Müze

Bir Gizli Değer Hazinesi Bursa Uluumay Müzesi

  • #


YAZI: Prof. İlhan ÖZKEÇECİ*

1994 Eylül'ünde, Şair Ahmet Paşa Medresesi’nde, “Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi” adıyla Bursa’da ziyarete açılan Uluumay Müzesi; silah, süsleme aksesuarları, giyim-kuşam ve gündelik eşyalar gibi bugün için tarihi, kültürel değer taşımakta olan ve 1960 yılından beri, müzenin kurucusu Esad Uluumay tarafından, tutkuyla, gayretle ve fedakarca oluşturulan koleksiyonlardan meydana gelmiş, nadir ve büyüleyici mekânlardan biri olarak milli kültürümüze karşı önemli bir hizmeti yerine getirmektedir.

Mehmed Neşri, 1492'de (H. 898) tamamlanan Kitab-ı Cihannümâ’sında şu cümleyi kaydeder: “Osman Gazi, oğlu Orhan’a vasiyet etti kim, ben vefat idicek, beni Bursa’da şol gümüşlü kubbenin altında koyasın didi, ol vakit kâfirler manastırı yeni örtmüşlerdi, gümüş gibi yalabırdı, ıraktan gören gümüş sanırdı.”1

Osmanlı coğrafyasını kaybettikten sonra Anadolu topraklarına sığınmak zorunda kalan milletimiz yüzyıldır bu mekânda kendisine gelmeye, geleceğe umutla bakmaya çalışmaktadır. Siyasi, ekonomik, sosyolojik birçok alanda kendimizi anlamaya, yeni projeler üretmeye ve insanımızın istikbal beklentilerine daha olumlu cevaplar bulmaya uğraşmaktadır. Eğitim kurumlarımızın sayısı artmış, ilköğretimden üniversiteye genç nüfusumuz dünyayı kıskandıracak derecede gelişmiştir. Ancak sanayi, üretim, teknoloji gibi dallarda hatırı sayılır gelişmelerin görüldüğü belirtmek gerekiyor. Tarihimizden bize intikal eden kültürün ve sanatın bihakkın idrak olunamadığı günümüzde bize önemli görevlerin düştüğünü de hatırlamak lazım geliyor.


Bir ucunun Selçuklu'ya, diğer ucunun Osmanlı'ya uzandığı bu zengin kültür mirasının doğudan batıya bütün coğrafyamızda mücevherler bıraktığını söylemek zaid (fazla) midir? Herhalde Konya, Sivas, Kayseri gibi şehirlerimizin sahip olduğu Selçuklu mirasını; Bursa, Edirne, İstanbul gibi merkezlerimizin haiz olduğu Osmanlı mirasını burada tek tek saymaya imkân yoktur. Her biri kendi engin tarihi ve derin ruhuyla insanlarımızı her fırsatta yeni ufuklara taşıyacak göz alıcı cevherlere sahiptir. Ancak, eğitim politikalarımız, kültürel değerlere bakış açılarımız bugünlere kadar bize bu değerlendirmeyi yapmaya fırsat vermemiştir. Bir milletin genç kuşaklarına sahip olması, gelecek günlere inanç ve umutla bakabilmesi muhakkak ki o milletin kendi kültürel dinamiklerine de sahip çıkması ile mümkün olabilecektir.

Bu bakımdan Türk kültür eserlerinin hak ettiği yere gelmesi, bu konuları da içine alarak eğitimin yeniden kurgulanması ve düzenlenmesi sayesinde mümkün olacaktır. Hamasi söylemler ve bilinçle yapılmayan hareketler bizi istenilen noktalara taşımayacaktır. Bu satırlarda söylenen sözler, dile getirilen gerçekler dahi lafta kalmamak ve bihakkın gerçeğe dönüşmek zorundadır ki ufkumuz aydınlık olsun.

Bu yazımızın, söz ettiğimiz doğrultudaki bir hedefi, ilk payitaht şehri Bursa olacaktır. Bursa'yı konu edinmek, onu yeterince anlatmak mümkün değil fakat onun değerlerinden az da olsa bahsetmek bu satırlarda bir derece mümkün olacaktır.

Eski Türk medeniyetleri içinde bize zaman olarak en yakın olanı Osmanlı-Türk medeniyeti olup, bunun yurdumuzdaki hatıralarını etrafımızda görmekte, onların içinde, arasında yaşamakta ve hatta belki de bu yüzden onlara layık oldukları değeri verememekte, bu yüzden ihmale uğramalarına, yok olmalarına göz yummaktayız. Anadolu’da ikinci büyük Türk medeniyeti olarak Selçukluları takip eden Osmanlıların sanatları, mimaride olduğu gibi çeşitli âbidevî sanat kollarında da değişik özellikler gösterir. Etrafımızda olduğu ve içlerinde yaşadığımızdan pek fazla belki dikkatimizi çekmeyen Osmanlı-Türk eserleri, Türk sanatı zincirinin en fazla gelişmiş son halkası olarak büyük önemi haizdir. Orta Asya’dan beri muhtelif memleketlerde izlerini takip edebildiğimiz Türk sanatının son ve mükemmel çözümlerinin Osmanlı devrindeki büyük başarıyla hayret verici gelişimi inkâr kabul etmez bir gerçektir. İşte hızla gelişerek kısa bir sürede bütün Akdeniz havzasına yayılan bu medeniyetin nüvesi olarak Bursa ve çevresi son derece büyük bir öneme sahiptir.2


Bursa, tarihin başladığı yer. Osmanlı'nın bir küçük boydan doğarak dünyaya geldiği, geliştiği, cihan devleti olduğu başlangıç mahalli. Osman Gazi’nin vasiyetine muhatap, Sultan Orhan’ın fethine şahit, Sultan I. ve II. Murad’ın, Yıldırım Bayezid’in, Çelebi Mehmed’in hatıralarının koruyucusu kadim mübarek belde. Bugün de aynı ruhu sinesinde saklayan Bursa her ziyarette, her ziyaretçide farklı tecellileri yaşatan büyük bir beldedir. Bu toprağı dolaşırken her karışında ayrı bir huzurun, ruhaniyetin duyulduğu nadir mekânlardan birisidir Bursa. Camileri, türbeleri, medreseleri ve nice mirası ile en azından canlı müze olan bu şehir, yüzyıllardır canlılığını da korumaktadır.

Bursa'nın fethinden 1453 senesine kadar geçen 130 sene, Bursa'nın sadece baştanbaşa ve iliklerine kadar bir Türk şehri olmasına yetmemiş, aynı zamanda onun manevi çehresini gelecek zaman için hiç değişmeyecek şekilde tespit etmiştir. Uğradığı değişiklikler, felaketler ve ihmaller, kaydettiği ileri ve mesut merhaleler ne olursa olsun o, hep bu ilk kuruluş çağının havasını saklar, onun ardından bizimle konuşur, onun şiirini teneffüs eder. Bu devir haddi zatında bir mucize, bir kahramanlık ve ruhaniyet devri olduğu için, Bursa, Türk ruhunun en halis ölçülerine kendiliğinden sahiptir, denilebilir. Bu hakikati gayet iyi gören ve anlayan Evliya Çelebi, Bursa'dan bahsederken "Ruhaniyetli bir şehirdir" der.3

Bursa bugün geçmişten gelen mirasını korumaya çalışmaktadır. Bunun için bir yandan tarihi abideleri muhafaza altına alırken bir yandan da taşınabilir kültür varlıklarının tespit ve hıfzedilmesi için müzeler kurmakta ve yaşatmaya çalışmaktadır. Bu çerçevede şehirde bugün Kültür Bakanlığı'nın, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve özel teşebbüsün sahip olduğu çok sayıda müze bulunuyor. Bunlar arasında birisi de var ki çok dikkat çekici ve ehemmiyetli bir faaliyet olarak göze çarpıyor. “Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi”.

Bursa Muradiye’de Şair Ahmed Paşa Medresesi'nde düzenlenmiş bu özel müze, idealist bir yaklaşımla kültür değerlerine karşı hassas bir insanın bir ömür boyu fedakârca topladığı değerli milli sanat ürünlerinin bir araya getirildiği nadir mekânlardan birisidir.

Kültür Bakanlığı'nın tahsis ettiği bu mekânda binlerce eseri sergilemeye çalışan Uluumay Müzesi milli kültürümüze karşı önemli bir hizmeti yerine getirmektedir. Giyim-kuşam, silah, süsleme aksesuarları, gündelik kullanım eşyaları. Kısacası tarihi olarak insan hayatı için gerekli pek çok şeyin büyük gayretlerle toplanıp bir araya getirildiği büyüleyici mekân. Ancak müzeyi gezdiğimize yaşanan sıkıntılar da gözden kaçmamakta.

Müzenin kurucusu Esad Uluumay 1939 Bursa doğumlu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun. İş hayatında özel teşebbüste muhasebecilik ve üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundu.4 Yaptığı sosyal faaliyetler neticesinde Türk kültür âlemindeki kaynak eksikliğini fark ederek kıyafet ve takı konularında araştırmalara başladı. 1981 yılında merkezi Ankara’da olan Anadolu Folklor Vakfı'nı kurdu. 1984-1994 yılları arasında Bursa Müzeleri ve Eski Eserlerini Koruma Derneği başkanlığını yürüttü. Ayrıca, çeşitli kültür faaliyetlerinde üyelik ve yöneticiliklerde bulunan Esat Uluumay Bursa ile ilgili çeşitli belgesellerde etkin katkılarda bulundu, muhtelif konferanslar verdi.

Uluumay, 1960 yılından beri tutku ile bir araya getirdiği koleksiyonlarını 1994 Eylül'ünde “Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi” adıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait binada Bakanlar Kurulu onayı ile Bursa Valiliği'ne tahsis edilen Şair Ahmet Paşa Medresesi’nde ziyarete açtı.5


Müze Koleksiyonları



Takılar

Müzede bulunan 500 parçalık eserden oluşan takı koleksiyonu an'anevi Osmanlı takı eserlerinden meydana gelmektedir. Bu takılar kişilerin maddi durumlarına göre bir kısım mertebe teşkil ediyor. Düşük ayarlı altın, genelde gümüş gibi madenlerle bafon, pirinç, bronz gibi deniz kabukları ile boynuzlar ve hayvan dişleri, altın, gümüş, nikel, bakır parlar, altın taklidi penezler geleneksel takıları süslemektedir.6

Takı, insanlık tarihi boyunca vazgeçilemeyen kullanım eşyasından olmuştur. Bugün müzelerde bir kısmı görülen tarihi malzeme içerisinde takı envanteri oldukça zengindir. Özellikle hanımların bir süs ve güzellik unsuru olarak kabul ettiği muhtelif takı ve aksesuarlar günümüze de intikal etmiş ve bu dönemde de kendi imkânı çerçevesinde bu eşyalar kullanılagelmiştir. Bunun gibi milli kültürümüze intikal etmiş süsleme ve kullanım eşyaları Osmanlı-Türk toplumunda da çeşitli malzemeden üretilen şekliyle günlük hayatta kendisine yer bulmuştur. Başta altın ve gümüş olmak üzere farklı madeni malzemeden yapılan veya sedef, fildişi, boynuz gibi çeşitli hayvan kaynaklı materyallerden de üretilen bu eşyalar, titiz işçiliklerle ve özellikle küçük ölçeklerde zarifi şekillerde imal edilmiştir.

İnsanın toplum içerisindeki sosyal statüsünü destekleyen, ona nisbi paye kazandıran birer görüntü halindeki takılar her zaman için toplumda takipçi bulmuştur.

Müzede bulunan kadın takıları, başa takılan tepelik (tomaka adı verilen altın takı) şekke, kadın ageli, çene altına takılan sakal duluk, küpe, buruna takılan hızma, saç takısı, penez ve paralı başlık, boynu süsleyen gerdanlık, gerdançe ve gıdıklık, göğsü süsleyen döşlük, çeşitli hamail ve muska, kollarda bilezik, ellerde yüzük, belde kemer ve kemer tokası, Çerkez hanım göğüs düğmesi, savatlı gümüş aksesuarlı Çerkez kadın eyeri gibi çok çeşitli aksesuarlardır.

Erkek takı koleksiyonlarında; saat, saat muhafazası kösteği, gümüş saplı, savatlı ahşap ve demir üzerine gümüş kakmalı bastonlar, pazıbent, gümüş Kur'an mahfazası, erkek hamail ve muskası, tütün tabakası ve ağızlık, süs ve mühür yüzük, gümüş kılıf ve saplı yatağan, süslü kılıç, kama ve hançer, gümüş ve altın kakmalı tüfek, başlık ve takke, kamçı ve kırbaç, enfiye kutusu, barutluk, Çerkez fişeklik, kemer ve kama gibi envai çeşit kullanım eşyaları bulunuyor.7

Bu dokümanlardan da anlaşılacağı üzere erkeklerin dünyasında da başta silahlar ve aksesuarları olmak üzere, diğer kullanım eşyası toplum içerisinde fertlere hayatı kolaylaştıran ve onları destekleyen üretim elemanları olmuştur. Hepsi için söylenecek en mühim kelime ise fonksiyonelliktir. Yani hiçbir ürün sanat olsun diye yapılmamış ve mutlaka bir ihtiyaca cevap bulmak için meydana getirilmiştir. Bu ihtiyaçla birlikte güzellik, zarafet ve kibarlık da aranmıştır.


Kıyafetler

Elli yıldan fazla bir sürede yurdun her köşesinden ve Osmanlı coğrafyasındaki antikacılardan bizzat ücretleri ödenerek alınan çok çeşitli kıyafetler. Kafkasya’dan Macaristan’a, Irak’tan Yemen’e kadar yapılan araştırmalar sonucu elde edilmiş olan bu kıyafetler günlük kullanım için değil, özel günler için hazırlanmış olup yıpranmamış parçalardır. Bakıldığında günlük eşyalar zamanla eskiyip yok olduklarından bugüne pek örneği kalmamıştır denilebilir.

Bu çerçevede kadın kıyafetlerinde şalvar, cepken, üç etek, peşli entari, etekli kıyafetler ve Kafkas kadın kıyafetleri gibi farklı çeşitleri görmek mümkündür.

Erkek kıyafetlerinde de; kısa-uzun zıpkalı, sarka ve karakuş, şalvarlı, entarili kıyafetler olduğu gibi Çerkez, Çeçen, Dağıstan, Abhaz ve Gürcü gibi Kafkas kıyafetleri zikredilebilir. Kafkas kıyafetlerin uzun cepken, zıpka, şarkon veya kalpak, çizme, gömlek, kemer ve kamadan meydana gelir.

Müzede, başlığından ayakkabısına kadar, silahlar dâhil tüm aksesuarları ile düzenlenmiş ve 100'ü sergilenmekte olan toplamda 300 takım orijinal kıyafet bulunmaktadır. Sergilenen kıyafetler zaman zaman değiştirilmektedir.


Kullanım Eşyaları

Bundan başka, mutfak eşyaları, kahve kültürü, hamam ve yıkanma, at ve binicilik, çeyiz, boncuk işleri ve din adamı kıyafetleri gibi çeşitli alanlarda da farklı türden eserler bulunmaktadır.

Türk milli kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Türk kahvesi, Türk hamamı, Türk at biniciliğiyle ilgili koleksiyonlar; mutfak ile ilgili bakır eşyalar ve insan, hayvan ve eşyada kullanılan boncuklu eserler “Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi”nin diğer ilgi çekici koleksiyonlarını oluşturuyor.

Bundan başka baston, kapı tokmağı ve araç gereçleri ile çeyiz sandığı, mangal, musıki aletleri, Osmanlı silahları, hayvan kapanları da bir başka koleksiyon unsurlarındandır.8

Müzede sergi mekânlarından başka Osmanlı kültürü, Osmanlı tarihi, Bursa tarihi ile ilgili kitap ve antika eski eserlerle ilgili süreli yayınların bulunduğu bir de kütüphane mevcuttur. Araştırmacılar buradan da faydalanabilmektedir.

Kuruluşundan bu yana bulunduğu mekânın yetersizliği sebebiyle müzenin pek fazla gelişim kaydedemediği de bir gerçektir. Küçük bir medrese yapısı içerisinde kifayetsiz sergileme alanlarında sıkışık bir durumda sergilenen eserler zaten bu olumsuzluğu hemen fark ettirir. Böylesi fedakarâne bir anlayışla meydana getirilen koleksiyonlar, adeta nefes almakta zorluk çeker gibi birbiri üstüne yerleşmek zorunda bırakılmıştır. Diğer bir açıdan çok düşük giriş ücretlerine rağmen ziyaretçilerin bunu dahi ödemekten çekinip ziyarette bulunmamayı tercih ettiğini de maalesef öğrenmiş bulunuyoruz.

Müze yönetimi her fırsatta yurtiçi ve yurtdışından gelen talepleri de dikkate alarak zaman zaman farklı etkinliklerdeki faaliyetlere bazı koleksiyonlarıyla katılmaktadır. Herhalde meselenin temel açmazının ülkemizdeki kültür değerlerine bakış olduğunu belirtmek gerekiyor. Yıllardır yaşanan şekliyle eğitim kurumlarının öğrencileri teşvikinin dışında toplumumuzda müze veya tarihi mekânlara yapılacak ziyaretlerin gereksiz olduğu düşüncesi halen yaygın geçerliliğini korumaktadır.


SONUÇ

“Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi”nin gerçekleştirdiği hizmet ve kullandığı mekân ve açısından yeterli olmadığı düşünülebilir. Açıktır ki çok sayıdaki eseri sergileyecek sistemin bulunmayışı, müze giderlerinin karşılanacağı kaynakların yetersizliği, belki ziyaretçi trafiğinin de etkin olmayışı gibi nedenler bu kanaati uyandırmaktadır. Bu derece zengin bir envantere sahip olan kurumun her bölüm için ayrı sergileme tekniğinin olması, eserlerin tanıtımı açısından daha kapsamlı bilgi dökümüne sahip olunması, her biri en az yüzer yıllık olan parçaların ciddi şekilde koruma altında olması bir müze için önde gelen şartlardandır.

Bu açılardan bakıldığında Uluumay Müzesi’nin bugün için bu şartları taşımadığı söylenebilir. Bu açıdan öncelikli meselenin düzenli gelir kaynaklarının ne şekilde gerçekleşebileceği hususunu tartışmak gerekiyor. Bursa’nın temel kültür değerlerinden yola çıkıldığına göre yine Bursa’da daha geniş bir mekâna ihtiyaç vardır. Bu mekânın aynı zamanda merkezi bir mahalde olması ve halkın, çeşitli ziyaretçilerin rahatlıkla ulaşabileceği bir yerde oluşturulması gereklidir.

Araştırmacıların bu müzeye yönlendirilerek kayıtlı eserler üzerinde yapacakları çalışmaların teşvik edilmesi ve bunların muhtelif yayınlara dönüştürülerek bilim âlemine tanıtılması ve aynı zamanda kuruma gelir sağlanması düşünülmelidir.

Milli kültür değerleri aslında bir sergi metaı ve bir teşhir ürünü değildir. Belki bu değerleri hatırlamak, yâd etmek ve ileriki nesillerimize aktarmak için bir tanıtma veya bilgi sahibi etme düşüncesiyle yapılabilir. Ancak asıl olması gereken bu kültür unsurlarının bizim öz malımız olduğu bilincinden hareketle yaşantımıza ve ruh âlemimize bunun nasıl enjekte edileceği meselesidir. Şu kadar ki bu eserleri hayatında meydana getirerek dünyalarını tefekkür ve imanın yanında bu gibi zarafet unsurlarıyla bezeyen atalarımız aynı zamanda bu fani dünyaya kendi isimlerini de bırakarak göçtüler. Bu sebeple kültür mirasının bakiyesinden bir cüz olan bu eserleri bir Batılı gibi görmeden kendi öz bilinci ile değerlendirmek bize en yakışan olacaktır. *Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi DİPNOTLAR 1) Semavi Eyice, “Osman ve Orhan Gazi Türbeleri”, Bursa, Kültür Bakanlığı Yayını, Baskı: Omaş Ofset A.Ş., İstanbul 1996, s. 54. 2) Semavi Eyice, “Bursa ve Çevresinde Türk Sanatı”, Bursa, Kültür Bakanlığı Yayını, Baskı: Omaş Ofset A.Ş., İstanbul 1996, s. 46. 3) Ahmet Hamdi Tanpınar, "Bursa'da Zaman" Beş Şehir, Milli Eğitim Bakanlığı yayını 1000 Temel Eser Serisi No: 5, M. E. B. Basımevi, İstanbul 1969, s. 107. 4) 1963 yılında Bursa Kılıç Kalkan Folklor Derneği kurucuları arasında yer aldı. Uludağ yöresi kız ve erkek Türkmen oyunları ve çeşitli halk oyunlarını icra eden bu derneğin 15 yıl başkanlığını yaptı. Bu dönemde ekip katıldığı birçok uluslar arası festival ve yarışmada dereceler ve dünya birincilikleri kazandı. Bu vesile ile girmiş olduğu Türk milli kültür dünyasının güzellikleri karşısında adeta büyülendi ve tutku ile araştırmaya başladı. 1998-99 yıllarında Bursa Atlı Spor Kulübü Başkanlığında bulundu. Bursa ve İstanbul’da çeşitli folklor ve etnografya sergileri düzenledi, konferanslar verdi. Bazı TV programlarında danışmanlık yaptı. Çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri ve hakkında haberleri yayınlandı. 1983’te Avrupa Konseyi’nin 18. Sanat sergisi olarak düzenlenen Anadolu Medeniyetleri sergisinde İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde 22 adet kıyafeti sergilendi. Bu paralelde Topkapı Sarayında düzenlenen “Çağlar Boyu Takı” sergisinde takıları sergilendi. Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi Kataloğu, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayını, Tarihsiz, S. 2-3. 5) Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi Kataloğu, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayını, Tarihsiz, S. 2-3. 6) Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi Kataloğu, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayını, Tarihsiz, S. 21. 7) Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi Kataloğu, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayını, Tarihsiz, S. 27. 8) Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi Kataloğu, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayını, Tarihsiz, S.13. KAYNAKLAR 1) Ahmet Hamdi Tanpınar, "Bursa'da Zaman" Beş Şehir, Milli Eğitim Bakanlığı yayını 1000 Temel Eser Serisi No: 5, M. E. B. Basımevi, İstanbul 1969. 2) Semavi Eyice, “Bursa ve Çevresinde Türk Sanatı”, Bursa, Kültür Bakanlığı Yayını, Baskı: Omaş Ofset A.Ş., İstanbul 1996. 3) Semavi Eyice, “Osman ve Orhan Gazi Türbeleri”, Bursa, Kültür Bakanlığı Yayını, Baskı: Omaş Ofset A.Ş., İstanbul 1996. 4) Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri Ve Takıları Müzesi Kataloğu, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayını, Tarihsiz.


İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 584 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK