Giyim

Baş Tacı Zanaatın 64 Yıllık Emektarı

  • #


YAZI: Beren ÇAYBAŞI | FOTOĞRAF: Mücahit PAMUKOĞLU

İsmail Demirbaş, Anadolu’nun geleneksel giyim kültürü ile özdeşleşen kasket-şapka yapım ustalarının son temsilcilerinden. Ustası Pepo’nun yanında çırak olarak işe başlayan ve bugün Türkiye’nin kasket ihtiyacının yüzde 90’ını karşılayan atölyenin sahibi İsmail Demirbaş, 64 yıldır canla başla çalıştığı tezgâhın başına hâlâ ilk günkü heyecanla oturuyor. “Her geçen gün kapanan el yapımı şapka üretim atölyeleri mesleğin geleceği açısından bizleri elbette endişelendiriyor. Ne yazık ki geleneksel bir zanaatımız daha fabrikasyon üretim olma tehlikesi ile karşı karşıya.” şeklinde konuşan şapka ustası, işine bir o kadar âşık ki, “Ben 11 yaşında başladım bu işe, ömrüm yettiğince de bırakmayı düşünmüyorum.” diyor.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yeni açılan TBMM’nin ele aldığı toplumsal konulardan biri şapka ve kıyafette yapılan düzenlemelerdir. Buna göre 25 Kasım 1925 yılında çıkartılan “Şapka İktizası Hakkında Kanun” ile halkın o güne kadar kullandığı fes ve sarık gibi alışkanlıklarından vazgeçmeleri ve yeni bir giyim-kuşam tarzını benimsemeleri istenir. Bu durum toplumda bazı tartışmaları beraberinde getirir. Aslında toplum şapkaya pek de yabancı değildir, çünkü azınlıklar genellikle fötr şapka kullanır. Ancak üretimleri yurt genelinde yapılmayan şapkalar, o dönemde Avrupa’dan getirilir. Dolayısıyla kanun, özellikle İstanbul’da küçük ölçekli üretimhanelerin açılmasına zemin hazırlar. Ancak II. Dünya Savaşı’nın yarattığı kriz ortamından etkilenen piyasada, atölyeler kapanır, şapka elit kesimin kullandığı lüks tüketim malı grubuna girer.


1950’li yıllara gelindiğinde moda dünyasında bambaşka bir süreç başlar. Yahudi ve Rum ustaların işlettiği üretimhaneler tekrar kurulurken şapka, kıyafetleri tamamlayan bir aksesuar haline gelir. Kadınlarda fazla büyük olmayan, tül ve çiçek süslemelerinin bol olduğu modeller, erkeklerde ise fötr ve melon şapkalar sıkça kullanılır. 1960’larda ise modada zarafet ve şıklığın yanı sıra işlevsellik ön plana çıkar. Gösterişli ve bol tüllü şapkaların yerini, soğuktan veya güneşten koruyan modeller alır. Bir zamanlar kolluk kuvvetlerinin “Amca şapka tak” diye seslendiğine bizzat tanık olan son şapka-kasket ustalarından birinin yanındayız: İsmail Demirbaş. Sektörünün en parlak döneminde Kapalıçarşı’da bir ustanın yanına çırak olarak giren ve üzerinden 64 yıl geçmesine rağmen mesleğine ilk günkü aşkla bağlı olan ustayı, Çakmakçılar Yokuşu’nda Sümbüllü Han’daki ‘Ose’ ve ‘Duman Şapka’ atölyesinde ziyaret ettik. Makineci, makastar, ütücü ve elişici olmak üzere dört kişinin ekmek yediği atölyede ustaları Anadolu’ya gidecek siparişleri yetiştirmek için tüm gayretleri ile çalışırken bulduk. Haftada 500’e yakın 8 köşeli, 5 köşeli kasketler ile düğmeli, ördekli ve kaptan gibi daha modern modellerin üretiminin yapıldığı işyerinde İsmail Demirbaş ile yıllarca gelenekselliğin ve itibarın sembolü olarak halk tarafından tercih edilen şapka ve kasketler üzerine konuştuk.


11 Yaşında Şapka Yapmaya Başladı

1950’li yılların başında ailesi birlikte Kastamonu Taşköprü’den İstanbul’a göç eden ve o sıralarda henüz 10 yaşında olan İsmail Demirbaş mesleğe çocuk yaşta başlayanlardan. Memleketinde tamamladığı ilköğreniminin ardından geldikleri İstanbul’da okula devam etmeyen ve etrafındakilere çalışmak isteğini söyleyen Demirbaş’a komşuları dönemin gözde mesleklerinden biri olan şapkacılığı önerir. Kapalıçarşı'daki Çukurhan’da Yahudi şapka ustası Pepo’nun yanına çırak olarak işe başlayan İsmail Bey, gece gündüz demeden mesleğin aranan erbaplarından olur. Hatta o kadar çok çalışır ki arkadaşları ona “İki canlı İsmail” der. Kısa zamanda makine başında üretime geçen Demirbaş, askerlik gelip kapısını çalıncaya kadar da aralıklarla bu atölyede çalışır. İsmail Demirbaş, o günlere dair şunları anlatıyor: “Bana şapka yapımını öğreten ustam Pepo işinin ehli bir insandı. İyi giyinen, kravat ve fötr şapka takan biriydi. Farklı bir tarzı vardı. Bendeki çalışma hevesini görür ve desteğini esirgemezdi. Haftalık kazancım 15 liraydı ama yetmiyordu. Bu yüzden bir gün ağlamışım. Sonra ustam yanıma geldi ve omzuma vurarak haftalığımı bir lira arttırdığını söyledi. O zamanlar bir tabak kuru fasulye ekmekle birlikte 25 kuruş idi. Yani zam dört günlük yemek demekti. Dünyalar benim olmuştu.”

Askerliğini tamamlayan şapka ustası İsmail Demirbaş, geri geldiğinde ise ustasını bulamaz çünkü Pepo atölyeyi kapatıp İsrail’e dönmüştür. Tekrar iş aramaya koyulan Demirbaş, bu kez soluğu Muhittin Usta'nın yanında alır. Bir müddette burada çalışan usta, 1967 yılının ikinci ayında çalıştığı atölyeyi devralır. “Artık atölye sahibiydim. Sorumluluklarım artmıştı. Çalışmanın sağladığı kazançla kısa sürede piyasada kasket ve şapkalarımın kalitesi ile bilinen biri oldum. İşler çok şükür yolundaydı ki dokuz ayrı firmaya fason üretim yapar hale gelmiştim. Sonrasında zaten bu firmalardan iki tanesini sahipleri kendi arzuları bana verdiler.” diyen İsmail Usta, o gün bugündür de her sabah Çamlıca’daki evinden saat 5.30’da çıkarak bir saat sonra ekmek kapısının kilidini açıyor.


Kasket Takmak Bir Kültürdür

Mesleğe fötr şapka yapımı ile başlayan Demirbaş, ustalık anlamında ise kasket yapan son zanaatkârlardan, sekiz ve beş köşe kasketlerin yanı sıra düğmeli, ördekli ve kaptan gibi modeller üzerinde de çalışan İsmail Usta, “Kasketler, bizim klasik modellerimizdir. Bu şapkaları kullananlar tanır bizleri. Çünkü kasket takmak bir ayrı kültürdür, bizim şalvarımızla yeleğimizle, poşumuzla özdeşleşmiş bir giyim unsurudur.” diye konuşuyor.

Şapka ve kasket yapımının ilk ustalarının Yahudiler ve Rumlar olduğunu onlardan Türklere geçtiğini söyleyen İsmail Usta, mesleğe başladığı yıllarda İstanbul’un Beyoğlu, Karaköy, Şişhane, Kapalıçarşı gibi muhitlerinde çok fazla atölye bulunduğuna dikkati çekiyor. Her geçen gün şapka üretimi yapan zanaatkârların azaldığına değinen Demirbaş şöyle devam ediyor: “60 yılı aşkındır bu piyasanın içindeyim ve hep aynı şey söylenir: ‘Şapkacılık öldü’. Evet, önceki yaşadığı altın devri yok belki ama bitti de diyemeyiz. Çünkü şapka ihtiyaç olmaktan hiçbir zaman çıkmadı sadece boyut değiştirdi. Eskiden farklı nedenlerle takılıyordu. Mesela Anadolu’da bir dönem şapkasız dışarıya çıkmak ayıp sayılıyordu. Şimdi ise daha çok bir aksesuar gözüyle bakılıyor. Dolayısıyla modeller çeşitleniyor. Gerçek olan şu ki sektörde yeni çıraklar yetişmiyor. Bu yüzden de kültürümüzün parçası el işinden çıkarak tamamıyla fabrikasyon üretime dönüyor.”


Anadolu’nun Kasketi Bu Atölyeden Çıkıyor

Şarkılara, türkülere, deyimlere konu olan Anadolu erkekleri tarafından çok kullanılan 8 köşe kasketin çıkış hikâyesini ve bu modeli özel kılanın ne olduğunu merak ediyoruz. Demirbaş, 8 köşe kasketin ilk kez Karaköy’de atölyesi bulunan Osrof adında Rum bir usta tarafından yapıldığını söylüyor. Buradan da kısa zamanda Türkler tarafından sıkça kullanılan bir giyim malzemesi olarak tercih edildiğini belirten usta, şapkanın şekil itibariyle yazın sıcaktan kışın ise soğuktan koruma özelliğinin bulunduğunu anlatıyor. Akdeniz bölgesinde özellikle Adana ve çevresinden çok talep geldiğini belirten Demirbaş, “Tabii ki bu kasketleri gençler değil, daha çok yaşlılar ve kırsal kesimde yaşayanlar kullanıyor.” diyor.

Kasket dünyasının iki önemli markasının kendisine geliş hikâyesini de bizimle paylaşan İsmail Usta, 8 köşenin mucidi Osrof’un yarattığı Ose markasına 20 yıla yakın fason olarak çalıştığını, buranın bir Ermeni vatandaşa devredilmesinin ardından marka tescil hakkının bedelsiz bir şekilde kendisine verildiğini dile getirirken Duman Şapka'nın hikâyesini ise şöyle özetliyor: “Duman Şapka’nın ilk sahibi Naim Bey’di ve aramızda en az 15 yıllık bir ticari bağ bulunuyordu. Naim Usta da bana çok güvenirdi ve benim çalışma prensiplerini bilirdi. O da kendi isteğiyle markasını bana vermek istedi. Ben de aldım her iki markayı da o gün bugündür gururla yaşatmaya çalışıyorum.” Elinde bulundurduğu isim haklarına hürmeten el işi üretilen şapkalarda çok titiz davrandıklarını ve ona göre çalıştıklarını söyleyen Demirbaş, her ustanın çalıştığı belli modeller olduğunu ve iyi bir zanaatkârın da üründe parafının olması gerektiğini söylüyor.

“Türkiye’nin kasket ihtiyacının yüzde 90'ı bizim atölyede üretiliyor. Tabii bunun yanında saydığımız şapka türlerini de çıkartıyoruz. Toptan olarak en çok kasket gönderdiğimiz iller arasında Malatya ve Adıyaman geliyor.” diyen İsmail Usta, şapka kültürüne ait bir ayrıntıyı paylaşıyor: “Kasket kirlenince temizlenmez, makineye atılıp yıkanmaz, yenisi alınır.”


Şapka-Kasket Yapımı Zor ve Zahmetli

Günümüzde bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar sayıları azalan kasket ustalarının meslek sırrı ise ayrıntılarda gizli. Kumaş, iplik ve deri kalitesinin yanı sıra maharetin ellerde olduğu zanaat dalının yapılış süreci de bir hayli zahmetli. İsmail Usta, her bir makinanın başına bizzat geçerek tek tek şapka yapım aşamalarını anlatıyor.

Öncelikle Adana’dan gelen özel pamuklu kumaşlar dört kat açılarak makastar tarafından kalıplara uygun olarak kesiliyor. Ardından makinede şapkanın köşe kısımları dikiliyor, içine telası koyularak şapkanın çatısı oluşturuluyor. Eski tip ütülerle bir güzel ütülenen kumaş, “eşek” adı verilen tahtaya geçirilerek dikişleri açılıyor ve ürün ters çevriliyor. Başka bir ustanın hazırladığı astarın telası çekiliyor ve iç kısma dikiliyor. İki ile beş küçük, altı ile on arası büyük kalıplar şeklinde numaralandırılan şapkalarda ürünün sert durması için astar ile kumaş arasına da Hindistan’dan getirtilen kanaviçe çuvalı koyuluyor. Sona doğru yaklaşılan şapkada kaliteli kartonların tercih edildiği siperlik kısmı dikiliyor. Ağzı kapatılan ürün, tahta kalıplara alınarak buhar kazanında bekletilirken ütücünün ellerinde son halini alıyor.

İşlemin büyük bir bölümü tamamlanmış gibi görünse de henüz bitmiyor. Son olarak kasket-şapkanın başı çevreleyen bölümüne kayış geçirme işlemi uygulanıyor. Bunun ustanın üründeki maharetini sergilediği yer olarak adlandıran Demirbaş, ön tarafının makine, arkaya doğru ilerleyen kısmın ise el nakışıyla işlendiğini söylüyor. Bunu Türkiye’de kendisinden başka hiçbir üreticinin yapmadığını belirten İsmail Usta, zaten el dikişini yapan tek ustanın da kendisiyle beraber çalıştığını anlatıyor. Kayış kısmı da geçirilen şapkalar içine kâğıt konularak müşterilerle buluşmak üzere Anadolu’ya doğru yola çıkıyor.


2014 Yılının Ahi Babası Seçildi

İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği tarafından 30 yılı aşkın bir süredir Ahilik Kültürü Haftası kutlamaları düzenleniyor. 13. yüzyılda kurulan ve Osmanlı Devleti’nin sanat ve ticaret için önemli bir sosyal kurum özelliğine sahip Ahi Teşkilatı ruhunu yaşatma amacıyla düzenlenen etkinliklerde her yıl mesleğinde 40 yılı deviren ustalardan biri “Yılın Ahi Babası” seçiliyor. Görsel bir şölen halinde geçen etkinlikler Kapalıçarşı’da esnafların katılımı ile dualar eşliğinde başlıyor. Kapalıçarşı’dan Sultanahmet Meydanı’na kadar kortej halinde yapılan yürüyüşler yılın ahi babasının ahilik şeddi kuşanmasıyla sonra eriyor. Kasket ustası İsmail Demirbaş da 2014 yılında yılın ahi babası seçilen bir usta olmanın gururu ile “Böyle duygular, insanın gururunu okşuyor.” diyor.

İsmail Demirbaş, 1972’den bu yana İstanbul Kasketçiler Odası Başkanı. Odanın, eski defterlere bakıldığında 600’ün üzerinde üye kaydının bulunduğunu şimdi ise kapanma ihtimalinin gündeme alındığını söyleyen Demirbaş aynı zamanda Aksaray Esnaf Kefalet Kooperatifi 2. Başkanlık görevi de yapıyor. Kendi çabalarıyla bu zanaatı yaşatmak adına gayret ve sabır gösterdiğini belirten şapka ustası, bu iki kurum altında zanaatkâr arkadaşlarına destek olmayı da ihmal etmiyor.

1950’li yıllarda başladığı mesleğine klasik ve modern model üretimleriyle devam eden sektörün son ustalarından İsmail Demirbaş kendi ekolünün oğlunun yaptığı şapkalarla devam edeceğini belirtiyor. Oğlunu da kendi gibi iyi bir usta olarak yetiştiren Demirbaş, son olarak ‘Şapkanın eski popülaritesine kavuştuğu günleri görmek ümidiyle.’ diyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 638 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK