Ağaç İşçiliği

Üç Kıtanın Son Hükümdarı Abdülhamid’in Eşsiz Mirası

  • #


Yazı: Mine ÇAHA

Zamanın ve mekânın birden değiştiği bir yerde, koca bir asır öncesinde, Dolmabahçe Sarayı’ndan Yıldız Sarayı’na uzanan bir koridora çıktı yolumuz. Altı asır hüküm süren bir imparatorluğun, dirayetli ve azametli padişahı Sultan II. Abdülhamit’in hayatının ve anılarının izlerini taşıyan eserlerle tanışarak 19. yüzyılın atmosferini soluduk. Üç kıtanın son hükümdarı sultanın, her biri tarihi eser niteliğindeki eşyalarını ve otuz üç yıl boyunca yönettiği Osmanlı’nın sanat, siyaset ve sosyal iklimine şahit olduk…

Sıkça karşılaşmışızdır, “zaman makinesi” kavramıyla. Bu kavram çerçevesinde gelişen olayları konu edinen zaman yolculuğu filmlerini çoğumuz biliriz. Bilim kurgu filmlerini bize en çok sevdiren seridir herhalde. Fakat gerçek hayatta mucizevi bir buluş ya da icat edilmiş bir makine değil; belki bir fotoğraf, bir tablo ya da başından geçenleri karşısına alıp konuşturan birinin kâğıda döktüğü kelimeler vesile olabiliyor buna.


İşte biz de sizi en son yaptığımız zaman yolculuğuna davet etmek ve Sultan II. Abdülhamit’in hayatının, anılarının, heyecanının ve acılarının izlerini taşıyan 19. yüzyıl tanığı eserler ile tanıştırmak istedik.

Üç kıtanın son hükümdarı Sultan Abdülhamit (22 Eylül 1844- 10 Şubat 1918), doğumunun 144. yıl dönümü vesilesiyle Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen “II. Abdülhamit Han ve Dönemi” başlıklı bir uluslararası sempozyumda anıldı. Kendisinin şahsen kullandığı ve onun dönemine ait olduğu bilinen yaklaşık iki yüz elli parça eserin bulunduğu “Abdülhamit Han Döneminden İzler” isimli sergi de bu sempozyumun bir parçasıydı. Dolmabahçe Sarayı’na doğru ilerlerken; otuz altı Osmanlı padişahı arasında siyasi dehasıyla, başarısıyla, yaşamıyla öne çıkan, otuz üç yıllık hükümdarlığında imparatorluğu liyakat ile yöneten Sultan II. Abdülhamit’in dokunduğu, kullandığı eserleri görecek olmak bize heyecan veriyor. Hemen hemen bütün tarihçilerin, hakkında “Fatih Sultan Mehmet gibi Kanuni Sultan Süleyman gibi kendi döneminin en büyük hükümdarıdır.” dediği; hükümdarlığı sırasında bir yandan sessiz ve sakin şekilde denge siyaseti izleyip; bir yandan bütün dünyada yaşanan değişim ve dönüşüm akımı içerisinde Osmanlı Devleti’ni otuz üç yıl başarıyla yöneten üç kıtanın son padişahından söz ediyoruz çünkü. Bu düşüncelerle sarayın Muayede Salonu’na doğru yol alıyoruz.

Sarayın en kıymetli salonlarından biri Muayede Salonu. Çok sık sergi açılmıyor burada. Yaklaşık elli sütun ile çevrelenen bu muazzam büyüklükteki salon, 19. yüzyıl Osmanlı Sarayları’nın en görkemli salonlarından biri. Topkapı Sarayı’ndaki salonların aksine on- on beş kişinin ancak sığabildiği mütevazılıkta değil; yaklaşık iki yüz kişinin iftar yapabildiği, resmi kabullerin gerçekleştiği, bayram, cülus yıldönümleri gibi törenlerde kullanılan bir mekân. Burası padişah ve hanedanın diğer üyeleri, üst düzey bürokratlar, büyükelçilerin törenlerde bu salona davet ediliyor.


Prof. İlber Ortaylı, “Dolmabahçe’nin muhteşem salonu, muazzam genişliği Topkapı Sarayı’nı terk etme sebeplerindendir.” der burası için. Çünkü 19. yüzyıl devlet protokolü Topkapı Sarayı gibi mütevazı bir güzelliğin ihtişamını değil, doğrudan kalabalıkları ağırlamaya yönelik fonksiyonel ihtişamı gerektiriyor. Amcası Abdülaziz Han'ın ile birlikte Osmanlı’da ilk defa kanlı bir darbeye şahit olan üç kıtanın son hükümdarı Sultan II. Abdülhamit Han, güvenlik sebebiyle restore ettirdiği Yıldız Sarayı’nda yaşamayı tercih etse de bayram törenlerinde sultanın yine buraya gelmeyi tercih ettiği kaydediliyor.

Eşine Çok Rastlanmayan Bir Belge: Sultanın Çocuklarının Doğum Cetveli Bu muhteşem salonun sol tarafında bir levha gözümüze ilişiyor. Yaklaşıp ne olduğuna bakınca II. Abdülhamit’in çocuklarının doğum cetveli olduğunu fark ediyoruz. Tezyinatlı bir şekilde yazılan kimin yazdığını bilemediğimiz hatta, doğduktan sonra vefat eden Ulviye Sultan, Mehmet Abdülkadir Efendi ve Mehmet Selim Efendi’nin doğum tarihinin gün, ay ve yıl halinde yazıyla ifade edildiğini görüyoruz. Birkaçını Milli Saraylar Müzecilik ve Tanıtım Başkanlığı Başkan Yardımcısı Dr. Halil İbrahim Erbay bizim için okuyor: “Seneyi mezkure şevvalinin ibtidası olan cuma günü 1279 Sene-i Rumiyesi Martı’nın 9. günüdür. Yevm merkumda alesseher saat ikide merhume Ulviye Sultan dünyayı teşrif buyurmuşlardır. Rahmetullahi aleyha.”

“23. Muharrem’in 1294 Sene-i Rumiyesi Kanun-u Saniyesi’nin On Beşinci Pazar günü, leylen saat dokuzu çeyrek geçerek Abdülkadir Efendi dünyayı teşrif buyurmuşlardır.”

“Sene-i Merkume Zilhicce’sinin 9. yönüne tesadüf eden 1286 Sene-i Rumiyesi Şubatı’nın 11. günü arefe gecesi saat 3’te Mehmet Selim Efendi dünyayı teşrif buyurmuşlardır.”

Sultanın çocuklarının doğum takvimlerini içeren daha tafsilatlı bir kaydı belki bir yerlerde elbette bulunuyor fakat bu kaydın bize söyledikleri bu kadardı.


Sultan'ın Harita Merakını Gösteren Uşak Halısı

Sultan II. Abdülhamit’in hayatıyla ilgili en önemli kaynakların Yıldız Albümleri olduğunu ve Sultan'ın o günkü teknolojiye ayrı bir ihtimam gösterdiğini biliyoruz. Bununla birlikte “Sultanın Yıldız Sarayı Kütüphanesi’nde kitap ve 36 bin fotoğrafı içeren Yıldız Albümleri’yle birlikte çok sayıda pafta ve rulo harita, plan, atlas ve çizim kitapları bulunurdu.” diyor Dr. Halil İbrahim Erbay. Günümüzde Nadir Eserler Kütüphanesi’nde korunan Sultan II. Abdülhamit’in harita koleksiyonunda; yer şekillerini gösteren fiziki haritalar, ülke sınırları ve şehirleri gösteren siyasi haritalar, nüfusa göre dağılım, ırk, dil ve dinlere göre çizilen beşeri haritalar, nüfusa göre dağılımı, yeryüzü şekillerini ayrıntılı gösteren topografya haritaları, denizcilikle ilgili iskandil haritaları ile plan ve atlaslar bulunuyor. Bu haritalar ile birçok ülkenin tarihi, kültürel sosyal ve askeri gelişmeleriyle birlikte nüfus hareketlerini, padişah mülklerini, su yolları ve su bentleri, askeri binaları deniz ve karayollarını, limanları yeraltı zenginlikleri çeşitli dönemlere ait savunma hazırlıklarını imar faaliyetlerini de incelemek mümkün. Milli Saraylar Koleksiyonu’nda yer alan Uşak'ta dokunmuş harita halının da Sultan II. Abdülhamit Han tarafından kullanıldığını Yıldız Sarayı fotoğraflarından anlıyoruz. Bu tarihi eser niteliğindeki halı, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1894 yılındaki ülke ve şehir sınırları ile birlikte demiryolu ağını gösteriyor.

Sultan Abdülhamit’in Çalışma Salonu

Sultan Abdülhamit Han evinden yani Yıldız Sarayı’ndan men edilip zorunlu sürgün hayatına tutulduğu zaman bazı mobilyalar Yıldız Saray’ından kendisine getirilir ve bu eşyalarını burada kullanmaya devam ettiği kayıtlarda geçer. Çalışma masası da bunlardan biridir.

Karşılaştığımız eserlerden biri olan, sözünü ettiğimiz bu masaya yaklaşınca büyük bir özenle ve işçilikle Sultan'a özel hazırlanmış olduğunu görüyoruz. Masanın kamufle edilmiş, basılıp açılan gözleri bulunuyor ve çekmecelere de tuğrası işlenmiş.


Erbay, Sultan'ın çalışma masasıyla ilgili bize şunları söylüyor: “34. Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamit’e ait olduğu bilinen çalışma takımının Yıldız Şale’de “Yazı Odası” olarak tanımlanan mekânda yer aldığını Yıldız Albümleri’nden ve arşivlerden tespit edebiliyoruz. 19. yüzyılın son yıllarında hazırlanmış olan Yıldız Albümleri’nde çalışma odasında görülen mobilya takımı bir kitap- dosya dolabı, düşer kapaklı yazıhane bir masa ve bir koltuktan oluşuyor. Ancak Sultan'ın tahttan indirilmesinin ardından Beylerbeyi Sarayı’nda yaşadığı yıllarda 28 numaralı odaya getiriliyor.”

Victore Aimone- Paris damgası taşıyan takımın dolap kapaklarında, yazıhanenin düşer kapağında Sultan II. Abdülhamit’in tuğrası mevcut. Koltuğun tacında süslemelerin arasında yerleştirilmiş hilal motifi dikkat çekiyor. Güçlü bir heykeltraş olan Victor Aimone, Sultan Abdülhamit’e ait olan çalışma odası mobilyalarını büyük bir titizlikle işlediği, Rönesans etkisini takıma yansıttığı görülüyor. Oldukça zengin bir kütüphaneye sahip olan Abdülhamit’in çeşitli hatıratlarda kendisi hakkında yazılanlara bakıldığında oldukça çok okuyan biri olduğunu düşünmek zor değil.

Örneğin, II. Abdülhamit’in tahttan indirildiği tarihten ruhunu teslim edinceye kadar olan süreçte, yani Selanik’te ve Beylerbeyi Sarayı’nda geçirdiği zaman zarfında Abdülhamit’in özel doktorluğunu yapan, esasen İttihat ve Terakki yanlısı olan Âtıf Hüseyin Bey’in hatıratında Sultan’ın ilgi duyduğu alanlar hakkında şu sözler yer alır:

“Matematikte iyidir, hatta tahdîd-i mesâha yani ateşli silahlar için mesafe tayini hususunda bir risalesi olduğunu, burada kendi keşfettiği basit bir usulü kaleme aldığını söyler; keşke bu risale elimizde olsaydı. Tıp bilgisi de şaşılacak derecede geniştir; hatta İbn-i Sinâ'nın kitabını Arapça’dan okumuştur. Hekimliğe o derece meraklıdır ki ameliyathanelere ara sıra devam edermiş. Meşhur doktorlara sürekli sorular sorarmış. Tefsir okuduğu, konuşmalar arasında serpiştirdiği ayetlere getirdiği açıklamalardan bellidir. Her daim Buhârî-i Şerîf okuduğunu sık tekrarlar Abdülhamit. Hak dinin geleneksel uygulamalarına bağlıdır. Çanakkale Savaşı sırasında Delâil-i Hayrât ve Şifa-i Şerif hatimleri indirmiştir.”


Vaktine düşkün olduğundan, gazetelerini yemek yerken kendisine okuttuğunu da ekliyor Atıf Hüseyin Bey. Fransız İhtilali gibi Avrupa ve Avrupa meselelerine dair birçok eseri tercüme ettiriyor Sultan ve bununla ilgili mütalâalarda bulunuyor.

Abdülhamit’in en çok okuduğu, daha doğrusu okutmak suretiyle dinlediği kitaplar arasında polisiye romanlar ve seyahatnamelerin de yer aldığı hatıratlarda en çok zikredilenler arasında. Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra Yıldız Sarayı’nın acımasızca yağmalandığını biliyoruz. İşte Sultan'ın muazzam kütüphanesi de ne yazık ki orada yağmalanan eserler arasında. Söylenenlere göre bir kısmı yakılıyor, bir kısmı ilgisiz, alâkasız insanların eline geçiyor.

Yağmalanan kitaplar arasından günümüze ulaşan ve sergilenen eserler arasındaki iki gözlü küçük kütüphanede ne tür kitaplar olduğunu merak ediyoruz ve Sultan'ın kütüphanesine yakından bakma imkânı yakalıyoruz. Bir kısmı Fransızca bir kısmı Arapça ve Osmanlıca kitaplardan oluşan kütüphanede; kimya, dilbilimi ve siyaset tarihi konulu kitaplar bulunuyor. Kitapların özenle ciltlenmiş olması, Sultan'ın kütüphane ve kitaplar üzerindeki hassasiyetini gösteriyor. Kütüphanesine gelen eserlerin belki tamamının ciltlendiği söyleniyor.

Milli Saraylar Koleksiyonu içerisinde aidiyeti en kesin eserlerden bir diğeri ise onun yatak odası grubu. Üzerinde vefat ettiği karyolası, küçük çekmece dolabı ve komidinden oluşan bu grup, bugün Beylerbeyi Sarayı koleksiyonunda yer alıyor. Sultan II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi hadisesinden sonra Beylerbeyi Sarayı'nda yaşadığı yıllarda kullandığı bu lake karyola ve komidin rokoko üslupta dizayn edilmiş. Oyma süslemeler altın varaklarla belirlenmiş, karyolanın baş ve ayak tahtasının orta kısımlarına, komidinin kapak ve arkalığının ortalarına oval kartuşlar içinde pastel tonlarda manzaralar resmedilmiş. Karyoladaki çarşafların üzerine Sultan II. Abdülhamit'in isimlerinin baş harfleri olan A ve H harfleri işlenmiş. Bu yatak odasındaki sadeliğe bakınca sultanın mütevazılığı apaçık gözler önüne seriliyor.


Tamirhane-i Fabrika-i Hümâyun Eserleri

Abdülhamit Han Dönemi’nden İzler Sergisi’nin diğer bir bölümünde Sultan II. Abdülhamit öncülüğünde kurulmuş Tamirhane-i Hümayun, Yıldız Çini Fabrikası ve Hereke Fabrikası’na ait eserlerin ilk örneklerini de tanıma şansını buluyoruz. 1880’li yıllarda faaliyete geçen Yıldız Sarayı Tamirhane-i Hümayunu’nda saraylar, köşkler ve kasırlarda kullanılmak üzere mobilya imalatı yapıldığını biliyoruz. Bununla birlikte öğreniyoruz ki Ravza-i Mutahhara’nın sütunlarının bilezikleri de vaktiyle bu Tamirhane-i Hümayun’da üretilmiş.

Tamirhane diyoruz ama sizin aklınıza bugünkülere eş bir tamirhane gelmesin. Sarayın tamirhanesinde geniş bir kadro ile çalışılıyor ve buradan önemli işler çıkıyor. Küçük bir fabrika olarak nitelendirilen bu atölyede; marangoz, demirci, saatçi, sedefçi, hakkâk, yaldızcı, nakkaş, oyma ustaları ile Tophane-i Amirane ve Bahriye gibi sanayi alaylarından kimseler istihdam ediliyor. Burada gördüğümüz Tamirhane-i Hümayun imzalı eserlerinden biri ise 6 Kasım 1903 tarihli mücevher sandığı. Ahşap, sedef, fildişi, bağa ve pirinçten yapılmış bu eserin üzerinde “Es-Sultan İbn’üs-Sultan es Sultan el Gazi Abdülhamit Han-ı Sani Efendimiz Hazretlerinin saye-i sanayi’ piraye-i hazret-i hilafet penahilerinde sanayi’ efrad-ı şahaneleri ve ehl-i sanat kulları marifetiyle Yıldız Sarayı Hümayunu Tamirhanesi’nde imal olunmuştur. 16 Şaban sene 1321/24 Teşrin-i evvel sene1319 Mecdi” yazısı yer alıyor. Bu muazzam eserin kapak içerisindeki bir çekmecesinin üzerinde de Sultan II. Abdülhamit’in tuğrası bulunuyor. Bu bölümde yine Tamirhane imzalı, ahşap üstüne sedef, bakır ve pirinç kakma 1895 tarihli bir sehpa; 1902 yılında imal edilmiş ahşaptan bir yazı masası, ayakların birleştiği yerde yuvarlak bir madalyon içinde Osmanlıca “Tamirhane-i Hümayun Malumatı” yazılı 1906-1907 tarihli sütun şamdan yer alıyor.


Bürokratik Davetler ve Sultan Abdülhamit’in Yemek Sofrası

Tamirhane-i Hümayun imzalı bir eser daha var ki, sergide en çok dikkat çeken bölüm belki de burası. Tarihi kesin olarak bilinmeyen ancak kabaca 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başı olarak alabileceğimiz ahşap yemek masası; Yıldız Şale Köşkü’nde çekilmiş fotoğrafa bakılarak II. Wilhelm için düzenlenen ziyafet masası fotoğrafı örnek alınmış ve aynı yemek dizaynı yeniden canlandırılmış. Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyılın başlarından itibaren her alanda görülen değişim hareketlerinin, mutfak kültürü ve sofra düzeninde de değişimlere yol açtığını görüyoruz bu vesileyle. Bu yüzyıldaki Osmanlı saraylarında yabancı konuklara verilen ziyafetler ve sofra adabı incelendiğinde Batı'daki sofra düzeni ile geleneksel mutfak kültürünün iç içe geçtiği görülüyor. Genellikle yabancı elçiler, Mebusan ve Ayan Meclisi üyeleri ile yurt dışından gelen heyetler ve özel kişiler onuruna düzenlenen bu ziyafetler, Osmanlı devlet protokolünde daha fazla önem kazanmaya başlıyor.

Kendi tuğrasını taşıyan altın kaplamalı yemek takımlarıyla Batılı tarzda ziyafet sofrası kurduran ilk padişah olan Sultan II. Mahmut’la başlayan değişim, Sultan Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz ile devam ediyor; Sultan II. Abdülhamit zamanında da etkisini sürdürüyor. Bununla birlikte Abdülhamit Han’ın diğer dönemlere nazaran daha çok bürokrat konuk ağırladığına ve yemek sofralarına ihtimam gösterdiği söyleniyor. Bu dönemde altın kaplamalı yemek takımları, kristal takımlar ve bu takımların parçalarını oluşturan sosluklar, dondurmalıklar, şamdanlar, çiçeklikler bu yemek sofralarını süslüyor. Bu yüz yirmi kişilik gümüş üzerine altın kaplama sofra takımı, ziyafetlerden sonra sayılarak bakımının yapılması için Darphane'ye teslim ediliyor.

Hereke Fabrikası’ndaki Genç Kızların Ellerinden Çıkan Dokuma Seccadeler

Ünü dünyaya yayılan Hereke halıları Türk halı sanatının özgün kimliğini yansıtan önemli halkalardan biridir. Bunun ilk örnekleri diyebileceğimiz Osmanlı saray halıları saray için ve saray kontrolünde dokunuyor ve kendine has bir üslup kazanıyor. Saray, köşk ve kasırlarda yer alan Hereke halılarının en dikkat çekici özelliklerinden biri de kullanılacakları oda ve salonlar için özel ve büyük ebatlarda üretilmiş olmaları. Biz de burada bir asrı aşkın süre önce genç kızların küçük parmaklarıyla düğüm düğüm ördükleri o değerli eserleri görüyoruz.

1891 yılında Sultan II. Abdülhamit’in girişimi ile gerçekleşen Hereke Fabrika-i Hümayunu’nda üretim Yıldız Sarayı’nın halı ihtiyacını karşılamak üzere yüz tezgâh ile başlıyor. Bu fabrika için Anadolu’dan ustalar getirtildiği kaydediliyor. Bu nedenle dokunmuş ilk halı örneklerinin renk, kompozisyon ve motiflerinde bu yörelerin etkileri görülüyor. Başlarda yün iplik kullanılmış, daha sonraki yıllarda dokunmuş olan ince kaliteli yün halıların atkı ve çözgülerinde pamuk ipliklerin kullanılmış. Aynı yıllarda ipek iplik de kullanılmış. “İlmeklerde ipek ve yün ipliğin birlikte kullanıldığı örneklerle altın, gümüş ipliğin kullanıldığı halı ve seccadeler Hereke Fabrikası’nın halı üretimindeki başarısının doruk noktasını teşkil ediyor.” diyor Halil İbrahim Erbay. Zaman içerisinde kabartma desenli halı üretimi de yapan fabrika 1892 yılından itibaren makine dokuması halı üretimine de başlıyor. Sultan V. Mehmet Reşat döneminde üretim hızlandırılarak saray dışına da dokuma yapmak amacıyla el tezgâhları ve makine sayısı artırılıyor.

İlk üretilen halı motiflerinde yöresel unsurlar görülürken, zaman içerisinde natüralist çiçek ve yaprak motifleri, vazodan çıkan çiçekler, ağaçlar, natüralist hayvan figürleri devreye girerek Hereke’ye özgü bir desen anlayışı geliştirilmiş. Bu halı ve seccadelerde geleneksel motiflerin yanı sıra Barok ve Rokoko öğelerinin bir arada harmanlandığı bir üslup anlayışı benimsenmiş.

Çok ilginç bir şey daha öğreniyoruz ki; fabrikada üretilmiş halı ve kumaş desenleri, Tamirhane-i Hümayun’da ressam olan Emil Meinz tarafından çizilirmiş. Saray için mobilya, çini, iç dekorasyon desenleri de çizen Meinz, halı desenlerini mekânların özelliklerini göz önünde bulundurarak oluştururmuş. Hatta bazen Sultan II. Abdülhamit, halıların modellerini kendisi belirleyip ve üretim aşamalarını takip edermiş.


Osmanlı'da İlk Porselen Örnekleri, Yıldız Çini Fabrika-i Hümayun Eserleri

Son olarak üzerinde duracağımız nokta; burada karşılaştığımız, eşine rastlayamayacağımız ve tarihi değer taşıyan Yıldız porselenleri. Kaynaklara göre bir saray sanatı olarak gelişen porselenin Osmanlı Devleti’ndeki ilk üretimi 18. yüzyılın başlarında İstanbul’un çeşitli yerlerindeki atölyelerde gerçekleşiyor. Sultan Abdülmecit döneminde 1845 yılında bu atölyeler bir araya getirilerek, bir fabrika yaptırılıyor ve porselen sanayinin ilk adımları atılıyor.

1890’lı yılların başında Sultan Abdülhamit tarafından Yıldız Sarayı’nın dış bahçesine inşa ettirilen Yıldız Çini Fabrikası ise porselen tarihi açısından yeni bir süreç başlatıyor. Bu tarih Hereke Fabrika-i Hümâyun’un açıldığı tarihle hemen hemen aynı döneme rastlıyor. Porselen üretimine sağlanan saray desteği Avrupa hanedanları için üretim teknolojisi ve estetik değeriyle bir prestij ürünü olan porselen için saray arazisi içinde bir fabrika inşa edilmesi padişahın bu ürüne verdiği desteği simgeler nitelikte.

Sultan II. Abdülhamit’in sanata olan ilgisi yeni teknolojileri ülkeye getirme isteği Anadolu’da yüzyıllar boyunca geliştirilmiş olan çini ve seramik sanatının yeniden canlandırılması düşüncesi fabrikanın yapımında etkili oluyor. Yerli ve yabancı birçok ressamın çalıştığı Yıldız Çini Fabrika-i Hümayun’da üretilen eserlerin tümünde fabrikanın orijinal amblemi olan ay-yıldız damgası bulunuyor. Saray ve çevresi için belirli sayıda üretilen bu nadide eserlerin Batılı hükümdarlara hediye olarak gönderildiği biliniyor. Bugün Milli Saraylar koleksiyonu içerisinde bulunan porselenler de Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyun'dan çıkan ilk örneklerden.

Uzun 19. yüzyılın ve Sultan II. Abdülhamit Han’ın siyasi ve sosyal hayatının izlerini taşıyan koridorlara doğru çıktığımız bu yolculukta yavaş yavaş sona geliyoruz. Sözü noktalarken koca bir yüzyılın izlerini taşıyan salona bir kere daha bakıp üç kıtanın son hükümdarının bizlere bıraktığı eşsiz mirastaki kırıntıların bile ne kadar zengin olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz.

KAYNAKLAR 1) Atasoy Nurhan (Yıldız Sarayı Fotoğraf Albümlerinden) Yadigar-ı İstanbul, İlke Basın Yayın/ Araştırma- İnceleme Dizisi, İstanbul, 2007 2) Buluş Abdulkadir, Osmanlı Tekstil Sanayii Hereke Fabrikası, İÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2000. 3) Demirel Fatma, Sultan II. Abdülhamit’in Mirası, Kültürel ve Sanatsal Araştırmalar, İstanbul 2011 4) Hülagü Metin, Sultan II. Abdülhamid’in Sürgün Günleri (1909-1918): Hususi Doktoru Atıf Hüseyin Bey’in Hatıratı, İstanbul 2007. 5) Kırmızı Abdülhamit “Sultan II. Abdülhamid: “Modernleşme Sürecinde İstanbul”, İmparatorluğun Son Nefesi” İstanbul, 2011 sf. 24-45. 6) Koloğlu Orhan, Abdülhamit Gerçeği, Gür Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1987 7) Koloğlu Orhan, Avrupa Kıskacında Abdülhamit, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998 8) Küçükerman, Önder, Dünya Saraylarının Prestij Teknolojisi: Porselen Sanatı ve Yıldız Çini Fabrikası, Sümerbank Yayınları, İstanbul, 1987. 9) Ortaylı İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Alkım Yayınevi, 25. Baskı, İstanbul 10) Osmanoğlu Ayşe, Babam Sultan Abdülhamid, Selis Kitaplar, 2. Baskı İstanbul, 2008 11) Önsoy, Rıfat, Tanzimat Dönemi Osmanlı Sanayii ve Sanayileşme Politikası, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1988.12) Pamuk, Şevket, Osmanlıdan Cumhuriyete Küreselleşme, İktisat Politikaları ve Büyüme, Seçme Eserleri-II, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009. 13) Tahsin Paşa, Yıldız Hatıraları, Boğaziçi Yayınları/ Hatıra Dizisi, İstanbul 2008 14) Tekinalp Şahin Pelin, “Tuvallerde Yıldız Sarayı”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi 2004 / Cilt: 21 / Sayı: 2 / sf. 143-158 15) Topal Mehmet, Erkan Erdemir, Engin Kırlı, “Tanzimat Dönemi Sanayileşme Hareketinin Türkiye’de İşletmecilik Anlayışının Oluşumuna Etkileri Hereke Fabrikası ve Nizamnamesi”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 25, Isparta 2012, sf. 37-64. 16) Yiğit Ali Ata, “19. Yüzyıl Osmanlı Halıcılık Eğitiminde Hereke Fabrika -i Hümayunu Modeli”, Arış Dergisi, Sayı: 5, Ankara 2011, sf. 136-143. 17) Yörük A. Adem, Sultan Abdülhamid Devri Hatıraları ve Saray İdaresi, İstanbul, 2007. 18) Zürcher, Eric J. Modernleşen Türkiye'nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2008


İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 1111 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK