Resim

Türk Resminin Portre Üstadı Feyhaman Duran

  • #


Yazı: Fatma YAVUZ

Feyhaman Duran, Türk resim sanatının portre alanında ilk ve en önemli temsilcisi olarak tanınır. “Sanatçı kendi işinin kaidesini kendi yaratabildiği zaman orijinaldir.” anlayışıyla eserlerini üreten sanatkâr, resimde çağdaşlaşma hareketini başlatan ‘Çallı Kuşağı’ ressamlarındandır. O güne kadar portredeki fotoğraf büyütme anlayışının dışına çıkan, çizimleriyle diğer kuşak ressamlarına ilham kaynağı olan sanatçının, günümüze ulaşan pek çok portre çiziminin yanı sıra başarılı natürmort, manzara ve hat çalışması bulunuyor. Süleymaniye konaklarında kendisi gibi ressam olan eşi Güzin Hanım ile yaşadıkları evi tüm eşyalarıyla birlikte İstanbul Üniversitesi’ne bağışlayan ve üniversite tarafından “Feyhaman Duran Kültür ve Sanatevi” adıyla müzeye dönüştürülen evde, sanatkâr aileye ait eşsiz bir koleksiyon yer alıyor.


Güzel sanatlar alanında eğitim vermek üzere 1882’de Osman Hamdi Bey’in öncülüğünde kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin yetenekli öğrencileri ile resim kabiliyeti olan gençlerin kendi imkânları ile Avrupa’ya eğitime gitmeleri Türk resim tarihinde bir dönüm noktası oluştururken, bu hadise yeni Cumhuriyetin sanatsal kimliğinin temellerinin atılmasını da sağlar. Batı'nın farklı kurumlarında resim eğitimi alarak yeteneklerini geliştiren ve burada empresyonizm akımından etkilenen genç ressamlar, I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle yurda döndüklerinde Türk resminde Batı'nın izlerini taşıyan çalışmalara imza attıkları görülür. “Çallı Kuşağı” veya “1914 Kuşağı” olarak adlandırılan bu bir grup ressam, resimde konu zenginliğini sağlamakla birlikte ışık, renk, kompozisyon ve teknik açıdan farklılıklar yaratarak, sanata canlılık getirir.

Eserlerinde yarı gerçekçi ve yarı romantik bir anlayışın izlerini taşıyan taşıyan başarılı natürmort ve peyzajlarının yanı sıra en çok portre çizimleri ünlenen Feyhaman Duran da modern resmin Türkiye’de yayılmasında başlıca etken olan “1914 Kuşağı” ressamlarından biridir. Atatürk ve İnönü portreleri ile ünlenen, yurt gezilerine katılarak Gaziantep’i çizgilerle anlatan, eşi Güzin Hanım ile birlikte Topkapı enteryörleri çalışan, eserlerinde fiziksel görünümün yanında duyguyu göz ardı etmeyen, abartısız yorumu ve desen kabiliyeti ile resim sanatının temel taşlarından biri olan Ressam Feyhaman Duran’ı daha yakından tanımak-tanıtmak istedik.


Mısır Prensi Paris’e Resim Eğitimine Gönderdi

1886 Kadıköy doğumlu asıl adı İbrahim Muslühiddin Feyhaman Duran, şair ve öğretmen Süleyman Hayri Bey’in oğludur. Annesi Fatma Hanım’ı genç yaşta kaybeden sanatçı, annesinin vasiyeti üzerine Galatasaray Lisesi'nde o zamanki adıyla Mehteb-i Sultani’de eğitime başlar. Okulda, Ressam Şevket Dağ, Tevfik Fikret ve Viçen Arslanyan Efendi’den dersler alan Duran, okul sıralarında yaptığı resimlerle dikkat çekerken, özellikle de hüsn-ü hat derslerinde gösterdiği başarıdan dolayı öğretmenlerinin takdirini kazanır. 1908 yılında Mekteb-i Sultani’nin altıncı sınıfını bitiren sanatçı, bir süre Bâb-ı Âli'de kâtiplik yapsa da aynı yıl okuduğu okulda güzel yazı ve resim öğretmenliğine başlar.

Bir rastlantı eseri Mısır Prensi Abbas Halim Paşa'nın dördüncü kızının resmini portre haline getirmesiyle, paşayla aralarında başlayan dostluk, sanatçının 1911-1913 yılları arasında Avrupa'ya giden grubun arasında yer almasını sağlar. Paşanın güzel sanatların çeşitli bölümlerinde başarı gösterenler arasından yaptığı seçimle Paris’e giden Feyhaman Duran, Academie Julian’da Fransız sanatçı Jean-Paul Laurens ile oğlu Paul Albert Laurens atölyesinde, Ecole des Beaux-Arts'ta Fernand Cormon’un atölyesi ve Arts Decoratif'te eğitim alır. Ressam Duran, sanatına çok şey katan bu seyahat için “Hayatımın mutlu bir dönüm noktası.” yorumunu yapar.


Dengeleri alt üst eden I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Rusya’ya giden bir gemi ile İstanbul’a dönmek zorunda kalan ve çalışmalarına burada devam eden Feyhaman Duran, bir süre Harp Mecmuası’nda çalışarak, savaş resimleri yapar. 1916 yılından itibaren Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin açtığı Galatasaray sergilerine katılır. Yakın dostu Prof. Dr. Akil Muhtar’ın portresi ile katıldığı Galatasaraylılar Yurdu I. Resim Sergisi’nde hükümetten “zikr-i cemil” ödülü ile gümüş madalya kazanır.

Geçimini çizdiği portrelerden sağlayan Feyhaman Duran’ın savaş yıllarında pek çok sanatçı arkadaşı gibi maddi zorluklar çektiği ve sırf kendi ayakkabılarını yapabilmek için İbrahim Çallı ile birlikte deri ve kösele alıp bir ustadan ayakkabı dikmeyi öğrendiği de bilinir.

Bir müddet Harbiye Nezareti’nin kurduğu Şişli Atölyesi’nde çalışan ressam, 1919 yılında İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Kızlar Güzel Sanatlar Okulu) Usul-ü Tersim öğretmenliğine getirilir ve birleştirilen kız-erkek Sanayi-i Nefise Mektebi’nde de (Güzel Sanatlar Akademisi) aynı görevine devam eder. Adı "Türk Ressamlar Cemiyeti", “Türk Sanayi-i Nefise Birliği” son olarak da “Güzel Sanatlar Birliği” olan “Osmanlı Ressamlar Cemiyeti” kurucu üyesi olan sanatçı, bu görevini ömrünün sonuna kadar sürdürür.


Porte Konusunda Yetkin

Sanatçının resim anlayışını “Gözle görülmeli, ruh ile konulmalıdır.” cümlesi özetler en iyi. Sanatı yalnızca görüneni aktarma değil, görünenin ardındakini anlamaya çalışma olarak yorumlar. Duran, hızlı çalışma yöntemi sayesinde taslaklarını kısa sürede tamamlayarak bitmiş birer tablo haline getiren eli çabuk bir yetenektir.

O güne kadar fotoğraf büyütme anlayışıyla yapılan portreciliğe, sanat niteliği ve renk berraklığı getiren sanatçının ressamlık kariyerinde portrenin ayrı bir yeri vardır. Sanatının ilk yıllarında ürettiği tablolarında modeldeki saç, şapka, aksesuar, kıyafet gibi ayrıntıları ön plana çıkaran ressamın sonrasında bu tarz detayların portrenin önüne geçtiği düşüncesiyle daha geri planda tuttuğu gözlenir. Pek çoğu “büst portre” şeklinde olan çizimlerinde yalnızca fiziksel özellikleri benzetme değil, duygu da vermek isteyen sanatçı bu düşüncesine “Portrede bir kalıp var, bir de manası; bunlardan yalnız biri kâfi gelmez. Onun için portre güçlüdür.” sözleriyle açıklık getirir.

Yakından tanıyıp izlediği kişileri kendine model olarak seçen ve eşi Güzin Duran’ın pek çok tablosunu yapan sanatçının bazen bir fotoğraf veya gazete kupürlerinden esinlenerek yaptığı eserleri mevcuttur. Duran’a ait arşivde bulunan “İsmet İnönü ve Depremzede Kadın” adlı çalışmasının, dönemin gazetelerinde yayınlanan bir fotoğraftan esinlenerek yaptığı anlaşılır. Sanatçı ayrıca İnönü tarafından İbrahim Çallı ve Ayetullah Sümer birlikte portresini yapması için Ankara’ya davet edilir.

Feyhaman Duran, Atatürk ile hiç tanışmamış olmasına rağmen çizdiği Atatürk portreleri meşhurdur. Dengeli bir desen ve özenli çalışma sistemiyle fotoğraflardan bakarak yaptığı yirmi civarındaki Atatürk portresinden biri olan “Atatürk” adlı çalışma çoğaltılarak dönemin devlet dairelerine asılır. Sanatçı frak giyen Gazi Mustafa Kemal’i beyaz gömleği ve papyonuyla resmeder. Duran, 1940’lı yıllarda İstanbul Üniversitesi profesörlerinin portrelerinin yanı sıra üniversitenin senato toplantısına ait iç mekân resimlerini çalışır. Ayrıca eserlerinin arasında A. Süheyl Ünver, Tevfik Fikret, Şinasi, Hoca Ali Rıza, Hikmet Onat, Safiye Ayla gibi dönemin sanat ve edebiyat dünyasından tanınmış kişilerin yağlı boya ve karakalem çalışmaları da bulunur.


“Renk Gözden Gelen Şekerdir”

Eskizleri günümüze ulaşan, birkaç çizgi veya kuvvetli fırça vuruşuyla yapılan resim olarak bilinen poşadlarından ön çalışmalar yapan bir sanatçı olduğu anlaşılan Duran’ın, peyzaj ve son dönem çalışmaları arasında yer alan natürmortları da portreleri kadar başarılıdır. Peyzajlarının çoğunun konusunu Boğaziçi, Anadolu Hisarı, Rumeli Hisarı ile yazlık olarak kullandıkları Büyükada’daki evden izlenimleri oluşturur. Doğaya duyduğu hayranlığı aksettirdiği çizimlerde figür yok denecek kadar azdır. Gün batımı, deniz, tabiatın sunduğu tüm güzellikleri canlı renk seçenekleri ile tuvaline aktarır.

Ressamın natürmort tarzı çalışmaları ise 1930’lardan sonra başlar. Özellikle çiçek ve meyve resmi yapmayı çok sevdiğini belirten sanatçıya istediği kompozisyonu eşi Güzin Hanım oluşturur. Natürmortlarını geleneksel objelerle birleştirerek dekor yaratan sanatçının zaman zaman eserlerini hat sanatı ile de tamamladığı görülür. “Renk bence şeker gibi tatlı bir şey, gözden gelen şeker.” diyen sanatkârın bu sözündeki manayı da natürmortlarına uygular.


Ressamın Hat Denemeleri

Sanatçının resimdeki kabiliyetinin yanı sıra hattatlığı da vardır. Kuşkusuz ki bunda Güzin Hanım’ın dedesi Hattat Yahya Hilmi Efendi’nin katkısı olduğu düşünülebilir. Okul yıllarında İzzet Efendi’den rik’a dersleri alan sonrasında da Mahmud Bey Matbaası hattatı Tahsin Efendi ve Hattat Sami Efendi ile çalışan sanatçının yazılarında celi sülüs ve ta'lik hattını tercih ettiği görülür.

“Nasıl ki şiirin bir kafiyesi varsa, çizgide de bir şiir vardır. Yazıyı resim kadar severim. Yazı da resimdir.” sözleriyle hat sanatına duyduğu ilgiyi dile getiren Duran, hayranlık duyduğu hattatlardan Hattat Mehmet Rifat Börekçi’nin portrelerini de çizer.

Ressam 84 yıllık yaşamında özel işlere de imza atar. Arkadaşı Sami Yetik’in iki cilt halinde yayınlanan “Ressamlarımız” adlı kitap kapağını tasarlaması buna en iyi örnektir. Sanatçı için ayrıca tam bir vatansever resim aşığı yorumlaması da yapılabilir. 1938 yılında düzenlenen yurt gezileri kapsamında Gaziantep’e giden Duran, buradan yörenin kültürünü yansıtan on tablo ile döner.

Feyhaman ve Güzin Duran’ın savaş yıllarında ziyarete kapatılan ve kutsal emanetler dâhil içindeki birçok hazine ve değerli eşyanın Niğde’ye nakledildiği Topkapı Sarayı Müzesi’ne ait enteryör çalışmaları da bulunuyor. Sanatkârlar, özel izin alarak girdikleri sarayda, desen yeteneklerini sergileyen eserlere imza atarlar. Ressamın tuvaline yansıyanlar arasında iç mekân “Harem, III. Ahmet Yemiş Odası”, “Harem, Çeşmeli Sofadan III. Murat Has Odası Girişine Bakış ”, “Harem, I. Ahmet Has Odası Çeşmesi”; dış mekân olarak da “İftariye Kameriyesi”, “Arz Odası”, “Ağalar Camii”, “Bağdat Köşkü'nden Revan Köşküne Bakış” gibi önemli tabloları bulunuyor.


Feyhaman Duran Kültür ve Sanatevi

Eserlerinde Osmanlı’nın son yılları ve Cumhuriyet dönemi yeniliklerini sentezleyen ressam Duran, 1922 yılında Güzin Hanım ile evlendiğinde iki yıl kadar Abbas Halim Paşa'nın kızı Tevfika Hanım’ın yardımıyla Baltalimanı’ndaki köşkün müştemilatında, sonrasında ise Güzin Hanım'ın dayısı müzisyen Rauf Yekta Bey'e ait olan Beylerbeyi Çakaldağı Tepesi’ndeki ahşap evde oturur. Sanatçı burada kendini sanatına adayarak pek çok doğa resmi yapar. Ustalık dönemi eserlerini verdiği, 1930’lu yıllarda bahçesine iki katlı bir atölye yaptırarak resim dersleri verdiği ve gözlerini dünyaya kapadığı ev ise bugün “Feyhaman Duran Kültür ve Sanatevi” olarak bilinen Süleymaniye'deki evdir. Güzin Hanım’ın dedesi Hattat Yahya Hilmi Efendi'den kalma bu ev, Duran’ın sağlığında İstanbul Üniversitesi’ne bağışlanır. 1981 yılında Güzin Hanım’ın vefatından sonra Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un yönetiminde restorasyon sürecine başlanan ev eski fotoğraflardan esinlenilerek orijinaline uygun dekore edilmesinin ardından 2001 yılında müze olarak ziyarete açılır.

Şu anda da yenileme sürecine alınan ve bu sebeple içindeki eşyaların boşaltılmaya başlandığı sanat evi, İstanbul Üniversitesi’nin İletişim ve İktisat fakülte binalarının arasından girilen dar yolda bulunuyor. Geçmişte “Yahya Hilmi Efendi Evi” olarak anılan bu evi her ne kadar restorasyonda da olsa ziyaret etmek istediğimizi belirttiğimiz Feyhaman Duran Kültür ve Sanatevi Yönetici Yardımcısı Restoratör Özlem Erol bizi kırmayarak davet ediyor.


Erol’un eşliğinde dolaştığımız ev, Osmanlı mimarisini en güzel haliyle yansıtan üç katlı ahşap bir konak aslında. Büyük bir bahçe ve bahçesinde 1930’lu yıllarda inşa edilen iki katlı bir atölye bulunuyor. Evin kapısından içeriye ilk adımınızı attığınızda geniş bir giriş kısmı karşılıyor sizi. Sol tarafta duvarlarında pek çoğu Yahya Efendi’ye ait hat yazılarının olduğu küçük, tavanı alçak bir oda bulunuyor. Sağ tarafta ise eve doğru çıkan bir merdiven daha dikkatimizi çekerken, Erol’dan, evin harem ve selamlık şeklinde iki bölüm olarak inşa edildiğini öğreniyoruz. “Aradaki kapıları kapattığınızda, aslında birbirinden bağımsız iki ayrı ev var burada. İçten açılan kapılarla ve yapılan merdivenlerle bağlantı oluşturulmuş. Ayrıca odaların içinde farklı bölümlere açılan küçük kapılar da konmuş.” diyerek sanatevi hakkında genel bir bilgi veriyor.

Evin giriş bölümü selamlık olarak kullanılıyor. Duran ailesi misafirlerini burada ağırlarken, ziyaretlerine gelen sanatkâr dostları ile de sohbetlerini burada yapıyor. Ara katı evde kalan bakıcı aile için ayrılan konağın en üst katı ise Duran Ailesi tarafından kullanılıyor. Burada da yatak odası, Feyhaman Duran’ın hat odası ve Güzin Hanım’ın dikiş diktiği oda yer alıyor. Odaların kapılarında Güzin Hanım’a ait Karagöz figürleri ile tablolar, Feyhaman Duran'ın hat için kullandığı malzemeler, Hilye-i Şerif örnekleri gibi koleksiyona ait değerli parçalardan bazıları duruyor.

Çallı kuşağı ressamları arasında portre çalışmaları ile diğer ressamlardan ayrı bir yönü bulunan, imza attığı natürmort ve manzara resimlerinde doğallığı ve yumuşak anlatımı ile dikkat çeken Feyhaman Duran, 1951 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim öğretmenliği yaparken yaş haddinden emekli olur. Ancak sanatçı resim ve yazı çalışmalarına eşi ile birlikte Beyazıt’taki evinin atölyesinde devam eder. Gerek akademide yetiştirdiği öğrencileriyle gerekse yaptığı sanatsal tabloları ile Türk resim sanatına farklı bir yorum getiren ressam, ömrünün son iki yılında ise görme problemi nedeniyle resim yapamaz hale gelir. 6 Mayıs 1970 yılında hayata veda eden ressamın kabri, Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’nde, arkadaşı A. Süheyl Ünver'in yanındadır.

İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 995 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK