Bakır İşçiliği

Kilitleriyle Yaşayan Sanatkâr Güngör Yanık

  • #


Yazı: Nazlı BUĞDAYCI | FOTOĞRAF: Mücahit PAMUKOĞLU

Bakır ustası Güngör Yanık, 2016 yılının Nisan ayında aramızdan ayrıldı fakat ardında bıraktığı Osmanlı asma kilit koleksiyonu ve yaptığı el işi takılarıyla hâlâ yaşıyor. En küçüğü 50 gram, en büyüğü 800 kilogram olmak üzere çeşitli büyüklüklerde asma kilit yapan ustanın paha biçilemeyen koleksiyonunda İstanbul’un her bir kapısı için yaptığı 55 ayrı kilit bulunuyor. Kilitlerin yanı sıra antikacılıkla uğraşan ve bakır takı modelleri tasarlayan ustayı Şehzadebaşı’ndaki babadan kalma atölyesinde çocukları K. Sezgin ve Sezer Yanık anlattı.

Şehzadebaşı Camii’nden Laleli’ye doğru yürüdüğünüzde sol taraftaki ilk atölyenin önünde biri diğerine oranla çok daha büyük iki asma kilit duruyor. Dışarıdan baktığınızda sıradan bir takı dükkânını andıran atölyenin kaldırımında duran bu kilitlerin dekor amaçlı konulduğu geliyor ilk önce akla. Yine de takı atölyesi ile devasa boyuttaki kilidi bağdaştırmak zor oluyor tabii. İçeriye girdiğinizde gördükleriniz de düşüncelerinizi destekler nitelikte aslında. Vitrindeki, duvarlardaki bakır ve gümüşten yapılmış kolye, küpe gibi çeşitli takılar gözünüze çarpıyor. Kafanızı biraz daha yukarıya kaldırdığınızda ise kilit ve anahtarların yanı sıra şamdanlar, eski fenerler, ibrikler, teraziler, ayetli hamam tasları, ağırlıklar, kandiller, el değirmenleri gibi pek çok antika parça dikkatinizi çekiyor.


Ahşap iki katlı tarihi dokusu ile sizi sarıp sarmalayan bu dükkânın hikâyesini, takı ile kilidi bir araya getiren mevzuyu merak ediyoruz. Ve öğreniyoruz ki burası dededen toruna üç kuşaktır işinin ehli ustalara ev sahipliği yapan ve içinde pek çok hazineyi bulunduran bir atölye. Durum böyle olunca da ustalarla tanışmak için kapılarını çalıyoruz.

Atölyenin ilk sahibi 11 yaşındayken İstanbul’a gelen Kahramanmaraşlı bakır ustası Kaplan Yanık’tır. O zamanlar bütün sokak bakırcı dükkânlarıyla doludur ama Kaplan Usta'nın eli bir başkadır. Bakırdan yaptığı semaverleri, mangalları ünlüdür. Usta, oğlu Güngör Yanık’ı da kendi gibi yetiştirir. Küçük yaşta örsü-çekici verir eline. Ancak Güngör Yanık yalnızca bakırcılıkla kalmaz, antikacılığa da merak salar, el işi takılar yapar. Antikacılıkla ilgilendiği günlerde eline geçen bir Osmanlı asma kilidi kendisine esin kaynağı olur. Osmanlı ve Bizans dönemlerine ait topladığı kilitlerin yanı sıra çeşitli ebatlarda asma kilitler yapar. Çocuklarına da kendinden geriye paha biçilemeyen 55 parçadan oluşan Osmanlı asma kilit koleksiyonu ile sayısız bakır takı modeli bırakır.

İşte Şehzadebaşı’ndaki bu atölyeyi dededen kalma antika parçalarla Güngör Usta'nın anahtar ve kilitleri ile takı modelleri süslüyor. Kendisi ile tanışma imkânı bulamadığımız Güngör Yanık’ı, bugün babalarının izinden giderek gümüş takı ustalığı yapan K.Sezgin ve Sezer Yanık’tan dinledik.


Bakır Ustalığından Koleksiyonerliğe

Bakır ustası Güngör Yanık’ın ömrü babadan kalma bu dükkânda geçer. 60 yıllık ömrünün son beş yılında amansız bir hastalıkla uğraşsa da çalışmayı hiç bırakmaz. Son günlerinde dahi motosikletine yüklediği 70 kilogram bakırı işleme hayalini kurar. Bakırcılıkla başladığı mesleğinde antikacılıkla uğraşır ve Osmanlı asma kilitleri koleksiyonerliğine uzanan dolu dolu bir yaşam sürer. Şimdi babalarının vasiyetini yerine getirmek için canla başla çalışan çocukları ile Osmanlı asma kilit koleksiyonuna ve takılara dair sohbetimize başlamadan önce bizlere babalarını tanıttılar.

“Babamızı nisan ayında kaybettik.” diyerek başlıyorlar söze. Aynı mekânda çalışmanın sağladığı avantajla biriken anıları tazeliyor hafızaları. Kurşuna ilk örslerini vurmuşlar bu atölyede, dedelerinden kalma kalemlerle bakır levhalara motifler çizmişler. Babaları ilk rol model olmuş iki erkek kardeş için. K. Sezgin Yanık, "Babamız çok komplike bir insandı. Hem çok kolay, hem de çok zordu. Çok konuşkan biriydi ama iş konusunda bir o kadar da ketumdu, adeta sırlar dünyasıydı. Hayal gücü müthişti. Her zaman bizden üç adım ilerisini düşünürdü. Çok yetenekliydi, atölyenin vitrininden köşedeki divana, yerlerin karosundan kurşun dövdüğü, örsüyle bilezikler kırdığı, üzerinde desenler çizdiği tezgâha her şeyi kendi yaptı. Çok çalışkandı. Pazarları da dâhil tüm hafta boyunca çalışırdı, hiç yoruldum demezdi." diyerek uzun uzun anlatıyor babasını.

İstanbul’un Kapılarına Özel Kilitler

Güngör Yanık 1970’lerde başlar antikacılığa. Daha çok parça tamirleri yapar, alır, satar. Bir gün demircide antika bir Osmanlı asma kilidine denk gelir ve kendi de bakır ustası olduğu için böyle bir parça yapabileceğini düşünür. Bulduğu eski kilitleri toplar, müzayedeleri dolaşır, çarşıları gezer. Bu sayede Osmanlı ve Bizans dönemlerine ait asma kilitleri çok iyi tanır. Edindiği bilgiler sayesinde de kendini geliştirir ve on yıl sonra 90 kilogram ağırlığında çift kollu bir kilit yapar. Bu kilit ile Guinness Rekorlar Kitabı’na başvursa da 1980’lerin çalkantılı dönemine denk geldiği için eserini yurt dışına çıkartamaz. Zaten yazışmalar sonucunda "Bu kategoride başvuru alınmamaktadır." cevabını alır. Sanatkâr, sonrasında bu tarz işlerden vazgeçerek sanatsal çalışmalara ağırlık verir. Mekanik zekâsını da kullanarak irili ufaklı pek çok kilit yaparken Osmanlı asma kilitlerinin tamirine de devam eder. Yaptıklarında antika parçaları model olarak alsa da eserlerine kendinden bir şeyler katar. Her kilide özel bir şifreleme sistemi kurar. Yanık, İstanbul’un Bizans döneminden itibaren dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı muhafızlarca korunan 55 kapısı için ayrı ayrı yaptığı kilitlerden oluşan özel bir koleksiyon hazırlar.


Kilidin Milleti Modelinden Belli Olur

Güngör Yanık’ın yaptığı eserler arasında han kapısına göre kilit de var, küçük bir dolap için olanı da. Ebatları kadar şekilleri de dikkat çeken eser çeşitliliği için Sezer Yanık, “Kilitlerin modelleri milletini belli eder. Osmanlı ve Bizans dönemine ait kilitler takılacağı kapıya göre değişik ölçülerde ve şekillerde üretilmiştir.” diyor.

Babalarının da yaptığı eserlerde modelin orijinalliğini bozmadan, belli özelliklere dikkat ederek çalıştığını belirten Yanık, kilitlerin sürgülü, çift kollu, tek kanatlı, çift kanatlı gibi değişik isimlerinin olduğunu belirtirken, Osmanlı dönemi eserlerin kendilerini hemen belli ederek daha işlemeli motiflerden yapıldığını söylüyor. Bizanslıların ise kilitlerde uğur, bereket, şans getirdiğine inanılan hayvan ve bitki figürlerini tercih ettiğini anlatan Yanık, “Mesela balık şekilli kilitler Bizanslılara aittir ve ambar kapılarında kullanılır. Balığın simgesel olarak bereket getirdiğine inanılır.” şeklinde konuşuyor.

Güngör Usta'nın kilitlerine baktığınızda kalıptan çıkma bir eser gibi düşünüyoruz. Oysa bir bütün gibi görünen eserlerin her bir parçasının tek tek kaynak edildiğini söylüyor Yanık kardeşler. Pirinçten, demirden, bronzdan yapılan kilitleri K. Sezgin Yanık, babasının çizimleri eşliğinde şöyle anlatıyor: “Plakalar halinde olan pirincin üzerine çizilen kilit modeli kıl testeresi ile elde kesilir. Eserin ön ve arka parçaları bir bütün olarak çıkartılır. Yanları birbirine kaynak edilir. Yan parçaların üstlerini kapatacak olan kısımlar için maden ısıtılıp kalıplara dökülür ve yerine oturtularak kaynak işlemine geçilir. Ustanın marifeti bu aşamadadır. Çünkü kaynak sonrasında tesviye ile tüm köşelere ovallikleri verilir. Tabii ön ve arka parçalar birleştirilmeden önce anahtar sisteminin iç mekanizması yapılır. Nasıl bir şifreleme sistemi yapılacağına karar verilir ve uygulanır. Ona uygun olarak da anahtara şekil verilir.


Anahtarın şekli tamamıyla ustanın o anki ruh haline bağlıdır. Anahtarın ön kısmına şifreleme sistemi ile ilgili parça konması gerekiyorsa o konulur. En son işlemde kilidin üzerindeki işlemelerdir.”

Yanık’tan bir kilit yapmak için çok fazla malzeme gerekmediğini de öğreniyoruz. Çeşitli boylardaki eğelerle, kıl testeresi ve çekiç ile bir eserin ortaya çıkabileceğini söyleyen Sezer Yanık, babalarının yıllarca kendi tasarımı olan silindir şeklindeki tezgâhta çalıştığını anlatıyor. Teknik malzemeden çok tamamı el işçiliği olan parçaların yapımında kol gücüne gereksinim duyulduğunun altını çizen Yanık, Güngör Usta'nın ağır bir tedavi süreci geçirmesine rağmen hiçbir zaman güçten düşmediğini, kendilerinin yerinden oynatamadıkları için altlarına tekerlek taktıkları kilolarca ağırlığında kilitleri babalarının tek başına kaldırdığını ifade ediyor.

Koleksiyonun En Ağırı 800 Kilo

Güngör Usta'nın yaptığı kilitlerden en küçüğü 50 gram. Dekoratif amaçlı yaptığı en büyük parça ise atölyenin hemen önündeki kaldırımda sergilenen 1.70 boyunda 800 kilogram ağırlığında olan eser.

“Babanızın aklına bu kadar büyük parça yapmak nereden geldi.” diye soruduğumuz kardeşler, koleksiyonun en değerli parçalarından biri olan bu eser hakkında şunları söylüyor: “Babam bu kilidi bitirdi, 10 gün sonra da hastalığına teşhis kondu. Onu da alt kattaki tezgâhta yaptı ve o daracık merdivenlerden dışarıya çıkarttı. Babamızın her yaptığı eser geçmişten günümüze büyüyerek geldi. Artık iş şova dönüşmüştü. ‘Ben bunu yaptım, üstüne yapan var mı’nın mesajıydı bu. Ustalar böyle değil midir zaten. Yaptıkları en özel eserle anılmak isterler.”

Geçmişte de insanların bu kadar büyük eşyaları kullandığında söz eden K. Sezgin Yanık, “Silivrikapı’daki kapının sol tarafındaki gürze baktığınızda bir insanın kaldıramayacağı düşünürsünüz ama zamanında kullanılmış.” diye açıklama yaparken, bu kilidi babalarının anısını yaşatmak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önü, Taksim veya Sultanahmet Meydanı gibi daha merkezi bir alana koymanın kendilerini daha mutlu edeceğini de belirtiyorlar.


Her Kilide Özel Şifreleme Sistemi

Hayatını kilitlere adamış zanaatkâr insan Güngör Yanık, yaptığı her eserinde kendi bilgi ve becerisini kullanarak bir düzenek kurar. Her kilide has özel bir şifreleme sistemi de geliştirir. K. Sezgin Yanık iki anahtarlı bir eser üzerinden durumu bizlere anlatmaya çalışıyor. Üzerinde üç düğme benzeri şekil bulunan kilidi açmak için pek çok hamlenin gerektiğini söylüyor öncelikle. Bu düğmeler sağlı sollu çevrildiğinde kilit üzerindeki üçgen kısım açılıyor ve karşınıza bir anahtar yuvasını çıkıyor. Ancak anahtarı takıp çevirdiğinizde boşa dönüyor. Hemen bu yuvanın üst kısmında bulunan gizli bir bölmeye saklanmış asıl anahtar yeri. Ve buraya geçirilen ikinci bir anahtar ile kilit açılmış oluyor. Kısacası Güngör Yanık’ın anahtarlarını açmak pratik zekâ ve büyük bir sabır istiyor.

Sezer Yanık, anahtar eskizleri ile kilit şablonlarının durduğunu belirtse de babalarının kendilerine hiçbir zaman kilitlerin nasıl açılacağına dair bilgi vermediğini, başardıklarını da "Babam nasıl yapmıştır?" mantığı ile düşünerek açtıklarını ifade ediyor. Eski insanların güvenlik gerekçesi ile şifreleme sistemlerine imtina ettiklerini belirten kendilerinin de koleksiyondaki kilitlerden hala açamadıklarının olduğunu da söyleyen Yanık, bu şekilde eserleri zorlamak istemediklerini de anlatıyor. Yanlış bir hamlenin kilidin tüm düzeneğini bozmasından korktuklarını, kilidi hiç açamama gibi ihtimal olduğunu bunun da kaynağın sökülerek mekaniğin değişmesi anlamına geldiğini dile getiriyor.

Güngör Usta'ya ait son çalışmalardan birinin de İstanbul siluetli anahtarlar olduğunu anlatan kardeşler, ustanın bir gün bu anahtarın kilidini yapmayı hep hayal ettiğini ancak ömrünün buna yetmediğini belirtirken, anahtarın üzerinde İstanbul’un simgeleri Galata Kulesi ve Kız Kulesi, kaleler, cami minareleri ve deniz feneri olduğunu söylüyor.

Bakır Takıda da Usta

Sanatkârdan geriye yalnızca Osmanlı asma kilitlerinden oluşan koleksiyon kalmaz tabi. Bakır ustalığından dolayı pek çok takı da yapan Güngör Usta'nın bu eserlerinden seçmeler atölyenin vitrinini süslüyor. 1985 yılından bu yana el işi bilezikler, bileklikler, kolyeler, küpeler yapan sanatkâr bu işe de bir tablo yüzük ile başlar. Bakırdan tasarladığı yüzükler, çizdiği kolye modelleri ilgi görünce Güngör Yanık bu konuda da ustalaşarak binlerce bakır takı modeli ortaya çıkarır. Hatta o kadar ki bir kolye modelini yapmak için kullandığı penseyi dahî kendi imal eder.

Sezer Yanık, “Babam el işi bakır takı yapmada sayılı ustalardandı. Bir dönem amcam ile birlikte yürüttükleri takı işinde Türkiye’de yaygın olarak kullanılan romatizma bileziği olarak da bilinen rayma bileziklerini ilk yapan kişilerdir. Bakırdan, iki ucun kafaları top şeklinde ve mıknatıslı olan bilezikler zamanında büyük ses getirmişti.” şeklinde anlatıyor.

Yanık, el işinin bakır gibi güzel görünmediğini düşündüğü için gümüş madeninden birkaç model çıkartmasına rağmen babalarının gümüşü hiç sevemediğini de dile getiriyor.

"Sizde Işık Var, İşi Devam Ettirin"

İlk ustalarının vefatına dair “Pusulamız, rehberimiz gitti” ifadesinin kullanan ve büyük bir boşluğa düştüklerini söyleyen K. Sezgin ve Sezer Yanık babalarının izinden giderek el sanatı alanında çalışıyorlar. Babaları gibi küçük yaşlarda ellerine örsü alan çocuklar, İstanbul Kapalıçarşı’daki atölyelerinde tasarımları kendilerine ait gümüş takı işi yapıyor.

Ayrıca babalarının bıraktığı yerden kilit işini devam ettirmeyi düşünen kardeşlerden K. Sezgin Yanık önümüzdeki günlerde 70-80 santimetre boyunda bir kilit yapmaya başlayacaklarından söz ediyor. Babalarının "Her öğrendiğinizin üzerine kendinizden bir parça koyun." diye öğüt verdiğini söyleyen Yanık, “Hastaneye en son yattığı zaman günlerden cumartesiydi. Sezer ile beni aldı karşısına ‘Siz bensiniz. Sizde o ışık var, yapamayacağınız hiçbir şey olamaz, işi devam ettirin.’ demesi son sözleri oldu, bir daha da kendisini göremedik zaten.” şeklinde vasiyet ettiğini anlatıyor.

“Biz asla onun gibi bir usta olamayız ancak insanların Güngör Yanık’ın çocukları Osmanlı asma kilit sanatını yürütüyor demeleri yeter bizim için” diyen kardeşler, “Yapmazsak zaten hiçbir anlamı olmaz. Babamız bazen bizden bile daha çok severdi kilitlerini.” diyor.

K. Sezgin ve Sezer Yanık, babaları ve ilk ustalarının eserlerini katıldıkları festivallerde sergilediklerini belirtirken, bir sanatkârın ölümsüzleşmesinin en güzel yolunun geride bıraktığı el emeği eserler olduğu görüşündeler.

İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 782 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK