Atölyeler

Adı Kaldı Yadigâr

  • #


Yazı: Ahmet BARIŞ

Bir zamanların ekmek kapısı mesleklerinden olan yorgancılık, kalaycılık, elekçilik, bakır dövmeciliği ve gramofon yapımcılığı gelişen teknoloji karşısında adeta can çekişiyor. Kendi çabalarıyla bu mesleği ayakta tutmaya çalışan emektar ustalar ise karamsar değil, her türlü sıkıntıya rağmen bu mesleğin yeniden canlandırılması ve kültürümüzün gelecek nesillere anlatılması için ellerinden geleni yapıyor, geleceğe umutla bakıyor.
Hızla gelişen teknolojinin insan yaşamını kolaylaştırdığı inkâr edilemez bir gerçek ancak madalyonun bir de öteki yüzü var. Teknoloji yaşamın her alanında kendini gösterdiği gibi tarih boyunca el emeği ile yapılan mesleklere de etki ediyor. Bir zamanlar ekmek kapısı olan bu meslekler, sanayileşme karşısında, denizde dalgalarla mücadele eden bir kayık misali dibe batmamaya çalışıyor. Alın teri dökülerek para kazanılan yüzlerce mesleğin başında kalaycılık, yorgancılık, elekçilik, bakır dövmeciliği ve gramofon yapımcılığı geliyor. Geçmişin izlerini taşıyan bu mesleklerin ustaları yıllara meydan okumaya çalışıyor, ancak ne kadar başarılı olacaklar bilinmez…


Gramofon Müzesi Şart

Günümüzde giderek unutulan mesleklerin başında şüphesiz gramofon yapımcılığı geliyor. Mekanik teyplerin, pikapların ve günümüzde kullanılan dijital müzik aletlerinin yol göstericisi olan bu sihirli kutu, bir zamanlar Müzeyyen Senar’ın, Safiye Ayla’nın ve daha birçok ölümsüz sanatçının sesini ve müziğini taşıdı evlere. Önceleri evlerin başköşesine kurulan gramofonlar, müziğin, teyp kasetlerine, cd’lere, bilgisayar hafızalarına hapsolmasıyla tavan aralarına kaldırıldı. Evin büyüğünden başkasının dokunamadığı, plak üzerinde iğnesini yürütemediği bu sihirli kutuya gösterilen saygı ve verilen değer teknoloji geliştikçe iyice azaldı. Tavan arasına hapsedilen gramofonla beraber hem bir kültür hem de bir meslek kolu adeta yok oldu. Gramofon yapımcılığı ve tamiri ile ekmeğini kazanan çok sayıda gramofon ustası da teknolojiye yenik düştü. Günde onlarca gramofon tamir ederken ve siparişler alırken, artık siftah bile yapamadan günü tamamlıyorlar.

Türkiye’de sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen gramafon ustalarının en eskilerinden biri Mehmet Öztekin. Kapalıçarşı’daki altı metrekarelik dükkânında gramofon tamirciliğini devam ettiren Mehmet ustanın mekânının vitrininden göz kırpan gramofonlar rafların, masaların üzerinden selamlıyor gelenleri. 42 yıldır baba mesleğini sürdüren Mehmet usta bugüne kadar ürettiği 55 gramofonla üç sergi açtı. “Bizim çocukluğumuz farklıydı. Okul tatil olduktan sonra bir ustanın yanına gidip çalışılırdık” diyerek söze başlayan Mehmet usta, mesleğinin dününü ve bugününü şöyle anlatıyor: “Bu mesleğe babamın yanında başladım. O yıllarda gramofon en parlak günlerini yaşardı. Pikap, radyo ve televizyon gramofona itibar kaybettirdi. Bu mesleğin yeni nesillere tanıtılması ve sevdirilmesi için bir müze kurulması gerekiyor. Türkiye’de birçok koleksiyoncuda çok değerli taş plaklar ve gramofonlar var. Bunlar o müzeye bağışlanmalı. Böylece bu mesleği yaşatabilir ve yeni nesillerin mesleğe yeniden ilgi duymasını sağlayabiliriz.”


Pamuk Yorganlar Dolap Bekçisi Oldu

Rengârenk kumaşlarla dikilen, binbir emekle işlenen yorganlar bir zamanlar genç kızların çeyizlerini süslerdi. Sarısı, yeşili, pembesi, mavisi, moru ve alı ile adeta bahar çiçeklerini andıran bu yorganlar, genç kızların en önemli ev eşyasıydı. Ancak değişen dünya yorganların da tarihe karışmasına, dolaplarda saklanmasına sebep oldu. Rengârenk el emeği pamuk yorganların yerini fabrika üretimi elyaf yorganlar aldı. Yıllardır iğneleriyle adeta kuyu kazar gibi yorgan işleyen emektar yorgancıların sayıları her yıl azalmaya başladı. Şimdilerde sayıları çok az kalan yorgan ustalarından biri de Trabzonlu Nizam Çolak. 58 yıldır mesleğini inatla sürdüren Nizam usta, İstanbul Kapalıçarşı’nın ayakta kalan tek yorgancısı. Ağa Han’da küçük bir dükkânda yorgan diken Nizam usta, "Eskiden bu handa 50 yorgancıydık, şimdi ise yalnız ben kaldım” diyerek kalbindeki kırgınlığı dile getiriyor. Mesleğe İstanbul’da bir yorgan ustasının yanında başlayan emektar yorgancı, ilerleyen yaşına rağmen mesleğini bırakmıyor. Kendisine ekmek kazandırmasa da çok sevdiği yorgan dikmekten vazgeçmiyor. Nizam usta el dikimi yorganlara halkın eskisi gibi ilgi göstermemesinden yakınarak, “Önceden evlenme çağına gelen her genç kız, annesi ile gelir en az iki yorgan diktirirdi. Şimdi ise anneler, kızlarını zorla getiriyor. El dikimi yorganlar günümüzde yalnız Anadolu’nun köylerinde kullanılıyor. Büyük alışveriş merkezlerinde ve tekstil mağazalarında satılan hazır yorganlar mesleğimizi tamamen bitirdi. Eskiden Kapalıçarşı’da 200 yorgancı vardı, hepsi gitti yalnız ben kaldım. Bir yorganı üç gün işleyerek yapardık, ancak artık bir ayda bir yorgan dikiyoruz” diye konuşuyor.


Kalaylı Bakırlar Artık Parlamıyor

Bakırcılık, bir zamanların en önemli gelir kaynağı idi. Çanaktan çömleğe, tencereden ibriğe, işlemeli siniden tavaya kadar her türlü mutfak eşyası bakırdan yapılırdı. Bu meslek o kadar yaygındı ki bakır ustaları kendi aralarında bakırcılık dilini geliştirmişlerdi. Alüminyum ve çelik mutfak eşyaları çıkıncaya kadar en gözde meslek olan bakırcılık, altın çağını 1970’li yıllarda yaşadı. O yıllarda üretilen bakır eşyalar tamamıyla el emeği ile üretilmekteydi. Ailelerin geçim kaynağı olan bu mesleğin yok olma noktasına gelmesinde bilek gücü kullanılmayan makinelerin çoğalması da etkili oldu. Günümüzde bakırı işleyerek süs eşyası, tepsi, sini, ibrik, tas, leblebi tavası ve benzeri eşyalar yapan ustaların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Günümüzde bakıra olan ilgi yalnız turistler ve özel meraklıları tarafından gösteriliyor. Mesleğin giderek yok olması yüzünden artık bakır ustaları da yetiştirilmiyor. Bakırcılar geliri olmadığı için artık yanında çırak da çalıştıramıyor. Zaten gençler de oldukça sabır isteyen bu mesleği öğrenmek istemiyor. Çünkü meslek en az üç yılda öğrenilebiliyor, beş yıl sonunda usta olunabiliyor. Bakırcılar bu sanatın devam ettirilmesi ve alüminyum, plastik, paslanmaz kaplar karşısında yeniden itibar kazanması için devletten destek bekliyor.
Geçmişten gelen ve kaybolmaya yüz tutan mesleklerden biri de kalaycılık… Kalaycılık en parlak zamanlarını bakırın mutfak eşyası olarak kullanılmaya başlamasıyla yaşadı. Kararan bakırların kalayla parlatılması da kalaycılık mesleğini ortaya çıkardı. Bakırdan yapılmış kazan, sini, kuşhana, lengeri, tas, saplı sahan, kırpıklı sahan, tava, tunç kulplu tava, cezve, bakraç gibi ev ve mutfak gereçleri kalaylanarak parlatılırdı. O yıllarda her gün her sokakta ”Kalaycı geldi hanım” diye seslenerek mahalle mahalle dolaşan kalaycılar ya da atölyelerinde bakır kapları parlatan ustalar ekmeklerini bu meslekten çıkarırdı. Daha sonra plastik, emaye, alüminyum, porselen, cam ve paslanmaz çeliğin mutfaklarda yerini almasıyla bu meslek de neredeyse ortadan kalktı.


Un Elendi, Elek Askıda Kaldı

Bir zamanlar mutfaklarımızın vazgeçilmezleri arasında yer alan ve başta un olmak üzere buğday, mercimek, fasulye gibi bakliyatların ayrıştırılmasında kullanılan elekler, günümüzde unutulmak üzere olan eşyalar arasında yer alıyor. Elek yapımı ile uğraşan meslek erbapları da bu nedenle zor günler yaşıyor. Özellikle Anadolu’da ekmek yapılan evlerde kullanılmaya devam edilen eleklerin yapımı büyük ustalık gerektiren bir iş… Malzeme olarak genellikle gürgen ağacı kullanıyor ve özenle seçilmiş elek teli gerekiyor. Özellikle eleğin kasnak ve çember bölümlerinin çok uyumlu olması, telin ise sağlam bir şekilde eleğe monte edilmesi gerekiyor. Büyük şehirlerde elek yapımı ile uğraşan ustalar, yaptıkları eleklerin ya turistler tarafından ya da evlerinde, işyerlerinde şark köşesi oluşturmak isteyen meraklılar tarafından satın alındığını söylüyor. Kendi çabalarıyla bu mesleği ayakta tutmaya çalışan emektar ustalar ise her türlü sıkıntıya rağmen mesleklerinin yeniden canlandırılması ve kültürümüzün gelecek nesillere aktarılması için ellerinden geleni yapıyor.


İSMEK El Sanatları Dergisi 8 İNDİR

Bu yazı 659 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK