Resim

Fırçasız Ressam Metin AKARSLAN

  • #


Yazı: Ayşe Eren SÜNKİTAY*

40’lı yaşlarında sağlığı bozulan, elleri titrediği için fırça tutamayan Akarslan, gönlünü ve yıllarını verdiği resim sanatını bırakamayacağını anlayınca çözüm arayışları içerisinde parmaklarını, hatta tırnaklarını kullanmaya başlar. Boya ve tinerle incelen derisi kanayana kadar resim yapar. Beyazları pembedir sanatçının uzun zaman, ta ki parmakları nasırdan kalınlaşıncaya kadar… Bu dönemden sonra yaptığı resimler fark edilir ve Akarslan önemli galerilerden sergi teklifleri almaya başlar.   Türk resim sanatına 50 yıldır emek veren Metin Akarslan, ülkemizden ziyade yurt dışındaki başarılı sergileriyle tanınmış 1939 İstanbul doğumlu bir sanatçımız… Akarslan, Hattat Kadri Efendi’nin yedi oğlundan biri. Hat kaligrafisine aşinalığı, babasının yanı sıra dönemin önemli diğer hattatı olan babasının atölye arkadaşı Hamid Aytaç Bey ile birlikte başlar. Ailedeki güzel yazı yeteneği ablasını Maliye’deki bir göreve taşırken, en küçük kardeş olan Metin Bey, meslek edinmek gayesiyle Sultanahmet Sanat Okulu’na gider.
Cağaloğlu’nda matbaalarda çalışmaya başlar, bir ara günlük bir gazetede bulunur. Hat sanatının şimdiki gibi “doldurma” tekniği ile değil hüner gerektiren ve her bir harf için yeterli miktarda mürekkebi doğru tahmin ederek “çekme” yöntemiyle yapılması, bu sanatı istediği gibi icra edemediğini gören Metin Bey’i resme yöneltir. Sanatçı, resme ilk başlayışının, henüz malzeme temininin mümkün olmadığı koşullarda, nalburdan alınan toz boyalar ve bezir yağını karıştırmak suretiyle hazırladığı boyayı, eski bir yastık bezini tuval olarak kullanıp uygulaması şeklinde olduğunu anlatıyor.   İlk gençlik yıllarında mutluluğu resim sanatında bulan Metin Akarslan, askerlikten sonra Devlet Mahsulleri Ofisi’nde bir yandan çalışır, bir yandan da Üsküdarlı usta bir ressamdan tuval alarak, hafta sonları ücret karşılığı İtalyan tarzı resim kopyaları yapar. Dekoratif figürleri alıcı bulan Metin Bey, Kadıköy’deki bir mobilya mağazasına üç yıl süreyle resimlerini satar.
Bahariye’ye taşındıktan sonra tanıdığı ressam İsmet Toprak sayesinde resmin ne demek olduğunu anlamaya başlayan sanatçı, Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu’nu ise kendisine resim sanatında ileri ufuklar açan insanlar olarak tanımlıyor. Böylelikle bu birikimlerin ışığında sanat resmi yapmaya yeniden, yeniden, yeniden başlar…   Sanatçı, ilk olarak 1992 yılında, İnci Bengisu’nun teklifiyle Hobi Sanat Galerisi’nde “Taşın Dili” adlı, Aztek, Mısır ve İnka uygarlıklarını mistik bir anlayışla yorumladığı sergisini açar. Bunu Kaş ve Pera Sanat Galerileri’ndeki sergileri izler. İlk yurt dışı sergisi ise İspanya’nın Lugo şehrinde geniş yankı uyandırır. Belçika’nın Brüksel ve İsviçre’nin Lozan şehirlerindeki sergilerinde Metin Akarslan, adından başarıyla söz ettirir.
21 Kasım 2005’den bu yana Ankara’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen 1. Uluslararası Türkiye Graamen Mikrokredi Sanat Bienali’nin “Dünya’da Yoksullukla Mücadele” konulu sergisindeki “Giz” adlı eseri halen sergilenmeye devam eden Akarslan’a, TİSVA’ya yaptığı bağıştan dolayı onur belgesi verilir. Sanatçı, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında toplam 35 kişisel ve karma sergiye katılır.   Çalışmalarını Picasso’ya benzetenler olmakla birlikte “Elementarizm” adı verilen ve Almanya’da ortaya çıkmış olan bir akımın Türkiye’deki tek temsilcisi olduğunu ifade eden Akarslan’ın sanat hayatını, kahverengi rengin etkin olduğu “kahverengi” dönem, kırmızı rengin yoğunluğunda geçen “kırmızı” dönem, yine kullanılan renk etkisine göre anılan “mavi” dönem ve halen çalışmalarını sürdürmekte olduğu siyahla beyaz arasındaki bütün nüansları kullandığı “siyah-beyaz” dönem olarak dörde ayırabiliriz.   Yine kendisine ait ve geleneksel Türk sanatlarında bilinen gravür tekniğine yakın, ancak daha farklı bir tekniği icat etmiş olan ressam, bunun doğuşunu şöyle anlatıyor; “Çocukluğum Fatih Karagümrük’te geçti. Buradaki kahvehanelerde bir kısım yaşlıların, isledikleri beyaz porselen tabakların yüzeyine toplu iğne ucuyla resim yaptıklarını ve dükkan sahibine hediye ettiklerini hatırlıyorum. Belki de o günlerden kalma bir etkiyle kendi tekniğini oluşturdum.”
“Sanat sıra dışı insanların sıra dışı yapıtlarıdır” diyen Metin Akarslan, halen sanatta söz sahibi ülkenin Amerika değil Avrupa olduğunu, Avrupa’da yüz yıl önce başlayan ve gelişimini bir yere kadar tamamlamış olan resim sanatının Türkiye’de paralel bir gelişim çizgisini takip etmediğini söylüyor. Henüz yapılacak çok iş olduğunu belirten sanatçı, yeteneğin yanı sıra isteğe göre de akademilerin gençlere kapılarını sonuna kadar açması gerektiğinin altını çiziyor, süreç içerisinde yetenekli olanların var olmaya devam edeceğine inandığını da ekliyor.   Halen Kadıköy Moda Sineması girişindeki pasajda bulunan ve sanat çevresinden pek çok dostunun ziyaretine geldiği güzel atölyesinde çalışmalarına devam eden Metin Akarslan, Arapça, Farsça ve Osmanlıca dillerine hakim. Deneyimlerini genç arkadaşlarıyla paylaşan sanatçı, bitmeyen enerjisiyle öğrenmeye ve üretmeye devam ediyor…
  *İSMEK Ömerli Kurs Merkezi İdarecisi  

İSMEK El Sanatları Dergisi 7 İNDİR

Bu yazı 1038 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK