Klasik Ebruda Yeni Bir Soluk

  • #


Yazı: Ayşe KOYUNCU

“Kimi geleneksel sanatlarda gerçekten aşılması zor hatta belki de imkânsız katı kurallar vardır. Oysa ebru sanatında iki kere iki dört eder gibi kati kaideler yok. Bir kere bu suyun mizacına aykırı, ters düşer. Ebruda bir estetik, bir zevk vardır. Ebruda, suyun akışkanlığını, naifliğini, kıvraklığını göstermelisiniz.” Bu satırlar günümüzde ebruyu en ince çalışan ebruzenler arasında gösterilen ve klasik ebruya yeni bir soluk kazandırdığı iddia edilen Mahmut Peşteli’ye ait…   Cankurtaran ile Kadırga semtleri arasına konuşlanmış tarihi bir mahallede, Küçükayasofya’dayız. Sağlı sollu antika kilim ve halı satılan mağazaların, kitapçılar ve hediyelik eşya dükkânlarının sıralandığı yoldan, eşsiz mimarisiyle yüzyıllara tanıklık etmiş, Bizans döneminde Hristiyanlık, İstanbul’un fethinden sonra da İslam dinine hizmet vermiş muhteşem Küçükayosofya Camii’nin bahçesine geliyoruz. Yesevi Vakfı tarafından restore edilerek Türk el sanatlarının hizmetine sunulan Hüseyin Ağa Medresesi’ndeyiz. Bizler şadırvanda çayımızı yudumlarken, son dönemde yetişen başarılı ebru sanatçılarından ve aynı zamanda tarihi Küçükayasofya Cami’inin imam hatibi Ahmet Mahmut Peşteli de atölyesinden çıkarak bize doğru ilerliyor. Ve Peşteli’nin sanat hayatına kısa bir yolculuğa çıkıyoruz birlikte…
Asıl mesleği cami imam hatipliği olan sanatçı Ahmet Mahmut Peşteli’nin ebru ile tanışması 1999 depreminin ardından Adapazarı’ndan İstanbul’a tayinini istemesiyle olur. Peşteli, sınavla 10 kişi arasından Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinden izler taşıyan, sanat ve tarihle iç içe bir mekân olan Küçükayasofya Camii imam hatipliğine getirilir. Belki de bu büyülü atmosferin etkisiyle bir arayış içerisine giren Peşteli, önce ney üfler. Fakat çok geçmeden anlar ki aradığı bu değil. Ve katıldığı dost sohbetlerinden birinde gazeteci Mehmet Şevket Eygi, “Gel seni ebru sanatçısı Yılmaz Eneş ile tanıştırayım” der ve ebru sanatını anlatır sabırla Peşteli’ye... Aslında Eygi ilk değildir Peşteli’yi ebruya yönelten. Daha öğrencilik yıllarındayken Peşteli’nin şimdi rahmetli olan kardeşi, Fuat Başar hocanın atölyesini görür ve sanata ilgi duyan ağabeyine, “Tam sana göre bir şey buldum” diyerek ebru sanatını tarif eder. “Her şey için doğru bir zaman vardır. Demek benim ebru ile tanışmama da sevgili Eygi vesile olacakmış” diyen Peşteli, o süreci şu sözlerle aktarıyor: “2000 yılıydı, Eygi ile ebru üzerine yaptığımız sohbetin ardından Yılmaz Eneş’in atölyesine gittik. Eygi, ‘Eti senin kemiği benim’ misali beni Eneş’e teslim etti ve o gün başladı ebru aşkımız. O dönemde talebe kabul etmek istemeyen Eneş, belki beni sınamak belki de bezdirip vazgeçirmek için en zor olandan başladı; 6 çeşit oksit boya ve mermer destesengi bana uzatarak boyaları ezmemi istedi. Ertesi gün ezilmiş boyalarla karşısına dikildiğimde bu kez nasıl fırça bağlanacağını göstererek beni yine yolladı. 3 gün sonra 15 fırçayı at kılına sarıp hocama götürdüm. Eneş, benim kararlı olduğumu görünce bu kez de aynı boyayla 6 ay boyunca bir teknede çalıştırdı. Hocam, bırakıp gitmem için beni zorladıkça ben ebruya bağlandım ve Cenab-ı Hak da nasip ederek yolumuzu açtı.”
Nihayet Eneş’in öğrenciliğine kabul edilen Peşteli, 2001- 2002 yıllarının Ramazan ayında hocasıyla Sultanahmet’te tam 3000 ebru yapar. Battal, taraklı ebru çalışan Peşteli, bu sayede tekniğini geliştirme imkânı bulur. Hocasının güvenini kazanan Peşteli’de, artık hocasına ait atölyenin bir de anahtarı vardır. O yıllarda günün büyük bölümünü hocasının atölyesinde geçirdiğini anlatan Peşteli, “Sabahlara kadar çalışıyor, çoğu zaman sabah namazlarına atölyeden gidiyordum. Ebru öyle bir sanat ki onunlayken insan dünyayı unutuyor ve adeta ebruda yok oluyor. Yaptıkça daha iyisini yapabilmek için çalışıp duruyor” diyor. Peşteli’yi ebruyla tanıştıran Eygi de tüm bu süreçte sanatçıyı yalnız bırakmaz ve sürekli kendisine destek olur. Fırça sardırır, battal attırır ve Peşteli’nin bu sanata iyiden iyiye bağlanmasına çalışır. Gün geçtikçe sanatını ilerleten Peşteli, 2005 yılına gelindiğinde Kültür Bakanlığı’nca icra edilen 13. Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışması’na katılır ve kendi tarzını yansıtarak form ve renklerdeki başarısını ortaya koyduğu karanfil buketi ebrusuyla ödüle layık görülür. İcazeti, “Günümüzde herhangi bir hocadan yahut deneme yanılma yöntemiyle ilme ulaşan kişilere verilen manevi bir taltif” olarak değerlendiren Peşteli, kendi icazetini ise 2009 yılının Mayıs ayı içerisinde, hocası Yılmaz Eneş ve onun da hocası Tülay Taslacıo Ülu ile birlikte alır. Günümüzde Geleneksel Türk Ebru Sanatı’nın icrasında Peşteli’nin hocası Yılmaz Eneş'in eşsiz güzellikteki gül ve karanfil ebruları, yeni bir tarz ve yeni bir gelişim olarak kabul görürken, yeni çiçek ve lale denemeleri de, gelişim ve açılıma iyi birer örnek olarak değerlendiriliyor. Mahmut Peşteli'nin form ve renklerdeki başarısı da yine bir gelişim ve açılım olarak görülüyor. Peşteli, eserlerinde hem formları gerektiği gibi hakkını vererek oluşturarak hem de renklerin canlılığını ve uyumunu koruyarak tarzını geliştirmeye devam ediyor. Gelişim için yenilik ve değişimlerin gerekliliğine inandığını belirten Peşteli, “Kimileri ebruda belli kalıpları benimser. Örneğin, klasik ebruda alt yapraklar küçük, üst yapraklarsa büyük olarak yapılır. Ben, aksine alt yaprakları büyütüp, üst yaprakları küçültüyorum. Dallara suyun akışkanlığını yansıtacak yumuşak kıvrımlar veriyorum. Bir de klasik ebruda çiçek zeminleri oldukça koyu atılırken, ben bunun yerine daha soft bir zemin kullanıp, asıl objenin canlı renklerle vurgulanmasını sağlamaya çalışıyorum. Çalışmalarım bu yönleriyle klasik ebrudan ayrılabiliyor. Kim bilir belki de bundan 30-40 yıl sonra bu tarz klasik olacak. Bir karanfil ya da gül motifini bundan 30 yıl öncekiyle aynı yapmanın ne anlamı var? Her şey ilerlerken ebru niçin durağan olsun? Hat gibi kimi geleneksel sanatlarda gerçekten aşılması zor hatta belki de imkânsız katı kurallar var. Oysa ebruda iki kere iki dört eder gibi kati kaideler yok. Bir kere bu suyun mizacına aykırı, ters düşer. Ebruda bir estetik, bir zevk vardır. Ebruda, suyun akışkanlığını, naifliğini, kıvraklığını göstermelisiniz” diyor.
Ebru sanatının gelişmesi için değişik yöntem ve tekniklerin uygulanmasının gerekliliğine inanan Peşteli, burada ince bir nüans olduğuna dikkatleri çekerek, “Ebruda ağaç, kuş, manzara yapanlar var. Fakat bu, ‘ben yaptım, oldu’ havasında olmamalı. Elbette ki bunlar sanat boyutunda güzel arayışlar. Önemli olan ortaya çıkan sonucun ebru havasından uzaklaşmaması” şeklinde konuşuyor. 1971 yılında Bursa’nın İnegöl ilçesinde doğan Ahmet Mahmut Peşteli, ilkokulu memleketi İnegöl’de tamamladı. İstanbul Fatih Cami yatılı kuran kursunda hafızlık eğitimi alan Peşteli, Zeytinburnu İmam Hatip Lisesi’ni dışarıdan bitirdi. Eğitimine Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde devam etmekte olan Peşteli, Arapça biliyor. Evli ve 3 çocuk babası olan A. Mahmut Peşteli, 2004 yılından itibaren ebru çalışmalarına Küçükayasofya Camii Hüseyin Ağa Medresesi’ndeki atölyesinde devam etmekte olup, halen mesleği olan Küçükayasofya Camii imam hatipliğini sürdürüyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 8 İNDİR

Bu yazı 1227 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK