Minyatür

İranlı Nigâre Ustası Kutub’un Fırçasından Çağdaş Resme Kayan Çizgiler

  • #


Yazı: İrem GÜVEN

En büyük özelliklerinden biri “perspektifsizlik” olan minyatür sanatı, günümüzde kimi sanatçılar tarafından yavaş yavaş çağdaş resme kaymaya başladı. İranlı minyatür sanatçısı Kemaleddin Kutub da çağdaş resim sanatına çok yakın minyatürler üretiyor. Eser üretirken, kimi zaman bir halı parçasından bile esinlenebilen, sık sık yeni tekniklere yönelen ve “Sanatçı asla monotonluğa kapılmamalı” diyen Kutub’la, İran’da minyatür sanatına bakışı, minyatürün anavatanını, İran minyatürü ile Osmanlı minyatürünün etkileşimlerini ve daha pek çok konuyu konuştuk.


Farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan çok renkli ve ka­dim bir kültüre sahip İran ile aşağı Mezopotamya’da kurulu Irak arasında sekiz yıl süren savaş yıllarıydı. 1980-1988 yılları arasında yaşanan savaş, iki ülkede neredeyse bir milyon cana mal oldu. Hayatta kalmayı başaranların ise ruhlarında derin izler bıraktı.

Savaşın tüm şiddetiyle devam ettiği günlerde, bir gece huzur ve barış içinde bir ülke umudundaki İranlı genç, evlerinin çok yakınına düşen bir füzenin kulakları sa­ğır eden gürültüsüyle irkildi. Gecenin zifiri karanlığında düzenlenen füze saldırısı, enkaz yığınına dönen bölge­yi âdeta bir can pazarına çevirmişti. 16-17 yaşlarındaki genç, tüm aile yalın ayak dışarıya koştukları, yıkıntıların arasından hayatta kalanları kurtarmaya çalıştıkları o deh­şet gecesini anlatırken, “Çok feci sahnelere tanık oldum. Parçalanmış bedenler gördüm.” diyor. Savaşın soğuk yü­zünü görmüş olan genç için evlerinin çok yakınında yaşa­nan o patlama, aynı zamanda hayatının da dönüm noktası olmuş. O genç, bugün dünyanın pek çok ülkesinde sergiler açan İranlı minyatür sanatçısı Kemaleddin Kutub’dan başkası değil.

Bir sergi için İstanbul’a gelen Kemaleddin Kutub’la, yaşadığı bu acı deneyimin sanat hayatı için nasıl bir dönüm noktası olduğunu, İran’da minyatür sanatını, ülkesinde sanatçı olmanın zorluklarını, İran minyatürü ile Osmanlı minyatürünün etkileşimlerini ve daha pek çok konuyu konuştuk.


Minyatürün Anavatanı Doğu Toprakları

“Minyatür” terimi, genel anla­mıyla perspektifi olmayan, çok ince işlenmiş, küçük boyutlu re­simler için kullanılır. Minyatürün, kelime olarak Latince ‘kırmızı­ya boyamak’ anlamına gelen ‘miniare’den türetilmiş olduğu ve ‘miniature’ biçiminde Fransızca’ya geçtiği söylenir.

Bazı kaynaklar, minyatürün hem Doğu hem de Batı dünyasında geçmişi çok eskilere dayanan bir resim sanatı olduğunu belirtse de, bu sanatın Doğu topraklarında fi­lizlenip Batı’ya geçtiğini ileri sürenler de yok değil. İranlı sanatçı Kutub da bu görüşü savunanlardan. Her şeyden önce bu sanat için ‘minyatür’ denmesinin doğru ol­madığını savunan Kemaleddin Kutub, “Biz bu sanata, ‘negâreh’ diyoruz. Güzel çizilmiş resim anla­mına geliyor negâreh. Bizim resim türümüze Batılılar ta­rafından takılmış bir isim minyatür.” diyor. Minyatürün ana vatanının Doğu toprakları olduğu gerçeğini görmek için Orta Doğu’da Samani dönemi sanatçılarının eser­lerine bakmak gerektiğini söyleyen Kutub; Osmanlı, İran Safevi, Hint, Şam, Tacikistan gibi coğrafyaların her birinin kendine has minyatürleri olduğunu, köklerinin Doğu topraklarına dayandığını vurguluyor.

Minyatür sanatından bahsederken, perspektif ko­nusuna değinmemek olmaz. Zira perspektifsizlik, bu sanatın en önemli özelliklerinden biri. Sanatçı, ifade et­mek istediği konuyu eksiksiz olarak her yönüyle ak­tarmak istediğinden, perspektif tekniğini kullanmaz. Yani uzaklık ve boy mevhumlarını, renklerle yahut gölgelerle belirlemez. Resmettiği figürleri, birbirlerini tamamen kapatmayacak biçimde kompoze eder. Bir anlamda fırçanın tümüyle özgür hareket edemediği klasik minyatür, artık günümüzde yavaş yavaş çağdaş resme kaymaya başladı. Tıpkı Kemaleddin Kutub’un fırçasından yansıyanlar gibi…


Bizdeki İcazet Geleneği İran’da Yok

Minyatür sanatçısı Kemaleddin Kutub, 1969 doğumlu. Gönül verdiği sanatıyla 33 yıldan bu yana ilgileniyor. Sanata ilgisi ve yeteneği ona atalarından tevarüs etmiş. Babasının minyatür sanatçısı, dedesinin de hattat olduğunu söylüyor Kutub ve ekliyor, “Baba tarafından ailede sanatla uğraşmak bir gelenektir.”

Sanatçı bir ailede yetişmiş olmasının da etkisiyle çok küçük yaşlardan itibaren bir şeyler çiz­meye başlamış. Babasının teşvikiyle güzel sanatlar lisesine giden Kutub, burada eğitim almış olmanın kendisi için büyük bir şans olduğunu vurguluyor. Anlattığına göre geleneksel sanat alanında İran sanat tarihinde yer alan en iyi ustaların neredeyse yüzde 80’i bu liseden mezun.

Daha sonra İslami Azad Üniversitesi’nde resim eğitimi alan sanatçı, o dönem okulda minyatür bölümü olmadığından mezun olduktan sonra özel dersler alarak kendisini bu alanda geliştir­miş. Kemaleddin Kutub, adını saygıyla andığı hocası ve “İran’ın halihazırda en kıdemli ustala­rından biri” dediği Muhammed Bâkır Agamiri’den minyatür meşk etmiş.


Geleneksel Türk sanatlarında bir üstadın rahle-i tedrisinden geçen talebeye, bu sanatta artık ehliyet sahibi olduğunun nişanesi olarak hocası tarafından bir icazetname verilir. Talebenin, icazetnamesini aldıktan sonra eserlerine imza koymaya salahiyeti olur. Biz de yeri gelmişken, usta ile çırak arasındaki icazet geleneğinin İran’da mevcut olup olmadığı­nı soruyoruz Kutub’a. Usta minyatürcü, İran’da geleneksel sanatlarla uğ­raşan ustalar ile talebeleri arasında bizdeki gibi bir icazet geleneği ol­madığını ifade ediyor.

Usta-çırak ilişkisinden konuşurken, Kutub da kendisinin hocalık yönü­ne değinmeden edemiyor. Sanatsal bilgi ve birikiminden faydalanmak isteyen öğrencilere elinden geldiğince faydalı olmaya çalıştığını anlatan Kutub, “Benim hiç öyle sanatçı kaprisim, kıskançlığım yoktur. Bende eği­tim alan talebeler, isterlerse başka sanatçılardan da ders alabilirler. Zira her hocanın kendisine has bir üslubu vardır ve bu çeşitlilik ışığında kendi üsluplarını bulabilirler genç yetenekler de.” diye konuşuyor. Eğitime asla ticaret zaviyesinden bakmadığını vurgulayan Kutub, “Tüm yaşamım boyunca benden sonra sanatımı devam ettirebilecek üç usta yetiştirebilirsem gözüm arkada kalmadan giderim bu dünya­dan” diye de ekliyor.

İcazet almasa da etkilendiği bir hocası olup olmadığına ilişkin soru­muza ise İran-Irak Savaşı sırasında çok yakından tanık olduğu, anlatır­ken bugün bile gözleri dolan o patlama gecesini hatırlatarak cevap vermek istiyor. O kadar etkilenmiş ki, o geceden sonra desen stili değişmiş. Sanatçı duyarlılığıyla her hücresine kadar hissettiği o deh­şet anından bir süre sonra, zihninde yer eden bir sahneyi biraz da yorum katarak resme aktarmış. Resmi tamamlayıp, ilk kez hocasına gösterecek olmanın heyecanıyla gözleri ışıldarken, hocasından hiç beklemediği bir tepki gelmiş:

“Bu, hasta bir beynin çalışmasıdır” deyip, resmi buruşturup camdan dışarı atıvermiş. Kutub, hocasının bu davranışı kar­şısında şaşkınlıktan ne yapacağını bilmez haldeyken zihninin bir köşesinde, sanat serüveninde artık farklı bir yolda yürümesi gerektiği fikri filizlenmeye başlamış. “O gün anladım ki, içinde yaşadığım toplumun yaşadıklarını, gerçek hikâyeleri eserlerime taşımam gerekiyor.” diyen Kutub, hocasının, resmini pence­reden dışarı atmasının, sanat yaşamı için bir dönüm noktası olduğunu ifade ediyor.




İran Minyatürünün Altın Çağı Safevi Dönemi

İran minyatüründe Safevi döneminin çok önemli olduğunu söy­lüyor Kemaleddin Kutub ve o dönemde sanatçılara yol gösteri­ci olan bu ekolün kendisi için de önemli olduğunu vurguluyor. İran’da süsleme sanatlarının, bilhassa da minyatür sanatının Safevi döneminde altın çağını yaşadığına dikkat çeken Kutub, “O dönem önce Şah İsmail, sonra da Şah Tahmasb döneminde büyük bir ivme kazanmış minyatür sanatı.” diye konuşuyor .

Öğrencilik döneminde Safevi dönemi sanatçılarının eserlerini birebir kopyalayarak, o dönemin ustalarının becerilerini ye­niden tecrübe ettiğini anlatan Kutub, “Böyle yaparak hem tekniği, hem malzemeyi, hem renk bilimini öğrendik. Aynı za­manda da yavaş yavaş kendi eserlerimizi, kendi kompozisyon­larımızı üretmeye başladık. Deneyim kazanma yolunda desen çalışması da önemliydi. İyi bir desen alt yapısı benim kendi üs­lubumu yaratmak için çok yardımcı olmuştur. Temelde desen vardır yani.” sözleriyle, sanatında nasıl giderek ustalaştığını, kendi üslubunu bulduğunu belirtiyor.


Dikkat çeken üslubuyla ürettiği eserlerini, bugüne kadar açtı­ğı 50’nin üzerinde sergide sanatseverlerin beğenisine sunan Kemaleddin Kutub, eserlerinin yurt dışında da görücüye çıktı­ğını belirtiyor. Bundan 25 yıl kadar önce İstanbul’da açılan bir sergiye katılan Kutub, yurt dışında daha pek çok ülkede adını duyurmuş. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İsveç’te ser­giler açan Kutub, yurt dışındaki bazı sergilere de kendisi gitme­miş, eserlerini göndermiş.

Sanatçı için kendisini diğer sanatçılardan ayıran üslup ko­nusunun önemli olduğunu biliriz. Kemaleddin Kutub’un da minyatür sanatıyla uğraşan diğer sanatçılardan ayıran bir üslubu var. İstanbul’da katıldığı sergide gördüğümüz birkaç eseri, bunu açıkça gözler önüne seriyordu. Söz gelimi, halı ve kilim parçalarını fırçasından yansıyanlarla bütünleştirdiği eserleri… İlk kez kendisinin kullandığı bir teknik olduğunu söylüyor bu teknik için.

“İnsan, nereden aklınıza geldi, minyatürü halı veya kilim­le buluşturmak?” diye sormadan edemiyor. Almanya’ya bir uçak yolculuğunda, yanındaki koltukta oturan bir ba­yanın çantası gözüne takılmış. Sanatçı dediğin, çevresin­deki her şeyden ilham alır ya, Kutub da uçak yolculuğun­da yanında oturan o bayanın çantasından ilham almış.

“Çantanın bir köşesinde gördüğüm o küçük halı parçası çok hoşuma gitti ve yolculuktan sonra ondan ilhamla eskizler yapmaya başladım.” diyen Kutub, bu tekniği devam ettireceğini ifade ediyor. Genellikle iki bir yeni bir teknik geliştirdiğini söyle­yen sanatçı, “Su bile bir yerde sabit durduğu zaman kokmaya başlar. Dolayısıyla akmak lazım, yenilenmek lazım. Kendi yaşam tarzından tutun da, insanın hayatındaki her şeyi değiştirmesi lazım zaman zaman. Sanatçı da asla mo­notonluğa kapılmamalı!” diye de öğüt veriyor genç sanatçılara.




Sanatçıya Bedava Mezar Yeri

Sınırlarının dışından bakıldığında İran muhafazakâr bir rejimle yönetildiğinden, bu ülkede sanatçı olmanın zor olup olmadığı sorusu ister istemez akla geliyor Ke­maleddin Kutub’la söyleşirken. “İran’da sanatınızı icra ederken zorluk yaşıyor musunuz?” diye soruyoruz ken­disine. Gülümsüyor önce ve şöyle yanıtlıyor sorumuzu; “İran’da aslında her şey serbest. Kendi özel alanında çalışırken, düşünüldüğü gibi hükümetin adamları gelip sizin atölyenizi kontrol etmez. Ama mesela bir sergi aç­mak istiyorsan o sergide cinsel çağrışımları olan çalışma­ları elbette sergileyemezsin.”

Sanatçının özgürlüğünün kısıtlanması anlamında İran’da birkaç kırmızı çizgi olduğunu vurgulayan Kutub, bunlardan ilkinin hükümetin ve devletin üst makamlarına saygısızlık edilmemesi olduğunu söylüyor. Belirttiğine göre dini mu­kaddeslere saygısızlık, cinsellik de diğer kırmızı çizgiler... Minyatür sanatçısı Kemaleddin Kutub’dan, İran’da min­yatür sanatına olan ilgi ve geleneksel sanatlarla uğraşan sanatçılara devletin yaklaşımı konularına da değinmesini istiyoruz. Öncelikle minyatürün, ülkesinde milli bir sanat olarak görüldüğünü ve çok değer verildiğini belirten Ku­tub, “Minyatür gibi hat ve tezhip de İran’ın önde gelen sanatlarıdır. Sanatçılarımızın bu dallardaki eserleri, İran’ı dünyada en iyi şekilde temsil eder.” diye konuşuyor.


Ancak İran’da hükümetin özel bir himayesinin, desteğinin söz konusu olmadığını ifade edince, “İran’da sanatçılar nasıl ayakta duruyor?” diyerek işin ticari boyutuyla bir­likte, bizdeki gibi orada da bir devlet sanatçılığı kurumu olup almadığını öğrenmek istiyoruz.

Öncelikle İran’da devlet sanatçılığı gibi bir makamın, memuriyetin olmadığını vurguluyor Kutub. Anlattığına göre, İran’da 65 yaş üstü sanatçılara ‘Devlet öncü üstadı’ adı altında sembolik bir maaş bağlanıyor. Sanatçılar için İran’da devletin bir başka jesti daha var; bedava mezar. Bunu söylerken gülüyor Kutub ve ekliyor, “Biliyorsunuz mezar yeri almak çok pahalı bir iş. Bizde bir mezarlık vardır, sanatçılar oraya defnedilir. İşte sanatçılara orada bedava mezar yeri verilir.”




Rejim Değişikliğinin Sanat Üzerindeki Etkileri

Türkiye’de 19. yüzyılda geleneksel sanatlarda bir du­raklama yaşandığını biliyoruz. Minyatürcü Kemaleddin Kutub’a, İran’da da klasik sanatlarda böyle bir dönem olup olmadığını, ayrıca 1979 devriminin sanata etkilerini soruyoruz. Kutub bakın nasıl cevaplıyor sorumuzu; “As­lında baktığınızda bütün silsileler veya her hükümet deği­şimi ile birlikte sanatta bir duraklama oluyor. Bu biraz da ekonomik bir duraklamadır. İran’da geçmiş dönemlerde şöyle bir şey vardı; bütün sanatlarda, sanatçıya siparişi ve­ren saraydı. Çok nadiren tüccarlar, sadrazamlar, vezirler şiparişte bulunurlardı. Dolayısıyla sanatın ekonomisi bu yolla dönüyordu. Fakat yönetim el değiştirdiğinde belli bir dönem ister istemez, sonradan toparlanmakla birlikte, ekonomide bir sarsıntı yaşandığından, sanatçılar da bun­dan etkilenirdi ama sanatsal üretim hep devam ederdi.”


İran’da klasik sanatlarda en uzun duraklama döneminin Kaçar silsilesinde yaşandığını sözlerine ekleyen Kutub, İran-Irak savaşı döneminde de aynı durumun söz konusu olduğunu vurguluyor. Usta sanatçı, “Bizim en iyi sanat­çılarımız İran-Irak savaşı döneminde çıkmıştır.” diye de ekliyor. Sanatçının bu sözleri bize, savaş zamanı hocasıy­la yaşadığı hikâyeyi anımsatıyor. “Eseri pencereden dışarı atılan çok sanatçı olmuş demek ki savaş döneminde.” diyoruz birlikte gülümseyerek.

Söyleşimiz sona ererken, usta minyatürcü Kemaleddin Kutub’dan, İranlı minyatürü ile Osmanlı minyatürünü karşılaştırmasını istiyoruz. Osmanlı minyatürü ile İran minyatürünün, suret çiziminde ‘özgürlük’ bakımından farklılık arz ettiğini bu sanatlarla ilgilenenler bilirler. Kutub da, minyatürde iki kültür arasındaki farklılıkları anlatırken, ülkesinin minyatür sanatçılarının suret çizi­mine Osmanlı’daki gibi katı yaklaşmadığını belirtiyor. Konu seçimi bakımından da farlılıklar olduğunu ileri süren Kutub, Osmanlı minyatürünün daha çok belgesel niteliğinde olduğunu, İran minyatürünün ise daha çok "Şehnâme/Şahnâme", şiire dayalı olduğunu söylüyor. Kutub’a son olarak, sanatıyla ilgili bir kızıl elması olup ol­madığını soruyoruz. “Elbette çok uzak bir hedefim var. Ama eğer bunu söylersem kendim için bile bir özelliği kalmaz.” diyerek cevaplıyor sorumuzu. Biz de sanatçı­ya, hedeflediği yolda başarılar dileyip, kendisiyle söyleşi­mizde bize tercümanlık yapan yine İranlı olan bir başka minyatür sanatçısı Reza Hammatirad’a teşekkürlerimizi sunarak yanlarından ayrılıyoruz.



İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 1358 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK