Mozaik

Geleneksel Yazma Motiflerinde Veliye Martı İmzası

  • #


Yazı: Semra ÇELİK | FOTOĞRAF: Mücahit PAMUKOĞLU

Veliye Martı, Anadolu’nun en eski el sanatlarından biri olan yazmacılığın, günümüzdeki önemli ustalarından biri. Kıbrıs’ta gördüğü bir Bedri Rahmi Eyüboğlu mozaik panosuyla başlamış yazmacılık serüveni. On yıl Eyüboğlu Atölyesi’ne devam etmiş bu sanatı öğrenmek için. Sonrasında sadece baskı yapmakla sınırlamamış kendini ve yazmacılığın geleneksel yönünü araştırmak için kolları sıvamış. Geleneksel yöntemlerle yazmacılığı ustalarından öğrenmek için tam üç yıl boyunca İstanbul-Tokat arasında mekik dokumuş. Araştırmaları Tokatla sınırlı değil elbette Veliye Martı’nın. Hikâyesini kendi ağzından dinlemek için yazma ustasını Fındıkzade’deki küçük atölyesini ziyaret ettik.

Mavi gökyüzünde üç martı süzülüyor. Rengini gökyüzünden alan uçsuz bucaksız denizin üzerine sarı, kırmızı zambaklar serpiştirilmiş. Gökyüzünde özgürce kanat çırpan martıların gözleri kamaşıyor aşağıdaki bu renk cümbüşü karşısında. Usulca alçalıp, mavi denizin bir köşesine, çiçeklerden biraz öteye ilişiveriyorlar. Dertleri karmaşaya sebebiyet vermek, göz alıcı çiçekleri huzursuz etmek değil elbet. Sessizce bir köşede durup, o rengârenk resmin bir parçası oluversinler yeter. Denizin mavisini, martıların varlığıyla çiçekler de mutlu oluyor.

Gökyüzünün maviye boyadığı uçsuz bucaksız denizin üzerindeki martılar, engin denizi bezeyen çiçekler bir yazmada gülüyor bize, Veliye Martı’nın yazmasında. Martı’nın yazmacılık serüvenini anlatmaya başlamadan evvel, Anadolu’nun en eski geleneklerinden biri olan yazmacılığa kısaca değinelim istiyoruz. Oyulmuş ahşap kalıplar kullanarak çeşitli boyalarla, genellikle pamuklu bazen de ipek kumaşlar üzerine elle çizilip resmedilerek veya basılarak yapılan bir kumaş süsleme sanatı yazmacılık. Diğer sanatlarda olduğu gibi yazmacılık sanatında da gelenek ve görenekler, usta-çırak ilişkileri, üretimin günümüzde halen devam ediyor olmasında etkili olmuş.


Ağaç kalıplarla baskı yapma tekniğinin ilk olarak nerede kullanıldığı hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte, tarihi kaynaklara göre Mezopotamya’da tahta kalıpla kil üzerine baskı yapıldığı, Çin’de de ağaç kalıplarla mühür basıldığı biliniyor. Ağaç kalıplarla baskı tekniği Anadolu’da ilk olarak Hititler tarafından kullanılmış. Orta Asya’da yaşayan Türk kavimlerinin kumaş desenlemede, av ve avcılık kültürünü yansıtan hayvan figürleri kullandığı da yine tarihi kaynaklarda belirtiliyor. Kaynaklarda yer alan bilgilere göre, Türkler Orta Asya’da milattan önce de yazmacılığı biliyordu.

Büyük beceri ve ustalık gerektiren Türk yazmalarının günümüze dek ulaşabilen en eski örnekleri beylikler dönemine tarihleniyor. Sultan II. Beyazıt’ın Türk-İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan tılsımlı gömleği bunlardan biri. Anadolu’da yaygın olarak icra edilmiş olan bu el sanatının adı Tokat ilimizle özdeşleşmiş olsa da ilerleyen satırlarda yazma ustası Veliye Martı’nın da anlatacağı üzere başka birçok ilde de pek güzel örnekleri verilmiş. Bu el sanatının örnekleri çoğunlukla kadınların baş bağlamada kullandıkları başörtülerinde günümüzde de halen görülmekle birlikte bohça, sofra örtüsü, yorgan yüzü olarak da kullanıldığı gibi giyim sektöründe de karşımıza çıkabiliyor.

Eyüboğlu Panosu Yazmacılığa Açılan İlk Kapı

Yazmacılık hakkındaki bu kısa bilgilendirmenin ardından, bu el sanatını halen yaşatmaya çalışan yazma ustası Veliye Martı’ya kulak verelim istiyoruz. Bundan 25 yıl önce bir tesadüf eseri başlar Martı’nın yazmacılık serüveni. Hayatı boyunca hayallerinin peşinden gitmeye çalışan Veliye Martı, hep istediği üzere bir süre Kıbrıs’ta yaşamış. Sonradan tutkuyla bağlandığı yazmacılık sanatına adım atması da orada karşılaştığı bir Bedri Rahmi Eyüboğlu mozaiği vesilesiyle olur. Askerlerin öğlen yemeklerini yediği bir askeri gazinoda görür mozaik panoyu ve hayran kalır.

Öteden beri hayranı olduğu Eyüboğlu imzalı panodan etkilenen Martı, kalkar İstanbul’a gelir. Sonra başka bir tesadüf onu, Bedri Rahmi’nin oğlu ile karşılaştırır. Bu hoş tesadüfü bakın nasıl anlatıyor; “İstanbul’dayken bir gece radyo dinlerken, baktım Mehmet Hamdi Eyüboğlu konuşuyor. Hemen o dakikada radyoyu aradım ve Mehmet Hamdi Eyüboğlu’nun telefon numarasını istedim. Ertesi sabah Eyüboğlu’nu telefonla aradım. 1989’un Kasım ayında, Mehmet Hamdi Eyüboğlu ile randevulaştık ve atölyeye gittim. Atölyeye gitmek benim için yazmacılığa açılan ilk kapı oldu.”

Mehmet Hamdi Eyüboğlu’nun, yazmacılık sanatındaki ilk hocası olduğunu söyleyen Veliye Martı, bir tesadüf neticesinde adım attığı Eyüboğlu Atölyesi’ne tam 10 yıl devam etmiş. Kendisinin, Eyüboğlu Atölyesi’nden yazmacılık konusunda icazet alan ilk ve tek kişi olduğunu belirtiyor. Veliye Martı’nın, Anadolu topraklarında tarihi yüzlerce yıl öncesine dayanan bu el sanatıyla ilgili araştırma çalışmaları, daha Eyüboğlu Atölyesi’ne devam ederken başlamış. Söyleşimizi yaptığımız, baskı masasının, kalıpların ve birbirinden güzel yazma örneklerinin bulunduğu odada, tavana kadar yükselen raflardaki yığınla kitabı göstererek, kitaba ve araştırmaya çok meraklı biri olduğunu ifade ediyor. Eskiden yayıncılık işiyle uğraşan ve bir yayınevi bulunan eşinin de kendisi gibi kitaplara düşkün olduğunu belirtmeden geçemiyor yazma ustası ve ekliyor, “İnsan, galiba eş seçerken kendi çizgisindekini seçiyor doğal olarak.”


İstanbul- Tokat Arası Mekik Dokudu

Atölyede döneminde araştırmaları devam ederken, yazmacılık hakkında biri Reyhan Kaya imzalı “Yazmacılık Sanatı”, diğeri de Kemal Türker’in bu sanatla ilgili kitabı olmak üzere iki çalışmayı okuduğunu anlatan Veliye Martı, atölyede öğrendiği modern yazmacılıkla sınırlı kalmayı istememiş ve geleneksel yazmacılığın izini sürmüş. Okuduğu kitaplar ona Tokat yollarını açmış. “Geleneksel yazmacılığın Tokat’ta halen yapılmakta olduğunu ve geleneksel yazmacılığın kökünün orada olduğunu keşfettim. Tokat’a gittim, yıllarca oralarda araştırmalarda bulundum.” diyen yazma ustası, üç yıl boyunca sürekli gidip geldiği Tokat’ta birçok ustayla çalıştığını her birinden aldığı bilgiyi harmanladığını dile getiriyor. Üç yıl İstanbul ile Tokat arasında mekik dokuyan Veliye Martı, bu konuda eşinin de kendisine çok destek olduğunu vurguluyor.

Sözünü ettiği o üç yılda kimi zaman bir hafta, kimi zaman da bir ay kaldığı Tokat’ta yazmacı ustaları Hüseyin Er, Ömer Gıcık ve Ünal Sulugöl ile çalıştığını söyleyen Veliye Martı, bu ustalardan geleneksel yazmacılık tekniklerini öğrenmiş. Öğrenmeye olduğu kadar öğretmeye de meraklı biri Veliyi Martı. Hele de söz konusu olan gönül verdiği yazmacılık sanatı olunca, bildiklerinin yalnızca kendisinde kalmasının doğru olmadığına inanıyor. “Bilgi saklanmamalı. Eğer bir bilgiye sahipseniz, bunu paylaşmak zorundasınız. İşimi, işimle ilgili araştırmalarımı tamamen ailemin ve eşimin desteği ile yürütüyorum. Emeklim veya fazladan bir gelirim yok ama yine de ben bilginin paraya çevrilmesinden yana değilim.” diyor.

Veliye Martı, Eyüboğlu Atölyesi’nden sonra Tokat’taki ustalardan öğrendiklerini, başkalarına da öğretebilmek maksadıyla bir dönem Kültür Bakanlığı’nın açtığı kurslara katılmış ve bu da ona eğitim verme şansını sağlamış. Bazı kurumlarda yazmacılık eğitimleri veren Martı, daha sonraki yıllarda Mardin Midyat’ta, Şile’de, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir projesi kapsamında İstanbul’da bu sanatı meraklılarına aktardığını söylüyor. Hatta Midyat’ta yetiştirdiği öğrencilerinden atölye kuranlar bile olmuş. Kendisi de bundan 10 yıl kadar önce Küçükayasofya’da Türk El Sanatları Vakfı’nın desteğiyle ilk atölyesini açmış. “O desteği almamış olsaydım kendi atölyemi açamazdım.” diyor.

Küçükayasofya’daki atölyesinde ticari amaçlı, beğenilen, takdir gören üretimler yapmış yapmasına fakat içindeki o dizginlenemez araştırma isteği onu işin ticari boyutundan uzaklaştırıp, yazmacılıkla ilgili daha fazla şey öğrenmeye sevk etmiş. “Atölyede çalışmaya devam ederken arayışlarım başladı. İstediğim şeyin baskı yapıp satmanın, para kazanmanın, beğenilmenin dışında bir şey olduğunu anladım.” diyor.

Kıbrıs Sandık Motifleri Yazmaları Süsledi

Bu arada, yazma ustasının Tokat’a, oradaki ustalardan geleneksel yazmacılık tekniklerini öğrenmek için gidip geldiği yıllarda Kıbrıs yazmalarını araştırmak için Kıbrıs’a da seyahatlerde bulunduğunu hatırlatalım. Kıbrıs Türk kesiminde yazmacılıkla yazılı kayıt bulunmadığından, Rum tarafındaki bir müzedeki kaynaklardan yararlanarak Kıbrıs motifleriyle bir çalışma yaptığını anlatıyor Veliye Martı. Kıbrıs araştırmaları sırasında Kıbrıs’la ilgili özgün ne yapabilirim, diye düşünürken, karşısına Kıbrıs sandıkları çıkmış. “Kıbrıs’ta inanılmaz bir sandık kültürü var. Sandıkların üzerlerindeki hem oyma, hem boyama motifler inanılmaz güzel. İşte o sandıkların üzerindeki motiflerle Kıbrıs yazmalarını çalıştım.” diyen Veliye Martı, Kıbrıs’ta 2012 yılında “Kıbrıs Sandık Motifleri” isimli bir sergi açmış. Sergi için 150’ye yakın kalıp hazırlamış yazma ustası.


Veliye Martı’nın bir sergiyle nihayetlenen diğer bir çalışması da Anadolu’daki kadın motifleri olmuş. Tanrıça heykelleri, seramikler üzerindeki kadın figürleri, halı kilimlerdeki kadın figürleri, onu Anadolu’da kadının izini sürmeye yöneltmiş. Sahi İstanbul’un sponsorluğunda kendisinin deyimiyle ‘çok müthiş’ bir araştırma yapabilmiş. Anadolu medeniyetinde önemli bir yer tutan tanrıça heykellerini, kalıplara aktarmış. İş, kalıpları kumaşlara aktarmaya gelince, “Madem ki Anadolu’da kadının izini sürüyoruz, kalıpları basacağımız kumaşlar da Anadolu’daki kadınların dokuduğu kumaşlar olmalı” demiş ve bunun için Anadolu’nun pek çok yerinde kadınların dokuduğu el dokuması kumaşlar almış. Fethiye Üzümlü, Bayburt, Tokat Turhal, Manisa, Denizli aklına ilk gelen yerler.

Nihayetinde hazırladığı kalıplarla, Anadolu kadınlarının kendi gayretleriyle dokuduğu kumaşlara baskı yapmış yazma ustası. Ve böylece tanrıça heykelciklerinden kilim motiflerine, Anadolu kadınının binlerce yıllık öyküsünü kumaş üzerine taşıyan "Anadolu’da Kadının İzi Sergisi", 2015 yılında ziyaretçisiyle buluşmuş.

Son Durak İstanbul Yazmaları

Tokat, Kıbrıs, Beypazarı, Anadolu’daki kadının izinden sonra “Madem İstanbul’da yaşıyorum, biraz da İstanbul’la ilgileneyim” demiş Veliye Martı ve İstanbul araştırmalarına koyulmuş. Vaktini bugün artık tamamen İstanbul araştırmalarına verdiğini anlatan Martı, “İstanbul yazmalarında tahmin edemeyeceğiniz kadar çok hikâye var.” diyor. Halen hazırlığını sürdürdüğü ve 2018 yılında yayınlamayı planladığı “Ustalar ve Kalıplar” adlı kitap çalışmasında 300’e yakın İstanbul motifi bulunacağı bilgisini de veriyor. Şimdilik isimlerini vermediği üç İstanbul ustasının motifleri, hikâyeleriyle birlikte yer alacak kitapta. İstanbul ustalarının kullandığı kalıplarla bir de sergi hazırlamayı düşünüyor Veliye Martı.

Veliye Martı, bir yandan da Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel El Sanatları kürsüsünde görevli Yard. Doç. Didem Öz ile birlikte “Kalıbın İki Yüzü” adlı bir başka çalışmanın hazırlığını sürdürüyor. Bu ortak çalışmada Veliye Martı, yazmacılığın geleneksel yönünü, akademisyen Didem Öz de modern yönünü temsil edecek. “Kalıbın İki Yüzü” sergisinin, 15 Mart 2017’de sanatseverlerle buluşacağını meraklılarına duyuralım.

Söyleşimiz sırasında çalışmalarından, araştırmalarından bahsederken Veliye Martı’nın, tutkunu olduğu sanatı için bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle, zaman, mekân mevhumunu hiçe sayıp sürekli çalıştığını düşünüyoruz.


Aynı anda iki sergi hazırlığı devam ederken, bir taraftan da bir yazmacılık motifi olan “hamamiye” hakkındaki kitabı için çalıştığını söylemesi, bizi doğruluyor âdeta.

Söz hamamiyeye gelmişken, nedir, ne değildir öğrenelim istiyoruz. Martı’nın ulaştığı kaynaklara göre, İstanbul’da 150 yıldır basılan bir desen olan hamamiye, esasında belli motiflerin oluşturduğu bir kompozisyonun adı. Dört motiften oluşuyor; kenar suyu, fıta ve iç motif (sinekli), dairesel motif. Hamamiyenin geleneksel renklerine gelince; bordoya kaçan kırmızı, hardal sarısı, mavi ve yeşil. Anlatırkenki heyecanı bize, hamamiyenin, Veliyi Martı’nın en çok beğendiği baskı motifi olduğunu söylüyor.

Gözde Motifi Hamamiye

Anadolu’nun kadim el sanatlarından biri olan yazmacılık sanatının ustalarından Veliye Martı ile evinin bir odasına kurduğu küçük atölyesinde sohbetimiz devam ederken, bize rengârenk motifleriyle birbirinden güzel ve de özel baskı örnekleri eşlik ediyor. Hemen yanıbaşımızdaki bordoya çalan kırmızı örtünün hamamiye motifi ile bezendiğini öğreniyoruz işin ustasından. Biraz da bu her biri diğerinden güzel yazmaların nasıl yapıldığına değinelim istiyoruz.

Araştırmalarıyla yazmacılık sanatını gelecek nesillere anlatmak, bu sanatın yüzlerce yıl sonrasında bile yaşatılmasında pay sahibi olmak isteyen Veliye Martı, sanatının aşamalarını şu şekilde anlatıyor; “Önce üzerinde çalışacağım konuyu belirliyorum, sonra araştırdığım kaynaklardan figürleri topluyorum. İSMEK’ten Emrah Tunaboylu motiflerin çiziminde bana destek oluyor. Çizim konusunda asistanlarımdan da destek alıyorum. Çizimler hazırlandıktan sonra sıra bu motiflerin ıhlamur ağacına aktarılmasına geliyor. Ağacın muhakkak ıhlamur olması gerekiyor. Kâğıda çizilmiş motiflerin ıhlamur ağacına aktarımını kendim yapıyorum.”

Araştırmalar için bu kadar yoğun çalışmadığı dönemlerde ağaç oymalarını da kendisinin yaptığını söyleyen Veliye Martı, şimdilerde ise geleneksel yazmacılığı öğrendiği Tokat’taki ustalarından bu konuda yardım aldığını ifade ediyor. Kalıplar oyulduktan sonra da istediği tür kumaş üzerine baskı yaptığını belirtiyor Martı. Baskı için geleneksel yazmacılıkta kullanılan boyaları kullandığını söylüyor. “El yapımı doğal boyalar kullanıyorum. Tokat’taki ustalarım hazırlıyor boyalarımı.” diyen Martı, yazmacılıkta iki çeşit boya kullanıldığını da hatırlatıyor; biri kimyasallarla yapılan akremin boya, diğeri de bahsettiği el yapımı geleneksel boya. Eskide sandıklar açıldığında hafif bir gaz kokusu geldiğini, işte bu kokunun yazmacılıkta kullanılan kimyasal boyalardan kaynakladığını ifade ediyor.

“Kullandığınız motife göre kumaşların nevi değişiyor mu? Hamamiyede mesela…” diye soruyoruz Veliye Martı’ya. Söylediğine göre baskı yapılacak olan kumaş evvela sentetik olmayacak, yüzde yüz pamuk olacak. Kendi çalışmalarında katiyen sentetik kumaş kullanmadığını vurguluyor. “Gelenekseli muhafaza etmek derdinde olduğum için bu kadar hassas çalışıyorum, ama ticari kaygıda olsaydım her türlü kumaşa baskı yapardım. Hamamiye de yine yüzde yüz pamuklu kumaş üzerine yapılan bir baskı.” diyor.


Eskiden Yazmalar Denizde Yıkanırdı

Baskıdan sonraki aşamayı merak ediyoruz. Anlattığına göre eğer baskı kimyasal boyayla yapılmışsa yazmada boyanın sabitlenmesi ısıyla oluyor. Baskının ardından kumaş bir gün bekletiliyor, daha sonra 200-300 derecelik bir ütüyle tersten ütüleniyor. Geleneksel boyayla yapılan baskılarda ise ütü yerine kumaş ısı odasında bekletilerek baskısı sabitleniyor. Odanın 30 derece kadar ısıtılmış olması gerekiyor. Odun sobası bu iş için ideal. Daha sonraki aşamada ise baskı yapılan kumaş, amonyak odasına alınıyor. Bir diğer teknikte de baskılar yapılıp kurutulduktan sonra su dolu havuza bir parça amonyak atılıyor, kumaş bu amonyaklı suda yıkanıyor. Veliye Martı, eskiden İstanbul yazmacılığında, baskı yapılmış olan kumaşlar zaman zaman denizde yıkandığını belirterek, “O zaman denizler temizdi tabii ki. Kumkapı, Samatya yazmacılıkta önemli bölgelerdi.” diyor.

İşin ustası baskı teknikleri hakkında da bilgi vermek istiyor. Kalem işi, karakalem, kalıp kalem, elvan ve aşındırma teknikleri, baskıda kullanılan teknikler. Kalemişi tekniğinin 16.-17. yüzyıllarda Kandilli bölgesinde yapıldığını söyleyen Veliye Martı, bu teknikte yazmaların resim gibi sadece fırçayla yapıldığını söylerken, bunun en özel teknik olduğunu vurguluyor. Bu teknik oldukça zor ve zahmetli olduğundan, daha sonradan kalıp kalem tekniğine geçilmiş söylediğine göre. Bu teknikte de kullanılacak figür kalıba aktarılmış, kalıpla kontür basılmış, daha sonra fırçayla boyanmış. Fırçayla boyandığı için de kalıp kalem tekniği denmiş adına. Karakalem ise, beyaz üzerine siyah kalıpla baskı yapılan tekniğe deniyor. Sözgelimi Kastamonu yazmacılığı karakalem baskıya en güzel örnektir. Elvan baskıda ise, yazmalar kalıpla basıldıktan sonra, kalıbı renkli boyaya batırılıyor, renk de basılıyor. Aşındırma veya söktürme tekniğinde ise, kumaş önce siyaha boyanıyor, sonra buna kireç baskı yapılıyor. Bu teknikte boya, kireç ve birtakım malzemelerle hazırlanıyor. Baskıdan sonra kumaş tezgâha yayılıyor yaş bir şekilde. Sonra ısıtma odasına alınıyor ve kumaş odada kurudukça siyahlaşıyor. Kireçle baskı yaptığı yerler beyaz kalıyor.

“Motiflerde Karmaşa Var”

Anadolu’daki tüm bölgeleri hesaba katarsak yazmacılık sanatında zengin motif çeşitliliği bulunduğunu söylüyor yazma ustası Veliye Martı. Sözgelimi İstanbul yazmalarında yüzlerce motif bulunduğunu, yalnızca hamamiyenin 4 farklı motiften oluştuğunu ifade ediyor. Motif çeşitliliğinden söz ederken, motiflerin birbirleriyle uyumuna da değinmek istiyor yazma ustası. Günümüzde halı ve kilimlerdeki motiflerin de yazmacılığa girdiğini, ancak kendisinin mesela bir kilim motifini bir yazma motifi olan geyik motifi ile birlikte basmadığını anlatıyor.

“İkisini birlikte çalışmıyorum çünkü aynı çizgide değiller. Bir geyikle, bir İstanbul çiçeğini de birlikte basmam. Eleştiride bulunabileceğim bir konu bu. Motiflerde biraz karmaşa var. Mesela bir usta hamamiyenin kenarını alıp başka bir şeyde kullanıyor. Tabii işin uzmanı olmayan için bu sorun olmaz. Ama detaylı bilgi sahibi olduğunuz zaman olaya daha farklı bakıyorsunuz. Ben karmaşa olarak görüyorum bunu. Özellikle Tokat yazmacılığında, ustalar çoğaldığından ve işin ticaret boyutu öne çıktığından bu karmaşa kendini fazlasıyla gösteriyor. Ben Veliye Martı olarak bunu ayrıştırmak istiyorum. Geleneksel çizgiyi devam ettirebiliyorsam ne mutlu bana.”

Motiflerin birbirleriyle uyumunun önemli olması kadar, motiflerin aslına uygun renklerde olmasının da önem taşıdığına işaret ediyor yazma ustası. “Sözgelimi, bir usta hamamiyi motiflerini istediği renklerde kullanabilir. Mor renk kullanabilir mesela, bu bir yorumdur. Ama benim esas vurgulamak istediğim nokta, doğru olan şekliyle yapayım ki, belgelenmiş olsun, gelecek nesiller için kaynak olsun.” diye konuşuyor. En büyük amacı yazmacılığın gelecek nesillere ulaşması olan Veliye Martı, bu kadim el sanatını çocuklara sevdirmek için zaman zaman onlara dersler veriyor. Yazmacılığı sevsinler diye onların ilgi duyabileceği figürlerden kalıplar hazırlamış. Birkaçını gösteriyor bize. “Çocuklara bir hikâye anlatıyorsam, onların ilgisini çeken şeyler olmalı diye düşündüm. Bir hamamiye kalıbıyla çocuğa yazmacılığı ne kadar anlatabilirsin ki. Ama balık, kedi, köpek, aslan figürleri ilgisi çekiyor” diyen Martı, kız çocuklarının daha çok kelebekleri sevdiğini hatırlatıyor.

Yazının başında üç martıdan söz etmiştik. Veliye Martı’nın yazma baskılarında, onun imzası olarak karşımıza çıkıyor bu üç martı. “Neden üç martı?” diye soruyoruz. “Üç martı koyuyorum yazmalarımın kenarına. Beynimi, yüreğimi ve ellerimi temsil ediyor bu üç martı. Beynimde oluşturuyorum motifleri, yüreğim eşim ve ellerim” diyor yazma ustası.

İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 1117 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK