Minyatür

Minyatür Talika ve Fayton Sevdası

  • #


YAZI: Nazlı BUĞDAYCI | FOTOĞRAF: Mücahit PAMUKOĞLU

Özcan Abacı, Edirne’de memuriyetinden arta kalan zamanlarda aslının bire bir kopyası minyatür talika ve faytonlar yapıyor. Atölyesinde bir doktor ve bir öğretmen arkadaşı ile çalışmalarını sürdüren Abacı’nın dekoratif amaçlı ürettiği eserler, il valiliği ve üniversite rektörlüğünce Edirne’ye gelen misafirlere kültürel mirasın temsili olarak hediye ediliyor. Gerçeğinin beşte biri oranında küçülterek ölçeklendirdiği arabalar için Abacı, “Herkes günlük hayatın stresini atmanın yolunu ararken kimisi balık tutuyor, kimisi kitabını okuyor ben ise ceketimi alıp atölyeme gidiyorum. İnsan bence mutlu olduğu işi yapmalı, ben ürettiklerimle var oluyorum.” diyor.

Bir zamanların dört tekerlekli atlı arabalarına şimdilerde ya dönem filmlerinde ya turistik bölgelerde ya da özel gün organizasyonlarında rastlıyoruz. Oysa bu arabalar Osmanlı’da 16. yüzyılın sonlarına kadar -zaruri haller dışında şehir içinde yasak olsa da- taşımacılık yapılan, ulaşımı sağlayan; askeri alanda yaygın olarak kullanılan özel binek araçlardır. Nal ve tekerlek sesleriyle Anadolu’nun dar ve dolambaçlı sokaklarını uzun yıllar inleten, görünüşlerindeki sadelikle dikkati çeken atlı arabalar zaman içinde şekil ve kullanılış tarzı açısından büyük değişikliklere uğrar. Farklı dönemlerde teknik ayrıntısına, şekline, koşum hayvanına göre lando, talika, kupa, koçu, kâtip odası, hinto gibi isimlerle anılan araçlar basit görünümlerinden çıkarak nakkaşların ve oymacıların maharetli elleriyle bezediği, atlas kadife kumaşlarla döşeli, eşsiz süslemeleri ile dikkat çeken arabalara dönüşür.

Günümüzde nostalji gezintileri yapılan, şehir turları atılan atlı arabalardan yüzyılımıza en yakın olanı faytonlar da Tanzimat Dönemi'yle birlikte hayatımıza girer. Öyle ki Osmanlı kent yaşamında adeta bir moda havası estiren faytonlar önce Osmanlı sultanları tarafından saltanat arabası, sonra sadrazamlar, şeyhülislam ve kazaskerler tarafından saray arabası olarak kullanılır. Sultan II. Mahmut fayton ile memleket gezilerine çıkarken, Sultan Abdülaziz devrinde kiralık fayton kültürü yaygınlaşır ve faytonculuk gözde bir meslek haline gelir. Ünlü tarihçi ve yazar Reşat Ekrem Koçu İstanbul Ansiklopedisi adlı eserinde, Sultan Abdülaziz dönemi faytonları için “İstanbul’un tek nakil vasıtası atlı binek arabaları olup; ilki körüklü ve açık araba olan faytonlar; diğer ikisi de kapalı olan landolar ile kupalardı.” şeklinde bahsederken faytonculuk yapanlara dair şu cümleleri kurar: “İstanbul’un kira faytonları ilk zamanlar pırıl pırıl arabalardı, fayton sürücüleri çehresi güzel şehlevend delikanlılardan seçilir, o gençler pek süslü giyinirdi. Kıyafetleri için de umumiyetler Rumeli kesimi cepken ve potur tercih olunurdu…”

İnsanoğlunun iki tekerlekli kağnıdan, dört tekerlekli, körüklü ve daha konforlu arabalara geçişi birkaç asır sürse de 20. yüzyılda atlı arabaların özellikle de faytonların yerini motorlu taşıtlar almaya başlar. At arabası kültürü modern hayatın sunduğu yeniliklere yenilirken; üretimlerindeki azalmaya bağlı olarak bu arabalar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Edirneli sanatçı Özcan Abacı da dönemin kültürünü, sosyal yapısını, edebiyatını etkilemiş at arabalarını yaptığı minyatür eserlerle yaşatan bir sanatkâr. Ahşap oyma, el işçiliği, bezeme sanatı gibi pek çok beceriyi bir arada bulunduran minyatür araba yapma sanatına 1993 yılında maket gemi yapma fikri ile başlayan Abacı’nın, aslına sadık kalıp beş defa küçülterek yaptığı fayton, talika, saman arabası, fıçı, tınaz makinesi ve kağnılar yaşam alanlarına dekoratif bir güzellik katıyor. İstanbul’da bir festivalde tanıştığımız Abacı ile minyatür talika ve faytonları yapmaya nasıl başladığına dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.


İlk Yaptığım Gemi Maketini Yaktım

1965 Edirne doğumlu olan Özcan Abacı, aslında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde uyku teknisyeni olarak çalışıyor. Gazetede gördüğü gemi maketlerinden esinlenerek sanatında adım adım ilerlediğini belirten Abacı, o dönemi “İlk yaptığım gemi maketleri çevremdekilerin çok hoşuna gitti. Ama benimkinden daha iyi yapılan işleri görünce kendi gemimi sobaya attım, yaktım.” şeklinde anlatıyor.

Yaşadığı hayal kırıklığı karşısında yılmayan ve etrafında gördüğü her nesneyi dikkatle inceleyen sanatkâr, “Ne yapabilirim diye düşünürken eskiler özellikle köyde yaşayanlar çok iyi bilir. Gözüme tınaz yani hububat eleme makinası takıldı. Tınaz makinasını orijinaline bakarak beş defa ufaltmayı düşündüm. Bir süre sonra da küçük bir sergi açtım. O zamanki Edirne valisi sergiye geldi ve zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e bir tanesini hediye etti. Yine o valimizin Devecan Kültür Merkezi’nde çalışmalarımı sürdürmem için kurdurttuğu atölye ufkumun genişlemesini sağladı.” diye konuşuyor.

Yaptığı tınaz makineleri ile yetinmeyen Abacı ardından bir sonraki aşamaya yani talika yapımına geçer. Talikayı “Bir at arabası çeşidi olup, tek atla çekilen dört tekerlekli yaylı at arabası demektir, kelime olarak da Rusçadan dilimize geçmiştir.” diye açıklayan usta, Trakya’da eskiden çok sık kullanıldığı hatta bazı Romanların hayatlarının yollarda, bu talikaların üzerinde geçtiğini belirtiyor. Eserlerinde ölçeklendirmeye çok titizlenen sanatkâr, yöresine özgü talikayı yapmakta hiç zorlanmadığını söyleyerek işe gerçek bir talika bularak başlar, bütün parçalarını tek tek inceler, fotoğraflarını çeker, ölçeklendirir. Aynı renk ve motiflerle bezeyerek beşte biri küçüklüğünde ilk minyatür talikasını yapar.

Ahşap oymacılığına olan merak ile 24 yıl önce sanat hayatına başlayan Abacı, talikadan sonra minyatür fayton yapmaya karar verir. Araştırmalarını derinleştiren ve mesleğinde daha da profesyonelleşen Özcan Abacı’ya 2005 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Edirne’yi ve Edirne’nin geleneksel sanatlarını başarıyla temsil ettiği için ‘Geleneksel El Sanatları Sanatkâr Kimlik Belgesi’ verilir.

Bu Sanatın Ustası Yok

“Şu anda çalışmalarını Edirne Küçük Sanayi Sitesi'ndeki atölyesinde Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kenan Sarıdoğan ve kendisinin de ortaokul öğretmeni olan 35 yıllık öğretmen Sabri Demiral ile sürdürdüğünü dile getiren Abacı, mesai saatleri dışında tüm vaktini burada geçirdiğini, arkadaşları ile birlikte daha neler yapabiliriz, nelerden faydalanabiliriz diye bazen saatlerce bazen günlerce düşündüklerini anlatıyor.

Kültür Bakanlığı’nın bana vermiş olduğu sanatkâr kimlik belgesinin usta bölümünde ustası yok yazar. Yani benim ustam yok. İmkânlarım dâhilinde çalıştım, kendimi ve sanatımı geliştirdim.” diyen sanatkâr, bir araba yapımının uzun, yorucu ancak keyifli bir süreç olduğunu söylüyor. Sanatının kendisine hissettirdiklerini ise "Herkes çok sabırlı bir insan olduğumu düşünür aksine hiç de öyle değilim. Ancak insanların eserlerinize verdiği tepkiler sizi sakinleştirmeye yetiyor, oturduğunuz tezgah size adeta terapi uyguluyor. Herkes günlük hayatın stresini atmanın yolunu ararken kimisi balık tutuyor, kimisi kitabını okuyor ben ise ceketimi alıp atölyeme gidiyorum." cümleleriyle aktarıyor.


Talika, Kültür Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Listesinde

Minyatür talika ve fayton ustası Abacı bir noktanın altını önemle çizerek, yaptığı eserlerdeki her bir noktayı özgün parçalara sadık kalarak yaptığını, renk ve motif dâhil üzerindeki tüm çizgilerin tamamen aslına uygun üretildiğini belirtiyor. Abacı minyatür talika ve faytonlarda kullanılan hiçbir parçanın hazır alınıp takılmadığından söz ederken, iyi bir ustanın arabalardaki mekanik aksamdan renk ve desen süslemeciliğine kadar her şeyden anlaması gerektiğini anlatıyor.

“Eserleri birebir görerek üretim yapmayı tercih etsem de model alarak çalıştığım talikaları bugün sadece fotoğraflarda görebiliyoruz. İnsanların alıp dekoratif amaçlı bahçelerine koyabileceği bir talikayı maalesef bulamıyoruz.” şeklinde konuşan Abacı, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde 18. yüzyıla kadar insan ve yük taşımacılığında kullanılan sade ve basit yapılı yaylı arabaların bir başka özelliğinden daha bahsediyor. “Talikacılık ustanın simgesidir.” diyen sanatkâr cümlesine şöyle açıklık getiriyor: “Eskiden görüntü olarak aynı olan talikaların tekerleklerinden çıkan çampara sesini uzaktan duyan biri arabayı yapan ustayı tanırmış çünkü bu sesler birbirinden farklı olup, hiçbir ustanın çampara sesi diğerine benzemezmiş.” Günümüze deforme olmadan gelebilmiş az sayıda da fayton bulunduğuna dikkat çeken Abacı, 20. yüzyılın ilk yarısına ait dört tekerlekli, ön tekerlekleri daha küçük, önde sürücünün oturduğu kanepesi, arkada ise müşteri kanepeleri olan siyah meşin körüklü, her iki yanında pirinç fenerleri olan bir fayton örneğinin Edirne Etnografya Müzesi’nde bulunduğunu, daha berline tipi olanlarınsa Topkapı Sarayı Müzesi’nde saltanat arabaları dairesinde sergilendiğini ifade ediyor. Faytonların yörelere göre bazı farklılıklar gösterdiğini ve çeşitli tiplerinin olduğunu da söyleyen Abacı, bu durumun makas sistemindeki açılardan, üstünün açık, kapalı veya yarı açık olmasından ya da kullanılan malzeme farklılığından (deri, kumaş vs.) kaynaklandığını dile getiriyor.

Çalışırken kendisini talikanın mı yoksa bir faytonun mu daha çok heyecanlandırdığını sorduğumuz ustanın sorumuza yanıtı şu şekilde oluyor: “Benim için talikanın her zaman yeri ayrıdır. “Talika Edirne’ye ait olduğu için ona benim diyebiliyorum. Bir diğer sebep de Kültür Bakanlığı talikayı somut olmayan kültürel miras listesine alarak hem il hem de ulusal envantere kaydetti. Bu bize büyük gurur yaşattı.”

“Ben İyi Bir Kopyacıyım”

Özcan Abacı gerçeğinden beş kat küçülterek yaptığı eserlerde deyim yerindeyse mühendislik titizliği ile çalışıyor. Santim santim ölçeklendirdiği eserlerini yaparken oksijen kaynağının yanı sıra gümüş ve elektrik kaynağı da kullanıyor. Hem metal ve hem de ahşap tornasına gereksinim duyuyor. Abacı, “Araba yapabilmeniz için ya da yaptığınıza benim demek istiyorsanız sadece demirden, ağaçtan veya boyadan anlamanız yeterli gelmiyor.” diyor.

Minyatür talika ve fayton ustası Abacı’ya eserlerinde ölçülerin neden bu kadar önemli olduğu sorusunu sorduğumuzda ise kendisinden şöyle bir cevap alıyoruz: “Birincisi estetik olarak bir iki birimlik yaptığınız farklılıklar kötü görünümlere sebep oluyor. Bir diğer sebep atalarımız bunları yaparken ne amaçla kullanılacağını düşünmüş ve taşıyabileceği ağırlığı hesaplamışlar. Dolayısıyla benim eserlerimde orijinalinin taşıyabileceği ağırlığın beşte birini taşımalı. Bir diğer ve en önemli sebep de talika, fayton, tınaz makinası, kağnı vs. kültürümüzün birer parçası olan unsurlar. Neden onları düzgün ve doğru bir şekilde gelecek nesillere bırakmayalım, özünü korumayalım ki?”

Büyüklerimizin yaptığı her şeyde estetik, sağlamlık ve kullanılabilirliğe özen gösterdiklerini, ölçüp biçtiklerini ifade eden Abacı, “Her şey ihtiyaca binaen doğmuş tabi ama bunları yaparken de estetiği göz ardı etmemişler.” diyerek kendisini ‘kopyacı’ olarak değerlendiriyor. Sanatkâr, “Ben bir fayton için hangi malzeme kullanılmışsa onun aynısını kullanıyorum. Mesela talikanın kanat kalınlığı 5 santimetre ise ben onu beş kez küçülterek bir santimetre yapıyorum. Faytonun makasları çelik yay ise çelik kullanıyorum. Fenerlerin, çamurlukların, dingillerin ölçülerini koruyarak ufaltıyorum. Renkleri ve desenleri aynen olduğu gibi üretimlerime yansıtıyorum. Bu yüzden de aslında ben iyi bir kopyacıyım.” diye konuşuyor.

Minyatür tınaz makinesi, talika ve faytonun yanı sıra yine ninelerimiz dedelerimizin kullandığı kağnı, saman arabası, fıçı gibi çalışmalara da imza atan Abacı, bilmeden-görmeden bir arabayı yapmayı da işin zor olan kısmı olarak nitelendiriyor. Bunu kağnı yapmaya karar verdiğinde anladığını söyleyen usta Abacı, görünümü basit olmasına rağmen kağnı yapımında zorlandığını anlatıyor. “En güzel iş; bilerek, görerek, dokunarak yaptığınızdır.” diyen Abacı, kağnı hakkında kaynaklarda yeterli bilgi olmadığını, görüntülerden esinlenerek çıtaların kalınlıklarına ve genişliklerine karar verdiğini, bazı parçaları ise doğaçlama yaptığını ifade ediyor.

Arabalar Edirne’nin Canlılığını Gösteriyor

Boy boy, rengârenk arabalara imzasını atan Abacı, bir arabayı yaklaşık bir ayda tamamlayabildiğini anlatırken malzeme olarak kayın ağacı, talikaların ise bazı bölgelerinde ıhlamur kullanıldığından söz ediyor. “Eğer talikayı boyamayacaksam masif ceviz ağacından yapıyorum.” diyen Abacı, genellikle nebati desenlerle bezeli arabaların boyamalarında da ahşap boyasını kullandığını söylüyor. Talika ve faytonların süslemelerindeki renk çeşitliliğini yörenin özelliklerine bağlayan Abacı, “Bizim orada faytonları genellikle Romanlar boyarmış. Onlarda canlı, cıvıl cıvıl, yaşam tarzlarını ürettiklerine yansıtan insanlardır.” diye konuşuyor.

Yurt içi ve yurt dışında minyatür talika ve faytonları ile pek çok sergiye katılan Abacı, sergilerde en çok tınaz makinesinin dikkat çektiğini, pek çok kişinin bu makine ile ilgili bir hikâyesinin olduğunu söylüyor ve bir anısını paylaşıyor: “Geçen yıllarda benden tınaz makinesi alan biriyle tekrar karşılaştığımda bana gözleri görmeyen yaşlı bir annesinden bahsetti. Adam makineyi alıp torunlarına nasıl çalıştığını gösterdiği sırada annesi makinenin çıkarttığı sesi hemen tanımış ve harman makinesi mi o diye sormuş. Duygulanan teyze ağlamaya başlamış. O insan bana ‘bu makineyle anneme gençliğini hediye ettik’ dedi ve onun mutluluğu bana yetti.”

İnsanların taşıma ve ulaşım ihtiyacını karşılayan dört tekerlekli, körüklü, yaylı at arabalarını yaptığı minyatür talika ve faytonlarla yaşatan Özcan Abacı, şimdilerde başta İstanbul Adalar olmak üzere, İzmir gibi kıyı kentlerimizde faytonculuğun yaşatılmaya çalışılsa da sıkıntılı günler yaşandığını belirtirken, “Belki de gün gelecek faytonları sadece fotoğraflarda görebileceğiz ama benim minyatür arabalarım insanların evlerinde bahçelerinde dekoratif eşya olarak yaşayacak. Bu amaçla kültürümüze katkı sağladığımı düşünüyorum.” şeklinde kendini ifade ediyor.

Özcan Abacı, son olarak da “Aksesuar amaçlı yaptığım eserlerimi insanların beğenisine sunuyorum çok da güzel tepkiler alıyorum. Beni mutlu kılan taraf da bu. Yoksa bu işten para kazanma gibi bir gayem hiç olmadı. Zaten hiçbir masraf yapmadan para kazandığım bir işim var. Bence herkes mutlu olduğu işi yapsın.” diyerek sözlerini noktalıyor.

KAYNAK: Koçu, Ekrem Reşad, “Fayton.” İstanbul Ansiklopedisi. 10. Cilt. S:5585-86. İstanbul: Koçu Yayınları, 1971. http://aregem.kulturturizm.gov.tr/TR,131500/talikacilik.html, Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, Talikacılık, (Erişim: 4 Ekim 2016)


İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 722 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK