Ağaç İşçiliği

Marangoz Padişah: Sultan II. Abdülhamid

  • #


Yazı: Hatice Ürün

Sultan II. Abdülhamid, hayatı hakkında epey bilgi sahibi olunmasına, padişahlığı ve sürgün yıllarına dair birçok kitaplar yazılmasına rağmen, marangozluk yönü çok bilinmeyen bir padişahtır. Oldukça iyi piyano çalan sultan, önemli bir musikişinas olmasına rağmen asıl maharetini sedef kakma, oymacılık ve marangozlukta göstermiştir. Padişah olmayıp marangozluk ve mobilyacılığıyla kalsa kısa zamanda çok zengin olacağı öngörülen Sultan II. Abdülhamid, yüksek nitelik ve yaratıcılık sergileyen bir tasarımcı olarak kabul ediliyor.

Türk ve İslam geleneğinin bir eseri olan, Ahilik ve Fütüvvet geleneklerinin birer gereği olarak Osmanlı şehzadelerine çocukluktan itibaren hem sancakta, hem de Osmanlı sarayında, el sanatları ve güzel sanatlar öğretilmiştir. Gerektiğinde iktiza etmek üzere ‘Altın Bilezik’ sahibi olmaları hanedanın yüzyıllarca uyguladığı bir uygulamadır. Şehzadeler, Topkapı Sarayı Şehzadegan Mektebi’nde yetiştirilirken, saray entrikalarından uzak kalmaları, ileride herhangi bir olay başlarına geldiğinde çalışmak zorunda kaldıklarında kimseye muhtaç olup aç kalmamaları için bir meşgale sahibi olmuşlardır. Bazıları şahsi merakı ve becerileri sayesinde güzel sanatlarla meşgul olmuş, bazıları sporla, bazıları musikiyle usta sayılabilecek derecede ilgilenmiştir.


Sanatkâr Şehzadeler

Dönemin şehzadelerinin mesleki yönden en iyi sanatkârlardan eğitim almasının sebebi Hünkâr babalarının saltanatının güçlü olmasının işareti değil midir? Sanatın saltanata bağlı olmasının en güçlü şahidi şehzadeler ve mesleklerine değinelim şimdi de… Yıldırım Bayezid iyi silah kullanıp, ustaca ata binerdi. Şehzadenin asıl hobisi halk deyimlerini kullanıp, sade bir dille meclislerde ‘halk şiiri’ söylemesiydi. Urgan imalatında usta sayılan ama asıl mahareti ‘Güreşçi Çelebi’ namıyla anılan Çelebi Mehmet, babası gibi ava meraklı olmasına rağmen bir av partisinde attan düşüp belkemiği zedelendi ve felç oldu. ‘Muradi’ imzasını şiirlerinde kullanıp, her hafta şuara meclisi kuran, aynı zamanda musikişinas olan padişah II. Murad’tır. Hz. Peygamber’in müjdesine nail olup, İstanbul’u feth eden Fatih Sultan Mehmed usta bir bahçıvan olup, aynı zamanda şairdi. Şeyh Hamdullah’ın sarayda hoca olmasına vesile olup, Hüsn-i Hat eğitiminden sonra icazet alıp hocası gibi kemankeş olan, aynı zamanda müzehhip ve ilk ‘Sultani Bestekâr’ olan II. Bayezid değil midir? En çok kitap okuyan ve sonraki yıllarda mercek kullanmak zorunda kalan, Farsça divanıyla 300 gazel yazan şair, aynı zamanda kuyumcu ve tek hamlede bir timsahı ikiye bölüp ustaca kılıç kullanan Padişah Yavuz Sultan Selim’dir. Usta bir kuyumcu olan, kundura imal eden, bir savaşta üzerine gelen 3 şovalyeyi aynı anda bir hamlede haklayacak kadar iyi kılıç kullanan, Kanuni Sultan Süleyman, usta bir şair olup Divan edebiyatında yazdığı gazellerle rekor kırmıştır. Hacca gidenlere hediye mukaddes topraklarda kullanılacak asalara hilaller yapan, babası ve dedesi gibi kuyumcu olup maharetini kitap okumada kullanan ve kuyruk kısımlarında değerli taşlarla süslediği kendine has tarzda yaptığı altın hilaller bilinen, kemankeş, şair ve bestekâr ‘Sarı Selim’ lakaplı Sultan II. Selim’dir. Bir kaşık ustası olan Sultan III. Mehmed’in, mercan, inci, zümrüt gibi taşlar kullanıp, Yüzükler Loca’sına üye olmasına sebep olan meşgalesi okçuların başparmağına taktığı fildişi yüzükler yapmasıdır.


Marangoz Padişah Sultan II. Abdülhamid

Sultan II. Abdülhamid, hayatı hakkında epey bilgi sahibi olunmasına, padişahlığı ve sürgün yıllarına dair birçok kitaplar yazılmasına rağmen, marangozluk yönü çok bilinmeyen bir padişahtır. Oldukça iyi piyano çalan sultan, önemli bir musikişinas olmasına rağmen asıl maharetini sedef kakma, oymacılık ve marangozlukta göstermiştir. Sultan II. Abdülhamid'in marangozluğa olan ilgisi ve istidadı babası Sultan Abdülmecid zamanında baş göstermiştir. “Babamın marangozluğa olan merakı babasının zamanında başlamıştır. Çünkü Abdülmecid Han da marangozlukla uğraşmış ve yanında Halil Efendi’den ders almıştır. Büyükbabamın marangoz takımlarında bu Halil Efendi’nin imzası kazılı imiş. Takımlar Yıldız’da babamın atölyesinde idi. Kendisi de bu aletlerle çalışır idi. Avrupa’dan yeni sistem birçok aletler de getirtmişti. Yaptığı birçok sedefli, oymalı eşyalar Yıldız’da idi(1).” Tahta geçtikten bir buçuk sene sonra da bir atölye yaptıran şevketli padişah mesleğe, bir iş için saraya çağrılan Avusturyalı Karl Jansen adlı bir sanatkârın teşvikiyle başlamıştır. “Bu marangoz aletleri içinde, üzeri gayet ince sedef süslemeli bir Japon takımı da vardır, üst kısımlarında: ‘Hino de shyou kai zuu= Güneş Yükselir Bereket Yapar’ anlamına gelen bir yazı vardır(2).”


Yıldız Sarayı’nda Tamirhane-i Hümayun

Şehzadelerin marangozluk öğrenmesi ve Yıldız Sarayı’nın ahşap mobilya ihtiyacını karşılamak üzere hünkârın emri ile kurulmuş olan Tamirhane-i Hümayun, Yıldız Sarayı’nda iç bahçeye paralel uzanan kısmında tek katlı Bağdadi tekniğiyle yapılmıştır. “Büyük Marangozhane”de çoğu ecnebi olmak üzere 60 kadar işçi çalışmakta idi. İleri gelen ustaların ikisi Alman idi. Marangozhane müdürü Mehmet Efendi’ydi. Hünkâr hoşuna giden ahşap oyma işlerini konuklarına hediye etmiş ve 1888 yılında 35 beygir gücünde bir buhar makinesi ve buhar gücüyle çalışan bir de rende alınmıştır. 21 Mayıs 1901 tarihinde yayınlanan Averlek gazetesinde Yıldız Sarayı Marangozhanesi’nde yapılan bir kütüphane ve üzerinde bir ayna bulunan çekmece dolabının saraya hediye edildiği yazılmıştır.

Sultan II. Abdülhamid, Yıldız Sarayı’nda hususi dairesinin hemen yanı başında, geniş bir salonu kendisine iş odası, daha doğrusu marangozhane yaptırmıştır. Sultan kendine özel ilk olarak ‘Japon’ adı verilen bir el testeresi getirtmiştir. El testeresinin İstanbul’da kolayca bulunmasını sağlamak için Almanya’da bu aletten çokça sipariş verip getirtmiştir. Türk tahta işçiliğinin şaheserleri sayılabilecek dolap, masa, sandalye, yazıhane, kütüphane gibi ev eşyaları üzerine fildişinden kakma tekniği kullanarak eşyalar vücuda getirmiştir. Gençlik hatıralarıyla ilgili sultan şunları der: “Gençlerimiz memur, asker veya ulemadan olmayı tasarlıyorlar. Neden, Osmanlı, büyük bir tüccar, mahir bir zanaatkâr veya bir fen adamı olmayı düşünmüyor? Ben de marangozluk sanatı ile meşgul olduğumdan halka iyi bir numune sayılırım. Şimdiye kadar böyle çalışmaya alışılmamış olması pek yazık(3).” Sultan Abdülhamid Han’ın elinden çıkma bu mobilyalardan bir tekinin değeri bugün bile çok yüksektir. Şevketli Abdülhamid’in kendi eliyle yaptığı sandalye, masa, pencere ve dolaplarını teşhir ettiği bir oda sarayda mevcuttur. Marangozhane, tamirhane, bıçkıhane, kilithâne ve dökümhane bugün yıktırılmış, yalnız çini fabrikası muhafaza edilmiştir.


Padişahın Eserlerinden…

Sultan Abdülhamid Han’ın Şazeli tarikatı Şeyhi Muhammed Zafir Efendi için yaptırdığı Ertuğrul Tekke Camii o dönemde inşa edilen, Unkapanı ve Alibeyköy Şazeli tekkeleri içinde en büyüğüdür. Tamamen ahşap olan bu caminin mimarı Raimondo d’Aronco’dur. Mabeyn-i Hümayun müşaviri, Gazi Osman Paşa’yı padişah külliyesinin inşaatına nezaret etmesi için bizzat görevlendirmiştir. Sultan Abdülhamid Han bizzat kendisi yaptırdığı bu külliyeye toplam 821bin 479 kuruş harcamıştır. Sırf tefrişat masrafı için Hazine-i Hassa’dan tekkeye 70 bin 71 kuruş, ayrıca bu mefruşatın tecdid ve tamiri için de 3 bin 334 kuruş ayırmıştır(8). Caminin minaresi taştan olup, duvarları kâgir, çatıları ahşaptır. Sultan 2. Abdülhamid kadınlar mahfelinin kafes kısımlarını bizzat kendisi yapmıştır. Afrika’dan özel olarak getirtilmiş olan gül ağaçları kullanılmış, kürsü de ahşap olup ayarlanabilir. Biri mihrabın tam önünde hünkâr kapısı, diğer kapı ise şeyhin kullandığı kapı olmak üzere camide iki giriş kapısı vardır. Şeyh namazı kıldırıp zikrini yaptıktan sonra geldiği kapıdan ayrılır. Bu camiye has bir özellik de padişah ile şeyh aynı kapıyı kullanmaz, ayrı kapılardan camiye girer ve çıkarlar, kapıları ayrıdır.

Hamidiye Camii, Sultan II. Abdülhamid tarafından Başmimar Sarkis Balyan’a 1884-1886 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Kâgir, tek kubbeli ve tek minareli bir camidir. Kapıdan içeri girildiğinde Cemaat kapısı üzerinde “Besmele-i Şerif” ile “Ayet-i Kerime” yazılıdır. Hünkâr mahfili haremlik ve selamlık kısmındadır. Sultan Abdülhamid’in bizzat yaptığı bu kafesler sedir ağacından yapılmıştır. Abdülfettah Efendi’nin sülüs hattıyla yazdığı levhalar cami yazılarının büyük bir bölümü nü kapsar. Camide aynı zamanda Sultan’ın tuğrasıyla imza attığı kabartma bir hat yazısı mevcuttur. Kapı ile pencere arasında güzel bir yazı ile mihrap işareti yapılmıştır. Validesultan Camii ile Hamidiye Camii’nin kubbe kasnağı büyük bir benzerlik içerir. Kubbenin ön ve arkasında kalan bölüm düz mavi zemin üzerinde altın yaldızla işlenmiştir. Sülüs hattıyla “İhlâs Suresi” yazılı olan kubbenin dört kalın sütun üzerinde 20 penceresi vardır.
İstanbul’un en önemli arşivlerinden birisi Şer’iyye Sicilleri Arşivi' dir. İstanbul Müftülüğü’ne bağlı bir birim olan arşiv, Osmanlı Devleti’nde merkezî arşivler tesis etme düşüncesinden yaklaşık yarım yüzyıl sonra kurulmuştur (1310/1892). Müftülük, Şeyhülislamların görevlerini icra ettiği tarihi Meşihat İstanbul’un tarihi ve en eski semtlerinden olan Süleymaniye’dedir. İstanbul Müftülüğü'nün cümle kapısının girişinde sağ taraftan arşiv binasına girilir. Müftülüğün en önemli bölümünü teşkil etmekle birlikte Türkiye’deki Şer’iyye Sicilleriyle ilgili de tek arşiv olan bu bina aynı zamanda İstanbul Müftülüğü’nün en önemli kısmıdır. 1310/1892 yılında Sultan II. Abdülhamid Han’ın emriyle yapılan bu binanın alt katı mahzen olup merdivenle üst kısma çıkılır. Üç büyük salonu olan arşiv binası içindeki koridora sıralı şekildedir. Binanın birinci salonunda 5, ikinci salonunda 10, üçüncü salonunda da 12 dolap vardır. Şer’iyye Sicil Dolapları; sürme ray üzerinde hareketli, haşarata karşı içi telli, çifte kapaklı ve birbirine geçme ceviz ağacından yapılmış, sabit, orijinal dolaplardır. Bu dolaplar muhtemelen Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yapılmıştır. Padişah II. Abdülhamid Han’ın tuğraları beyaz zemin üzerinde dolapların üst orta kısmında yer alır. Bu dolaplarda tarihi Şer’iyye Sicil Defterleri muhafaza edilmektedir. Dolap üstlerinde talik hattıyla mahkeme isimlerinin kayıtları yazılmıştır. Sıralı yazılan mahkeme isimlerine örnek olarak: 1 İstanbul Kadılığı Mahkemesi, 2 İstanbul Bâb Mahkemesi, 3 Kasımpaşa Mahkemesi, 4 Evkâf-ı Hümâyûn Müfettişliği Mahkemesi, 5 Kısmet-i Askeriyye Mahkemesi gibi 27 mahkeme adı kayıtlıdır. İlber Ortaylı’nın da ifadesiyle “İkinci Abdülhamid padişah olmayıp marangozluk ve mobilyacılığıyla kalsa dahi kısa zamanda çok zengin olurdu. Onun tersimi yani dizaynı kadar yüksek nitelik ve yaratıcılık sergileyeni az bulunur. İstanbul Müftülüğü, Şer’iyye Sicilleri Arşivi’nde sicillerin saklandığı dolaplar onun eseridir ve bu tip özgün tarihi evrakı muhafaza edebilecek böyle yüksek nitelikte bir tersim tasavvur edilemez (4).”

Meşguliyetlerini hiç aksatmadan devam ettiren Abdülhamid, Selanik’e sürgün edildiği günün ertesinde Yıldız Sarayı’ndaki saatçilik ve marangozluk alet ve malzemelerinin ne zaman geleceğini Fethi Bey’e sormuş ve cevabı beklemeden şöyle demişti:“Böyle alışkanlıklar, meşgaleler, zevkler edininiz. Ben bunlara, şehzadeliğim zamanında merak ettim.

Hükümdarlığımda da vakit buldukça değil, vakit ayırarak devam ettim. Bugün benim için yalnızca meşgale değil, teselli de oluyor. Ecdad-ı izamım (büyük dedelerim) içinde hemen hemen hepsinin daha âli ve tatminkâr alışkanlıkları vardı. Çoğu, hüsn-ü hat (güzel yazı), şiir, edebiyat ile meşgul idiler(5)”

Sultan Abdülhamid, Hal Fetvası’ndan sonra Selanik’te Alâtini Köşkü’ne sürgün edildikten belli bir sene sonra İstanbul’a getirtilir. 10 Şubat 1918 yılında vefat eden Sultan, Beylerbeyi Sarayı’nda göz hapsinde kalır.

Sultan Abdülhamid, Beylerbeyi Sarayı’ndaki odasında marangozluk çalışmalarına devam etmiştir. Üsküdar’daki bu sarayda hem Sultan Abdülhamid’in yapımı hem de Tamirhâne-i Hümayun’dan imal mobilyalar mevcuttur. Büyük Marangozhane’de yapılmış bir dolap ve yazıhane sarayın 16 numaralı odasında yer alır. Sarayın harem yemek odasında beyaz altın yaldızlı dolabın camlarında A.H. imzası olup Fransa’da ortaya çıkmış olan Armorie a Deux Corps tarzını yansıtır. Bir tanesi sultan tarafından tasarlanıp yapılan yemek sandalyelerinin üst kısmında kufi yazıyla yazılmış Abdülhamid yazısı vardır. Sandalyeler ceviz üzerine malakit, sedef süslemeli ve maroken kaplıdır. Yemek masasının diğer sandalyelerinin Tamirhane-i Hümayun’da yapılması muhtemeldir.

Emekli bir subay olan Ethem Özaslan 1943 yılında Beyoğlu Tereke Hâkimliği Müzayedesi’nden bir mobilya alır. Mobilyanın üzerindeki işçiliğe hayran kaldığı için kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen eşyasını elden çıkarmayı düşünmez. Müzayededen satın alınan eşya eve gelirken taşınması sırasında çarpmanın da etkisiyle üzerinde çizilmeler meydana gelir ve tamiri için İstanbul’da en iyi marangoz ustalarına götürür. Hiçbir usta tamir işini üzerindeki ince işçiliğin orijinali gibi olamayacağını düşünerek yapmak istemez. O zamanlar 76 yaşlarında olan bir ustayı, tanıdığı biri vesilesiyle bulur ve evinden bin bir rica ile alıp kendi evine getirir ve ihtiyar mobilyayı görünce: “Hey Allah’ım, hey, diye içini çeker. Sonra da şu sözleri söyler: Bey, bunları biz yaptık. Hepsi, Sultan Abdülhamid merhumun Yıldız Sarayı Marangozhanesi’nden çıkmadır. Bu takım yapılırken ben, 15-16 yaşlarında çırak olarak orada bulunuyordum. Başımızda Kayserili Salih Bey adında bir ustabaşı vardı. Zat-ı Şahaneye ait marangozhaneye her gün siyah redingotunu giymiş olarak gelirdi. Bu takım, Alman İmparatoru II. Wilhelm’in o tarihlerde İstanbul’u ziyaretinden sonra marangozhaneye bizzat Padişah tarafından sipariş edilmişti. II. Abdülhamid’in marangozluktaki ustalığını belki işitmişsinizdir. Ben de şahit oldum. Bazı günler kendisi de uğrar ve bu takımın üzerinde çalışırdı. Bunların hepsi 18 parçaydı(9).” Bu konuşmanın arkasından ustanın mobilya üzerindeki küçük tamir işinin bitmesi tam 3 ayını alır. Saraydan çıkan bu oda takımının özelliği, kullanılan motiflerin yanı sıra ayrıca iki kapağı gizli düğmeyle açılabilme özelliğine sahip titiz bir işçilikle yapılmıştır. Takımı oluşturan parçalar arasında kanepe büyüklüğünde bir koltuk, altı iskemle, büyük bir kütüphane, dört sehpa, bir kapağı kapalıyken satranç oynanan tamamen açıldığında tavla oynanabilen bir oyun sehpası, yine gizli bir düğmeyle açılan kristal aynalı bir büfe bulunmaktadır.


Sultan Abdülhamid’e ait eserlerde genel olarak Arapça Ayn ve He harfi, tuğrası ya da A.H harfleri vardır. Bunlar dışında imzası kazınmamış olan padişahın eseri olan mobilyalar da vardır.

Padişahın eşyalarının bir kısmı Yıldız Sarayı başta olmak üzere, diğer saray ve müzelerde, camilerde, hanedan soyundan olan torunlarında, çeşitli koleksiyonerlerde vardır.

Devletli padişah, 1897 yılındaki Osmanlı-Yunan Harbi’nin kazanılmasından dolayı mutlu olmuş, gazilerin hepsinin İstanbul’da önemli hastanelerde tedavilerini sağlayarak, sağlık durumlarının takibi için bir görevliyi her gün hastaneye yollamıştır. Sultan marangozhaneye gittiğinde müdür olan Mehmet Efendi'ye şöyle der: “Hadi bakalım, Mehmet Usta! 150 tane baston ağacı kes..." "Ferman Efendimizin. Lakin bu kadar baston ağacı ne olacak?" "Tahkik ettim, mecruhlarımızın birçoklarının ayaklarından yaralandıklarını öğrendim. Bunlar iyi olsalar da, yürümek için bastona muhtaç kalacaklar. Hastaneden çıkıp memleketlerine giderken, kendilerine birer baston hediye edeceğim(6).”

En iyi marangoz ustalarının bile şeref ve takdirini kazanacak mükemmeliyette abanoz ağacından imal edilen yazıhane ve yazı takımını son Osmanlı sadrazamı olan Tevfik Paşa’ya ait olan dolabın özelliğidir. Bu dolapla ilgili padişahın kızı olan Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid kitabında bizlere şu bilgileri aktarır: “Yalnız yaptığı ve son Osmanlı Sadrazamı Tevfik Paşa’ya hediye ettiği sanatkârane bir dolap şimdi, Tevfik Paşa’nın büyük oğlu, eski yaver ve damatlardan İsmail Hakkı Bey’in kadirşinas ellerindedir. Babam bir de iskemle ile ancak 35 cm. boyunda küçücük, zarif bir çekmeceli dolap yapmıştı. Bunlardan başka yapmış olduğu; büyük bir dolabın üzerinden sökülmüş, sedefle işlenmiş, köy manzarası gösteren dört parçayı İstanbul’dan götürmüş, ikisini merhum hemşirem Refia Sultan (1891–1938)’a hediye göndermiştim. Merhum kardeşim Abdürrahman Efendi (1893–1952), babamın şehzadelik zamanında Maslak’ta iken yapmış olduğu bir yazı takımını oğlum Ömer’e hediye etmişti. Bu da şimdi bizdedir(7).” Sainte Irene Askeri Müzesi’ne padişah kendi yaptığı bir salon takımını hediye etmiştir. Yuvarlak masa, küçük sandalye, kanepe ve koltuklardan oluşan bu salon takımının özelliği her çeşit silahı temsil eden kafes gövdeleridir. Eski Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar Altıkulaç Bey ’in reis muavini olduğu yıllarda kullandığı makam masası, Beşiktaş Yahya Efendi sandukası, Eyüp Sultan Türbesi’nin sedefli kapısı, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nde bulunan konak biçimindeki evrak dolabı, Çankaya Köşkü’nde Cevdet Sunay’ın kullandığı masa, Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nde ahşap bir rahle, sultanın kendi eserleridir. Şişli Etfal Hastanesi için etajer ve ecza dolabı da Saray Marangozhanesi’nde imal edilmiştir. Yıldız Sarayı Hal Fetvası’ndan sonra yağmalandığı için sultanın ve Tamirhane-i Hümayun’dan çıkan eserler de bu olaydan nasibi alır. İstanbul Arkeoloji Müdürlüğü kayıtlarındaki müdür odasındaki eşyalar Yıldız Sarayı’ndan gitmedir. Muhtemelen oradaki eşyalar da saray marangozhanesinde yapılmıştır.

Paris’teki Richeliun Müzayede Evi’nde düzenlenen açık arttırmayla Sultan II. Abdülhamid ve kızı Ayşe Sultan'ın özel eşyaları satıldı. Haneden ailesine ait olan eşyalar tarihi eser meraklısı olan Türk ve Fransız koleksiyonerler tarafından satın alındı. Yaklaşık iki saat kadar süren ve Sultan ile kızına ait özel eşyaların satışa sunulduğu müzayedede, Hünkâr’ın kendi yaptığı çalışma masası oldukça yüksek bir fiyata satılmıştır. Ayşe Osmanoğlu’nun kız torunları Fethiye ve Mediha Osmano ğ lu, müzayedede 17 eserin satışını mahkeme kararıyla engellemiştir. İstanbul’da farklı yıllarda çeşitli müzayede evleri tarafından sultana ait eşyalar satılmıştır.


Dipnotlar

(Konu hakkında gösterdikleri ilgi ve alakadan dolayı Asar-ı Atika’dan Can ÖNEN Bey’e, İstanbul Kültür Okulu projesinden Süleyman Zeki BAÛLAN Bey’e, Milli Saraylar'a ,Beylerbeyi Sarayı Müdürlüğü’ne, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne, İstanbul Müftülüğü Şer’iyye Sicilleri Arşivi’nden Ayhan IŞIK Bey’e, Beşiktaş İlçe Müftülüğü'ne, Yıldız Sarayı Müdür Vekili Buket BAYOÛLU Hanım’a ve Tavan Arası Antik’ten Korkut İLHAN Bey’e teşekkürlerimi sunarım.) 1. Ayşe OSMANOÛLU, Babam Sultan Abdülhamid, Selis Kitapları, 2008 2. Dr. Feryal İREZ, Tamirhane-i Hümayun ya da Abdülhamid’in Marangozluğu, Tarih ve Toplum, sayı:34, Ekim 1986 3. Engin ÖZENDES, Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğrafçılık, Haşet 1995 4. Mustafa ARMAĞAN, Osmanlı’nın Mahrem Tarihi, Timaş Yayınları, 2008 5. Fethi OKYAR, Üç Devirde Bir Adam, İstanbul 1980 6. Ziya Şakir, Sanatkâr Padişahlar, Resimli tarih mecmuası Cilt 4, sayı: 38 7. Ayşe OSMANOĞLU, Babam Sultan Abdülhamid, Selis Kitapları, 2008 8. Süleyman Zeki Bağlan, Ertuğrul Tekke Camii Makalesi 9. Turgut ETİNGÜ, Sultan Abdülhamid Mobilyası, Hayat Tarih Mecmuası, Sayı:3, Nisan 1966

Kaynaklar

1. Ziya ŞAKİR, Sanatkâr Padişahlar, Resimli Tarih Mecmuası, Cilt 4, Sayı 38 2. Tahsin Paşa’nın Yıldız Hatıraları Sultan Abdülhamid, Boğaziçi Yayınları 2007 3. Şadiye OSMANOÛLU, Babam Abdülhamid Saray ve Sürgün Yılları L&M Yayınları, 2007 4. Ayşe OSMANOÛLU, Babam Sultan Abdülhamid, Selis Kitapları, 2008 5. İsmail ÇOLAK, Son İmparator Abdülhamid Han’ın Gizemli Dünyası, Nesil Yayınları 6. Mustafa ARMAÛAN, Osmanlı’nın Mahrem Tarihi, Timaş Yayınları 2008 7. Mustafa ARMAÛAN, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, Ufuk Yayınları 8. Sabahattin TÜRKOĞLU, Marangoz Padişah Sultan II. Abdülhamid, Antik Dekor Dergisi, Sayı: 50 9. İstanbul Müftülüğü Şer’iyye Sicilleri Arşivi 10. Osman Nuri, Yıldız Sarayı Abdülhamid-i Sani ve Devri Saltanat, Yıldız Sarayı Vakfı 1998 11. Süleyman Zeki Bağlan, Ertuğrul Tekke Camii Makalesi 12. Fuad EZGÜ, Yıldız Sarayı Tarihçesi 13. DrauotRichelieu Salles Nos:1 Et 7 Lundi 6 Et Mardi 7 Auril 1998 14. İstanbul Üniversitesi 15. Akşam Gazetesi, 09 04 2005 16. Prof. Dr. Pars TUÛLACI, Osmanlı Mimarlığı’nda Balyan Ailesi’nin Rolü, Yeni Çığır Kitabevi, 1993 17. Dr. Feryal İREZ, Tamirhanei Hümayun ya da Abdülhamid’in Marangozluğu, Tarih ve Toplum, sayı:34, Ekim 1986 18. Turgut ETİNGÜ, Sultan Abdülhamid Mobilyası, Hayat Tarih Mecmuası, Sayı:3, Nisan 1966 19. Mehmet BİCİK, Bilinmeyen Yönleriyle Sultan II. Abdülhamid, Akis Kitap 2008 20. Cemil ÖRNEKLİ, Enderun Mektebi, Sızıntı, Eylül 1990, Sayı:140 21. Bülent BİLGİN, Yıldız Sarayı Vakfı 1998, İstanbul

İSMEK El Sanatları Dergisi 8 İNDİR

Bu yazı 12463 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK