Makale

Desen, Tasarım Derken, Hayatı Kurgulamak...

  • #


Yazı: Prof. İlhan ÖZKEÇECİ*

“Doğuda güneş, mimari hatları debdebeli bir şekilde ortaya çıkarır, bezemeleri ve kabartmaları konuşturur, efrizleri değerlendirir, kümbetlerde akar, kabartmaları ışıl ışıl parlatır. Doğuda; bina beyaz mermerden yapılmış olsa bile asla tek renkli değildir, ışık en sıcak ve şen tonlarıyla onu kucaklar.1 Buna rağmen doğulu mimarlar renkli mermerlerden, çinilerden yaldızlı tunçlardan ve vitraylardan ustalıkla yararlanmıştır.”2

Hayat ve Sanat

Hayatı kurgulamak; onu düzenlemek, ona anlam yükleyerek yaşananları doğru bir temele oturtmaktır. İnsan olarak mutluluk ve huzuru aramak derûni meselelerimizdendir. Huzur ve süruru yakalamak muhakkak ki düz yaşamakla değil, Yaşanan merhalelere kendi dinamiği içinde manalar yüklemekle zuhur ediyor. Teknolojinin sürekli yüksek seviyeleri zorladığı zamanımızda, kendi iç dünyamıza yönelerek, derûnümüzdeki sesleri dinlemek ve duymak, ihtiyacımız.. Telefonlarımızın sürekli hayatımızı kontrol ettiği, -asli ihtiyacımızın ötesinde- maddi kazanç için gösterdiğimiz gayretlerin tahammül sınırlarımızı aştığı bu devrede dün yaptığımızı bugün hatırlayamaz duruma gelmek bir acı gerçek değil midir?

Günümüz sanat dünyası hiç durmadan üretiyor, sergiliyor, topluma yeni hedefler işaret edip, yeni mesajlar sunuyor. Sergiler, paneller, tartışmalar, çalıştaylar hep bu gizemli güç için bir gayret, bir heyecan hedefe ulaşmağa çalışıyor. Bir taraftan geleneksel, diğer taraftan modern, herkes kendi çapında üretmeye, birşeyler meydana getirmeye çalışıyor. Bunlar çok güzel işler.. Genci, yaşlısı, güzeli arayan, hikmetin peşinde koşanlar hep sanatın cazibesiyle değerli vakitlerine kıymet katmak çabasında. Tarihte de böyle olmamış mıdır? Devletler, milletler, toplumlar, boylar hep kendi düşünce çizgisi ve inançları doğrultusunda gayret göstererek hayatı daha anlamlı kılmak adına ömür tüketmemiş midir? Hakikaten bugün müzelerde, koleksiyonlarda -belki zamanın tahribatından dolayı çok az örneği kalmış olmakla beraber- onların ömrünü harcadığı nice eserlerin bakiyeleri durmakta. Ve bizler bu eserlerle karşılaştığımızda anlarız ki; bizden binlerce, yüzlerce yıl önce yaşamış insanlar, hayatlarınınen önemli birikimlerini bu mirasa işlemiş, aktarmışlardır.

Tarihten Bir Örneği Burada Kaydedelim

Gazneli mimarisindeki en dikkate değer yapı, belki de Sultan Mahmud’un Hindistan’da Sûmenad’a yaptığı sefer dönüşünde inşa ettirdiği bir cami idi. Bu ‘Arûs’ül-Felek” olarak tanınmıştı. Göz kamaştıran ihtişamı hakkında el-Utbî bilgi vermekte. Tarihçi, Hindistan’dan getirilen ve aynaların sathından daha düzgün mermerden, yüksek kemerlerden, ilkbaharda bir bahçeyi hatırlatan renklerden, putların heykellerinden elde edilen altınla yapılan yaldızlardan, gül ve menekşe renginde pervazlarla lâcivert taş kakmalı altın bir mihrap bulunan ak mermer eteklikli bir salondan, en az dört bin muhafızın alınabileceği bir maksureden bahseder.3

Günümüzün Gayretleri

Sanat, aşkıyla peşinden koştuğumuz değerler acaba nedir, bizi nerelere taşır? Elinde fırça, kalem iş yapan insanlarımız nasıl bir tüketim dünyasına malzeme yetiştirmeye çalıştığının bilincinde midir? Ve bu noktadan hareketle “Türk sanatı” sürekli tüketilecek bir meta mıdır? Gelenekseli, klâsiği ile her gün bir köşede çıkarılıp, kotarılan işler Türk toplumu olarak bizi, bugünün insanı olarak özümüzü temsil edebiliyor mu? Sanat yöneticilerinin, küratörlerin bir kısım konseptleri arka plana alarak düzenledikleri sergilerin vurucu ve kalıcı temaları nedir? Yöneticilerin birtakım kişisel beğenilerine yönelik üretimler hakikatte kültürümüze hangi katkıları sağlar? Sanatın tarihini, felsefesini, özünü ve gerçek amacını kavramadan yapılacak üretimlerin ne kadar “sanat eseri” olacağı düşünülmelidir.

Gerçekte sanat; endüstriyel bir vakıa olmadığı gibi sanatçı da bir sanayi üreticisi değildir. Taklitçi olmak sanatçı olmayı gerektirmez. Köklü estetik duygular, sanatçının iç dünyasında kendi oluşumunu tamamlayarak sanat eseri vasıtasıyla dünyaya intikal eder. Bu ilk yansımadır. İnsanlar, o eser karşısında o ışıltıyı hisseder. Ve bu hissiyat, topluma üstün değerler olarak rücu eder. Bunun sonucu toplum ilişkilerinde daha sorumlu, anlamlı ve geliştirici etkileşimler zuhur eder. Ancak insanın kendi yaratılış ve öz değerlerine kıymet veren açılımlar, onu düşünce ve davranışlar açısından daha olgun seviyelere taşır. Gerçekte sanat; insan kavramına ihtimam göstererek yeni gelişmelere yol açmakta ve yüce değerleri kendi bünyesinde barındırmaktadır.

Türk sanatı, Doğu sanatıdır. Türk sanatı aynı zamanda İslamın ulvi değerleriyle yoğrulmuş değerler manzumesidir. Zaman zaman bu camiayı batılı sanatkarlar, seyyahlar, kültür adamları kendi kültürleri ile kıyaslamış ve takdir etmekten de kendilerini alamamışlardır. Pretextat Lecomte’nin şu cümleleri anlamlıdır:

“Doğu'nun sanatkârı çalışma sırasında yerle irtibatını keser; hayale dalar ve eli, zikrine sevki tabii ile itaat ederek çizer, yontar, şekil verir veya işler.”

“Doğu ülkelerinde hava daha hafif, daha berrak, daha renklidir, tatlı ve tabii bir sarhoşluk verir; insanlar her şeyi daha parlak, daha şen görür; bu sebeple hayat onlara daha güzel ve mutlu görünür.”

“Batı'da hayat daha çetindir; bu sebepledir ki Avrupalı onu değiştirir. Sonsuzca da değiştirecek ve fakat asıl arzusu olan memnunluğa erişemeyecektir; memnunluk hakkında da zaten belirsiz bir fikre sahiptir, öyle ki ebediyen ve boş yere formülünü arayıp duracaktır.”4

Yapmak İstediklerimiz ve Gerçekleştirdiklerimiz

Bir mimari eserin; cami, saray veya köşkün mimari hususiyetleri ile birlikte haiz olduğu dekorasyon planları da eserin büyüsünü taşır. Keza çeşitli kullanım eşyaları, madeni, ahşap, taş gibi malzemelerle üretilen çeşitli eşyalar, hep bir inanç çizgisinin ana unsurlarını yansıtır ve seslendirir. O bakımdan, sanatın ana çizgileri kavranmadan onun kültür ve estetik dünyasına nüfuz edilemez. Biz de sanat hayatımızda hep niçin, neden, nasıl sorularını sorarak bu kadim kültür dünyasını nasıl kavrayabileceğimizi düşünerek çalıştık. Kırk yıllık sanat hayatımızda, hep sanat eserlerinin oluşumu, kuralları, arka planları üzerine olan çalışmaları ön planda tuttuk ve çalışmalarımız devamlı daha derinlikleri araştırmak, incelemek üzerine gelişti. Ancak sahip bulunduğumuz kültür mirası o derece zengin ki, bütüne ulaşmak ve kavramaksa zaten mümkün değil.

“Desen tasarımı” demek, onu meydana getiren düşüncenin bir nevi analizini yapmak demektir. Tabii, sanatkârın düşünce ve ruh dünyasının kâmilen teşrihi muhaldir. Onu, ancak yaşayan ve hisseden bilir. Meydana gelen tasarımın, seyredeni etki altına alan bir dizi güçlü müessiri de vardır. Yayın dünyasına onuncu kitabımız olarak çıkan “Türk Sanatında Desen ve Kurgu” isimli çalışma, şahsımın sanat alanında kazandığı birikimlerden yeni formül, denklem ve izler taşıyor. İlk eserim olan “Türk Tezhip Sanatı ve Tezyini Motifler” kitabı 1993 yılında neşrolunduğunda sanat camiasında önemli tesirler bırakmıştı. Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tıp Tarihi Enstitüsü yayını olarak5 piyasaya çıktığında çok talep edilmesine rağmen, üniversite yönetiminin aktif olmayan yayın politikaları sebebiyle pek yaygınlaşma imkânı bulamadı.

Çalışmalar devam etti, yıllar sonra tezhip ve motifler konusundaki yeni bir kitabımız (Şule Bilge Özkeçeci ile beraber) 2007 yılında “Türk Sanatında Tezhip” adıyla yayınlandı. Türk sanatının ve tezhibin kısa tarihçesi, motifler ve özellikleri, kompozisyon oluşumu ve kuralları siyah-beyaz ve renkli örnekler eşliğinde sunuldu. Geçen süre zarfında mevcudu tükenen kitabın 2014 yılında Yazıgen Yayınevi tarafından genişletilmiş ikinci baskısı yapıldı. Gerek akademik eğitim kurumları ve gerekse özel kurslarda bu kitap, Türk sanatı eğitimi konusunda sıklıkla başvurulan bir kaynak oldu.

İyi bir tasarım bilgisi, Türk motif ve kompozisyonlarının iyi tanınmasını ve bilinçle etüt edilmesini gerekli kılar. Tezhip kitabını destekleyen ve tamamlayan bir diğer kitap da “Türk Sanatında Kompozisyon” ismiyle 2008 yılında yayınlandı. Klasik desenlerimizin; yazma kitaplar, çini, ahşap, taş-mermer, maden kumaş-halı gibi çeşitli uygulamalarının seçkin örnekleri bu kitapta toplandı. Ayrıca kitaba kısa bir “hat eserleri” kısmı ilâve olundu ki öğrencilerimiz yazı sanatını da öz olarak tanıyabilsin.

“Türk Sanatında Desen ve Kurgu”

2015 yılı sonlarında Yazıgen Yayınevi tarafından yayınlanan “Türk Sanatında Desen ve Kurgu” kitabı, çok daha farklı bir konseptte ele alındı. Seksen civarında motif ve kompozisyon üzerinde yapılan detaylı çalışma ile desenin 1. 2. 3. 4. bazen 5. safhası titiz bir şekilde tespit edildi. Ve bir tasarımın hangi merhalelerden geçerek kurgulandığı ve en sonunda nasıl kemale erdiği, anlamlı grafik çizgiler eşliğinde anlatıldı. Bu kitap, Türk desen arşivine yönelik “Nasıl yapılır?” sorusuna bir cevap olmak üzere hazırlanmış ve pek çok örneği tespit etmiş durumdadır.

Bu kitapta klasik sanatlarımızın dekoratif unsurları üzerine yapılmış iki yönlü bir analiz çalışması mevcut olup, motif ve kurgular hem teknik yönden aşamalı olarak çizimleri ile hem de onları anlamlandıran düşünce dünyası ile ele alındı.

Çalışmada, yer alan seçkin örneklerin her birini özenle çizildi, motifler ve kompozisyon düzenlerinin oluşum aşamaları belirlendi. Kademe kademe gelişen grafik çizimler bu çalışmanın en önemli özelliğidir. Çizimler genel olarak dört aşamadan oluştu. İlk adımda grafik şema olarak ana hatları belirlendi, ikinci adımda yardımcı hatlar, üçüncü adımda motif karakteri geliştirilerek son adımda orijinal motife ulaşıldı.

Kompozisyon düzenlerinde ise; ilk adımda bir bütünün belli oran ve ölçülerde taksimi olan alan bölümü, ikinci adımda bir veya birkaç tekrar ile kurguda ana hatlar üzerinde yer alan farklı motif gurupları oluşturuldu. Üçüncü adımda motiflerin yerleri belirlenip, dördüncü adımda gelişim sürecini tamamlamış kompozisyon orijinaline uygun olarak resmedildi.

Rumi grubu ve bitkisel bezeme kompozisyonları ile iki boyuttan kurtulmuş girift tasarımlarda farklı katmanlar ayrı ayrı mütalaa edildi. Bu çalışmada büyük ölçüde daha çok -bize tarih olarak yakın olan- Osmanlı dönemine ait eserlerden örnekler derledik. Sanat eğitimde en çok ihtiyaç duyulan stilize bitkisel yaprak ve çiçekler, rumiler, bulutlar ve düğüm motiflerini ele alınırken geometrik kurgulara ve natüralist figürlere yer verilmedi.

Kitapta yer alan çizim aşamaları bir kural değil çözümleyici birer denemedir. Bu kurgular, bilinen ve görülenin dışında anlam boyutuna da sahiptir. Mana boyutu olmadan sanat eserleri çok eksik kalır ve onu diri tutan ruhlarından bahsedilmezse, cansız bedenler gibi yok olmaya mahkûm ediliyor. Kitapta, söz konusu tasarımlara hayat veren anlayışa kısa kısa temas edildi. Buna desenlerin tahlili, algılaması estetik ve sanat kavramları, Türk-İslam sanatı ve klasik sanatlar terimleri üzerinde kısa değerlendirmeler eşlik etti.6

Zaman zaman “Biz, millet olarak tarih yapmış ama yazmamışız.” ifadesine rastlarız. Burada, söze şu ilaveyi yapmak pek de isabetsiz olmayacaktır: “Bizler sanatı icra etmiş, gerçekleştirmiş ama maalesef yazmamışız.” Bu görüşten hareketle Türk sanatı eserlerini analitik operasyonlara tabi tutarak arka planı ve aynı zamanda felsefesini araştırmak görevi hepimize düşmektedir. O zaman hariçten gazel okumak kolay olmayacak, anlamsız bir cesaretle kalkışılan işler, verimsiz ve kalıcı olmaktan uzak fantezilere dönüşecektir. Kalite, olgun kişilik ve sağlam karakterde aranmalıdır. Sadece günlük fayda beklentileri, maddi menfaat arzuları da bizi bir yere taşımıyor. Neticede ortaya çıkanlar, belki günü kurtaran ama maalesef yarına bir bile iz bırakmayan “suretâ” işler olarak kalmağa mahkûmdur.

Her mesleğin bir kuralı, edebi, kaidesi olduğu gibi; gerçek sanatın da bir adabı, bir gereği vardır. Daha, hakkıyla bir öğrencilik dahi yapmadan, sanat ocağının ateşi karşısında ter döküp yanmadan, ucuz işlerle yapılan gösterilerin hakiki anlamda sanat çerçevesine girme hakkı bulunmuyor. Asırlar boyu ömür tüketmiş, emek vermiş, can vermiş sanatkârlarımızı saygı, hürmet, minnet ve muhabbetle yâd etmek ve sanatın gerçek ruhuna saygı duymak, bizler için herhalde en büyük vazifelerden olmalıdır..

Ve Yaşananlar..

Sanat, nasıl bir olgu olmalıdır ki, insan yaşantısının bütününde kendisine yer bulmalıdır? Doğumundan, ölümüne, hayatın her noktasını zarif ve kibar çizgilerle teçhiz etmek insanoğlunun vazgeçilmezi olmuştur. Tarihin hemen her döneminde az veya çok, bu çabanın izleri hissedilir. Bugün dünya müzelerini yoğun bir biçimde dolduran pek çok eser bize hem onun ustasını, hem de yapıldığı ortamın duygu âlemini intikal ettirir. En basit bir kullanım eşyasından en mükellef yapımlara kadar kendi ölçeğinde güzellik çabaları görülür.

Zamanımızda ise; her ne sebeple olursa olsun bu tertip, tanzim ve tezyin refleksi bir biçimde yok oldu. Dün, eğitim dünyasında bir şekilde sanatı teneffüs eden, çevresini bezemeye çalışan insan, bugün aynı konularda ellerini, kolunu dahi kıpırdatmaz hale geldi. Sanayi üretiminin el yapımlarını olumsuz etkileyip ortadan kaldırdığı gibi günümüz ortamı da; dünyayı, şehirlerimizi ve evlerimizi düzenlemesi gereken tasarımcılarımızı dahi bu hassasiyetten uzak işlere yöneltti.

Bu hazin hali şu satırlar çok tesirli bir şekilde ifade ediyor: “Artık hiç kimse mahallesinde, yaşadığı şehirde olan bitenle ilgilenmiyor. Zira her şey, insanların ulaşamıyacağı idari makamların gizli kapıları ardında ve teknokratların fildişi kulelerinde kararlaştırılıyor. Artık çocuklar evlerinin bahçelerinde, daha sonra evlerinin önünde, mahallesinin meydanlarında büyümek, dünyayı tanımak ve oynamak imkânından, mahallede ve evde yaşlıların sevgi dolu saygınlığıyla korunmak, yönlendirilmek imkânından mahrum bulunuyor. Artık yaşlılar saadetlerini yapan ailenin bütünlüğü yerine ölümü beklemeye ve yaşlılığa mahkûmdurlar. Anneler, bebeklerini çocuk arabalarını, otomobillerin zehirli gazları içinde gezdiriyorlar.”7

Aynı gayretsizlik, yetersiz eğitimin de getirisi ile genç nesillere intikal etmiş ve toplumun gelecekteki üyeleri hedefsiz, amaçsız ve mutsuz bireyler olmaya aday oldular. Teknoloji üretim malzemeleri belli merkezlerden tasarlanarak bize kabul ettirildi ve kişiler bu konularda hakiki manada bir tercih imkânına sahip olamadı. Reklam dünyası her ne kadar “senin tercihin”, “senin kararın”, “sen bir numarasın”, “sen her şeyin en mükemmeline lâyıksın” gibi içi boş sloganlarla insanı özgür ve sorumsuz gösterse de, aslında insan bu dünyada sınırsız özgür ve sorumsuz da olmadı.

Bütün bu sebeplerle, kural ve kutsal değerler sahibi insanımız da bu kapitalist tüketim dünyasının baskısından uzak kalamadı. Belki, her köşemiz bezeli, her eşyamız süslü olmayacaktır, olmamalıdır da. Ancak bizim mensup olduğumuz inanç dünyamız gereği seküler-kapitalist dünyanın baskı ve nimet(?)lerinden uzakta kalmağa mecbur değil miyiz?

İşte tam da bu sebeple bizlerin; kendi hayat ve kendi kültür dünyasını kendi köklü, soylu değerleriyle kurup, teçhiz etmesi gerekiyor. Bu suretle, her okuduğumuzda, her yazdığımızda bizler kendimizi kutlu geleceğe biraz daha yaklaştırmak ve hazırlamak gereğini duyuyoruz. Bu da zaten istediğimiz merama ve varmak istediğimiz gayeye bizi bir adım daha yakınlaştıracaktır.

Ve yine sorular devam eder..

Sanat, hayatımızın neresinde yer tutmuştur? Cemiyetimiz sanatın gerekliliğinin farkına varmış mıdır? Türk sanatı var mıdır? Varsa kimliği ne evsaftadır? Dünyada sanat gurupları arasında Türk sanatına bir yer ayrılmış mıdır? Geleneksel neyi anlatır? Geçmişi ne kadar tanır ve biliriz?..

* Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanat Bölüm Başkanı.

DİPNOTLAR 1) Pretextat Lecomte, Türkiyede Sanatlar ve Zenaatlar -19.yy. sonu-, tercüman 1001 Temel Eser Yayın no: 59, Baskıya Hazırlayan: Ayda Düz, Baskı Kervan Kitapçılık A.Ş. Ofset Tesisleri, Tarihsiz, s. 12 (XIX. yy. sonlarında bazı sanat eserlerinin dekorasyon ve restorasyonu için İstanbul’a gelen Fransız mozaikçi ve ressamı Pretextat Lecomte, İstanbul’da uzun yıllar yaşamış, burada doğu eserlerini yakından incelemiş ve hayran olmuştur. Ülkesine döndüğünde doğunun sanatını tanıtmak amacıyla 1903 yılında “Art et Metiers en Orient” isimli eserini yayınlamıştır.) 2) Lecomte, a.g.e., s. 12. 3) Alessio Bombacı, “Gazne’deki Kazılara Giriş”, Çev. Doğan Türker, Türk Sanatı Tarihi Araştırma Ve İncelemeleri I, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Türk Sanatı Tarihi Enstitüsü Yayınları: 1, Berksoy Matbaası, İstanbul 1963, s. 542; el-Utbî, Tarih-ül’Yemînî, vol. II, s. 290 vd. 4)Lecomte, a.g.e., s. 15. 5) O dönemde, Enstitü müdürlüğü görevini yürüten değerli bilim ve kültür adamı Prof. Dr. Sn. Ahmet Hulusi KÖKER’e kitabın basımı yönündeki gayretlerinden dolayı müteşekkirim. Kendisi bu vesile ile, düzenlemiş olduğu sempozyumlar vasıtasıyla tarihe mal olmuş birçok Türk bilim adamını gündeme getirerek haklarında önemli kitaplar neşretmeyi başarmıştır. 6) İlhan Özkeçeci, Türk Sanatında Desen ve Kurgu, Yazıgen Yayıncılık, Baskı: Acar Matbaacılık, İstanbul 2015, önsöz’den. 7) Turgut Cansever, İslâm’da Şehir ve Mimâri, Timaş Yayınları, Baskı: Sistem Matbaacılık, İstanbul 2009, s. 135.

KAYNAKÇA 1) Bombacı, Alessio, “Gazne’deki Kazılara Giriş”, Çev. Doğan Türker, Türk Sanatı Tarihi Araştırma Ve İncelemeleri I, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Türk Sanatı Tarihi Enstitüsü Yayınları: 1, Berksoy Matbaası, İstanbul 1963, s. 542; el-Utbî, Tarih-ül’Yemînî, vol. II, s. 290 vd. 2) Cansever, Turgut, İslâm’da Şehir ve Mimâri, Timaş Yayınları, Baskı: Sistem Matbaacılık, İstanbul 2009. 3) Lecomte, Pretextat, Türkiyede Sanatlar ve Zenaatlar -19.yy. sonu-, tercüman 1001 Temel Eser Yayın no: 59, Baskıya Hazırlayan: Ayda Düz, Baskı Kervan Kitapçılık A.Ş. Ofset Tesisleri, Tarihsiz. 4) Özkeçeci, İlhan, Türk Sanatında Desen ve Kurgu, Yazıgen Yayıncılık, Baskı: Acar Matbaacılık, İstanbul 2015.

İSMEK El Sanatları Dergisi 22 İNDİR

Bu yazı 566 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK