Mimari

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Bir Mimarın Hikâyesi

  • #


Yazı: Mine ÇAHA

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yılları ile Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yaşayan, 19. yüzyıla damgasını vuran önemli isimlerdendir Mimar Ahmet Kemalettin. Yakın mimarlık tarihimizde önemli bir yere sahip olan, eserleriyle bugün yaşamaya devam eden fakat hakkında pek az malumat sahibi olduğumuz mimarı, biraz yakından tanımaya çalıştık.

Milli Edebiyat akımının öncülerinden Mehmet Emin Yurdakul; 1927 tarihli Hayat Dergisi'nde kaleme aldığı yazıda onu şu sözlerle anar: “Ne vakit yüksek mimari eseri tamamlamak istersek ilk defa hatıra o gelirdi, çünkü bıraktığı vakıf hanlar, kudretinin canlı eseriydi. Ne zaman başkasının para hırsıyla yarım bıraktığı eseri tamamlamak istersek, onu çağırırdık. Çünkü tertemiz hayatı en yüksek fazilet abidesiydi. Kimse o abideye en ufak bir leke konduramazdı.”1 Yurdakul’un kaleme aldığı bu sözler, mimarın kendi döneminde saygın ve mimaride otorite sahibi bir kişilik olduğunu destekler nitelikte.

Yurdakul'un kaleme aldığı yazıda bahsi geçen Ahmet Kemalettin'in hikâyesi, 1870 yılında başlar. Orta sınıfa mensup bir ailenin çocuğu olarak İstanbul'un Acıbadem semtinde, ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası bahriye miralaylarından Ali Bey, annesi Sadberk Hanım'dır. İlköğrenimine 1875'te İbrahim Ağa İbtidai Mektebi'nde başlayan Ahmet Kemalettin, babasının 1880 yılında Giritli Ferih Hüseyin Paşa’ya kâtip olarak atanmasıyla, ailesiyle birlikte buraya yerleşir.2 Küçük Kemalettin de ortaöğrenimini 1881'de babasının görevi dolayısıyla gittikleri Girit'te sürdürür. Bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a dönerler ve orta öğrenimini burada bitirir. Bu sırada mühendisliğe ilgi duymaya başlar ve 1887'de 17 yaşındayken Hendese-i Mülkiye Mektebi'ne (İstanbul Teknik Üniversitesi) kaydolur.
19. yüzyıl başlarında gözden düşen ve Türkler arasında ilgi görmeyen mühendislik ve mimarlık gibi teknik meseleler yüzyıl boyunca yalnız yabancılar ile azınlıkların tekelinde kalmışken 1884’te Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin kurulmasıyla durum biraz değişir. Artık Osmanlı’da ileri gelen ailelerin çocukları teknik alanlara da ilgi göstermeye başlar.3 Kemalettin Bey de mühendisliğe yönelen öğrencilerden biri olacaktır. Yüksek eğitimi için 1887 yılında Hendese-i Mülkiye’ye girdiğinde, okul kuruluşunun üçüncü yılındadır. Kemalettin Bey’in buradaki eğitiminde, mühendislik derslerinden ziyade resim ve mimarlık derslerine özen gösterdiği, diplomasını aldıktan sonra da hiçbir zaman mühendislikle uğraşmadığı kaydedilir. 1891 yılında okulu bitirir bitirmez Hendese-i Mülkiye Mektebi’nde Prof. August Jasmund’un asistanlığına atanır. Kemalettin Bey’in bu görevi yürüttüğü dört yıl süresince okul dışında özel bir büro açarak ilk yapıtlarını tasarlamaya başlar.4

Milli Mimarlık Döneminin Öncüsü

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla başlayıp 1930’larda sona eren yaklaşık yirmi yıllık dönem, Milli Mimarlık ya da Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi olarak adlandırılır.5 “Ulusal mimari” kavramının daha sonra çıkarıldığını söyleyen Afife Batur, ulus kelimesinin o yıllarda kullanılmadığının ve sonradan üretildiğinin altını çiziyor. O dönemi mimar Kemalettin’in deyimiyle “milli mimari” olarak adlandırıyor ve şöyle tanımlıyor: “Bu akım, Avrupa’daki Neoklasik akımına benzer. Klasik Osmanlı mimarisinin biçimleriyle yeni örneklerin birlikte kullanıldığı çalışmalardır. Osmanlı klasik döneminin form ve biçimlerini kullanılır ve geçiş döneminin izlerini taşır. Batı mimarisinden de ister istemez etkilenmiştir.” Napolyon’un Fransa yararına yeniden canlandırmayı düşlediği Roma İmparatorluğu’nun 1790’lar Avrupa’sının simgesi haline geline gelen Neoklasizm akımı, dünyayı etkisi altına alırken özellikle bir mimari biçimleme anlayışı olarak Osmanlı başkentinde de 18. yüzyıl sonlarında kendisini göstermeye başlar.6 18. yüzyıl başlarında özellikle Fransa ile başlatılan ilişkiler, İstanbul’daki saray çevrelerinde Fransız kültürünün bir süre için yerleşmesine neden olur. 19. yüzyılda ise Fransız kültürünün yanında İngiliz ve Alman kültürleri de etkisini gösterir.

Kemalettin Bey’in kendi not defterinde belirttiğine göre bu yıllardaki ilk tasarım denemesi, Rumelihisarı’nın tepelerinde eski Berlin büyükelçisi Galip Bey için yaptığı iki köşktür. Bunları İstanbul’un çeşitli yerlerinde tasarladığı köşk ve konutlar izler. Kendisinin de belirlediği gibi bu ilk dönemde mimar genellikle ahşap konutlarla uğraşmıştır. Nişantaşı’nda bugün yıkılmış olan Halil Paşa ve İsmail Paşa konaklarıyla Ortaköy’de koru içinde Sultan Reşat Köşkü de kendi tasarımları arasındadır.


Prof. Dr. Yıldırım Yavuz’un, mimarın hayatını geniş çapta ele alan “İmparatorluktan Cumhuriyete Mimar Kemalettin” isimli kitabında belirttiği üzere, Kemalettin Bey’in 1895’te mimarlık eğitimini ilerletmek amacıyla devlet tarafından Berlin’e gönderilmesi yaşamındaki dönüm noktalarından biri olur. 19. yüzyıl sonlarında dünyanın en büyük başkentlerinden birine dönüşen Berlin’in mimar üzerindeki Alman kültürü etkisini pekiştirir. Kendilerine proje yaptığı yüksek devlet memurlarıyla hocası Jasmund, Almanya’ya gönderilmesinde yardımcı olmuştur.8 Berlin’de “Charlottenburg Technische Hochschule”de iki yıl mimarlık eğitimi gördükten sonra iki buçuk yıl da çeşitli Berlinli mimarların yanında çalışan Kemalettin’in bu arada “Osmanlı Devlet Mimarı” unvanıyla İstanbul için bir genel cezaevi tasarımıyla uğraştığı ve ayrıca kendisinden İstanbul için bir hastane projesi istendiği de biliniyor.9

1900 yılı Nisan ayında yurda döner dönmez Hendese-i Mülkiye’deki görevine yeniden başlayan ve 1901’de Harbiye Nezareti’nde ebniye-i askeriye (askeri binalar) mimarlığına ek görevle atanan Kemalettin Bey, bu arada yurda döndükten kısa bir süre sonra Şehremaneti Meclis Reisi Halil Bey’in kızı Behire Hanım ile evlenir. İlk çocuğu Mehlika 1901’de doğar, bundan dört yıl sonra ise ilk oğlu Sinan dünyaya gelir.10 Bu yıllarda Kemalettin Bey ilk yapıtlarını tasarlayıp hayata geçirir. Yıldırım Yavuz kitabında Kemalettin Bey’in mimari yaklaşımı ile ilgili; kendisinin Osmanlı’nın geçmişteki ihtişamına özlem duyduğunu söyler. Mimara göre Osmanlı mimarisinin görkemini ve zenginliğini göz ardı etmemeli, çıkan yeni formları da buna dâhil etmelidir.11

Kemalettin Bey’in II. Meşrutiyet öncesi dönemde en büyük etkisi kuşkusuz eğitim alanındadır. Prof. Jasmund’un Hendese-i Mülkiye Mektebi’nden ayrılmasından sonra tüm mimarlık derslerini üstlenen ve ayrıca Sanayi-i Nefise Mektebi’nde “Nazariyat-i Mimariye” adlı bir ders vermeye başlar. Böylece Meşrutiyet döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında etkin olan milli mimarlık akımının uygulayıcıları yetişir.

Bu dönemde Evkaf Nezareti’nin başına parti üyelerinden Halil Hamdi Paşa getirilir. Kendisi nezareti yeniden örgütlerken vakıf yapılarının onarımıyla uğraşacak bir müdürlük kurma gereği duyar ve 1 Mayıs 1909’da İnşaat ve Tamirat İdaresi Müdüriyeti sermimarlığına Kemalettin Bey’i getirir.12 Mimarın Evkaf Nezareti’ndeki görevi kentin önemli eşli yapılarının büyük ya da küçük kapsamlı onarımlarıyla başlar. Mimar, II. Meşrutiyet yılları boyunca süren yoğun onarım çalışmalarına Cumhuriyet döneminde de devam eder. Bu çalışmaların arasında Sultanahmet, Fatih, Ayasofya, Yeni Cami gibi büyük külliyelerle daha birçok küçük cami ve mescit vardır.

1910 yılında vakıfların bir dizi yeni yapı planıyla mimar, yoğun bir tasarım sürecine girer. Bu onarım sürecinde evkaf gelirlerini artırmak amaçlanmaktadır. Evkaf Nazırlığı’na atanan Ürgüplü Hayri Efendi, Kemalettin Bey’in önerilerine uygun olarak İnşaat ve Tamirat Heyet-i Fenniyesi kadrolarını genişletir.13 Çeşitli uzmanlık alanlarından alınan teknisyenlerle örgütün büyük bir mimarlık ve inşaat bürosu biçiminde çalışır hale gelir. Kemalettin okulu olarak adlandırabileceğimiz bu büro, ulusal mimarlık anlayışını ülkenin tüm yörelerinde uygulayan bir dizi mimar, mühendis ve yapı ustasının yetişmesine olanak sağlar.


Bir İlk: Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti

II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında mimarın, Evkaf Nezareti ve Mühendis Mektebi’ndeki görevlerinden başka özel girişimlerde de bulunduğu görülür. Bunlardan biri günümüzdeki Mimar ve Mühendis Odaları’nın benzeri bir örgütün kurulması için gösterdiği çabadır.

1908 yılının Eylül ayında hayata geçen Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti, Mimar Kemalettin Bey’in çabalarıyla kurulmuştur. Bu tarihte yirmi üyesi olduğu kayıtlara geçer. Bu dönemdeki eserlerinin arasında Evkaf Nezareti’nin yaptırdığı yedi büyük iş hanı, Bebek, Bakırköy ve Bostancı camileri, Bostancı Ayazma ve Reşadiye okulları bulunuyor. Bunların yanı sıra mimarın çeşitli yapım ve onarım işlerini yürüttüğü ülkenin çeşitli kentleri için okul cami vb. tasarımları gerçekleştirdiği de biliniyor.

Cengizkan’ın kitabında belirttiği üzere II. Meşrutiyet dönenimde vakıflardaki çalışmalarıyla toplum içinde ün kazanan mimarın buradaki işine son verilmesi kendisi için büyük bir darbe olur. Eşiyle olan geçimsizliklerin yoğunlaşması, mali sorunlar ve özellikle İstanbul’un işgali 1919-1923 yılları Kemalettin Bey’in yaşamındaki bunalımlı dönemler olarak gösterilebilir. Bütün bu zorluk ve sıkıntılara rağmen mimar halk arasındaki ününü arttıran en önemli yapıtlardan birini bu dönemde ortaya koyar. 1918 Fatih yangınında evlerini yitiren dar gelirli aileler için tasarladığı Laleli’deki Harikzedegân Katevleri’ni bu yıllarda gerçekleştirir. Afife Batur, bu projenin ülkenin ilk toplu konut projesi olduğunu belirtiyor.

Bir yandan mali zorluklar yaşayan mimarın, bu dönemde ilk eşi Behire Hanım ile ilişkileri iyiden iyiye bozulur. Bakırköy’deki evini terk ederek karısından boşanmak için dava açar.14

Oğlu Sinan, uzun yıllar babaannesi Sadberk Hanım tarafından yetiştirilir. Kendisi gibi oğlunun da mimar olarak yetişmesini isteyen Kemalettin Bey, oğlu Sinan’ı, Sanayi-i Nefise Mektebi’ne yazdırır. Anne-babası da öldükten sonra oğluyla birlikte Acıbadem’deki evinde yalnız kalan Kemalettin Bey’e 1922 yılında Kudüs’ten bir teklif gelir. 1923’te Evkaf Nezareti’ndeki görevine yeniden atansa da, Kudüs’e gitmekten vazgeçmez.

Mescid-i Aksa Restorasyonu

1919’da İngiliz yönetimine geçen Kudüs’te İslam dünyasının en kutsal yapılarından biri sayılan Mescid-i Aksa’nın onarımı için Kudüs Müftüsü Müslüman bir mimarı görevlendirir. Bu mimar Kemalettin Bey’in ta kendisidir. Bu yörelerde yapmış olduğu çalışmalarla Araplar arasında da ün yaptığı için Kemalettin Bey bu görev için en uygun kişi olarak saptanır. Emin Yurdakul bu konuda onun için şu sözleri söyler: “Şark mimarisine ait bir mesele mevzubahis olduğu zaman garp mimari âlemi onu hatırlardı. Mescid-ûl Aksa’nın tamirinde onun rey-i hâkim oldu. O beynelmilel tanınmış bir otoriteydi. Malumatıyla, eserleriyle memleket haricinde de vatanı yükselten bir bayraktı.”15


Kemalettin Bey’in kaleme aldıklarından Kudüs’teki kutsal yapılara karşı büyük bir ilgi duyduğu okunur. Yazının ilk bölümünde mimar Mescid-i Aksa’ya olan hayranlığını şu sözlerle ifade eder: “Ya Rabbi, bu mukaddes yere bahşettiğin güzellik, Müslüman üstatlara ilham ettiğin kudret-i marifet ne büyüktür. Bunun özünü bilmekteki aczimi itiraf etmekle beraber ve anlamak hassasına malik olan dünyada hiçbir canlı yoktur ki bu güzelliğin kudret-i marifetin azamet-i tesiri karşısında şaşkın ve hayran kalmış olmasın."16

Prof. Dr. Yıldırım Yavuz kitabında, Mescid-i Aksa’nın 1922-1927 yılları arasında yapılan onarımı, yapıda önemli değişikliklere yol açmaması, camiyi son durumunda olduğu gibi koruması sebebiyle, tarihçi bilim adamları arasında bugüne kadar çok fark edilmediğini kaydeder. Oysa Yavuz, bu çalışmadan kalan belgeler incelendiğinde, bu onarımın caminin yapısal tarihi içerisinde ilk kez dikkat ve bilinçle gerçekleştirilen, çizimlerle belgelenen bilimsel bir çalışma olduğunu, bunda Kemalettin Bey’in Evkaf Nezareti baş mimarı olarak çeşitli Osmanlı yapılarını onarırken edindiği tecrübelerin katkısının olduğunu belirtir. Bu onarım sırasında Kemalettin Bey ile görüşme olanağı yakalayan ünlü İngiliz mimari tarihçisi Harry Bulkeley Creswell mimardan övgüyle bahseder ve yeteneğine duyduğu hayranlıktan bahseder. 1922-1925 yılları arasında Kudüs’te kalan Mimar Kemalettin, Mescid-i Aksa’nın ilk kez rölövelerini (çizimini) yapar. Rölövelerin en önemlisi 10 Nisan 1924 tarihli caminin onarımına başlandığındaki durumunu gösteren plandır. Kesin bir yargı olmasa da, bu çizimin Mescid-i Aksa’nın tarih içinde çıkarılmış ilk planı olduğu varsayılır. Ardından Kemalettin Bey, tarih içinde geçirdiği istilalar depremler ve yangınlar sonrası yapılan bilinçsiz onarımlar nedeniyle özgün yapısından çok şeyler yitiren mescit için üç ayrı restorasyon projesi hazırlar.

1923 yılında kısa bir süre için İstanbul’a geri döndüğünde yeni bir yuva kurmak için yeni girişimlerde bulunan mimar, yakın arkadaşlarından Çamlıca Kız Lisesi Müdürü Akil Bey aracılığı ile Darül Muallimat’ın ilk mezunlarından ve Çamlıca Kız Lisesi öğretmenlerinden Sabiha Hanım’la tanışır ve kısa sürede evlenir. 1923 Temmuz’unda ise eşi ile birlikte Kudüs’teki işinin başına döner. Bu görevi sırasında, Mescid-i Aksa ve Hz. Ömer Camii’nin onarımında gösterdiği başarı nedeniyle İngiliz Kraliyet Mimarlar Akademisi’ne (Royal Institute of British Architects, RIBA) üye seçilir.

Kemalettin Bey’in Kudüs’te bulunduğu sırada Ankara’da gerçekleşmesi düşünülen bazı yeni yapıların tasarımı Mimar Vedat Bey’e verilir. Sonradan Büyük Millet Meclisi olarak kullanılan Halk Partisi Genel Merkezi 1924’te tamamlanır. Ancak yine de Vedat Bey tarafından yapımına başlanan Ankara Palas Oteli anlaşmazlıklarından ötürü yarım kalır.


Mimarın Kudüs’ten başkente çağrılmasının en önemli sebeplerinden biri de bu otelin tamamlanması isteği olmuştur. Bu nedenle sürmekte olan Mescid-i Aksa onarımını Mimar Nihat ve Hüsnü Bey ile Mühendis Rüştü Bey’e bırakan Kemalettin Bey, 1925’in yaz aylarında İstanbul’a dönmüş aynı yılın 1 Ağustos’unda Ankara’ya gelmiştir.17 Ev tutmak ve buraya yerleşme hazırlıkları yapmak için ailesinden bağımsız geldiği için bu süre zarfında eşine sık sık mektup yazar. Mektuplarda Ankara’da bulunmaktan, tasarlayacağı yeni yapılar için duyduğu heyecandan bahseder. 12 Mart tarihinde bu ailenin mutluluğunu pekiştiren başka bir olay olur; Kemalettin Bey’in çok sevdiği eşi Sabiha Hanım’dan bir çocuğu dünyaya gelir. Bu çocuk; ünlü Türk bestecisi olarak tanıdığımız, uzun yıllar radyoculuk ve müzik eleştirmenliği yapmış isim İlhan Mimaroğlu’dur. (1926-2012)

Kısa süre sonra Kemalettin Bey, Maarif Vekâleti tarafından kurulan Sanayi-i Nefise Encümeni Güzel Sanatlar Kurulu üyeliğine daha sonra da 20 Mayıs 1926 tarihli bir yazı ile aynı encümenin başkanlığına atanır. Aynı yılın Ekim ve Kasım ayları Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın onarımını denetlemek için gider; Aralık’ta yeniden başkente dönerek hemen hemen bir yıldır ayrı olduğu ailesini yanına aldırır. 1927 yılında mimarın en önemli uğraşı Maarif Vekâleti adına tasarladığı Gazi İlk ve Orta Muallim Mektebi olur.

Eşiyle birlikte Haziran ayında kısa bir tatil için İstanbul’a giden Kemalettin Bey, oğlu İlhan’ın hastalanması üzerine ailesini Acıbadem’deki evine bırakarak 21 Haziran’da Ankara’ya yalnız dönmüş, kısa bir süre sonra da vefat etmiştir. 12 Temmuz 1927 günü gece geç saatlere kadar çalışan mimar ertesi gün atölyesine gelmez, iş arkadaşları ise kendisini rahatsız etmek istemez. Öğlene doğru atölyenin bitişiğindeki yatak odasına giren bir görevli Kemalettin Bey’i yerde yatağının önünde bulur. Bir beyin kanaması geçirdiği ancak henüz ölmediği anlaşılan mimarı kurtarmak için gösterilen çabalar sonuç vermez. Kemalettin Bey, 13 Temmuz 1927 günü hayata gözlerini kapatır. Tabutu özel bir vagona konularak İstanbul’a getirilir. 17 Temmuz’da ise Karacaahmet Mezarlığı’na gömülür.

Elli yedi yıllık yaşamında mimarlık tarihinde çok önemli bir yer edinen, mimarlıkta yeni bir dönemin başlamasına öncülük eden Mimar Kemalettin, sayısı yüzlere varan önemli yapıya imza atmış ve çok sayıda tarihi yapıyı restore etmiştir. Öğretilerini takip edenlerle birlikte Osmanlı klasik mimarisini 20. yüzyıla taşıyan Kemalettin Bey’in "Yapıya tarihin içinden bakmazsan, eser olmaz.” sözü, onun yapıtlarındaki özgünlük niteliğini açıklar gibidir.


Mimar Kemaleddin Bey’in Başlıca Yapıtları

Ahmet Cevad Paşa Türbesi, Fatih-İstanbul (1901) / Filibe Gar Binası, Bulgaristan (1908) / Kemer Hatun Camii, Beyoğlu-İstanbul (1911) / İkinci, Üçüncü, Beşinci Vakıf Hanları, İstanbul (1911 yılında tasarlanmış, bitiş tarihleri belli değil) / Bebek Camii, İstanbul (1913) / Edirne Gar Binası (1914) / İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi (1913) / Dördüncü Vakıf Hanı, İstanbul (1926) / Birinci Vakıf Hanı, İstanbul (1918) / Harikzedegan Kat Evleri, Laleli-İstanbul (1922) / Mescid-i Aksa ve Hazreti Ömer Camii restorasyonu (1925) / Mimar Kemaleddin Okulu, Ankara (1925 sonrası) / Ankara Palas (1927) / Ankara İkinci Vakıf Hanı (1927) / Devlet Demir Yolları Genel Müdürlüğü, Ankara (1928) / Ankara Gazi İlk Muallim Mektebi (1930) / Sultan Ahmet, Fatih ve Ayasofya külliyeleri restorasyonu.

DİPNOTLAR 1) Tekeli İlker, İlkin Selim, Mimar Kemalettin’in Yazdıkları, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı Yayınları, Ankara, 1997, sf. 275 2) Yavuz Yıldırım, İmparatorluktan Cumhuriyete Mimar Kemalettin 1970-1927, TMMOB Mimarlar Odası ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Ortak Yayını, Ankara, 2009, sf.21 3) Yavuz Yıldırım, sf.23 4) a.g.e. sf, 25 5) a.g.e. sf, 12 6) Lewis Bernard, Modern Türkiye'nin Doğuşu, Arkadaş Yayıncılık, Ankara, 2008, sf.58 7) Cengizkan Ali, Mimar Kemalettin ve Çağı Mimarlık-Toplumsal Yaşam-Politika, Ankara, 2009, sf. 37 8) Yavuz Yıldırım, sf.23 9) a.g.e. sf. 25 10) a.g.e. sf. 25 11) Yavuz Yıldırım, sf.27 12) a.g.e. 28 13) Yavuz Yıldırım, a.g.e. sf. 31 14) Yavuz, a.g.e. sf.32 15) Tekeli İlker, İlkin Selim sf. 275 16) İlker, İlkin; a.g.e. sf. 275 17) Yavuz Yıldırım, a.g.e. sf. 37-38

KAYNAKLAR 1) Akşin Sina, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Kitabevi, Ankara, 1998 2) Batur Afife, Mimar Kemaleddin Proje Kataloğu, İstanbul Mimarlar Odası Yayınları, Ankara, 2009 3) Batur Afife, Mimar Kemaleddin Yapıları Rehberi, TMMOB Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yayınları, İstanbul, 2008 4) Cengizkan Ali, Mimar Kemalettin ve Çağı Mimarlık-Toplumsal Yaşam-Politika, Ankara, 2009 5) Karpat Kemal, Osmanlı'da Değişim, Modernleşme ve Uluslaşma, İmge Kitabevi, Ankara, 2006 6) Lewis Bernard, Modern Türkiye'nin Doğuşu, Arkadaş Yayıncılık, Ankara, 2008 7) Mardin Şerif, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu, İstanbul, 2015 Sözen Metin, Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1984 8) Tekeli İlker, İlkin Selim, Mimar Kemalettin’in Yazdıkları, Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı Yayınları, Ankara, 1997 9) Yavuz Yıldırım, İmparatorluktan Cumhuriyete Mimar Kemalettin 1970-1927, TMMOB Mimarlar Odası ve Vakıflar Genel Müdürlüğü 10) Ortak Yayını, Ankara, 2009 11) Zürcher Erik J. Modernleşen Türkiye'nin Tarihi, İletişim Yayıncılık, İstanbul, 2008

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 1528 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK