleketler, bu iş için mütehassıslar yetiştirmişlerdir. Reklam mütehassısı bizzat kendisi bu işin vasıtası değildir. … O, reklamın dimağıdır. Reklam tarzının yolunu çizer, kendisi reklamı yapmaya girişmez.”

İhap Hulusi Görey’in önemini vurguladığı reklamcılık, endüstri olarak Türkiye’de 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ülkenin siyasal, toplumsal ve ekonomik grafiğine paralel bir gidişat izledi. Televizyon, film, müzik, medya, sosyal medya, fotoğrafçılık gibi yaratıcılık isteyen pek çok sektörü harekete geçirebilen reklamcılık endüstrisi denilince akla ilk gelen şeydir afiş. İhap Hulusi Görey de, Türkiye’ye girişi gerçek anlamda Cumhuriyet’in ilk yıllarına rastlayan afiş sanatı denilince ise akla ilk gelen isim.

Grafik sanatına adım attığı ilk andan itibaren vefatına dek çok önemli işler çıkarmış olan, bugün hepimizin çok iyi bildiği pek çok markanın simgesinin mimarı olan Görey’in vefatının bu yıl 20. yıldönümü. Bu vesileyle hem büyük ustayı yad edelim, hem de genç jenerasyon grafik sanatçılarına, bu sanatın duayenini bir kez daha anlatalım, tanıtalım istedik.

Avrupa’da Afiş Tahsili

Görey hakkında araştırma yaparken karşımıza ‘Ender Merter’ adı çıktı sıklıkla. Biraz araştırınca, İhap Hulusi Görey’le ilgili konuşmak için doğru isim olduğuna karar verdik ve Merter’i, eş başkanı olduğu İlancılık Reklam Ajansı’nda ziyaret ettik. Merter’i dinlerken, “Vefa, onun için semt adı olmanın ötesindeymiş” diye düşünmeden edemiyoruz. Zira sanatına hayranlık duyduğu ve kendisiyle yalnızca kısa bir tanışıklıkları bulunan Görey’e vefa adına, onu yeni nesle, gelecek nesillere anlatmak için epey çaba sarf etmiş. “Grafik ve resim eğitimi görenlerin bu büyük ustayı tanımamalarını, çalışmalarını bilmemelerini düşünemiyorum.” diyor.

Ender Merter, Görey’i ve çalışmalarını anlatan kitaplar hazırlamış, biriktirmek için yıllarını, emeğini verdiği koleksiyonunu Marmara Üniversitesi Cumhuriyet Müzesi’ne bağışlamış. İhap Hulusi’nin değerli koleksiyonuna ulaşmak, ona göre reklam sektöründeki 25 yılı aşkın çalışma hayatındaki en anlamlı başarı. Merter ayrıca, İhap Hulusi Görey’in 115. doğum yıldönümü anısına bir belgesel film hazırlanmasına da öncülük etmiş.

Usta hakkında anlatacak çok şey var. Biz evvela Görey’in yaşamının, afiş sanatına adım atmasından önceki kısmına bir göz atalım. Dedesi bir Osmanlı subayıdır ve subay çıktığında, o dönem Osmanlı toprağı olan Mısır’da görevlendirilir. Kahire o yıllarda, Avrupa şehirleri kadar modern bir şehirdir ve bu sebeple oğlu Ahmet Hulusi’nin, yani İhap Hulusi’nin babasının, bu şehirde tahsil görmesini ister. Ahmet Hulusi Bey, tahsil gördüğü Kahire’de şehrin, hatta ülkenin tanınmış mimarlarından biri olur. İhap Hulusi’nin annesi Çerkez asıllı Vecide Hanım’la da burada evlenir. İhap Hulusi, ailenin ilk evladı olarak, 28 Kasım 1898’e dünyaya gelir. Ardından hemşiresi Nevgece (1908) ve diğer erkek kardeşleri Nihat (1907) ve Yavuz (1912) doğar. İhap Hulusi; ilk, orta ve lise öğrenimini Kahire’de önce İngiliz, sonra da devlet okullarında yapar. Kahire, İngiliz işgaline uğrayınca aile, İstanbul’a döner.


Mimar bir baba ile resimle amatör olarak uğraşan, çok iyi piyano çalan bir annenin evladı olarak İhap Hulusi’nin sanata ilgi duyması kaçınılmazdır. Resim sanatına gönül verir ve yeteneğini geliştirmek için elinden geleni yapar. Resim çalışmalarını toparlar ve posta yoluyla Almanya’daki bir ressama gönderir, o da genç sanatçı adayının çalışmalarını inceleyip yine postayla geri gönderir. Ender Merter’in anlattığına göre, İhap Hulusi, 1920’li yıllarda resim eğitimi almak için Almanya’ya gider. Münih’teki Heimann Schule’a girer ve burada iki yıl eğitim görür. Desen, perspektif, ışık-gölge ve siyah-beyaz resim teknikleri üzerinde çalışmalar yaparak resim tekniğini epey ileriye götürür. Resim onun için sadece hobi değil, ekmeğini de kazanacağı bir meslektir aynı zamanda.

“Hayatımı resim yapmakla kazanmaya kararlı olmam dolayısıyla beri maddeten daha kolay tatmin edecek, resmin ticari şekli olan afiş ve gazete resimlerini yapmayı daha uygun buldum. Bu alanda öğretim yapan Kungsgeverbe Schule’un afiş bölümüne girdim.” der, afişe yönelişini anlatırken İhap Hulusi. Bu okulda çok önemli hocalarla çalışır. O dönem Avrupa’daki Rönesans akımının çok önemli isimlerinden biri olan Ludwig Hohlwein’den çok şey öğrenir. “İlerleyen safhalardaki işlerine baktığınız zaman hocasından çok etkilendiğini görüyorsunuz.” diyen Merter, Görey’in okulda başarılı bir öğrenci olduğu için dikkat çektiğini belirtiyor. Söylediğine göre, okulda hocaları Görey’e, “Senin Batı’ya gitmen lazım.” deyince o da “Ben zaten Batı’dayım” diye karşılık verir. Oysa hocalarının Batı’dan kastı Amerika’dır. Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gitme fikri bir parça aklını çelse de, kabul etmez ve “Ben ülkeme döneceğim ve bu sanatı ülkemde geliştireceğim.” der.

İlk Alfabede Üçgen İmza

İhap Hulusi Görey Türkiye’ye dönüşünde Akbaba Dergisi'nde çizmeye başlar. 1925 yılında Galatasaray Sultanisi’nde Yeni Resim Cemiyeti sanatçılarının katılımıyla düzenlenen bir karma resim sergisine, Almanya’da hazırladığı altı afişle katılır. İhap Hulusi’nin; Şevket Bey, İbrahim Çallı, Halil Paşa’nın eserleriyle birlikte sergilenen eserleri, Türkiye’de görülen ilk afiş çalışmalarıdır. Ender Merter’in belirttiğine göre, kendisi de ressam olan Halife Abdülmecid, İhap Hulusi’nin çalışmalarını çok beğenir, sanatçıyı bizzat tebrik eder.

Abdülmecid’in takdir ve tebriğine mazhar olmuş, Batı’da eğitim görmüş, dört yabancı dil bilen, geniş kültürlü bir sanatçı olan Görey, bir kitle iletişimci olarak, yorgun Osmanlı’dan sonra filizlenen yeni Türkiye’nin halka anlatılması görevini üstlenir. Zira artık gün, küllerinden yeniden doğma, güçlenerek ayağa kalkma günüdür. Bunun için ülkede çok hızlı bir çağdaşlaşma süreci başlamıştır ve her alanda yeni atılımlar yapılmaktadır. Reklamcılık henüz emekleme dönemindedir ve İhap Hulusi’ye büyük iş düşmektedir. Yeni devlet, halkın yerli mallarını kullanmasını ister, bu isteğini de İhap Hulusi’nin tasarladığı afişlerle geniş kitlelere duyurur. O, tasarlayacağı afişlerle, eğitim seviyesi hayli düşük halka, afişini tasarladığı mamulü hakkında en etkili mesajı, en iyi ve en anlaşılır şekilde vermelidir. Harf İnkılâbı da bunu zorunlu kılar. Zira okur-yazar oranı zaten düşük olan halkın karşısında bu kez, yepyeni bir alfabe vardır. Latin alfabesi, İhap Hulusi’nin yaşamında önemli bir yere sahip. Zira 1 Kasım 1928’deki Harf İnkılâbı’nın ardından ülkemizde Latin harfleriyle yazılan ilk alfabenin kapak resminde, onun o çok tanıdık üçgen imzası var.

Ender Merter, ustanın alfabe kapağı hakkında çok ilginç bir anekdotu bizimle paylaşıyor. Söylediğine göre Atatürk’ün emriyle, alfabenin kapağını tasarlama işi İhap Hulusi’ye verilir. Atatürk, alfabenin kapağında kendisinin ve manevi kızı Ülkü’nün resminin kullanılmasını ister. O vakitler, kitle iletişim araçları bugünkü gibi gelişmiş değildir elbette. Üstat, Ülkü’nün yaşadığı Eskişehir’de alır soluğu ve küçük kızın yaşadığı evi soruşturmaya başlar, ancak bu gizemli soruşturma, kolluk kuvvetlerini şüphelendirir. Polisler İhap Hulusi’yi alır ve karakola götürür. Meramını anlatır, ikna edinceye kadar bir-iki gün nezarette tutulur. Sonra konu Atatürk’e kadar gider ve İhap Hulusi sonunda serbest bırakılır. Nezaret sonrası Ülkü’yü bulup resmini yapar ve alfabenin kapağında Atatürk’le birlikte kompoze eder.


Güzel yazının üstâdı Etem Çalışkan, İhap Hulusi Görey anısına hazırlanan belgesel için kendisine mikrofon uzatıldığında, alfabe konusuna değiniyor ve “Günaydın… 78 yıl önce kendisini tanıdığım, bu yıl 115. doğum gününü kutladığımız büyük sanatçı, afiş sanatçısı, grafik sanatçısı İhap Hulusi’ye günaydın. Çünkü 78 yıl önce ilkokula başladığım gün, o da sıramın üzerindeki alfabede bana günaydın demişti.” diyor ve alfabenin kapağındaki resmin güzelliğine vurgu yapıyor. Etem Çalışkan, Ender Merter’in afiş sanatının duayeni için hazırladığı bir kitapta İhap Hulusi’nin çalışma biçimini bakın nasıl anlatıyor… “Her şeyden önce çok disiplinli çalışırdı. İlk aşamada kendisine gelen konuyu tasarlar, kompozisyonunu kurar ve eğer kompozisyonun içinde insan unsuru varsa tiplerin seçimi için titiz bir arayışa girerdi. Bu iş için ailesinden veya yakınlarından yararlanarak, onların fotoğraflarını çekerdi. Daha sonra ise hazırladığı kompozisyona onları en iyi şekilde yerleştirme çalışmasına başlardı. İhap Bey’in anlattığına göre, Almanya’daki hocası Hohlwein de bu sistemle çalışırmış. Sanıyorum Hohlwein, dünya afiş sanatında, fotoğraftan resme geçiş çalışması yapan tek sanatçıymış. İhap Hulusi de en az hocası kadar başarılı eserler vermiştir."

Ünlü Markaların Afişleri Onun Elinden

Grafik sanatının Türkiye’deki ilk temsilcisi İhap Hulusi Görey, Etem Hoca’nın da söylediği gibi, alanında çok başarılı eserler verdi. Ustanın, Türkiye’de aldığı ilk afiş siparişini hatırlatalım. 1926 yılında İnci Diş Macunları için hazırladığı afiş, onun, ülkesindeki ilk afiş çalışmasıdır. Afişte, dişlerini göstere göstere gülen bir zenci ve diş macunu göze çarpar. İhap Hulusi, bu afişten 10 lira kazanır. Bu işten sonra aynı yıl Vog Çorapları için afiş tasarlar.

İhap Hulusi’nin afiş serüveni; Sahibinin Sesi Gramofonları (1927), yeni adı Milli Piyango olan Türk Tayyare Cemiyeti (1927–1977), Piyale Makarnaları, Türkiye İş Bankası, Ziraat Bankası (1930), Garanti Bankası, Emniyet Sandığı, Turing Kulübü, Nüfus Sayım afişleri (1935), Sivas-Erzurum demiryolu tahvilleri (1936), Vakıflar Bankası, Bayer, Kodak, Pirelli, Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları, Kızılay (1940), Yeşilay, Sümerbank, Spor Toto, Ford Otomobilleri, Beykoz Kunduraları, Harrison Çorap Makineleri, Yerli Mallar Pazarı, Burla Biraderler gibi firma ve kurumların ilanlarıyla, afişleriyle devam eder...

İhap Hulusi Görey’i konuştuğumuz Ender Merter, usta için hazırladığı kitapta, onun afiş çalışmaları için, “Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1975’lere kadar Türkiye Cumhuriyeti ekonomisinin resimli romanlarını çizmiştir âdeta.” diyor. Afişlerini yaptığı hemen her firma, bir marka haline gelir. Bugün Eminönü’nde insanı büyüleyen, kokusuna meftun olup gidenlerin eli boş dönemediği Kurukahveci Mehmet Efendi Kahveleri onlardan sadece biri. Markanın bugün hâlâ kullandığı o çok bilinen logosu İhap Hulusi’nin elinden çıkmadır. Merter, İhap Hulusi’nin tasarladığı Milli Piyango biletlerinin ise başlı başına bir medya olduğunu belirtiyor kitapta. “İnsanlara resimli roman keyfi verirdi. İzleyiciyi lacivert gökyüzünün altında parlayan karlı kış gecelerinde bembeyaz, aydınlık yollarda dolaştırır, yeni ve bilmediğiniz yerlere götürür ve bilmediğiniz olaylar yaşatırdı.”

İhap Hulusi Görey, çalıştığı tüm ilan metinlerini de kendisi yazardı. Mesela Sümerbank Yerli Mallar Pazarı’nın ilanlarında, ringde mücadele eden iki boksörün resmini şu cümle tamamlar; “Hafif sıklet bir şampiyon gibi bu da kunduruların en hafifi ve en sağlamıdır.” Sümerbank’ın ürettiği Beykoz Kunduraları için tasarladığı ilanda da, yeni bir çift erkek ayakkabısı üzerinde uçan martılar resmetmiştir. Afişteki mesaj nettir; “Beykoz kunduraları, martı gibidir, içlerine su geçirmez.”

Hayatını afiş sanatına adayan İhap Hulusi, kendisi için bir afişte en önemli öğenin ‘buluş’ olduğunu söyler. Ona göre afiş, seyredenlerin ilgisini çekmeli ve düşündürmelidir. 1980’lerde yaptığı bir söyleşide dönemin eğilimlerini şu sözlerle eleştirir; “Bugünkü afişleri ben beğenmiyorum. Halka hitap etmiyor, ilgi çekmiyor. Söz ile çizgi birleşmiyor. Reklam şirketlerinin imkânları afiş sanatçısının lehine kullanılmıyor. Beni sergiye götürdüler. Güzel resim bunlar, ama afiş değil, resim.” Büyük usta, afiş çalışma biçimini de, “Ana fikir, günlük hayatta ansızın aklıma gelir, sonra resimlerim. Genellikle afişlerimi küçük boyutlarda yaparım. Sonra projeksiyonla büyütür, temize çeker, ondan sonra teslim ederim” sözleriyle özetler.


Cumhurbaşkanına Gönderilmeyen Mektup

Milli Piyango biletlerinin tasarımı, İhap Hulusi Görey’in en uzun soluklu çalışmasıdır belki de. Milli Piyango İdaresi’ne 45 yıl boyunca hizmet eder. Ve ne yazık ki bir gün, kurumdan, yaptığı hizmetlerin takdirle karşılandığını, ancak bundan böyle başka bir ressamla çalışılacağını belirten bir yazı alır. Sözün özü, Milli Piyango İdaresi, artık İhap Hulusi ile çalışmak istemiyordur. Bu, tam bir yıkım olur İhap Hulusi için. Çünkü maddi anlamdaki en büyük güvencesi birden bire elinden alınır. Sanatçının emeklisi olmaz ya, İhap Hulusi Milli Piyango’nun bu kararının ardından kendisini emekli ilan eder ve ara ara yapmaya devam ettiği suluboya işlerine vakfeder tüm vaktini. Suluboya çalışmalarının yanı sıra karakalem desenleri çizer, hat sanatını modernize ettiği başarılı işler çıkarır. Yeri gelmişken Milli Piyango İdaresi’nin sözleşmeyi tek taraflı feshetmesinin ardından maddi zorluklar çeken büyük ustanın, dönemin Cumhurbaşkanına yazdığı mektubu hatırlatalım. Seksenli yaşlarına kadar bilfiil çalışmış olan, hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan İhap Hulusi’nin elleri artık yorgundur ve geçimini sağlamakta zorlanır. Kendisine maaş bağlanması için, Cumhurbaşkanına hitaben şu satırları kaleme alır: “5 sene Almanya’da tahsil gören, 1925 yılında Türkiye’de olmayan grafik sanatını tanıtan bir sanatçınızım. Grafik sanatını ilk Türkiye’ye getiren sanatçı olarak, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu Grafik Sanatlar Bölümü Kurulu tarafından onur belgesi, ayrıca Grafikerler Meslek Kuruluşu onur üyesi unvanını aldım. 50 yıl Milli Piyango İdaresi’nin bütün resimlerini yaptım ama hiçbir hak tanımadan 2 yıl önce ilişkimi kestiler….

85 yaşında olduğumdan sanatımı icra edemiyorum. Hiçbir sosyal güvencem yoktur. Hayatımın son günlerinde yaşamımı idame ettirebilmem için maaş bağlanmasını rica eder görevinizde başarılar dilerim.”

“En derin saygılarıyla” sonlandırdığı bu mektubu, daktilo makinesinde temize çeker İhap Hulusi ancak sanatçı gururu baskın çıkar, mektubu postaya vermeye yanaşmaz. Mektuptan kısa süre sonra da 1986 yılında hayata veda eder usta sanatkâr. İhap Hulusi, bir yerlerden bunu hissetmiş midir bilinmez, ancak Milli Piyango İdaresi, biraz geç de olsa vefa örneği göstererek, vefatının 16. yılında usta sanatçı anısına piyango bileti hazırlatır. İhap Hulusi hayranı reklamcı Ender Merter’in girişimleriyle ayrıca, Ulaştırma Bakanlığı tarafından özel izinle 100 yıl anı pulu bastırılır ve Heykeltıraş Prof. Vedat Somay’a bir İhap Hulusi büstü yaptırılır.

Senelerce grafik sanatından pek bir şey anlamadığı halde yorum yapmaktan ve müdahale etmekten geri durmayan onca müşteri ile uğraştıktan sonra yaşadığı zorlukları şöyle dile getirir İhap Hulusi; “Resimden, bunun kompozisyonundan, renkten anlamayan siparişi verenler olmuştur. Bunlar, gereksiz ve anlamsız müdahalelerle yaptığım resimleri bozmuşlardır. Örneğin boş gördükleri yerlere yazılar sıkıştırarak kompozisyonu bozmuşlar, resimdeki renkleri değiştirmişlerdir. Bu koşullar altında çalışmak zor oluyordu. Sanat, yetenek ve zevkimi, para kazanmak uğruna feda etmek zorunda kalıyordum. Baskıya da gereken önem verilmediği için afişlerdeki renkler bozuk çıkıyordu. Bu bozukluk, en çok piyango biletlerinde görülüyordu. Yaptığım orijinal iş ile basılmış biletin renkler yönünden hiçbir ilgisi kalmıyordu. Fakat bu zorluklara karşın Türkiye’ye ilk renkli afiş resmini getirmiş bir ressam olmam dolayısıyla memnun ve bahtiyarım.”

Cumhuriyet’ten sonra sanayileşen ve Batılılaşma sürecine giren Türkiye’nin birçok devlet kurumu ve kuruluşunun kurumsal çalışmalarını yapmış, birçok önemli logoya o bildik üçgen imzasını atmış olan İhap Hulusi, seksen küsur yıllık yaşamı boyunca zorluk çekse de Türkiye’nin ilk afiş sanatçısı olmaktan bahtiyar olduğunu dile getiriyor bu satırlarla.

Yazımızı sonlandırırken, İhap Hulusi Görey’in adının yaşatılması, bilmeyenlere tanıtılması için kitaplar yazan, senelerce bin bir emekle derlediği İhap Hulusi koleksiyonunu Marmara Üniversitesi Cumhuriyet Müzesi’ne bağışlayan, 115. doğum yıldönümü anısına belgesel hazırlayan İlancılık Reklam Ajansı Eş Başkanı Ender Merter’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 1285 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK