Yazı

Yüreğine Ay Yıldızı Kazıyan Gök Gönüllü Millet

  • #


Yazı: Hafize ERGENE

Sıcak bir yaz gecesi. Havadan mütevellit, açık camlardan dışarı taşan tv sesleri… Kedilerse tembellik havasında yine. İnsanlar da artan sıcaklıkla birlikte atmışlar kendilerini dışarıya. Yani herhangi bir sıradan gece. Tarih 15 Temmuz’u gösteriyor. Saatler 22:00'ye geldiğinde her şey değişiveriyor. Uzun bir yaz gecesi hem de çok uzun… Bir milletin geleceğini kurtarabileceği kadar uzun bir gece. Tankın önüne yatılacak kadar vatan sevgisinin gönüllerden taştığı ölümsüz bir gece. Dehşet dolu bir gece aslında ama milletin destan yazdığı bir gece. Tank sesinin jet sesine karıştığı, yer yer silah seslerinin yankılandığı belirsiz, karanlık bir gece. Bu karanlık geceyi aydınlatan milletin elinde ise bedenlere doğrultulan namlulara karşı, tek bir güç var bayrak, ay yıldızlı bayrağımız. Peki Bayrağımız bize bu güce nereden veriyor? Nasıl oluyor da naçiz vücudunu tonluk bir tankın geçişini durdurmak için yere seriyor bir insan ya da jetin üstüne atlayarak onu durdurmayı düşünüyor ya da öleceğini bile bile gözünü kırpmadan, vatan için bu terörist girişime destek veren Tuğgenerali alnından vurup kendisi de 30 kurşunla şehit düşüyor. Bizim ay yıldıza olan aşkımız nereden geliyor?




Tarih 15 Temmuz, saat 22.00 civarı... İstanbul’da kısmi olarak kapanan boğaz köprüleri Ankara’da alçaktan uçan ve sesiyle göğü delen jetler, havada kendi topraklarına, kendi halkına ateş eden helikopterler, kışlalardan yollara çıkan ve sokaktaki halka çevirdikleri namlularıyla tanklar, işleyişi durdurulmaya çalışılan TRT, havalimanı, otogar… Ve 1960, 1980 yıllarında yönetime el konulan, 1971 ve 1997 yıllarında ise hükümeti istifaya zorlayan toplamda 4 darbe yaşamış bir ülkenin o darbe dönemlerinde bile hiç görmediği Millet Meclisi’ne atılan bombanın uğultusu.

Yukarda yazılanlar 15 Temmuz gecesi, sadece birkaç saat içerisinde yaşananlardan bazıları. Bu kısacık zaman diliminde yaşananlar sanki bir kıyamet filmi senaryosu. Bir ülkenin kıyametini yaşatmak ister gibi her şey. Hesap edilmeyen tek bir şey var; o da en büyük güç, milletin gücü.

Bu ülkeyi kıyamet anlarından çekip çıkaran yine kendi halkı. Ellerinde ne tanklardaki gibi silah, ne helikopterlerin attığı gibi bombalar ne de darbe girişimi yapan teröristlerin elindeki herhangi bir başka imkân var. Ellerinde sadece bayrak ve yüreklerinde bayraktan aldıkları güç var. Bunlar etkileme cümleleri değil şüphesiz ki. Televizyonda haberleri ya da sonrasında yapılan belgeselleri izleyen herkesin görebildiği bir gerçeklik tüm bu yazılanlar.

Genç, yaşlı, kadın ya da erkek, o ya da bu görüş demeden dışarıya çıkan herkese, koltuk değnekleriyle dışarıya çıkmış ve elinde bayrağı ile “Ben cennete gidiyorum.” diyen dedeye de bu gücü veren vatan, toprak, bayrak sevgisi; gencecik bedenini tanka siper eden, ölümden bir nebze korkmayan delikanlıya da bu gücü veren vatan sevgisi. Bu insanların ise elinde tek bir güç var; BAYRAK ve o bayrak altında yaşamaya devam etme isteği.


Peki, nereden geliyor bayrağın bize verdiği bu güç? Geniş bir coğrafyaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu’nu imparatorluk yapan ya da şanlı Kurtuluş Savaşı’nı tüm imkânsızlıklarla kazanan bu halk, dünya tarihinde eşine az rastlanır bir başarıya imza attı 15 Temmuz gecesi.

Millet Olma Gücü ve Bayrak

16 Temmuz günü başka bir ülkeye uyanabilirdik, şu an nerede ve nasıl olurduk, sevdiklerimiz yanımızda olur muydu? Kimliksiz, başkalaştırılmış bir yaşamda, bayraksız, topraksız, vatansız olmak en acısı olurdu şüphesiz ki. Peki, biz, Türk Milleti ne oldu da bu kadar kısa bir sürede, tarihin az görebileceği büyük bir güce dönüştük. Hem de madde olarak görebileceğiniz herhangi bir silahımız yokken. Millet olma gücünü nereden aldık? Genlerimize mi işlendi bu millet olma duygusu? Yoksa nasıl olur da naçiz vücudunu tonluk bir tankın geçişini durdurmak için yere serer bir insan, nasıl olur da jetin üstüne atlayarak onu durdurmayı düşünür ya da nasıl olur da Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı teröristlere vermemek için bu terörist girişime destek veren Tuğgenerali alnından vurup olayın seyrini değiştireceğini dahi bilmeden 30 kurşunla şehit düşerek destan yazar bir insan.. Bunun tek bir cevabı var; vatan sevgisi, tek bir bayrak altında özgürce yaşama isteği. Hani şu kırmızısının Kosava Savaşı sırasında vatan uğruna savaşırken yerde göl olan kandan aldığı rivayet edilen şanlı bayrağımızın özgürce dalgalanabilmesi için.

Bayrak demek millet demek, toprak demek, devlet demek, ait olmak demek, atamız, geçmişimiz, geleceğimiz demek en önemlisi özgürlük demek. Biz Türkler için bayrak bunun biraz daha ötesinde bir güç barındırıyor içinde. Tam da “Bu güç nereden geliyor?” sorusunun yanıtını aradığımız bu günlerde bir sergiye konuk oluyoruz. Küratörlüğünü Mehmet Lütfi Şen’in yaptığı Hakimiyet-i Milliye Timsali Bayrak Sergisi, Özlem ve Haluk Perk koleksiyonundan oluşturulmuş.


Eserler Özlem ve Haluk Perk Koleksiyonundan

Öncelikle belirtmek gerekiyor; Haluk Perk 30 yıl önce başladığı koleksiyonerliği, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne bağlı olarak 20 yıl önce açtığı kendi ismini taşıyan müze ile taçlandırmış. Yaklaşık 15 bin envanterlik arkeolojik eseri ve uzmanlık konularına göre 25 bin etnografik eseri barındıran müze Türkiye’nin önemli müzeleri arasında yer alıyor.

Serginin Küratörü Mehmet Lütfi Şen ile görüştüğümüzde 15 Temmuz’a Saygı Hakimiyet-i Milliye Timsali Bayrak Sergisi’nde, 1700’lerin sonundan bugüne milletin ve devletin bağımsızlığının timsali olan bayrak kullanılan objeler yer aldığını söylüyor. 15 Temmuz’un da simgesi olan bayrak, bu sergi projesi ile Osmanlı’dan Cumhuriyet'e bayrağın sivil ve resmi kullanımının bir özeti olarak, 15 Temmuz’da canlarını ve mallarını vatanı için hiçe sayan şehitlerimize ve gazilerimize saygı duruşu olarak hazırlanmış. Ay yıldızın Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet'e, devlet eliyle ve sivil olarak kullanıldığı alanlar araştırılarak oluşturulmuş sergide ay yıldızla süslenmiş pek çok eser yer alıyor. Özlem ve Haluk Perk koleksiyonundan seçme eserlerin yer aldığı sergi, Türk milletinin ezelden beri ay yıldızı ne kadar çok hayatlarına aldığını gözler önüne seriyor.

15 Temmuz Şehit ve Gazilere Saygı Duruşu




Mehmet Lütfi Şen bu sergiyi hazırlama sürecinin ilk fikir damlacıklarının yıllar önce hazırladığı bir sergi sonrasında gönlüne düştüğünü “Daha önce 350 bin kişi tarafından gezilerek izleyici rekoru kıran bir sergi yapmıştım. Türk Milletinin demokrasiye geçiş sürecini masaya yatıran bir sergiydi bu. Ve bu sergide çok karşıma çıkmıştı; Osmanlı döneminde her şeyde ay yıldız var. Tanzimat öyle meşrutiyet öyle… İnanılmaz bir ay yıldız vurgusu vardı. Bu sergideki gibi yine ay yıldızlarla süslenmiş çeyiz sandıkları vardı. "Yaşasın Hâkimiyet-i Milliye" yazıyordu üzerlerinde. 2008 yılında yaptığım bu sergide Osmanlı’daki ay yıldızın kullanımı dikkatimi çekmişti ve bir parantez olarak kalmıştı.” sözleriyle ifade ediyor.

15 Temmuz akşamına kadar; tankın önüne yatarak vatanını kurtarmaya çalışan o isimsiz kahramanı görene kadar beklemiş sadece ay yıldızdan oluşan eserlerin yer aldığı sergiyi hazırlama fikri. Ellerinde bayraktan başka bir güç olmadan – ki aslında en büyük gücün bu olduğunu o akşam tüm dünya görmüş oldu- sokaklara, meydanlara çıkan halkın bu gücü nereden aldığını anlamak ve anlatmak istemiş Mehmet Lütfi Şen.

Şen sergi fikrinin oluşma sürecini anlatırken de “Milletin bu gücü nereden aldığına istinaden, şehit ve gazilerimize bir saygı duruşu olsun düşüncesiyle oluştu bu sergi. Bunun için Haluk Perk ile görüştük. Bir an önce 15 Temmuz’da şehit ve gazi olanlara bir saygı duruşu yapmak istedik. Sergi tam olarak bundan doğdu.” diyor.




Ay Yıldız Milleti Temsil Ediyor

Osmanlı’da ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında ay yıldızın milletin tam kendisini ifade ettiğini dile getiren Şen, ”Osmanlı’da devlet arması devleti temsil etmiş ama devlet ve milletin birlikte olduğu yerlerde devlet armasıyla milleti temsil eden ay yıldız yan yana gelmiş. Mesela mekteplerde öğrencilere verilen aferin şimdiki adıyla teşekkür belgesi, ortasında bir devlet arması ama bu belge millete verildiği için dört bir yanında ay yıldız var. Bunun sınırı da yok. Yani ay yıldız milletin gönlüne kazınmış. Peki, nasıl kazınmış? Mendiline koymuş, diplomasının üstüne koymuş aferinine koymuş, çeyiz sandığına koymuş. Aklınıza gelebilecek her şeye ay yıldız koymuş.” diyor. Sergiyi gezerken gerçekten Osmanlı ve Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde kullanılan eşyalarda ay yıldız kullanımının ne kadar yaygın olduğuna tanık oluyoruz. Çeyiz sandıklarına, fincanlara, kâselere, silgilere, kolye boncuklarına kazınmış; hayatın hep içindeymiş ay yıldız. Hiç unutulmamış, millet olma bilinci, sevinci, millet olarak kalabilme şükrü bu simgeyle taşınmış nesilden nesile. Kur’an-ı Kerim kılıflarını süsleyen ay ve yıldız, duvar aynalarını da süslemiş, not deflerinin kenarlarını da… Halk baktığı her yerde olsun istemiş ve büyük bir onurla nakşetmiş ayla yıldızı yanyana.

Ay Yıldızı Kendine Yoldaş Eden Bir Millet

Şen, sergiyi hazırlarken Haluk Perk’le görüştüklerini ve koleksiyonerin, Neolitik Çağ’dan başlayan uçsuz bucaksız, eğitim ile ilgili, sağlıkla ilgili, hukukla ilgili pek çok temada detaylı bir koleksiyonu olduğunu dile getiriyor. Perk ile sergi için görüştüklerinde onun koleksiyonundan çıkan Osmanlı’dan Cumhuriyet'e ay yıldızlı objeleri ucunun bucağının olmadığını gördüklerini söylüyor. “Haluk Bey’in koleksiyonundan çıkan ay yıldızlı objeler buraya sığmayacağı için bir seçki yaptık. O yüzden ben, çok atipik şeyleri seçtim. Mesela burada Cumhuriyet'in ilk yıllarına tarihlenen bir hayvan kolyesi var ve ucunda ay yıldız var ve bu gerçekten tüyler ürpertiyor. Şöyle ki; düşünün o dönem toplumun yüzde 80’i, kırsal kesimde tarımla geçiniyor ve insanların en değerli şeyi, ineği ve atı.. En değerli şeyinde, atında, ineğinin kolyesinde ay yıldız görmek istiyor. Sandığına, ekmek teknesine ay yıldız kazıyor, işte sergide yer alan İstanbul işi terazinin doğru gösterme ibresi ay yıldız ile tamamlanıyor. Yani ay yıldız birleşiyorsa terazi doğru demek oluyor. Mühürler, ay yıldızlı sabun kalıpları, kibrit, düğme… Hepsi ay ve yıldızla süslenmiş.” diyor Şen.


İşte burada tam da sergi kitapçığı için Murat Dinçer Çekin’in kaleme aldığı “Gök Gönüllü Millet” başlıklı yazının girişine yer vermek gerekiyor. Çekin diyor ki: “Her yer karanlıktır. Gökte ay ve yıldızlar bize ışık olur. Yüreğimize ferahlık ve güven verir. İstikametimizi doğrultur. Pusuları açık eder.

Ay ve Yıldız bayrak olur. Bize dayanak olur. En karanlık günlerde yüzümüzü ışıtır. Sürur verir. Birleştirir. Yol gösterir. Milletimiz çok eskiden beri gökyüzünü kendine yoldaş kabul etmiştir. Ay ve Yıldız’ı gönlüne nakşetmiştir. Milletimiz gök gönüllüdür.”…

Murat Dinçer Çekin’in söylediği gibi ay ve yıldızı kendisine yoldaş eden millet 15 Temmuz gecesi ve sonraki gecelerde de ondan aldığı güçle çıkmış dışarıya. Halkın çok yaygın olarak kullandığı ay yıldızı, bayrak kanunu ile birlikte her şeyde kullanamasa da aslında genlerinden hiç atamamış.

17. Yüzyıldan İtibaren Kullanılmış

Mehmet Lütfi Şen’e ay ve yıldızın hangi tarihler arasında kullanıldığını soruyoruz. Şen 17. yy’dan itibaren ay yıldız yaygın olarak kullanılmaya başladığını söylüyor. “Osmanlıda üç hilal varken sonra ay yıldıza geçiliyor. Bir nevi devletten ziyade halkı temsil ediyor ay yıldız. Milleti, ümmeti temsil ediyor. Ay yıldız Cumhuriyet'in ilk yıllarında da yoğun olarak kullanılıyor. Ta ki 1936 yılında Bayrak Kanunu çıkana kadar kullanılmaya devam ediyor. O zaman ay yıldız milletten çok devletin timsali oluyor. Bayrak resmîleşince bayrak kullanımı halk kullanımından çekilmeye başlanıyor. Halk yine de kullanıyor. Bayrak kuralına aykırı davranıyor belki ama gönlünden atamıyor ve kullanmaya devam ediyor.” diyor Şen.

Sergide gözümüze şimdiki gençliğin görme şansını çok da fazla yakalayamadığı zafer taklarında kullanılan ahşap ay yıldız veya ahşap bayraklara rastlıyoruz. Bu objeleri sergiye koymaktan son derece memnun olan Şen, “Şehirlerin kurtuluşlarını temsil eden, şehrin ana merkezlerine girerken büyük takların altından geçeriz. Bu taklarda ay yıldız çok mükemmel kullanılır. Çok özün tasarımlar yapılır ahşap üzerine, metal üzerine işler yapılır. Ampullerle aydınlatılır. Bu sergiyi kurguladığımda bir zafer taklarında kullanılan objelerin bu sergide olmasını çok istemiştim. Haluk Perk’in geniş koleksiyonunda bir zamanlar zafer taklarını süsleyen pek çok eser bulunuyordu. Ve bu sayede sergiye koyma imkânı yakaladık.” diye konuşuyor.


“15 Temmuz’da Tankın Karşısında Duran Çocuk Bu Sergiyi Anlatıyor”

15 Temmuz’a Saygı Hakimiyet-i Milliye Timsali Bayrak sergisinde görülüyor ki halk yaşamın her alanına taşımış ay yıldızı. Tabaktan mendile oyun taşına kibrit kutusuna… Kemer tokasından masa örtüsüne sünnet maşallahına kadar akla gelebilecek günlük yaşantıda kullanılan pek çok eşyada kullanılmış.

Ay yıldızın milletin ta kendisini temsil ettiğini söyleyen Mehmet Lütfi Şen, sergide bir ekranda gösterilen 15 Temmuz gecesine ait bir videonun serginin amacını ortaya çıkardığının altını çiziyor. Şen, ”15 Temmuz’daki tankın önüne yatan ve kimliğini açıklamayan bu çocuğun da kimliği değil artık önemli olan. Çocuk bu milletin ta kendisi. Elinde tuttuğu o bayrak ona bu gücü veriyor. Ay yıldızın resimsel ifadesi değil; önemli olan verdiği güç. Bu çocuğun duruşu bu sergiyi anlatıyor.” diyor.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında, hilafetin henüz kaldırılmadığı yıllarda yapılan Halife Abdülmecit Efendi’nin atının üzerinde resmedildiği afişte, atın üzerindeki örtüye kadar ay yıldız işlenmiş olduğunu görüyoruz. Ya da Kurtuluş Savaşı’nda dalgalanan Tük bayraklarıyla resmedilen bir savaş meydanının görüldüğü afiş bize gösteriyor ki bazı şeyler simgesel değerinin çok da üstünde bir değer taşıyor.


Sergide Osmanlı’nın nasıl bir medeniyet olduğunun da görülebildiğini söyleyen Mehmet Lütfi Şen “Osmanlı’da nasıl bir medeniyetmiş, buradaki belgeler sayesinde analiz edebiliyoruz. Mesela mezuniyet belgelerinin üzerinde kadınların belgeleri de dâhil olmak üzere fotoğraf olduğunu görebiliyoruz.” diyor. Sergide 1900’lü yıllarda kullanılan diploma, mükâfat belgesi, tasdikname, şartname ya da faturalarda devlet, millet, medeniyet ve din hepsini ifade eden semboller bulunuyor. Devleti simgeleyen Osmanlı arması, milleti temsil eden ay yıldız, dini temsil eden Kur’an-ı Kerim bu resmi belgelere işlenmiş sıklıkla.

Sergi küratörü ay yıldızın milletin gönlüne nasıl girdiğine dair bir müze yapılmasını çok istediğini söylüyor. Şen, “Tankın karşısındaki bu gücün nereden geldiği, irrasyonel davranışın kökeninde ne olduğu ile ilgili bir müze yapılmalı. Çok inanılmaz bir şey bu, darbe girişimini yapan, bunu ona yaptıran güçlerde Türk milletinden bu tavrı beklemiyordu. Meydanlardaydık, o gün o refleksi gösteren milletten hiç kimse bu tavrı beklemiyordu. Belki de milletin kendisi bile beklemiyordu. Ben bu tankın üstüne çıkarım ama başka biri gelir mi? Ama bir baktılar herkes orada. Her türlü insan meydanlardaydı. Bu demek oluyor ki aslında bu insanların kalbine gönlüne giren bir dünyadaki başka milletlerde görülmesi mümkün olmayan bir şey var bizim bunun peşine düşmemiz lazım.” diyor.

Yazı Sona Ererken

15 Temmuz günü ve sonrasında yaşananlar, halkın gösterdiği benzersiz direniş bu milletin genlerinde var olan vatan, bayrak sevgisi “iyi ki var” dememizi sağladı. İşte Zeytinburnu Belediyesi’nin himayesinde düzenlenen sergi ile geçen zamana rağmen ay yıldız sevgisinin her görüşten insanı bir araya getirerek, nasıl halkın gönlündeki yerini korumuş ve o genin nasıl beslenmiş olduğu gün yüzüne çıkmış oldu. Büyüyüp ailesini kuracağı için gözünden sakındığı evladını evlendirirken hazırladığı lavanta kokulu çeyizlerin konulduğu o ay yıldız süslü çeyiz sandıkları ya da eğlenceli vakit geçirmek için oynanan oyunlara ait pullara bile ay yıldız nakşediyorsa bir millet, vatansız kalmayı düşünemiyordur bile diyoruz sergiden ayrılırken. Tam da 15 Temmuz’da vazgeçmediğimiz gibi. Bu günleri hep hatırlamak, insan hafızasının en çok yaptığı şeyi yapmamak, yani hiç unutmamak umuduyla…

İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 521 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK