Makale

Büyük Öz, Gelenek ve Sanat

  • #


YAZI: Muhammet ALTINTAŞ | FOTOĞRAF: Mücahit PAMUKOĞLU

Toplumların en büyük zenginlikleri, oluşturdukları değerlerden meydana gelen birikimleridir. Bu birikim ne kadar büyük olursa, bireylerin ufku ve dönüştürücü güç üretimi o kadar kuvvetli olur. Toplumların değerler sistemi “medeniyet tasavvuru” adını verdiğimiz özü oluşturur. Bu “büyük öz”, kuşattığı her şeyi kendi kalıbına sokar. Medeniyet tasavvurları toplumları bir arada tutan, onları diğer toplumlardan ayıran, kimliklerini ortaya koyan, tarih yazma kudreti veren bir güce sahiptir. Bu gücün canlı kalabilmesi için sürekli beslenmesi gerekir. İnsan sosyal bir varlıktır. Bir birey olarak yeryüzünde hayatını sürdürürken kimi zaman bilinçli olarak, kimi zaman farkına bile varmadan hem etrafını şekillendirir, hem de etrafı tarafından şekillendirilir.

İnsan, bütün fiillerini içgüdü, akıl, duygu ve vicdan sahibi olarak gerçekleştirir. İnsanı eyleme iten bu yetileri, onun diğer canlılar ve eşya ile olan ilişkisini belirler. Evrende akılla donatılmış tek varlık olan insan, aklı ile düşünür, bilim ve felsefe yapar. Varoluşunun peşine düşer ve onu anlamlandırmaya çalışır. Duygu dünyası ve vicdan ise, aklın hüküm süremediği, insanı insan yapan değerlerin oluştuğu alanlardır.

Yeryüzündeki her insanın bir inanç sistemi vardır. Fıtri olarak inanma eğilimindeki birey, inançsız olduğunu iddia ettiğinde bile aslında bir inanca sahip olduğunu itiraf etmektedir. Böyle durumlarda inançsızlık, bireyde inanç haline gelmekte ve eylemlerini şekillendirmektedir. Değerler davranışlara intikal ettiğinde biçim ortaya çıkar. İnsan dilediği gibi yaşarken aslında inandığını yaşama eğilimindedir. Biçimler belli tesirlere bağlı olarak değişebilir. Fakat biçimlerin oluşumundaki etkili güç değerlerdir. Soyut olan değerler ortada olmamalarına rağmen arka plandaki etkin güçleriyle biçimleri üretirler. İki biçimin karşı karşıya geldiği anlarda hangisinin arka planındaki değeri güçlüyse, o diğerine baskın çıkar.

İnsanın hayata bakışını içinde bulunduğu toplumun değer yargıları etkiler. Toplumu oluşturan bireylerin çok uzun yıllar boyunca ortaya koydukları birikimler, ortak bir değerler sistemini meydana getirir. Toplumların en büyük zenginlikleri, oluşturdukları değerlerden meydana gelen birikimleridir. Bu birikim ne kadar büyük olursa, bireylerin ufku ve dönüştürücü güç üretimi o kadar kuvvetli olur. Toplumların değerler sistemi “medeniyet tasavvuru” adını verdiğimiz özü oluşturur. Bu “büyük öz”, kuşattığı her şeyi kendi kalıbına sokar. Medeniyet tasavvurları toplumları bir arada tutan, onları diğer toplumlardan ayıran, kimliklerini ortaya koyan, tarih yazma kudreti veren bir güce sahiptir. Bu gücün canlı kalabilmesi için sürekli beslenmesi gerekir.

Medeniyet tasavvurları ancak sahip oldukları gelenek bozulmadan yeni formlar üretebilirlerse beslenirler. Eskinin tekrar ve taklidi her zaman canlı bir tehdit unsuru olan zamanın dayatmalarını sadece belirli bir süre erteleyebilir. Toplumlar kendi özlerine zarar vermeden yeni biçimler oluşturabildikleri takdirde uzun soluklu olurlar. Geçmişi tekrarlamak problemi bir süreliğine çözmüş gibi hissettirebilir, lakin taklit etmek çoğu zaman problemin çok daha büyük hale gelmesine yol açar. Tekrar etik boyutu bozmaz, fakat estetik boyutu tatmin etmez. Taklit ise her ikisini de tatmin etmez.

Çoğu zaman toplumların ortak birikiminin bir medeniyet tasavvuru haline gelmesine tek bir milletin birikimi yetmez. Katılım ne denli fazla olursa renklilik ve çeşitlilik o kadar çok olur. Güçlü medeniyet tasavvurlarının tarihi arka planı genelde oldukça uzun bir süreci kapladığı gibi, istifade ederek zenginleştiği millet ve coğrafya sayısı da fazla olur.


Gelenekten Beslenen Yeni Biçimler Üretebilmek

Medeniyet tasavvurlarının özüne dayanan biçim, geniş kitlelere yayıldığında zamanla arka plandaki değer unutulur, gelenek haline dönüşür. Toplumların gelenekleri kendilerine ait kimliğin yansımalarından ibarettir. Geleneği insanoğlunun yeryüzündeki salt işlevsel fonksiyonlarına bağlama eğilimindeki ‘Modernite’nin pek çok şeyde olduğu gibi bu konuda da yanıldığı artık kabul edilen bir gerçektir. Geniş kitlelerce kabul görerek benimsenen, kuşaktan kuşağa aktarılan, yaptırım gücü bulunan, kültürel davranış kalıplarına sahip olan geleneğin oluşumu sadece işlevsellikle açıklanabilecek kadar basit gözükmemektedir.

Toplumlarını ayakta tutmak isteyen erkler, o toplumu kendi değerler sistemini koruyarak yeni biçimler üretecek yetilere kavuşturmak zorundadır. Aksi takdirde kendileri olmaktan çıkacaklardır. Büyük öz olarak nitelendirebileceğimiz medeniyet tasavvuru, toplumların genetik kodlarını teşkil eder. Bu ayırt edici, ayartıcı, dönüştürücü, diriltici genler toplumların sigortalarıdır. İhtiyaç duyulan anlarda ortaya çıkıp vazifelerini ifa ederler.

Küreselleşme kendine ait olmayan medeniyet kalıbında kaybolmanın bir diğer adıdır. Aslında kendi olma iddiasından vazgeçmektir. Dünya toplumları kendileri olmayı unuttukları ölçüde aynileşmekte, tekdüze olmakta, farklılıklarını yitirmekte, hakikatte de yok olmaktadır.

Toplumların büyük öz ile kuracağı bağ duygu düzleminde olur. Akıl duygulara söz geçiremez. Temelinde inanç ve değerler sistemi olan büyük öze giden, yollar duygu dünyasındadır. Aslına dönmek, kendi olmak isteyen toplumların yapması gereken ilk iş, kendilerini duygu dünyalarına götürecek bu kanalların peşine düşmek olmalıdır.

Sanatın Sihri ve İnsanın Duygu Dünyasına Açılan Kapılar

Sanatı değerli kılan, insanın duygu dünyasına açılan en önemli kapılardan birisi olmasıdır. Kişi kendi değerlerinin ürettiği, kendi geleneklerinden beslenen sanat ile büyük öze doğru bir yolculuğa çıkabilir. Bu yolculuk, bireysel seçimle ve özgür iradeyle olduğu için kişinin benimsemeye ve dönüşmeye en açık olduğu anları kapsar. Toplumlar kendi medeniyet tasavvurlarını oluştururken veya onunla bağ kurmaya çalışırken kendilerini duygu dünyalarına taşıyacak olan sanat argümanından faydalanabilirler.

Sanatçı özel yeteneklerle ve üst düzey algıyla donatılmış bir insan olarak kendi köklerinden beslenen geleneği eserleriyle görünür kılan insandır. Onun eseri kişiyi büyük öze götürecek yolun kapısını aralayabilir. Medeniyet tasavvurlarının görünür âlemdeki yansımaları olan sanatın toplum üzerindeki etkisini ortaya koymak için pek çok örnek vermek mümkün. İnsanın en savunmasız hali olan duygu dünyası insana en kolay ulaşılabilecek alandır. İnsanın duygu dünyasının kapılarını en kolay açacak anahtar ise sanattır. Sanatın sihri burada yatmaktadır.

Bununla birlikte modern insanı yalnızlığından uzaklaştıracak, onu kökleriyle tanıştıracak olan sanat, kendi geleneğinden beslenen sanattır. Nasıl ki sanat eserinin içinde bulunduğu topluma bir şeyler katabilmesi için kendi kültürel kodlarından beslenmesi gerekiyorsa, geleneğin beslenebilmesi ve kalıcı olabilmesi için de sanatçının yeni formlar üretebilmesi o denli hayati değer taşımaktadır.

Öte yandan her yeni formun da toplumda karşılık bulmayacağı bir diğer realitedir. Kişi her sanat eserinde kendini bulmaz. Toplumları yabancı kültürlere sanat yoluyla adapte etmeye çalışan baskıcı deneyimler tarihte hep hüsrana uğramıştır. Kültürel köklerle eşleşmeyen sanat anlayışları toplumlara yabancı kalmışlardır. Unutulmaması gereken husus her sanat eserinin ve sanatın onu oluşturan toplumun yaşadıkları ve biriktirdiklerinin yansımaları olduğudur. Gerçekte bu evreleri yaşamayan toplumlar, aynı düzeyde duygu aktarımını gerçekleştiremezler. Bir sanat eseri veya sanat bir topluma çok şey ifade ederken, başka bir topluma hiçbir şey anlatmayabilir.


Yeni Bir Tasavvur Oluşturmak veya Var Olanı Canlandırmak İçin

Medeniyet tasavvurlarını oluşturan pek çok dinamiğin olduğu söylenebilir. Alt yapının mı üst yapıyı belirlediği, üst yapının mı alt yapıyı belirlediği yönündeki klasik tartışmalara girmeden, yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı kadere bağlama kolaycılığına düşmeden, yeni bir tasavvur oluşturma gayretinde olanların bir tercih yapma zorunluluklarının hatta lükslerinin olmadığını, eldeki bütün argümanları kullanma gerekliliğinde olduklarını belirtmek durumundayız.

Hepimizin bildiği üzere sanatçı özeldir, fakat sanat ise genel. Herkes sanatçı olamaz. Ama herkes sanat eğitimi alabilir, sanat ile tanışabilir, sevebilir. Üst düzey üretim becerisi olmasa bile kişi sanat eğimleri ile kendi kültürel kodlarına doğru yolculuğa çıkabilir.

İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 485 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK