Kağıt

El Yapımı Kağıtlar

  • #


Yazı: Ömer Faruk DERE

Nâsır-ı Hüsrev ve İbn Batuta gibi büyük Müslüman seyyahların verdikleri bilgilere göre ortaçağ İslâm dünyasının hemen her yerinde çok kaliteli kâğıtlar imal edilmekteydi. İslâm fütuhâtıyla İspanya´ya geçen kâğıt, bu bölgede kurulan kâğıt imalathanelerinden bütün Avrupa´ya ihraç edilmiştir. Muhtemelen XVI. asırdan itibaren Avrupa´ya nispetle doğudan daha az kâğıt gelmiş ve nihayet XVIII. asırda doğu kâğıtları piyasadan tamamen çekilmiştir.


Kâğıt, hayata, hadiselere ve kendisine yüklenen insana dair her ne değer varsa onu büyük bir incelik ve zarafetle taşır. İnsanlığın bilgi birikimini, ilmi hakikatleri ve üzerine yazılan her türlü bilgiyi omuzlar. Hayallerimizi taşır yarına dair. İnsanoğlunun verdiği sözleri, hükümleri saklar bağrında. Kâğıt, içimizi döktüğümüz en sadık dostumuzdur aslında. Hiç kimsenin bilmediği sırları bilen... Kâğıt, kültürü aktarır nesiller boyu; medeniyetleri yaşatır sayfalarında. Vefalıdır kâğıt, dostunu hiç yalnız bırakmaz. Hep yanımızdadır; yanı başımızda. "Oku!" emrinin gereği olarak hizmete âmâdedir kâğıt. Emr-i ilahî ile şeref kazanır. Belki de sırf bu yüzden en murassa ciltlerle teclide layıktır. Sanatkâr ilhamını döker kâğıda. Özgürlük meydanıdır sanatkâr için. Er meydanıdır, hüner meydanıdır. Fedakârdır kâğıt, sayfalar dolusu feda eder kendini güzel bir yazı, bir desen bazen de bir ebru için. Ve kâğıt sanatla bezenir, türlü eziyetlerle.

Kâğıt güçlüdür. Sıcak muhallebilerle bağrı dağlansa da, kat kat yumurta aklarını kuşansa da, en sivri aletlerle çizilse de, teknede suların içine dalıp dalıp çıkarılsa da asla pes etmez, bırakmaz kendini.

Sanatta malzemenin kalitesi inşa edilecek olan eserin kalitesini doğrudan etkiler. Bu sebeple sanatkârlar iyi ve asit oranı düşük olan ve uzun yıllar, hatta asırlar boyunca dayanabilecek evsafta olan el yapımı kâğıtları tercih etmektedirler. Diğer kullanılma sahalarının yanında bir sanat malzemesi olarak kâğıt ve el yapımı kâğıtlara kısa bir bakış atacağız birlikte.

Kâğıt kelime anlamı olarak “Hamur durumuna getirilmiş türlü bitkisel maddelerden yapılan, yazı yazmaya, baskı yapmaya, bir şey sarmaya yarayan kuru, ince yaprak”1 diye tarif edilir. İnsanlığın yazı yazmak için kullandığı ilk malzemenin kilden tabletler olduğu yönünde genel bir kanaat vardır. Milattan Önce 4000´de Mısırlılar, Nil kenarında yetişen papirüs bitkisinden kâğıda benzer bir malzeme üretmeyi başarmışlardır. Nitekim Batı dillerinde kâğıt karşılığında kullanılan “paper, papier” kelimeleri buradan gelmektedir. Eski devirlerde insanlar yazı yazma aracı olarak deriden de faydalanmışlardır. V. yüzyılda yaşamış Herodotos birçok milletin yazı için deri kullandığını kaydeder.2 Kâğıdın icat tarihini iki asır geriye götürenler olsa da genel kanaat Milattan Sonra 105´te Çin´de Tsai Lun’un icat ettiği yönündedir.


Çin kâğıdı deniz yoluyla Japon adalarına, Orta Asya üzerinden İpek Yolu'nu takip ederek İran’a gitmiştir. Nâsır-ı Hüsrev ve İbn Batuta gibi büyük Müslüman seyyahların verdikleri bilgilere göre Ortaçağ İslâm dünyasının hemen her yerinde çok kaliteli kâğıtlar imal edilmekteydi.3 İslâm fütuhâtıyla İspanya´ya geçen kâğıt, bu bölgede kurulan kâğıt imalathanelerinden bütün Avrupa´ya ihraç edilmiştir. Avrupa, İtalya´nın Fabriano kentinde 1276 yılında kurulan Avrupa´nın ilk kâğıt fabrikasına kadar ihtiyacını Yakındoğu ve Endülüs´ten karşılıyordu. İslâm dünyasında miladî VIII. asırda başlayan kâğıt imalatı, Avrupa´da ancak beş yüz yıl sonra başlayabilmiştir. Batı'da imal edilen kâğıtlarda bir nevi damga yerine geçen filigran (su damgası) denilen çeşitli şekil ve yazılar bulunmaktadır. Doğu menşeli kâğıtlarda rastlanmayan bu filigranlardan kâğıdın nerede veya nereye yapıldığı anlaşılmaktadır.

XV. yüzyıl Osmanlı sarayında hem Doğu hem de Batı menşeli kâğıtlar kullanılıyordu. Mustafa Âli Efendi XVI. asırda Osmanlı´da kullanılan kâğıtların menşelerini ve adlarını Menâkıb-ı Hünerverân adlı eserinde tafsilatıyla ta´dâd etmiştir.4 Muhtemelen XVI. asırdan itibaren Avrupa´ya nispetle doğudan daha az kâğıt gelmiş ve nihayet XVIII. asırda doğu kâğıtları piyasadan tamamen çekilmiştir.

Bazı veriler Osmanlı´da kâğıt imalinin XIV. asır sonlarına kadar gittiğini gösterse de bilinen ilk kâğıt imalathanesi XVIII. yüzyılda açılmıştır. İbrahim Müteferrika tarafından 1729´da açılan ilk Türk matbaasının kâğıt ihtiyacını karşılamak üzere Yalova (o zamanki adıyla Yalakâbâd)´da bir kâğıt fabrikası kuruldu. Gerek açılan bu ilk fabrika gerekse Sultan III. Selim devrinde Kâğıthane´de, 1804´te Beykoz Değirmenocağı´nda, 1844´te İzmir´de ve Sultan II. Abdülhamid zamanında ikinci kez Beykoz’da açılan bütün imalathane ve fabrikalar değişik sebeplerden dolayı çok uzun ömürlü olamamışlardır. Bunun en büyük sebebi bu geniş pazarı kaybetmek istemeyen ülkeler ve kâğıt ithal eden tüccarların baltalama faaliyetleridir. Cumhuriyet devrinde 1939´da kurulan İzmit Kâğıt Fabrikası ve SEKA´ya bağlı diğer fabrikalar sayesinde ülkenin kâğıt ihtiyacı karşılanmaya çalışılmıştır.5

Günümüzde ise İtalya, İngiltere, Almanya ve Fransa’da varlığını devam ettiren köklü kâğıt firmaları sanat piyasasında dünya pazarını ellerinde tutmaktadırlar. Sınaî kâğıtta önde olan batılı firmalar özellikle Acid Free (asidi az) kâğıt imalinde çok başarılıdırlar. Kâğıt üretilirken kullanılan, asit ihtiva eden maddeler ve sert sular kâğıdın ömrünü kısaltmaktadır. Bu sebepten Avrupa´da bazı firmalar doğal su kaynaklarının yanına kurulmuştur.


Dünyada Avrupa´yla beraber ikinci en önemli merkez Hindistan, Nepal, Bangladeş, Bhutan bölgesidir. Bu bölgede hand-made (el yapımı) kâğıt imali büyük bir sektör olup bölge insanı için de önemli bir geçim kaynağıdır. Özellikle Everest’in yüksek rakımında yetişen ağaçların liflerinden üretilen son derece sağlam yapıdaki kâğıtları ile dikkat çekmektedir. Burada üretim fabrikasyon olmayıp tamamen elle yapılmakta; bölgenin iklimine uygun olarak yetişen bitki lifleri ve çiçeklerle süslü, fevkalade tabii renklerdeki kâğıtlar çok ilgi görmektedir. Renk, doku ve çiçek-yaprak yönünden öylesine zengin bir üretim yapılmaktadır ki, bazı kâğıtların kâğıt olduğuna inanmak bile güçtür.

El yapımı kağıtların dünyada başlıca Hindistan, Nepal, Himalayalar, Bangladeş, Bhutan, Tayvan, Kore ve Japonya merkezli olarak üretimleri yapılmakta olan el yapımı kağıtlarda jüt, pamuk, keten, muz, pirinç, papirüs gibi lifli bitkilerin yanında pek çok ağaçtan da istifade edilmektedir. Muz gövdesi atığının, çok iyi bir selüloz kaynağı olduğu için, kâğıt yapımında umut vadeden maddelerden biri olduğu bulunmuştur. Muz kâğıtları, muz üretiminde dünyada birinci durumdaki Hindistan’da ve az da olsa Afrika’nın tropikal bölgelerinde imâl edilmektedir.

El yapımı kâğıtların bir diğer merkezi de Uzak Doğu’dur. Uzak Doğu’da özellikle Japonya’da günlük hayatın akışında önemli bir yere sahip olan kâğıt, o bölgede daha çok çeltik liflerinden elde edilmekte ve “pirinç kâğıdı” olarak bilinmektedir. Uzak Doğu’da sumi ressamları tarafından da kullanılmakta olan pirinç kâğıdı hoş dokusu, tabii renkleri, ince olması, ışık geçirgenliğine sahip olması nedeniyle sanatın diğer dallarında ve “craft” ürünler üretiminde sıkça kullanılmaktadır. Ancak geleneksel sanatlarımızda zayıf dokusu sebebiyle pek tercih edilmezler.


Ülkemizde 2000’li yılların başından itibaren kâğıt sanatlarının türlü şubelerinde kullanılmakta olan el yapımı kâğıtlar için günümüzde artık özel satış merkezleri kurulmuş ve birbirinden âlâ kâğıtlar kullanıma sunulmuştur. El yapımı kâğıtlar özellikle Türk-İslâm sanatlarının hemen tüm şubelerinde kullanılmakta ve sanatkârların ibda´ kabiliyetlerine katkıda bulunmaktadır. Yalnız el yapımı kâğıtlar sınai kâğıtlara göre emicilikleri yüksek ve yüzeyleri daha pürüzlüdür. Kalemin ve fırçanın üzerinde rahatça işleyebilmesi için bir dizi işlemden geçmeleri gerekmektedir. Bu işlemin adı “âhar”dır. Asırlardır uygulanan bu geleneksel metot sayesinde kâğıtlar doygunlaştırılmış, yüzeyi pürüzsüzleştirilmiş ve içindeki şap sayesinde kurtlardan da korunmuş olmaktadır.

Âhar işlemi kâğıdın emiciliğini azaltmak, doygunluğunu artırmak için belirli kıvamda pişirilmiş nişasta ile başlar. Nişasta dengeli şekilde sürüldükten sonra kurumasının ardından akıcı hale gelmesi için şap (potasyum amonyum sülfat) ile kestirilmiş yumurta akı, ince üç kat halinde kâğıt yüzeyine tatbik edilir. Burada dikkat edilecek husus yumurtanın dengeli sürülmesidir. Aksi halde kâğıdın bazı yerleri az, bazı yerleri fazla parlar. Parlayan yüzey, mühre denilen bir tür el presi vasıtasıyla pürüzlerinden arındırılır. Mührenin kâğıt üzerinde rahatça kaymasını sağlamak için cilt yağı kullanılır. Saç veya cilde sürülen bez, kâğıdın üzerinde şöyle bir gezdirilerek mühre yapılmalıdır. Birkaç kâğıt için öteden beri uygulanan bu metot uygun olabilir. Ancak pek çok kâğıt için daha bol miktarda yağa ihtiyaç vardır. Bu sebeple bugün mühre yaparken-çok az sürmek kaydıyla-çok ince ve hatta uçuculuk özelliği olan fındık yağı da kullanmaktayız. Mühreleme, âhar işleminin hemen ardından yapılmalıdır. Zira üzerinden uzun zaman geçerse yumurta sertleşir ve cam gibi olan yüzey mühreleme sırasında kırılabilir. Âharlanan kâğıtların kullanılmadan önce bir yıl kadar dinlendirilmesi gerekir. Bu zaman zarfında yüzeydeki yumurta tabakası sertleşmekte ve kalem, fırça çok daha rahat yürüyebilmektedir. Tarihte kâğıt âharlama işi başlı başına bir meslek halinin almıştı. Türk ta’lîk hattının büyük ustası Yesârî Mehmed Esad Efendi’nin (ö: 1798) evindeki ders günlerinde kapısında oturup gelen talebelere âharlı kâğıt satarak geçimini sağlayan Kadri Usta, bu meslek erbabına güzel bir örnektir. Hattatlık kaleme hâkimiyet kadar malzemeye ve gerekli uygulama tekniklerine hâkimiyeti de gerektirir. Bu yüzden bazı kaynaklarda geçtiğine göre, XVII. yüzyılın dâhi hattatı Hâfız Osman Efendi (ö: 1698), kâğıtlarını kâğıtçıya sipariş etmek yerine kendisi yapmayı tercih etmiştir.6 Biraz zahmetli gibi görünen bu metodun yüzyılların tecrübesi olduğunu unutmamak gerekir. Bu usulle hazırlanan kâğıtlar hem güçlenmiş olmakta hem de yumurta akı kestirilirken kullanılan şap sayesinde kitap kurtlarından korunmuş olmaktadır. Dört beş asır önce yazılmış eserlerde kullanılan âharlı kâğıtların bu gün hala son derece iyi durumda olduğu düşünülürse âharın gereği ve sağlamlığı daha iyi anlaşılacaktır.


Kâğıt bir tutkudur. Kâğıdın özelliklerini bilmek imkânlarını keşfetmek ve hangi çalışma için hangi kâğıdın kullanılması gerektiğini bilmek ciddi bir tecrübe ve tutkulu bir kâğıt sevgisinden geçmektedir. Ülkemizde bu tutkuyla hareket eden iki el yapımı kâğıt atölyesi meraklılarına kâğıt üretme merkezi olarak hizmet etmektedir. Yalova ve İstanbul Kâğıthane’deki bu atölyeler mazideki hayallerimizi hakikate döndürmek için yeterli olmayacaktır belki ama daha büyük hamlelerin ilk adımları olduğunu düşünmek bile heyecan vericidir.

Kültür ve sanat birikimimize nispetle kâğıt üretimimizin yok denecek kadar az olduğu düşünülürse daha yapacak çok işimizin olduğu aşikârdır. Bu kısa yazı, sanatkârlarımıza etkileyici eserler üretmede sonsuz tercih sunan el yapımı kâğıtlara ilgi ve desteğin artmasında küçük de olsa bir farkındalık oluşturursa bu satırların yazarı hadsiz bahtiyar olacaktır.


* Hattat, İSMEK Ebru-Kaligrafi Zümre Başkanı DİPNOTLAR 1) TDK, Genel Türkçe Sözlük 2) HERODOTOS, Tarih (trc. Perihan Kuturman), İstanbul 1973, s. 223-224. 3) NÂSIR-I Hüsrev, Sefernâme (trc. Abdulvehhab Tarzi), İstanbul 1994, s. 82; İBN BATUTA, Voyages c. I, s. 208. 4) MUSTAFA ÂLÎ, Menâkıb-ı Hünerverân (nşr. İbnülemin Mahmud Kemal İnal), İstanbul 1926, s. 11. 5) Kâğıt hakkında ayrıntılı bilgi ve bibliyografya için bkz.: ERSOY Osman, “Kâğıt”, DİA, c. 24, s.163-166, İstanbul 2001. 6) Mecmua, Köprülü Kütüphanesi, Âsım Bey kısmı numara 713, v. 212a.


İSMEK El Sanatları Dergisi 23 İNDİR

Bu yazı 637 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK