Süsleme Sanatları

Türk-İslam Sanatları’nda Mühr-i Süleyman Motif

  • #


Yazı: Aydın ÇAKIRTAŞ*

“Evrensel bir kültür unsuru olan Mühr-i Süleyman motifi dün olduğu gibi bugün de gizemini korumakta ve tılsımını sanata ve sanatkâra üflemektedir.”

Türklerin İslamiyet’i kabulünden önceki dönemlerinde ortaya koydukları mîmarî yapılarda ve sanatsal uygulamalarda hayvan figürlerinin ve kimi sembollerin kullanıldığı, kimi zaman da bu figürlerin ve sembollerin simetrik biçimde işlendiği bilinmektedir. Örneğin, Hun kültürü kurdu bir simge olarak kabul etmiş, madenî levhâlarda, kemerlerde, kılıç kabzalarında kurt figürlerine yer vermişlerdir. Hakezâ kurt, Türk mitolojisinin ve edebiyatının da önemli bir simgesi olagelmiş ve 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nden de anlaşılacağı üzere, Türklerin sosyal yaşamlarına da yansımıştır. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra ise aynı kültür unsurları devam etmekle birlikte, İslamiyet’in de etkisiyle belirgin hayvansal figürler yerini daha ziyade üslûplaştırılmış bitki figürleri ile hendesî (geometrik) tezyînat (süsleme) unsurlarına bırakmıştır. Bu anlayış Osmanlı’ya kadar süregelmiş ve Osmanlı döneminde hem mimaride, hem de el sanatları ve kitap sanatlarında en müşahhas tezyînî örnekler ortaya konmuştur. Bu tezyînî örnekler nicelik ve nitelik bakımından zenginlik bahşettiği için, ilgimizi çeken ve incelenmeye değer bir tarafı olan hendesî bir motifi; ‘Mühr-i Süleyman’ı ve Türk Sanatı’ndaki yerini bu satırlarda sizlerle paylaşmak istedik.
Mühür, üstünde bir insanın adı kazılı, metalden, değerli ya da yarı değerli taşlardan yapılan küçük damgalardır. Bir zincire takılarak boyunda ya da küçük bir kese içinde cepte taşınır. Yüzük biçiminde olup parmağa takılanlarına ‘hâtem’ denir. Mühür, altına basıldığı yazıya resmi bir içerik kazandırır. Bilinen en eski mühür ise Hz. Süleyman’ın, Mühr-i Süleyman (Süleyman’ın Mührü) üst üste yerleştirilmiş biri ters, biri düz iki eşkenar üçgenden oluşmuş altı köşeli yıldız biçiminde bir işaret taşıyan yüzüğüdür. ‘Hâtem-i Süleyman’ olarak da bilinen Mühr-i Süleyman’ın İngilizce kullanımı, “Seal of David”, “Star of David”, “David’s Shield” ve “Magen David” şeklindedir. İslam dünyasında “Mühr-i Süleyman” olarak bilinirken Yahudi dünyasında “Davud Yıldızı” adıyla anılır. Terimle alakalı en geniş ansiklopedik bilgi ise “Magen David” başlığı ile Encyclopedia Judiaca’da yer almaktadır.

Mühr-i Süleyman motifi, özellikle Yahudiler tarafından bir amblem olarak kullanılmaya başlandıktan sonra dikkat çekmeye başlamıştır. Oysa Mühr-i Süleyman motifi mitolojik zamanlardan ve İslam öncesi doğu kültürlerinden itibaren sıklıkla tekrarlanmıştır. Bu doğu kültürlerinde, madde ile mânâ, iyi ile kötü, güzel ve çirkin, kadın ve erkek gibi tezatlıkları sembolize etmiştir. Yahudi ilâhiyatına göre altıgen mührün üzerindeki yıldızın köşelerinde İbrahim, İshak, Yâkûb, Mûsâ, Hârûn ve Dâvûd peygamberlerin isimleri yazılıdır. Yine aynı inanışa göre Süleyman peygamber bütün yaratıkları bu mühür yüzükle buyruğu altına almıştır.

Eski kültürlerden itibaren mitolojik unsurların revaçta olması, dinî inançlara bağlı kimi astrolojik çıkarımlar o kültür bünyesinde yaşayan toplumları sembollerle ilgilenmeye ve o sembollere bir takım doğaüstü anlamlar izâfe etmelerine sebebiyet vermiştir. Bunlardan en yaygın olanı ise Mühr-i Süleyman’ın şer güçlerden korunmak için bir tılsım özelliği taşımasıdır. Bunun içindir ki Yahudiler arasındaki büyücülük faaliyetleri yaygınlaşmıştır. Mührün ilâhi himayeyi sembolize ettiğine inanan Yahudiler, mührün üzerindeki altıgen yıldızı muskalara, flama ve sancaklara nakşetmişler ve bu şekle kutsiyet atfetmişlerdir.

Türklerin İslamiyet’e girdikleri erken devir Türkistan paralarının yüzeylerinde de köşeli yıldız ve güneş motifleri çoktur. Selçuklu sikkelerinde de yer alan bu köşeli güneş ve yıldız motifi, Mühr-i Süleyman adı ile İlhanlı ve Osmanlı ikonografisine de geçecektir.


İslam kültür ve medeniyetinde Hz. Süleyman aleyhisselâm ve sahip olduğu mucizeler, Kur’an ve hadislerle sabit olduğu için Mühr-i Süleyman motifinin Türk-İslam toplumu üzerinde ayrı bir etkisi olmuştur. İbn Mâce’den rivayet edilen bir hadisde “Kıyametten önce yeraltından elinde Süleyman’ın mührü ve Mûsâ’nın asâsı olduğu halde bir dâbbe çıkacak ve asâsıyla Müslümanların yüzünü aydınlatacak, mührüyle de kâfirlerin yüzünü mühürleyecektir” denilmesi, Mühr-i Süleyman’ın İslam âlemine girmesine vesile olmuştur. Ancak Mühr-i Süleyman İsrâiliyât (İsrâîlî kaynaktan rivâyet edilen kıssa veya hâdise) dan da beslenerek konuyla ilgili farklı rivâyetlerin, hikâyelerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. İslam Ansiklopedisi’nin ‘Mühr-i Süleyman’ maddesinde bir rivâyet şöyle aktarılmıştır: “Hz. Süleyman’ın ateşe, suya, rüzgâra, kuşlara ve hayvanlara hükmetmesini sağlayan yüzük şeklindeki tılsımlı bir mührün sahibi olduğu, cennette Hz. Âdem’e ait iken Cebrâil tarafından Hz. Süleyman’a getirilmiş olan bu yüzüğün üzerindeki altıgen motifte ism-i azamın remzedildiği, Hz. Süleyman’ın ism-i azama hürmeten bu yüzüğü yalnızca abdesthaneye giderken çıkarıp Âsaf adlı vezirine veya hanımı Âmine’ye teslim ettiği, mühür parmağında olmayınca hayvanlara hükmedemediği kaydedilmektedir. Bir gün abdesthaneye gittiğinde hilkat garibesi bir sahra cini (ifrit veya dev) Süleyman’ın kılığına girip hanımından mührü almış, Hz. Süleyman mührü istediğinde sahtekârlıkla suçlanmış ve kendi kılığına giren devin emriyle saraydan çıkarılmış, dev onun yerine sarayda hüküm sürmeye başlamıştır. Hz. Süleyman bir sahil kasabasında balıkçıların yüklerini taşıyarak hayatını sürdürmüş, aradan kırk yıl geçtikten sonra dev bir daha başkalarının eline geçmesin diye mührü denize atmış, ardından kendisine karşı ayaklanan hayvanlar ve cinler tarafından parçalanarak öldürülmüştür. Aynı günlerde yanında çalıştığı balıkçı Hz. Süleyman’a hizmetine karşılık para yerine bir balık vermiş, Hz. Süleyman akşam balığı pişirmek için karnını yardığında kendi yüzüğünü görmüş ve onu parmağına takıp saraya gitmiş, orada eski hayatına kavuşarak peygamberlik dönemini tamamlamıştır. Halk arasındaki, “Mühür kimdeyse Süleyman odur” atasözü bu kıssaya dayanır.”

Yahudiler’in Mühr-i Süleyman’a kutsiyet atfedip büyücülük işlerinde kullanmalarına karşın, Müslümanlar Mühr-i Süleyman’ı İslam sanatlarında tezyînî bir unsur olarak mimari yapıların taş, ahşap, cam, çini ve mermer satıhlarında, yazma eserlerin cilt kapaklarında, kumaş yüzeylerde nakış olarak kullanmışlardır. Mühr-i Süleyman’ın olduğu yere şeytanın giremeyeceğine dair halk inanışından dolayı kimi camii, tekke ve türbelerin kubbe veya tavanlarında merkezi bir motif olarak kullanıldığını görmekteyiz. Anadolu Selçukluları, Artukoğulları ve İlhanlıların eserlerinde özellikle kubbelerin kilit taşlarında da bu motife rastlanmaktadır. Osmanlılarda ise mezar taşlarında, hamamlarda, camii tezyînatında, zehirlenmeye karşı bir tılsım niyetine mutfak eşyalarında, çeşme ve sebillerde; güç sembolü olarak serpuş ve sancaklarda, derde devâ getirdiğine inanılan şifalı tasların üzerlerinde sayılar, semboller ve duaların yanında, Mühr-i Süleyman motifi sıklıkla kullanılmıştır.


Eski Türk törelerini yaşatmak ve sanatsal bir görünüm sunmak amacıyla kapı tokmaklarına işlenen tılsımlı sembollerin arasında Mühr-i Süleyman motifini de görmekteyiz. Kapılar ve kapı tokmakları üzerinde yer alan Mühr-i Süleyman manevî bir zırh niteliği taşımaktadır. Anadolu’da olağanüstü güçlere sahip olma arzusuyla gücünü Allah’tan aldığına inanılan ve böylelikle uğursuzluğu ve şer güçleri bertaraf etmenin yegâne sembolü olan Mühr-i Süleyman, “ev sahibini ev yaşamında hikmetli kılmak” maksadıyla kapı tokmaklarında kullanılmıştır.

Üsküdar Yeni Vali Camii’nin revaklı avlu kapısı üzerindeki Celî Sülüs hattın altında ve Barbaros Hayreddin Paşa’nın rüzgâra hükmedebilmek maksadıyla sancağında da Mühr-i Süleyman motifi mevcuttur.

Bunların yanında, Osmanlı sarayı için dikilen gömleklerde de çok sık rastlanmaktadır. Özellikle Topkapı Saray Koleksiyonu içerisinde yer alan şifalı ve tılsımlı gömleklerin ön cephelerine işlenmiştir.


Mühr-i Süleyman, dîvân şiirine ve halk şiirine ilham kaynağı olmuştur. Ünlü şair Baki’nin, “Mest olup uyurken öpmüş la`l-i cânânı rakib / Ehremenler hâtemi almış Süleyman bîhâber” derken Kanûnî Sultan Süleyman döneminde yaşamış olmanın hazzıyla mevcut kültür birikimini bu iki mısra ile somutlaştırmıştır. Şeyhi de, “Güzellik içre hatm eder ol la’l hâtemi / Ger nakş olursa mühr-i Süleymân’a leblerin” diyerek sevgiliyi zamanın Süleymân’ı olarak algılar. Halk şairlerinin kelâmında ise, “Lebinden nûş ettim beni söyledir / Ne çâre sevdiğim kader böyledir / Ak göğsün üzeri uzun yayladır / Mühr-i Süleymân’a dahi yol vermez Ruhsatî” mısralarıyla hüsn-ü kabul görmüştür.

Plâstik sanatların pek çok dalında tezyînî bir unsur olarak görmeye aşînâ olduğumuz hendesî çizgilerden oluşan sonsuzluk motifi gibi Mühr-i Süleyman motifinin Türk sanatında sıklıkla tekrarlanmış olmasının önemli nedenlerinden birisi de Müslüman sanatkârın din ve sanat tasavvurudur. Bu tasavvur içerisinde doğanın ilâhi kudret tarafından büyük bir tecessüs ile insanoğluna bahşedilmesi ve bu tecessüsün sanata yansıyışı irdelenmeye değerdir. Zîrâ Müslüman sanatkâr ortaya koyduğu eserle birlikte bir anlam arayışını gündeme getirmektedir.

Ünlü Mona Lisa, Vitruvius Adamı ve Son Akşam Yemeği tabloları ile tanıdığımız Rönesans dönemi İtalyan ressam, mimar ve mucidi olan Leanordo di ser Piero da Vinci (1452-1519) kendi sanat görüşü bağlamında “Ey değerler arayan adam, doğanın meydana getirdiği biçimleri oldukları gibi tanımak ve kabullenmekle yetinme. Kendi halinde beliren biçimlerin kökünü araştır” diyerek esasında doğanın âhengini kavramak bakımından bir yöntem sunmaktadır.

Netice olarak evrensel bir takım kültür ve medeniyet unsurları tarihin farklı dönemlerinde hemen her millet tarafından kullanılmış ve sanatsal ürünlere yansıtılmıştır. Bu ürünleri, mensup olduğumuz medeniyet tasavvuru içerisinde kavramaya ve anlamaya çalışmak yegâne vazifemizdir. İşte bu evrensel kültür havzasından neşet etmiş olan Mihr-i Süleyman motifi dün olduğu gibi bugün de gizemini korumakta ve tılsımını sanata ve sanatkâra üflemektedir.


Kaynaklar:

AYVAZOÛLU Beşir, Aşk Estetiği, İstanbul 2002. BAYRAM Sadi, “Türk Kültüründe Mühr-i Süleyman’ın Yeri”, Kültür ve Sanat, Sayı 37, Ankara 1998, s.47-51. BERGİL Mehmet Suat, Doğada Bilimde Sanatta Altın Oran, İstanbul 1993. ÇAM Nusret, “Türk ve İslam Sanatlarında Altı Kollu Yıldız (Mühr-i Süleyman), Prof. Dr. Yılmaz Önge Armağanı, Konya 1993, s.207-230. ÇAVUÞOÛLU Mehmed, Necati Bey Divânı’nın Tahlîlî, İstanbul 1971. ESİN Emel, Orta Asya’dan Osmanlı’ya Türk Sanatı’nda İkonografik Motifler, İstanbul 2004. DUWKINS J. Mc.G., “The Seal of Solomon”, JRAS 1944. Hülya Tezcan, Topkapı Sarayı’ndaki Şifalı Gömlekler, İstanbul İNAN Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara 1986. KOÇ Turan, İslam Estetiği, İstanbul 2008. KUÞOÛLU Zeki, “Türk Sanatında Mühr-i Süleyman”, İlgi, Sayı 61, İstanbul 1990, s.32. MASSIGNON Louis, Din ve Sanat, İstanbul 1962. MUTLU Özgen, “Mimaride Simgeler, Üsküdar’ın Kapı Tokmakları”, Uluslararası Üsküdar Sempozyumu, Bildiriler, İstanbul 2007. s.545-558. Mülayim Selçuk, Anadolu Türk Mimarisinde Geometrik Süslemeler: Selçuklu Çağı, Ankara 1982. Mülayim Selçuk, Değişimin Tanıkları : Ortaçağ Türk Sanatında Süsleme ve İkonografi, İstanbul 1999. ÖGEL Bahaddin, Türk Kültür Tarihine Giriş, Ankara 1984. ÖZÖNDER Hasan, Ansiklopedik Hat, Tezhip Sanatları Deyim ve Terimleri Sözlüğü, Konya 2003. PALA İskender, Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü, İstanbul 1995. PALA İskender, “Mühr-i Süleyman” maddesi, DİA, c.31, s.524-526. ÞERİATİ Ali, Sanat, İstanbul 2004. Yücel Erdem, İslam Öncesi Türk Sanatı, İstanbul 2000.

* Araştırmacı, Kütüphaneci. Marmara Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk İslam Sanatları Ana Bilim Dalı, MA.

İSMEK El Sanatları Dergisi 8 İNDİR

Bu yazı 1432 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK